Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2026/375 E. 2026/439 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2026/375
Karar No
2026/439
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1187-1394

I. HUKUKÎ SÜREÇ Cinsel saldırı suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.05.2017 tarihli ve 366-156 sayılı hükmün, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, sanık müdafii, katılan mağdure vekili ile Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 18.02.2019 tarih ve 3753-452 sayı ile; İlk Derece Mahkemesinin beraat hükmünün kaldırılmasına, sanığın sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/1-2. cümle, 102/3-c, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; bu hükmün de sanık müdafii, katılan mağdure vekili ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.01.2025 tarih ve 28124-582 sayı ile; "Sanığın eylemleriyle ilgili katılan mağdurenin olay tarihinden yaklaşık bir yıl kadar sonra başlatılacak adli süreçte delil olarak kullanılmak üzere sanıkla arasındaki telefon konuşmalarını sanıktan habersiz şekilde kayda alarak dosyaya sunduğu anlaşılmakla, ses kayıtlarının temin şekli itibarıyla yasak delil niteliği taşımasından dolayı 5271 sayılı Kanun'un 206/2-a maddesine aykırılık oluşturacak şekilde sanık aleyhine hükme esas alınmayacağı, mevcut hâliyle olayın intikal şekli ve zamanı, katılan mağdurenin soyut beyanları, savunma ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi ise 30.06.2025 tarih ve 1187-1394 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün de katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, sanık müdafii, katılan mağdure vekili ile Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.09.2025 tarihli ve 106761 sayılı bozma istemli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.03.2026 tarih ve 7889-2214 sayı ile direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdureye yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; 1- Hüküm kurulmadan önce Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün usulüne uygun olarak alınıp alınmadığının, 2- Hazır bulunan sanık ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının, Değerlendirilmesi gerekmektedir. III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince bozmadan sonra yapılan yargılamada, 30.06.2025 tarihli celsesinde bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan sanık ve müdafii, katılan mağdure ve vekili, katılan Bakanlık vekili ile Cumhuriyet savcısına bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısının "Usul ve yasaya uygun Yargıtay bozma ilamına uyulmasını talep ediyoruz." şeklindeki beyanından sonra esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve oturumda hazır bulunan sanık ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan duruşmaya son verilip direnme kararına konu hükmün kurulduğu anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 12.09.2024 tarihli ve 362-243; 10.07.2024 tarihli ve 307-2 33... .02.2025 tarihli ve 110-54 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Yargıtayın bozma ilamı ile derece mahkemelerince verilen hüküm ve kararlar ortadan kalkarlar. Bozmadan sonraki serbestlik ilkesi kapsamında mahkemeler kural olarak bozmadan sonra gerek bir önceki kararlarından, gerekse bozma ilamından tamamen farklı bir sonuca ulaşıp apayrı bir hüküm/karar tesis edebilirler. Bu ilkenin istisnalarından birini direnme/ısrar kararı oluşturur (CMK madde 307/4). Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar (CMK madde 307/1). Cumhuriyet savcısının bozmaya karşı diyeceklerini bildirmesi ile esas hakkındaki mütalaasını sunması, prensip olarak farklı fonksiyonları ve sonuçları olan savcılık işlemleridir. Bu nedenledir ki Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak derece mahkemesi, bozma kararına uysa da önceki kararında ısrar etse de Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının, savunma hakkının etkin kullanılabilmesine imkân sağlayacak açıklık ve yeterlilikte olması usuli bir mecburiyettir. Keza hüküm, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafii ve diğer ilgililer dinlendikten sonra verilebilir (CMK madde 33). Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir (CMK madde 216/3). Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasından sonra hazır bulunan sanık ve müdafii dinlenmeli, her halûkârda hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilmelidir. Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde; Bozmadan sonra yapılan yargılamanın 30.06.2025 tarihli celsesinde bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan sanık ve müdafii, katılan mağdure ve vekili, katılan Bakanlık vekili ile Cumhuriyet savcısına bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısı tarafından serdedilen; "Usul ve yasaya uygun Yargıtay bozma ilamına uyulmasını talep ediyoruz." şeklindeki düşüncenin, usule uygun geçerli ve yeterli esas hakkında mütalaa olarak kabul edilmesi mümkün bulunmadığı gibi hazır bulunan sanığa ve müdafiine esas hakkında savunma imkânı da tanınmadığından savunma hakkının kısıtlandığı kabul edilmelidir. Yukarıda açıklanan usule aykırılıklar nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin sanık hakkında kurduğu direnme kararına konu hükmünün sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince verilen 30.06.2025 tarihli ve 1187-1394 sayılı direnme kararına konu hükmün, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan, hazır bulunan sanığa ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan yargılamaya son verilip hüküm tesis ve tefhim edilmesi suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 2- Dosyanın, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.07.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2026/375, K. 2026/439, T. 01.07.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2026-375-e-2026-439-k-b0d529f70897