Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/781 E. 2026/488 K. – İstihkak İddiası
Konu: İstihkak İddiasının Reddi
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/781
- Karar No
- 2026/488
- Karar Tarihi
- Konu
- İstihkak İddiasının Reddi
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/830 E., 2024/255 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 25.10.2023 tarihli ve 2023/2253 Esas, 2023/6608 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki istihkak iddiasının reddi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. TALEP Davacı alacaklı vekili dava dilekçesinde; borçlular aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte borçluların faaliyetine devam ettiğini tespit ettikleri adreste haciz yapılmasını talep ettiklerini ve 15.01.2020 tarihinde haciz işlemi yapıldığını, haciz mahallinde hazır bulunan davalı üçüncü kişi ... İplik Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. yetkilisi ...’in istihkak iddiasında bulunduğunu, ...’in ...Sanayici ve İş Adamları Derneği (...) web sitesi ve Twitter hesabında borçlu ...nin yetkilisi olarak göründüğünü, davalı borçlu şirketin borca batık hâle geldikten sonra borçlu ...’in kardeşi ... tarafından davalı üçüncü kişi şirketin kurulduğunu, davalı borçlu şirket ile davalı üçüncü kişi şirketin faaliyet alanlarının aynı olduğunu, haciz sırasında hazır bulunan ...’nın borçlu şirketin eski çalışanı olduğunu, borçlu şirketin aynı çalışanlarla üçüncü kişi şirket üzerinden faaliyetine devam ettiğini, borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket arasında organik bağ bulunduğunu, muvazaalı işlemler yaptıklarını, mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı lehine olduğunu ileri sürerek üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı üçüncü kişi vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin adresi ile borçluların adreslerinin farklı olduğunu, borçlu şirketin hiçbir zaman bu adreste faaliyet göstermediğini, haczedilen makinelerin müvekkili şirkete ait olduğunu, sosyal medya hesabında görünen bir açıklama ya da ibareden dolayı müvekkil şirket yetkilisi ile borçlunun beraber hareket ettiği sonucunun çıkarılamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı borçlular usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 03.11.2020 tarihli ve 2020/406 Esas, 2020/1173 Karar sayılı kararı ile; dava dilekçesinde delillerin ticaret sicil gazeteleri, icra dosyası, ... web sitesi ve Twitter görüntüleri, Yargıtay kararları, yemin, bilirkişi,"her türlü belge, doküman ve ikamesi mümkün tüm yasal deliller" şeklinde belirtildiği, ticaret sicil müdürlüğü kayıtlarının ve icra dosyasının celp edildiği, ... web sitesi ve Twitter görüntülerinin dava dilekçesi ekinde sunulduğu, "her türlü belge, doküman ve ikamesi mümkün tüm yasal deliller" ibaresinin somut bir delile yönelik olmadığı ve belirlenebilir olmadığından bu delillerin toplanamayacağı, mevcut delil durumu üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmasının yargılamaya katkısının olmayacağı, buna göre davacının iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 30.11.2022 tarihli ve 2022/2694 Esas, 2022/3281 Karar sayılı kararı ile; temlik eden alacaklı ... Faktoring Şirketi tarafından borçlular aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü icra takibinde ödeme emrinin borçlu şirkete 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (TK) 35. maddesine göre ticaret sicilinde kayıtlı olan OSB ... Bulvarı 3. Sos. Tes. Büro Böl. K2 No 16 ...Gaziantep adresine tebliğ edildiği, alacağı temlik alan davacı alacaklı vekili tarafından beyan edilen adreste 15.01.2020 tarihinde gerçekleşen hacizde davalı üçüncü kişi şirket yetkilisi tarafından istihkak iddiasında bulunulduğu, icra müdürlüğünce dosyanın resen icra mahkemesine gönderildiği, İstanbul 14. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 19.02.2020 tarihli ve 2020/230 Esas, 2020/364 Karar sayılı kararıyla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 99. maddesine göre işlem yapılmak üzere dosyanın icra müdürlüğüne iadesine karar verildiği, kararın tebliğ edilmediği, dava konusu haciz üçüncü kişinin ticaret sicilinde kayıtlı işyeri adresinde yapılmış olup haciz yapılan adresin borçluya ödeme emri tebliğ edilen ve takip talebinde yazılı adresi olmadığı, haciz mahallinde borçlu şirket yetkilisi hazır bulunmadığı gibi borçlu şirkete ait evraka rastlanılmadığı, bu durumda mülkiyet karinesi üçüncü kişi lehine olup aksinin davacı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerektiği, davacı üçüncü kişi vekili tarafından sunulan sosyal medya hesabı görüntüleri ile ... e-bülten sayfa görüntülerinin karinenin aksini ispata yeterli belge olmadığı, üçüncü kişi şirket yetkilisi ile borçlunun kardeş olmaları, her iki şirketin faaliyet konularının aynı olması ve üçüncü kişinin bir işçisinin öncesinde borçlunun işçisi olmasının tek başına mülkiyet karinesinin aksinin ispatı için yeterli olmadığı, kaldı ki dava dilekçesinde her türlü delile dayanmış olan davacıya delillerini iki haftalık kesin süre içerisinde bildirmesi aksi hâlde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağına ilişkin olarak tensip ara kararıyla yapılan ihtarın vekiline tebliğ edilmesine rağmen davacı vekili tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına dayanılmadığı, borçlunun işçisi olduğunu iddia ettiği kişi ya da kişilere ilişkin başkaca bir delil de ibraz edilmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dava konusu 15.1.2020 tarihli haciz, 3. kişi şirketin ticaret sicil adresinde yapılmış olup, haciz mahallinde borçlu hazır olmadığı gibi borçluya ait evrakın varlığıda belirlenmemiştir. Buna göre, mülkiyet karinesi davalı 3. kişi lehine olup, mülkiyet karinesinin aksinin davacı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir. Davalı 3. kişi, borcun doğumundan, hatta takipten sonra kurulmuştur. Borçlu şirket ortakları ... ve ... olup anılan kişilerin karı-koca olduğu, ...’in ise, 3. kişi şirket ortağı ...’in kardeşi olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, borçlunun ticaret sicilde kayıtlı adresinde faaliyetine devam etmediği, davacının delil olarak dayandığı ... belgeleri ve Twitter belgeleri de nazara alındığında 3. kişi ile borçlu arasında mal kaçırmak amacıyla muvazaalı işlemler yapıldığı görülmekle davacının karinenin aksini ispat ettiğinin kabulü gerekir. Bu durumda davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında davacı vekilinin ibraz ettiği ve Özel Dairenin bozma kararında belirtilen ... belgeleri ve twitter belgelerinin tarihinin 20 11... yıllarına ait olduğu, söz konusu belgelerin borcun doğumundan önce olması nedeniyle borçlunun mal kaçırmak amacıyla muvazaalı işlemler yaptığını ispata elverişli olmadığı, üçüncü kişi şirket yetkilisi ile borçlunun kardeş olmaları, her iki şirketin faaliyet konularının aynı olması ve üçüncü kişi şirketin bir işçisinin öncesinde borçlunun işçisi olmasının tek başına mülkiyet karinesinin borçlu lehine işletilmesi ve karinenin aksinin ispatı için yeterli olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı alacaklı vekili; istihkak iddiasında bulunan ...’in ... paylaşımlarında borçlusu ... Halı İplik Tekstil San. Tic. Ltd. Şti'nin yetkilisi olarak göründüğünü, haciz mahallinde bulunan ...’nın borçlu şirketin eski çalışanı olduğunu, üçüncü kişi şirketin borçlu şirket borca batık hâle geldikten sonra, borçlu şirketin yetkilisinin kardeşi tarafından kurulduğunu, iki şirketin ortakları ve yetkilileri arasında yakın akrabalık ilişkisi olduğunu, mahkemece tüm delillerin toplanmadığını ve bilirkişi incelemesi yapılmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı borçlu şirket ile davalı üçüncü kişi şirketin birlikte hareket ederek muvazaalı işlemler yapıp yapmadığı, davacı alacaklı tarafından mülkiyet karinesinin aksinin ispat edilip edilemediği, buradan varılacak sonuca göre istihkak iddiasının reddi talebinin kabulüne karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk İcra ve İflas Kanunu'nun 97/a ve 99. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. 2. Haciz, cebri icra organı tarafından yapılan devlete ilişkin bir hakimiyet tasarrufu olup icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için bu yolda istemde bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara icra memuru tarafından hukuken el konulmasıdır. Kural olarak haciz işleminin tamamlanması için mala fiilen el konularak malın borçlunun tasarruf sahasına çıkarılması da gerekmemektedir. Borçlu elinde haczedilen bir malda, üçüncü kişi tarafından kendi lehine veya borçlu tarafından üçüncü kişi lehine hak iddia edilmesi üzerine mahcuz malı hacizden kurtarmak amacıyla üçüncü kişinin alacaklıya karşı açtığı dava "istihkak davası" (İİK md. 96, 97/6); elinde haczedilen bir malda hak iddia eden üçüncü kişiye karşı alacaklının, haczin kalkmasını önlemek için açtığı dava ise "istihkak iddiasının reddi davası" (İİK md. 99) olarak tanımlanmaktadır (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, 2013, s.543; Timuçin Muşul, İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları, Ankara, 2015, s.3). 3. İstihkak davasının menfaatler dengesine en uygun bir şekilde sonuçlandırılabilmesi, bu davada uygulanacak ispat kurallarına bağlıdır. Alacaklı, istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişi ile borçlu arasındaki ilişkilere yabancıdır, alacaklı dış görünüşüne bakarak borçluya borç vermiştir. Bu nedenle, istihkak davasında alacaklı ispat bakımından korunmazsa, alacaklının borçlu ile üçüncü kişi arasındaki hileli anlaşmaları ispat etmesi çok güç olur ve üçüncü kişinin haklı menfaatlerini korumak için kabul edilmiş olan istihkak davası, kötü niyetli borçlular tarafından alacaklılardan mal kaçırmak için bir araç olarak kullanılır (Kuru, s.560). 4. İcra ve İflas Kanunu'nun borçlunun gerçek alacaklılarını korumak için istihkak davası hakkında bazı özel ispat hükümleri öngörmüştür. Malın yalnız üçüncü kişinin elinde bulunması, borçlunun elinde bulunması, borçlu ile üçüncü kişinin malı birlikte elinde bulundurmaları farklı hükümlere tâbi tutulmuş, anılan düzenlemeler uyarınca alacaklı ve üçüncü kişiler yararına bazı yasal karineler öngörülmüştür. Bu yasal karinelerin aksini savunan tarafa ispat külfeti yüklenmiştir. 5. İcra ve İflas Kanunu'nun 97/a-1. maddesinde borçlu dolayısıyla alacaklı yararına öngörülen yasal karineler borçlu ile üçüncü kişilerin anlaşmak suretiyle alacaklılardan mal kaçırmalarının engellenmesi amaçlanmıştır. Bu maddenin ilk iki cümlesindeki alacaklı yararına öngörülen bu yasal karinenin aksini ispat külfeti üçüncü kişiye aittir. Bu maddeye dayanarak dava açan üçüncü kişi üzerine düşen ispat yükünü yerine getirirken, malı hangi hukuki sebebe dayanarak kazandığını, eğer satın alma nedenine dayanmışsa, satın aldığı tarihte malı satın alabilecek ekonomik güce sahip olduğunu, malın ne sebeple borçlu elinde bulunduğunu ispat etmek zorundadır. Yasal karinenin aksi tanık dâhil her türlü delille kanıtlanabilir. Ancak davacı üçüncü kişinin karinenin aksini ispat için icra mahkemesine sunduğu kanıtlar inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak nitelikte olmalıdır (Ali Güneren, İcra ve İflas Hukukunda İstihkak Davaları, Ankara 2008, s.653). Davalı alacaklı yararına mülkiyet karinesinden söz edebilmek için haciz uygulanan adresin borçlu ile ilişkisinin kesin bir biçimde saptanması gerekmektedir. 6. Taşınır mal, yalnız üçüncü kişi elinde haczedilmişse kural olarak dava açma ve dolayısıyla ispat yükü İİK'nın 99. maddesi uyarınca alacaklıya düşer. Bu maddenin uygulanabilmesi için malların yalnızca üçüncü kişinin elinde haczedilmiş olması gerekmektedir. Mal borçlunun elinde ya da borçlu ile üçüncü kişinin müştereken elinde bulunduğu hâldeyken haczedilmişse İİK'nın 99. maddesi değil, 96... . maddeleri uygulanır. Hemen belirtmek gerekir ki, istihkak davası İİK'nın 99. maddesine dayalı olarak üçüncü kişi tarafından açılırsa ispat külfeti yer değiştirmez. Bu durumda da davalı alacaklı, malın borçlu elinde haczedildiğini, borçluya ait olduğunu ispatlamalıdır. 7. İstihkak davasında davacı, İİK'nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin aksini her türlü delille ispatlayabilir. Aynı Kanun'un 97. maddesine göre istihkak davasına genel hükümler dairesinde basit yargılama usulüne göre bakılır ve icra mahkemesi istihkak davası hakkındaki incelemesini mutlaka duruşmalı olarak yapar. Hâkim tarafların gösterecekleri bütün delilleri serbestçe takdir eder. 8. Bu aşamada organik bağ kavramının açıklanması gerekmektedir. Organik bağ kavramında bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının kaynağını 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. 9. Tüzel kişiliği haiz bir ortaklıkta "sınırlı sorumluluk ilkesi" ile "kişiliklerin ayrılığı ilkesi"nin bilinçli ve sistemli olarak alacaklılara zarar verecek şekilde kötüye kullanılması uygulamada ortaya çıkan durumlardan biri olduğu bilinmektedir. 10. Tüzel kişiliklerin mal varlıklarının birbirinden ve ortaklarının mal varlıklarından bağımsız olması, şirket ile ilişkiye giren kişileri, müşterileri ve alacaklıları korumak içindir, haksız olarak bir başka şirkete aktarılan mal varlığı değerlerinin korunması için değildir. Tüzel kişiliklerin malvarlıklarının birbirinin ve ortaklarının mal varlığından ayrı olması ilkesinin kötüye kullanılarak koruduğu amaca yabancılaştırıldığı durumları hukuk düzeni himaye etmemelidir. Bu nedenle, özellikle kriz zamanlarında şirket mal varlığının başka şirketlere aktarılması, karşılıksız veya oransız mal satışlarının gerçekleştirilmesi, bir şirketin zararına diğerinin mal varlığının sürekli olarak artırılması hâllerinde bu şirketler arasında organik bir bağın varlığının kabul edilmesi gerekir. Şirketlerin (hukuki veya fiili) yöneticisinin ya da hakim ortağının aynı kişi olması hâlinde organik bağın varlığı kuvvetli bir ihtimal hâline gelir. Bu durumda bir şirketin alacaklılarının diğer şirketin mal varlığına da el atabilmelerinin yolu açılmış olur (Selçuk Öztek, Tekin Memiş, Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s.199,214). 11. İcra ve iflas hukukunda organik bağ kavramı, icra takibini sonuçsuz bırakmak amacıyla işlemler yapan borçlunun bu amacına ulaşmasını önlemek için borçtan üçüncü bir tüzel kişinin sorumlu tutulmasına hizmet etmektedir. Bu bağlamda borçlu ile aralarında organik bağ bulunduğu tespit edilen tüzel kişinin malları, borçlunun borcu için haczedilip satılabilir. 12. Organik bağ kavramının uygulanması hakkın kötüye kullanılması yasağı ve dürüstlük kuralı ilkesine dayandığından borçlunun diğer tüzel kişiliği mal kaçırmak amacıyla kullanma niyetinin olması gerekir. Özellikle alacaklılardan mal kaçırma kastının varlığı, borcun doğduğu tarihten sonra üçüncü kişi tüzel kişiliğin kurulması hâlinde söz konusu olmaktadır. Organik bağın varlığı için tüzel kişiler arasında belirli bir iktisadi ve ticari bağımlılığın, kader birlikteliğinin veya birlikte hareket olgusunun ya da başka bir özdeşliğin bulunması gerekmektedir. Sadece benzerliklerin bulunması veya aynı alanda faaliyet göstermesi yeterli değildir. Organik bağın varlığında diğer bir kriter de malvarlıklarının ve alanların karışmasıdır. Başka bir anlatımla şirket malvarlıklarının başka bir şirkete aktarılması, karşılıksız veya oransız mal satışlarının gerçekleştirilmesi, bir şirketin zararına diğerinin malvarlığının sürekli olarak artırılması hâlinin bulunması gerekir (Hakan Pekcanıtez ve diğerleri, İcra ve İflas Hukuku, İstanbul, 2024, s.210-211). 13. Şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması tek başına organik bağ için yeterli değildir. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, pay devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. 14. Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2026 tarihli ve 2025/12-428 Esas, 2026/199 Karar; 25.02.2026 tarihli ve 2025/10-204 Esas, 2026/122 Karar; 24.05.2023 tarihli ve 2023/9-258 Esas, 2023/528 Karar ile 22.09.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3109 Esas, 2021/1075 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 15. Organik bağ, TMK'nın 2. maddesi çerçevesinde istisnai ve son çare olarak uygulama alanı bulmalıdır. Dürüstlük kuralı, sınırları belirsiz bir kavram olup hukuki güvenliğin tehlikeye düşürülmesi riskini bünyesinde taşıdığından bu kuralın uygulanmasında son derece temkinli ve dikkatli davranılması gerekir. 16. Somut olayda ise alacaklı vekili tarafından davalı borçlular ... Halı İplik Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti., ... ve ... aleyhine 26.08.2014 tanzim tarihli bonoya dayalı olarak 25.07.2016 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatılmıştır. Alacaklı vekilinin talebi üzerine "3. OSB ... nolu Cad. No:14" adresinde 15.01.2020 tarihinde haciz işlemi yapılmıştır. Haciz mahallinde hazır bulunan davalı üçüncü kişi ... İplik San. ve Tic. Ltd. Şti. yetkilisi ... haczedilen malların yetkilisi olduğu şirkete ait olduğunu ileri sürerek istihkak iddiasında bulunmuştur. 17. Dava konusu taşınırlar yalnız üçüncü kişi elinde haczedildiğinden mülkiyet karinesi üçüncü kişi lehinedir. Bu nedenle üçüncü kişi elinde haczedilmiş olan malların borçluya ait olduğunu ispat yükü davacı alacaklıya düşer. Organik bağın varlığı, kendisine mülkiyet karinesinden yararlanma imkânı tanıyarak lehine hukuki sonuç doğurduğu için organik bağın varlığını ispat yükü de alacaklıdadır. Bu husus Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında uyuşmazlık konusu değildir. 18. Somut olayda ödeme emri TK'nın 35. maddesine göre borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı olan "... San. Bölgesi ... Blv. 3. Sos. Tes. Büro Böl. K.2 No 16 ...Gaziantep "adresine tebliğ edilmiştir. Haciz yapılan adres borçlu şirkete ödeme emri tebliğ edilen adres olmadığı gibi senedin düzenleme yerindeki ve takip talebindeki adres de değildir. Borçlu şirket ile üçüncü kişi şirketin ticaret sicil kayıtları incelendiğinde aynı adreste faaliyet göstermedikleri anlaşılmıştır. 19. Davalı borçlu şirket 18.04.2006 tarihinde kurulmuş olup kurucuları ... ve ...'dir. 15.04.2009 tarihinde alınan karar ile ... hissesini ... ve ...'e devretmiştir. Borçlu şirketin yetkilisi münferiden ...'dir. Davalı üçüncü kişi şirket 19.03.2018 tarihinde kurulmuş olup kurucusu ...'dir. Dosya kapsamından ... ile ...'in kardeş oldukları anlaşılmaktadır. 20. Dava dilekçesi ekinde sunulan sosyal medya hesabı görüntüleri ile ... e-bülten sayfa görüntülerinin tarihi 20 11... yıllarına ait olup borcun doğum tarihinden öncesine ilişkindir. 21. Dava konusu haciz üçüncü kişinin ticaret sicilinde kayıtlı işyeri adresinde yapılmış olup haciz yapılan adres borçluya ödeme emri tebliğ edilen, takip dayanağı senedin tanzim yerinde ve takip talebinde yazılı adresi değildir. Haciz mahallinde borçlu şirket yetkilisi hazır bulunmadığı gibi borçlu şirkete ait evraka da rastlanılmamıştır. Üçüncü kişi şirket yetkilisi ile borçlunun kardeş olması, her iki şirketin faaliyet konularının aynı olması ve üçüncü kişi şirketin işçisinin daha önce borçlu şirketin işçisi olması, borcun doğum tarihinden öncesine ilişkin sosyal medya hesabı görüntüleri ile ... e-bülten sayfa görüntüleri organik bağın varlığını ispat için tek başına yeterli değildir. 22. Bu durumda mal kaçırma amacı ve şirketler arasındaki özdeşliğin ispatlanamadığı ve davalı şirketler arasında organik bağ bulunmadığı anlaşılmaktadır. O hâlde mülkiyet karinesinin aksi davacı alacaklı tarafından ispatlanmadığından İlk Derece Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin direnme kararı yerindedir. 23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalı üçüncü kişi şirketin borcun doğumundan ve takip tarihinden sonra kurulduğu, borçlu şirket ortağı ...’in üçüncü kişi şirket ortağı ...’in kardeşi olduğu, borçlunun ticaret sicilde kayıtlı adresinde faaliyetine devam etmediği, üçüncü kişi şirket ortağı ...’in ticaret sicil kayıtlarına göre borçlu şirkette hiçbir zaman ortak ve yetkili olmamasına rağmen ... ve Twitter belgelerinde "Ekim Ayında Aramıza Katılan Üyelerimiz" başlıklı belgede "... -Gaziantep-... Halı İplik Tekstil. San. Tic. Ltd. Şti" yine twitter belgesinde "...- ... Tekstil" şeklinde ifadelerin yer aldığı, borçlu şirket ... Halı İplik Tekstil San. Tic. Ltd. Şti. adına yapılan paylaşımlarda yetkili olarak göründüğü, bu nedenle üçüncü kişi şirket ile borçlu şirket arasında mal kaçırmak amacıyla muvazaalı işlemler yapıldığının kabulü ile direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir. 24. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.09.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.