Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/281 E. 2026/424 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/281
- Karar No
- 2026/424
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 555-812
I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli kasten öldürme suçundan sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesince 15.11.2011 tarih, 189-294 sayı ve oy çokluğuyla kurulan hükümlerin, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.03.2014 tarih ve 1072-1666 sayı ile "...Aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların savunmalarının ayrı ayrı müdafiiler yerine aynı müdafiiler tarafından yapılması suretiyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 38/1. ve 5271 sayılı CMK.nun 152. maddelerine aykırı davranılması..." isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 04.12.2014 tarih ve 241-399 sayı ile sanıkların bozma öncesi gibi beraatlerine ilişkin hükümlerin de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 12.07.2017 tarih ve 5578-2659 sayı ile "...Maktulün ve sanıkların kullandıkları GSM hatlarına ait dosyaya celbedilen HTS raporları üzerinde usulüne uygun bilirkişi incelemesi yaptırılarak, maktulün kaybolduğu ve sonraki 15 güne ait görüşme kayıtlarının, telefonların sinyal aldığı baz istasyonlarının harita üzerinde ayrıntılı olarak denetime imkân verecek şekilde gösterilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırmayla yazılı şekilde hükümler kurulması..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 26.10.2022 tarih ve 555-812 sayı ile sanıkların kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 53... . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba; bu hükümlerin de katılanlar vekili, sanıklar müdafileri ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.12.2023 tarih ve 2728-7690 sayı ile onanmasına, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Başkanı ... ve Daire Üyesi ...; "...Sanıkların maktul ...’u öldürdüklerine ve kaybolduğu tarihte birlikte olduklarına ilişkin görgüye dayalı tanık beyanı ve delil bulunmamaktadır. Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan kuşkudan sanık yararlanır ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanıkların aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat hiç bir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksekte olsa bir olasılığa dayanılarak sanıkları cezalandırmak ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olanak hüküm vermek anlamına gelir. Ceza yargılamasında mahkumiyet büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Bu nedenlerle kararın bozulması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama düşüncesine katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 19.01.2024 tarih ve 2448 sayı ile; "...Sanıklar aleyhine mevcut delillerin, maktulün sanıklar ... ve ...'in kız kardeşi ile arkadaşlık yaptığına dair beyanlar ve suç tarihinde sanıkların birbirleriyle ve ölü sanık ...'in maktul ile cep telefonu iletişiminin bulunması ve ihbarcılar tarafından kabul edilmeyen, kim tarafından yapıldığı belirlenemeyen ihbarlardan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Ölü sanık ... maktul ile telefon görüşmesine ilişkin olarak, hatırlamadığı bir zamanda maktulün araması ile baldızı ile olan arkadaşlığı nedeniyle tanışmak istediğini, ancak hiç bir zaman bir araya gelmediklerini beyan etmiştir. Maktul kesici ve delici bir alet ile öldürülmüş olup, sanıklardan olay ile ilişkilendirilebilecek veya olayda kullanıldığı tespit edilen bir suç aleti ele geçmemiş ve maktulün cesedi üzerinde sanıklara ait herhangi bir biyolojik veri elde edilmemiştir. Sanıkların telefonlarının sinyal aldığı aynı bölgede kurulu üç adet baz istasyonu ile bu istasyonların kapsama alanlarının büyüklüğü nazara alındığında, sanıkların telefonlarının aynı zaman aralığında bu istasyonlardan sinyal almasının savunmalarının aksine eylemi gerçekleştirmek için bir araya geldiklerini göstermeyeceği yine sanıklar ... ve ...'in kız kardeşleri ... ile maktulün arkadaş oldukları ... tarafından doğrulanmış olsa da bu arkadaşlık nedeniyle maktulün sanıklar tarafından öldürüldüğü iddiasının da kesin delillerle doğrulanamadığı bu hususta ölü sanık ...'in gözaltında iken eşi ... ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözlerin de bu durumu doğrulamaya ve şüpheyi gidermeye yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu durumda bir kısım sanıklar aleyhine, maktulün, kız kardeşleri ile arkadaşlık yapması ve sanıkların kendi aralarındaki çok sayıdaki telefon iletişimi ile ölü sanık ...'in maktul ile bir kez telefon görüşmesinden kaynaklanan basit bir şüphe mevcut ise de, dosya kapsamında sanıkların atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmalarına yeterli her türlü şüpheden arınmış kesin ve inandırıcı herhangi bir delil elde edilememiştir..." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.04.2024 tarih, 679-2785 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN İnceleme dışı sanık ... hakkında kurulan düşme hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme; sanıklar ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların maktule yönelik müşterek fail sıfatıyla kasten öldürme suçuna konu eylemlerinin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanıklar ... ve ...'un kardeşleri ... ile evli olan enişteleri inceleme dışı sanık ... hakkında usulüne uygun olarak alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararına istinaden elde edilen ve CMK'nın 45. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki görüşme içeriğinin, Anayasa'nın 38/6 ve CMK'nın 135/3, 217/2 ve 289/1-i maddeleri uyarınca adı geçen sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine esas alınıp alınamayacağı da değerlendirilmiştir. IV. UYUŞMAZLIK KONUSU İLE ÖN SORUNA DAİR BİLGİ VE BELGELER İncelenen dosya kapsamından; 27.12.2007 tarihli katılan ... imzalı müracaat tutanağında; Şanlıurfa ili ... ilçesi ... köyünde ikamet eden kardeşi ...’un 26.12.2007 günü saat 18.00-18.30 sıralarında kullandığı 0543... ... numaralı cep telefonundan kendisini arayan birine "Tamam, Geliyorum." dedikten sonra annesi "Kim aradı?" diye sorduğunda köyden ... oğlu ... isimli kişinin aradığını söyleyip evden ayrıldığının ve bundan sonra bir daha kendisine ulaşılamadığının yazılı olduğu, 11.03.2008 tarihli olay yeri tespit ve keşif tutanağında; Yavuzeli İlçe Jandarma Komutanlığının saat 15.00 sıralarında ... köyü ... mevkii Fırat nehri kıyısında bir erkek cesedinin bulunduğunu bildirmesi üzerine Cumhuriyet savcısı ile birlikte olay yerine intikal edildiğinde ve uçurum kenarından aşağı bakıldığında Fırat nehri kıyısında yüzüstü yatar vaziyette üstü çıplak mavi kot pantolonlu bir erkek cesedinin suyun üzerinde görüldüğünün, cesedin kenara çıkartılmasıyla boynunda ip veya benzeri bir sicim ile bir ucu ayaklarının bilek kısmından bir ucu ise cesedin boynuna sarılı vaziyette, domuz bağı olarak tabir edilen yöntemle bağlandığının ve kafasında sarı bir poşet olduğunun, cesedin sabunlaşmaya başladığının belirtildiği, 23.05.2008 tarihli otopsi raporunda; maktulün dış muayenesinde el ve ayak bileklerinde 2 cm eninde hafif çökük bağ izleri bulunduğunu göğüs sağda 7 interkostal aralık midklavikuler hat lateralinde birbirine yakın 1 cm ve 2 cm uzunluklarda bir açısı geniş bir açısı dar, düzgün kenarlı kesici delici alet yarası ve sağ frontalde bir santim çapında lazerasyon tespit edildiği, göğüs sağdaki kesilerin 7. kotu keserek sağ göğüs boşluğundan içeri girdiği, akciğerde yaralanma yapmadan diyaframı geçerek karaciğer sağ lobda hasar oluşturduğu, Kimya İhtisas Dairesinin 08.04.2008 günlü toksikoloji raporunda iç organ parçalarında toksik maddelerden hiçbirinin bulunmadığı, sonuç olarak kişinin vücudundaki iki adet kesici delici alet yarasının; her ikisinin de müstakilen öldürücü mahiyette olduğu, suç aletinin bir kenarı keskin diğer kenarının künt olduğu, kişinin ölümden önce mi yoksa sonra mı suya atıldığının tefrikinin mümkün olmadığı, maktulün ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı iç organ delinmesinden gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu ifadelerine yer verildiği, 06.06.2008 tarihli ihbar tutanağında; saat 12.50 sıralarında 156 Jandarma ihbar hattını arayan ve ismini vermek istemeyen erkek bir şahsın maktulün öldürülmesi ile ilgili olarak azmettiricilerin ... İl Encümeni ... ... ve ... ... Odası Başkanı ... ... olduklarını beyan ederek telefonu kapattığının yazılı olduğu, 08.06.2008 tarihli ihbar tutanağında; saat 14.00 sıralarında Jandarma santralini arayan erkek bir şahsın ... Arıköy köyünden aradığını, Yavuzeli Cumhuriyet savcısının cep telefonunun kendisine verilmesini istediğini, bunu mümkün olmadığının bildirilmesi üzerine maktul ...'un ... kardeşleri tarafından namus meselesi yüzünden öldürüldüğünü, önce on gün süreyle ...'un babası olan ...'un Ağrı köyündeki evinin ahırında tornavida ile işkence edildiğini, ahırdan da Fırat nehrine bir şekilde atıldığını söyleyerek telefonu kapattığı ifadelerine yer verildiği, 09.06.2008 tarihli Yavuzeli Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/84 soruşturma numaralı dosyada düzenlenen ihbar tutanağında; adliyede bulunan 0342... ... nolu telefonun saat 13.15'te çaldığı, kimliğini vermeyen bir şahsın maktul ...'un öldürülmesi ile ilgili bilgi vermek istediğini söylediği, maktulün ... adlı kişinin kızı olan ... ile ilişkisi nedeniyle çocukları ..., ... ve ... ... tarafından, babaları ...'nin ... köyündeki evinin altında bulunan ahırda bir hafta boyunca işkence edildikten sonra öldürüldüğünü, failleri azmettiren kişilerin akrabaları olan ...ve ... ... isimli kişiler olduğunu, bunları ...ın çok yakın akrabası olan bir kişiden öğrendiğini, tüm ...'nın olayı bu şekilde bildiğini, ancak maktulün akrabalarının güçlü bir aile olan ... ailesinden korkması sebebiyle konuşamadıklarını, kendisinin de korkması nedeniyle kimliğini açıklayamadığını söylediğinin yazılı olduğu, 11.06.2008 tarihli arama tutanağında; ... Sulh Ceza Mahkemesinin 2008/194 sayılı arama kararına istinaden ...'un ... köyündeki evine gelindiğinin, yapılan aramada evin birinci katındaki misafir odasında, ... adına tescilli olup ... tarafından kullanıldığı öğrenilen 63 P... ..5 plakalı Renault Toros marka araca ait paspaslar görüldüğü, yapılan teknik incelemede paspasların birinde kan lekesi olduğu değerlendirilen kırmızı renkli bir sıvıya rastlanması üzerine delil olarak muhafaza altına alındığı, evin önünde bulunan söz konusu araç üzerinde yapılan araştırmada ise herhangi bir şüpheli bulguya rastlanmadığının belirtildiği, 03.07.2008 tarihli Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi raporunda; kimliği belirsiz erkek cesedinden elde edilen DNA profili ile gönderilen materyalin karşılaştırılması sonucunda İsmail ...'un %99,99 ihtimalle maktulün biyolojik babası, ...'un ise %99.99 ihtimalle maktulün annesi olabileceğinin tespit edildiği, 09.07.2008 tarihli Ankara Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi raporunda; maktul ...'un cesedinden elde edilen DNA örneği ile ... evinden ele geçirilen paspastan alınan kan numunesinden elde edilen DNA örneğinin karşılaştırılması sonucu negatif sonuç alındığının bildirildiği, 23.07.2008 tarihli teslim ve tesellüm tutanağında; Yavuzeli Sulh Ceza Mahkemesinin 07.04.2008 tarihli ve 2008/53 D.İş sayılı ve 30.04.2008 tarihli ve 2008/59 D.İş sayılı kararlarıyla sanıklar hakkında iletişimin denetlenmesine karar verildiği, bu karara istinaden inceleme dışı sanık ...'in eşi ... ile ve kardeşi ...... ile aralarındaki telefon görüşmeleri içeriklerinin çözümünün yaptırılarak hazırlanan tape kayıtlarının Cumhuriyet savcılığına teslim edildiği, denetleme kararlarına 07.07.2008 tarihinde son verildiğinin yazılı olduğu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan gönderilen baz istasyonunu gösterir iletişimin tespiti kayıtlarından; maktul tarafından kullanıldığı bilinen 0536.....80, 0545...67 63... ...... 56 numaralı sim kartlara ait veriler incelendiğinde; maktulün en son inceleme dışı sanık ...'nün kullandığı bilinen 0545... ... numaralı sim kart ile 26.12.2007 tarihinde saat 18.03'te görüştüğü ve bu görüşmeden sonra inceleme dışı sanık ...'in kullandığı telefonu kapattığı ve bir daha sinyal alınamadığı, inceleme dışı sanık ...'in aynı gün bu en son görüşme öncesinde de maktulle saat 12.52, 18.01, 18.03'te iletişime geçerek bir iki dakikalık görüşmeler gerçekleştirdiği, İlgili telekomünikasyon operatörlerinden gönderilen baz istasyonu kapsama alanını gösteren haritalar ve buradan hareketle düzenlenen bilirkişi raporlarından; sanık ...'in kullandığı bilinen 0543... ... numaralı telefonun saat 20.58'de kardeşi sanık ... ile görüştüğü sırada ... numaralı Atatürk Barajı Şanlıurfa baz istasyonundan, görüşme sırasında sanık ...'in de aynı mıntıkada bulunan ... numaralı Atatürk Barajı Şanlıurfa baz istasyonundan sinyal aldığının, sanık ...'in kullandığı telefonun ise aynı gün saat 20. 01... .02'de sanık ... ile görüştüğü sırada ... numaralı Atatürk Barajı Şanlıurfa baz istasyonundan sinyal aldığının, numaraları farklı operatörlere ait ve simi aynı olan her iki baz istasyonunun da ... merkeze arabayla yaklaşık yarım saat uzaklıktaki Fırat nehrinin Atatürk Barajı bitiş noktasına yakın ... köyü civarında kurulu olduklarının, ancak sanık ...'in cep telefonunun saat 20.14'te Atatürk Barajı Şanlıurfa baz istasyonun bulunduğu konuma arabayla yaklaşık 45 dakika uzaklıktaki Sızan köyü baz istasyonundan sinyal aldığının tespit edildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ...; kardeşi olan maktul ...'un en son 26.12.2007 günü saat 18.00 civarında amcası ... ile ... ...'un tarlasından fidan dikmekten geldiklerini, yemeğini yiyip kendisine "Sen hayvanların yemini ver, ben sonra gelirim." dediğini, on beş dakika içinde hayvanlara yemini verip geri geldiğinde maktulün evde olmadığını görünce annesine sorduğunu, annesinin ise maktulün telefonunun çaldığını ve tanık ...'in çağırdığını söyleyip evden çıktığını söylediğini, o saatten sonra da ulaşamadıklarını, tanık ...'in kardeşinin samimi arkadaşı olduğunu, sonra Jandarmaya haber verdiklerini, amcası ...'e kardeşinin en son aradığı numarayı vermeleri üzerine aradıklarını, numara sahibinin amcası ...'e küfredip telefonu kapattığını, sonra tanık ... ...'ın da telefonda kardeşiyle bir kaç kez konuştuğunu öğrenince ne konuştuklarını sorduğunu fakat öğrenemediğini, ancak tanık ...'in hattı kardeşinin görüşmesi için ...'ye verdiğini öğrenince bu nedenle kardeşinin ... ile görüştüğünü anladıklarını, tanık ...'in kardeşleri olan sanıklar ... ve ...'den korktuğunu, maktulü ...'un kardeşlerinin öldürdüğünü, herkesin bunu bildiğini ancak kimsenin birşey söylemek istemediğini, Tanık ... kollukta; 26.12.2007 tarihi saat 18.00 sıralarında maktulün kendisini arayıp "Beni bekle, yanına geliyorum." dediğini, otuz dakika kadar beklese de maktulün yanına gelmediğini, sonra kahveye gittiğini ancak maktulü orada da göremediğini, maktulü saat 20.30 civarı tekrar aradığını ancak telefonuna ulaşamadığını, Tanık ... ...; 0544... ... nolu hattın kendisine ait olduğunu, maktulle uzak akraba olduklarını, kendisine ait telefon hattını kaybolmadan 2-3 ay kadar önce maktule konuşması için ...'ye verdiğini, bakkal işlettiğini ve ihtiyacı olana telefon hattı verdiğini, maktulle telefonla görüşmediğini, kaybolması ve ölümüyle ilgili bir bilgisi olmadığını, Tanık ...; 26.12.2007 tarihinde akşam vaktinde ana yolda akrabasını beklediği sırada maktul ...'un yanından geçerken neden beklediğini sorduğunu yoğurt vermek için beklediğini söyleyince araçla gelecek olan akrabası için "Acaba Adıyaman'dan geçer mi? Ben de giderim yolda muhabbet ederiz." dediğini, beklediği kişinin Şanlıurfa tarafına gideceğini söyleyince ...'un "Zaten beni kahveden bekliyorlar." şeklinde karşılık verdiğini, Tanık ...; ... köyünde oturduğunu, hayatında cep telefonu kullanmadığını, ancak Ağustos ayı civarında birinin kendisini ev telefonundan arayıp "Orası ... ailesinin evi mi?" diye sorduğunu, kesinlikle sanıkların maktulü öldürdükleri yönünde bir ihbarda bulunmadığını, Tanık ...; maktul ...'u köylüsü olması nedeniyle tanıdığını, kaybolduğunu duyduğunu, kızı ... ile ilişkisi olup olmadığına dair bir bilgisi olmadığını, hakkındaki iddiaların gerçeği yansıtmadığını, Tanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ... ve ...; ... köyünde ...'nin babası ...'un evinin çevresindeki komşuları olduklarını, olay günü veya sonrasında ...'nin evinden herhangi bağırış veya imdat sesi duymadıklarını, görgüye dayalı bir bilgilerinin olmadığını, Tanık ... soruşturma evresinde; maktulün amcası olduğunu, yeğeninin kimseyle bir husumetinin olmadığını, kaybolmadan bir gün önce yani 26.12.2007 tarihinde saat 16.00 'a kadar ... ve ... ile birlikte ... ...'a ait tarlada yevmiyeci olarak fidan diktiklerini, yeğenini kaybolduktan sonra aradığını ancak ulaşamadıklarını, Jandarma'ya haber verdiklerini, maktulün en son telefon görüşme kayıtlarını dosyadan aldıktan sonra da araştırmayı sürdürdüklerini, tespit ettikleri bir numarayı aradıklarını, ancak telefonu açan kişinin bu numarayı nereden bulduğunu sorup kendisine küfredip telefonu kapattığını, birkaç gün sonra kullanmakta olduğu 0537... ... nolu cep telefonunu bir erkek şahsın aradığını ve "Eniştemi niçin arıyorsunuz?" diye sorması üzerine olayı anlattıklarını, bir gün sonra Şanlıurfa'da ... Derneğinde buluşmak üzere anlaştıklarını, ertesi gün katılan ... ve yanında abisi ile gittikleri derneğe sanık ...'in de geldiğini, dernek ... ...'nın ...'e "Enişten ... neden maktul ...'u aramış?" diye sorduğunu, sanık ...'in çok heyecanlandığını, bir ara elindeki telefonu yere düşürdüğünü ve "Bilmiyorum eniştem gelsin bakalım." diyerek kalkıp gittiğini, saat 18.00-19.00 civarında sanık ...'in kendisini arayıp "Işıkların oraya gel." dediğini, gittiklerinde sanık ... ve eniştesi inceleme dışı sanık ... ile tokalaştıklarını, sonra inceleme dışı sanık ...'in kendisine hitaben "...'un en yakını kim?" diye sorduğunu, "Benim" şeklinde karşılık verince "Gel arabada biraz konuşalım." dediğini, arabaya binince "Niye ...'u aradın?" şeklinde soru sorduğunu, ...'in ise bu soruyu "Ben ...'u hiç görmedim, 0545li telsim numarası eşimin, kendi numaramla ...'u aradım, ... zengin, sen fakirsin, isteyecek olursan git birisine istet.” biçiminde yanıtladığını, ...'u hiç görmediğini söylediğini, sonra "Ne olmuşsa köyde oldu, git köyde sor." dedikten sonra araçtan inip ayrıldıklarını, sonra köyde bakkalın önünden geçerken ... ...'un kendisini çağırıp evine davet ettiğini, kendisine ait telefonu ...’ye verdiğini, "Ne olduysa ... ve ...'un konuşması nedeniyle oldu." dediğini, ceset bulununca ... ailesi hakkında bu bildiklerini anlatmadığını, çünkü güçlü bir aile olduklarını, köylerinden ... su deposu baz istasyonunun sinyal almadığını genellikle Kepirce ve Yaylak baz istasyonlarının çektiğini, su deposu istasyonunun ya ...'dan ya da Şanlıurfa çıkışından çektiğini, inceleme dışı sanık ... ...'nün Şanlıurfa'da ikamet ettiğini, Şanlıurfa'dan ... baz istasyonu çekmeyeceğine göre ...'nın maktul ...'u yolda aramış olabileceğini ve kaybolmasında rolü olduğunu düşündüğünü, Kovuşturma evresinde; maktulün ...'nin amcası olan ... ...'un yanında çalıştığını, bu kişinin tarlasıyla ...'nin evi arasında 5 km olduğunu, köylüler arasında çıkan dedikodulardan duyduğuna göre geceleri ...'nin maktulün yanına giderek onunla ilişki kurmak istediğini, bu nedenle maktulü sanık ..., ... ve kardeşleri ...'nın öldürdüklerini düşündüğünü, Tanıklar ... ... ve ... mahkemede; inceleme dışı sanık ... ... ve sanıklar ... ve ... ile akraba olduklarını, tanıklıktan çekinme haklarını kullanmak istediklerini, İnceleme dışı sanık ... ... soruşturma evresinde; Şanlıurfa'da ... Kargoda şoför olarak çalıştığını, Şanlıurfa İpekyol mahallesinde ikamet ettiğini, 31 07... ile biten telefon hatlarını kullandığını, bir de eşi ... ile birlikte 0545... ... nolu hattı da ortak kullandığını, maktul ...'u tanımamakla birlikte ismini duyduğunu, ... ile Ekim 2007 de evlendikten bir ay kadar sonra Kasım ayı gibi tanımadığı bir numaranın kendisine çağrı attığını, numarayı aradığını ancak açan olmadığını, ertesi sabah aradığında bu numarayı baldızı ...'un açtığını, ...'nin öylesine aradığını ve bu numaranın bir arkadaşına ait olduğunu söylediğini, tam hatırlamadığı bir tarihte aynı numaradan arandığını ve açtığında maktul ...'un kendisini tanıttığını, "Abi Urfa'ya gelsem tanışabilir miyiz?" diye sorduğunu, kendisinin de "Tamam." dediğini, on gün sonra bu numaranın yine aradığını, ...'un "Abi ne yapıyorsun?" diye sorması üzerine, "Biz ... ile arkadaşız sen de batıdan geldin, senle konuşabilir miyiz?" şeklinde karşılık verdiğini, bundan sonra ... ile arkadaş olduklarını öğrendiğini, tüm bu görüşmeler sırasında Şanlıurfa'da olduğunu, bundan eşine bile bahsetmediğini, Jandarma'nın kendisine ulaşmasına kadar maktulün öldüğünü bilmediğini, kaybolduğunu duyduğunu, sonra amcası ...’in kendisine cep telefonundan ulaştığını ve ... Market'in önünde buluştuklarını, ...'e "... ile ... arkadaşlarmış, bu nedenle beni aradı" dediğini, ...ile arasında ... Market önünde arabada bir konuşma olduğunu bu sırada ...'e telefonu eşinin kullandığını söylemediğini, sadece ...'a ne olduysa köyde meydana gelmiş olabileceğini söylediğini, 5075 ile biten telefon hattı ile ...'u kaybolduğu gün 26.12.20 07... .03'te 49 saniye arayıp görüşmeyi yaptığı sırada Evren Sanayi Sitesi civarında olduğunu, aramış olsa dahi ne konuştukların hatırlamadığını, sanıklar ... ve ... ile yaptığı görüşmelerin üst üste denk gelebileceğini, bunun tesadüf olduğunu, kimseye yardımda bulunmadığını, kimseyi infaz edilmek üzere ...'ya çağırmadığını, cep telefonundan sanıklar ... ve ... ile yoğun görüşmeler yaptığı görülse de bunları akşam vakti eşinin yapmış olabileceğini, kendisinin nadiren telefonla konuştuğunu, suçlamayı kabul etmediğini, Mahkemede; maktulle olay günü saat 18.03'te görüşme yaptığını hatırlamadığını ancak 3107 ile biten telefon numarasını kullandığını, sanık ...'i olaydan sonra tanıdığını, tanık ...'e ... Market önündeki görüşme sırasında veya sonrasında maktulün aranmasıyla ilgili bir şey söylemediğini, İfade etmişlerdir. Sanık ... soruşturma evresinde; ... köyünde çiftçilik yaptığını, tarlada nar fidanı diktiklerini, maktul ...'u tanımadığını, maktulle hiçbir telefon görüşmesi yapmadığını, kız kardeşi ...'nin de cep telefonu ile görüştüğünü görmediğini zaten kendisinde telefon olmadığını, maktulle kız kardeşi arasında bir ilişki yaşandığını ilk kez kollukta öğrendiğini, kullandığı telefon hattıyla eniştesi ...'i aradığını, ancak bu görüşmelerde bazen eniştesi bazen de kız kardeşi ile konuştuklarını, gündelik konulardan bahsetmiş olabileceklerini, eniştesi ve kardeşinin aralarındaki görüşmelerde ne konuştuklarını ve neden konuştuklarını bilmediğini, sanık ... ile ne görüştüğünü hatırlamadığını, ağaç dikme işi ile ilgili görüşmüş olabileceğini, abisi sanık ...'in eniştesi ... ile daha sık görüştüğünü, sanıklar ... ile ...'in yakın arkadaşlığı olduğunu ancak onların da öldürme olayına iştirak ettiklerini düşünmediğini, sanıklar ..., ...ve ... arasında birbirini takip eden görüşmeler yapılmasının tamamen tesadüf olduğunu, suçlamaları kabul etmediğini, Kovuşturma evresinde; maktulün kız kardeşiyle bir ilişkisi olup olmadığını bilmediğini, kan parasıyla ilgili kimseyle bir görüşme yapmadığını, 26.12.2007 tarihinde köyde bulunduğunu, telefonunun sinyal vermesinin normal olduğunu, ... köyü Atatürk Barajı'na yakın olduğu için yakındaki bazlardan telefonun çekebileceğini, sanık ... ile olay günü yaptığı görüşmeleri çiftçilik ve tarıma dair olabileceğini, Sanık ... soruşturma evresinde; ... Belediye Başkanının koruması olarak çalıştığını, Şanlıurfa İpekyol mahallesinde oturduğunu, annesi ve babasını görmek için haftada bir gün ... köyüne gittiğini, maktul ...'un köylüsü olduğunu, kendisini tanıdığını ancak akrabalıklarının bulunmadığını, maktulün kaybolduğunu anne ve babasından öğrendiğini, sonrasında cesedinin bulunduğunu da duyduğunu, aralarında herhangi bir husumet olmadığını, maktulün nasıl kaybolduğunu ve kız kardeşiyle arasındaki gönül ilişkisini bilmediğini, bunu ilk kez karakolda duyduğunu, maktulün cesedi bulunduktan sonra da eniştesi ...'in maktulün amcası ile görüşeceğini söylediğini, kendisiyle birlikte çıktıklarını, ... Market önünde tanık ..., ...ve tanımadığı biriyle buluştuklarını, eniştesi ...'in tanık ...'e "İkimiz görüşelim." dediğini ancak kendisini yanlarına almadığını, 5-10 dakika sonra da ayrıldıklarını, eniştesini eve bırakırken ne konuştuklarını sorduğunu, eniştesinin kendisine ... için kendisini aradıklarını, ...'yi maktule istemeye gideceklerini ve bu konuda yardım istediklerini söylediğini, kendisinin de "Zaten kayıp hele bulunsun sonra bakar görüşürüz." dediğini, sanık ... ile 26.12.2007 tarihinde nar ekimi işiyle ilgili görüşmüş olabileceğini, kendisinin de nar ekmiş olduğunu, neden on defa konuştuklarını hatırlamadığını, bu mesele sebebiyle olabileceğini, sanık ... ile kirve olduklarını, sık görüşmelerinin bundan kaynaklandığını, Kovuşturma evresinde; olay günü nar ağacı ekimi işiyle uğraştığını, tarlada iken civarda çeken herhangi bir bazdan sinyal almış olabileceğini, eniştesi ...'in maktulün telefonunu aramasından hemen önce kendi telefonunu aramasının tamamen tesadüften kaynaklandığını, suçlamayı kabul etmediğini, Sanık ...; ... ... köyü muhtarı olduğunu, Şanlıurfa merkezde oturduğunu, ... köyü ile ... köyünün birbirine zıt istikamette olduğunu, maktul ...'u tanımadığını ve kendisini hiç görmediğini, sanık ...'in, çocuklarının kirvesi olduğunu, sanık ... ve ...'yı da tanıdığını, maktulün kaybolduğu 26.12.2007 tarihinde nerede olduğunu hatırlamadığını, sanıklar ... ve ... ile olay günü dışında da sık sık görüşmeler yaptığını, olay günü ...'ya gidip geldiğini hatırlamadığını, ... ile nar ağacı ekimi hakkında, sanık ... ile ise tarım işleri araba alım satımı gibi meselelerinden konuşmuş olabileceklerini, görüşmelerin neden maktulün kaybolduğu gün yoğunlaştığını bilmediğini, ... ailesinin kızlarının evlenmeden başkasıyla veya maktul ... ile görüşüp görüşmediğini bilmediğini, ancak bu yörede böyle görüşmelerin hoş karşılanmadığını, bunu bir namus meselesi hâline getirmişlerse de kanunun sadece aile içinde kaldığını herkesin bildiğini, olay günü sanıklar ... ve ... ile birden fazla telefon görüşmesi yapmasının tamamen tesadüf olduğunu, sanık ... aradığı sırada Şanlıurfa'dan köye gitmek üzere ...'dan geçmiş olabileceğini, sanayi sitesinden sonra yolun ...'ya saptığını, ... yolunun Karaköprü üzerinden geçtiğini, suçlamayı kabul etmediğini, Mahkemede; maktulü tanımadığını, ... ile kirve olduklarını ve çok sık görüştüklerini, ... köyü ile muhtarı olduğu ... köyü arasında 25 km mesafe bulunduğunu, Şanlıurfa ile ... arasında ise 38-40 km mesafe olduğunu, iki günde bir annesini ziyarete ... köyüne geldiğini, maktulün kaybolduğu gün de köye gelmiş olabileceğini, olay günü sanık ... ile aralarında neden beş kez görüştüklerini hatırlamadığını, olay günü de nar fidanı ekimine gittiğini, bu nedenle Atatürk Barajı çevresinden sinyal almış olabileceğini, Savunmuşlardır. V. GEREKÇE A. Sanıklar ... ve ...'un kardeşleri ... ile evli olan enişteleri inceleme dışı sanık ... hakkında usulüne uygun olarak alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararına istinaden elde edilen ve CMK'nın 45. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki görüşme içeriğinin, Anayasa'nın 38/6 ve CMK'nın 135/3, 217/2 ve 289/1-i maddeleri uyarınca adı geçen sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine esas alınıp alınamayacağı 1. İlgili Mevzuat ve Ön Sorun Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 16.05.2019 tarihli ve 1062-441 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, mevzuatımızda önce yalnızca 30.07.1999 tarihli ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nda sayılı örgütlü suçlar için düzenlenmişken, özellikle çıkar amaçlı ve örgütlü suçlulukla daha etkin şekilde mücadele edilebilmesi amacıyla, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarına uygun bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması sonucu, CMK'nın135 ilâ 138. maddelerinde bir koruma tedbiri olarak yeniden düzenlenmiş, 135. maddede; iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirine yer verilip, söz konusu tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü hükme bağlanmış, bu konuya ilişkin olarak verilecek kararların kapsamı ve uygulama süresine yönelik ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. CMK’nın 135. maddesi anlamında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kaydı alınması, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturma sırasında iki kişi arasında gerçekleştirilen görüşmenin, ancak yasaya uygun olarak görevlendirilmiş birimler tarafından uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınması hâlinde mümkün olacaktır. Bu yöntemle elde edilen kanıtların hukuka uygun kabul edilmeleri için de kanunda öngörülen usuller dairesinde bu işlemlerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve doktrinde de ifade edildiği üzere, ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğe ulaşılmasında kullanılan araç delillerdir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasındaki; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki hükümle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş ve "delillerin serbestliği" ilkesine de vurgu yapılmıştır. Buna göre bütün deliller hukuka uygun olarak elde edilmeli ve değerlendirilmelidir. Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilmiştir. Ancak maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın hakları korunarak araştırılmalıdır. "Ceza muhakemesinde delilleri elde etmek amacıyla kullanılan soruşturma işlemlerinin ve yöntemlerinin çoğunluğuyla, koruma tedbirlerinin tamamı, kişilerin temel hak ve özgürlüğüne müdahaleyi gerektirir. Ceza muhakemesi toplumun suçun aydınlatılmasındaki menfaati ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerine dokunulmasındaki çıkarının dengelenmesi esasına dayanır. Özellikle soruşturma aşamasında maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil elde edilmeye çalışılırken, insan onuru ve insan hakları ile hukukun ve ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ödün verilemez". (Murat Volkan Dülger, Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi, Seçkin Yayınları, Ankara 2014, s. 38) CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde; ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmesi hâlinde reddolunacağı belirtilmiş, 217. maddesinin ikinci fıkrasında ise "Yüklenen suçun, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği" hüküm altına alınmıştır. Madde metninden anlaşılacağı üzere, hukuka uygun olarak elde edilmeyen deliller, ceza yargılama sistemimizde ispat aracı olarak kullanılamayacaktır. CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hükmün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi zorunludur. Ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğe ulaşabilmek için, delil elde edilmesi aşamasında şahsi ve toplumsal değerlerin korunması da gereklidir. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğreti ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan birtakım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; "delil elde etme" ve "değerlendirme" yasakları olarak ikiye ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları" hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunsa bile bir delilin yargı mercilerince ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir. İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi, tanıklıktan çekinme hakkı olanlara bu hakkın hatırlatılmaması, aramanın herhangi bir karara dayanmadan yapılması, ses veya görüntülerin montajlanması delil elde etme yasağına; tanıklıktan çekinen şahidin önceki ifadelerinin okunamaması, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin CMK'nın 135. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir. Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının kapsam ve çerçevesi belirlenirken, gerek pozitif hukuk metinlerine, gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı durumunda, "hukuka aykırılığın mevcudiyeti" kabul edilmelidir. CMK'nın "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" başlıklı 135. maddesinin üçüncü fıkrası; "(3) Şüphelinin tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir." şeklinde iken 25.05.2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun'un 17 nci maddesiyle bu fıkrada geçen "Şüphelinin" ibaresi "Şüpheli veya sanığın" olarak değiştirilmiş ve son hâlini almıştır. "Tanıklıktan çekinme" başlıklı 45. maddesi ise; "(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir: a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı. b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi. c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu. d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları. e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar. (2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez. (3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler." şeklindedir. Buna göre; CMK'nın 135/3. maddesi uyarınca şüpheli veya sanık hakkında iletişimin tespiti ve kayıt altına alma işlemi gerçekleştiği sırada bu kişilerin tanıklıktan çekinme hakkına sahip olan biriyle iletişim kurduğunun anlaşılması hâlinde sadece kayıt altına almaya değil bu görüşmenin dinlenilmesine de son verilmesi, bu durumun işlem gerçekleştikten sonra anlaşılması hâlinde ise bu kayıtların Cumhuriyet savcısının gözetiminde derhal yok edilmesi gerekmektedir. Bu noktada önemle vurgulanmalıdır ki; tanıklıktan çekinme hakkına sahip olan kişilerin bu haklarını kullanmış olmaları da şart değildir. Tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yapılan görüşmelerin kayda alınamaması veya delil olarak kabul edilmemesi hâlinin tek bir istisnası vardır ki; o da iletişimin kayda alınması (dinleme) kararı verilen şüpheli veya sanığın görüştüğü tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişinin de şüpheli veya sanık konumunda bulunmasıdır. Bu durumda ikisi de aynı eyleme iştirak eden, aynı suça karışmış veya bu suçtan hakkında başkaca bir delil olan şüpheli veya sanık konumundaki kişiler arasında gerçekleşen görüşmelerin tanıklıktan çekinme derecesinde yakın da olsalar delil mahiyetinde olabileceği kabul edilmektedir. Bu bağlamda, tanıklıktan çekinebilecek taraf açısından da usulüne uygun bir dinleme kararı alınmışsa şüpheli veya sanıkla olan iletişimin her iki taraf için de delil olarak kullanılmasında bir sakınca olmadığı aşikârdır. Ancak doktrinde suça iştirak şüphesi altında bulunan ve tanıklıktan çekinebilecek kişilerin haklarında verilmiş bir dinleme kararı yoksa şüpheli veya sanıkla arasındaki iletişim kayıtlarının delil mahiyetinde olmayacağına dair görüşlerin de bulunduğu görülmektedir. Fakat bu görüş iletişimin kayda alınması ve dinlenmesi tedbirinin varlığının da sorgulanması anlamına gelecektir (B.Öztürk- A.Rıza Töngür-E.Çetintürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara, 2026, 3. Cilt, s. 3694-3703). Keza, Ayıntıları Ceza Genel Kurulunun 03.06.2014 tarihli ve 642-302 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Şüpheli ya da sanıkların, birlikte suç işleme şüphesi olmayan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları görüşmelerin kayda alınması neticesinde elde edilen delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delil olmadığı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu konuda sorun, akrabalık ilişkilerinin sağladığı kolaylıktan yararlanarak şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme şüphesi altında olan kişilerle yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasında doğmaktadır. Öğretide aksine görüşler bulunmakla birlikte, CMK'nun 135/3. maddesi hükmünün birlikte suç işleme şüphesi altında bulunan kişileri kapsamayacağı, tanıklıktan çekinme hakkına sahip olan kişinin suça katıldığı daha önceden başka delillerle belirlenmiş ise artık bu noktada aynı Kanun'un 135/3. maddesi kapsamına giren bir dinleme ve kayıt yasağından söz edilemeyeceği, çünkü konuşması kayıt altına alınan kişinin, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişi sıfatını o kayıttan önce kaybettiği kabul edilmektedir. (Ersan Şen, Türk Hukukunda Telefon Dinleme- Gizli Soruşturmacı-X Muhbir, Seçkin Yayınevi, Ankara 2013, s. 175; Murat Yardımcı, Türk Hukukunda İletişimin Denetlenmesi, Seçkin Yayınevi, Ankara 2009, s. 211) Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2013 tarihli ve 137-58 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. 2. Ön Soruna Dair Hukuki Nitelendirme Yerel Mahkemece sanıkların müşterek fail sıfatıyla kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına dair kararın gerekçesinde; soruşturma aşamasında Yavuzeli Sulh Ceza Mahkemesince verilen iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararına istinaden inceleme dışı sanık ... ile TCK'nın 45. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinebilecek kişilerden olan eşi ... ve aynı telefonla başka bir gün tanıklıktan çekinebilecek kişiler arasında bulunan abisi ...arasındaki görüşmelerin; tırnak işareti içine alınarak açıkça yazılıp bir delil mahiyetinde kabul edildikleri, buradan hareketle sanıklar ... ve ...'in kardeşleri ... ile arkadaşlık yaptığını öğrendikleri maktulü öldürmeye karar verdikleri kabulüyle sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine esas alındığı görülmektedir. İnceleme dışı sanık ... ile eşi ... kendi adlarına olmayan cep telefonlarını zaman zaman birlikte kullandıklarını beyan etmişlerdir. Soruşturma aşamasında Yavuzeli Sulh Ceza Mahkemesince, inceleme dışı sanık ...'in kullandığı tespit edilen 0545...04 55... ... ... numaralı hatlarla ilgili olarak iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararı verilmiştir. Ancak görüşme içerikleri hükme esas alınan inceleme dışı sanık ...'in eşi ... hakkında, maktulün öldürülmesi olayına dahil olduğu yönünde dosyada başkaca hiçbir delil olmadığı gibi eşiyle görüştüğü 0545... ... numaralı cep telefonu hakkında herhangi bir dinleme veya kayda alma kararı da bulunmamaktadır. Sanıklar ... ve ...'in kardeşi olan ... ..., maktulün kaybolduğu tarihte Şanlıurfa'da ikamet etmektedir ve kovuşturma aşamasında gerek eşi inceleme dışı sanık ... gerekse kardeşleri sanıklar ... ve ... hakkında TCK'nın 45. maddesi uyarınca tanıklık yapmaktan çekinmiş olup bir beyan delili de ortaya koymamıştır. Bu nedenle, sanıklarla birlikte suç işleme şüphesi altında olmayan, hakkında suça katıldığına dair delil de bulunmayan tanık ...'nın 0545... ... numaralı telefonuyla eşi olan inceleme dışı sanık ...'in kullandığı tespit edilen 0545... ... numaralı cep telefonu arasında yapmış olduğu ve özetle eşine birşey olursa bildiği her şeyi anlatacağını söylediği, gizliliği hukuk düzeni tarafından korunmak zorunda olan görüşme içeriğinin, CMK'nın 135/3. maddesi uyarınca kayda alınmaması ve sonradan anlaşılması hâlinde de derhal yok edilmesi ve hükmün gerekçesinde de aynı Kanun'un 230. maddesi uyarınca hukuka aykırı yöntemle elde edilen bir delil olarak gösterilmesi gerekirken, usulüne uygun şekilde verilen dinleme kararına istinaden de olsa hukuka uygun bir delil gibi kayıt altına alınıp çözümlenmesi suretiyle kardeşleri olan sanıklar ... ve ... hakkındaki mahkûmiyet hükümlerine esas alınması hukuka aykırıdır. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümler yönünden CMK'nın 289/1-i maddesi uyarınca kesin hukuka aykırılık teşkil eden bu hususun tek başına bozma nedeni yapılması Ceza Muhakemesi hukukunun amacı olan maddi gerçekliğe, en kısa zamanda ve en az masrafla ulaşılmasını sağlamayacağından, dosyada hukuka uygun şekilde elde edilen diğer deliller çerçevesinde tüm sanıklara isnat edilen kasten öldürme suçuna konu edilen eylemin sabit olup olmadığı yönündeki asıl uyuşmazlık konusuna geçilmiştir. B. Sanıkların maktule yönelik müşterek fail sıfatıyla kasten öldürme suçuna konu eylemlerinin sabit olup olmadığı 1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 11.06.2013 tarihli ve 36-294, 15.10.2025 tarihli ve 365-403 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, suçun işlenmesi ile bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrinde ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığın cezalandırılması, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm verilmesi anlamına gelecektir. Şu hâlde, isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira, kabili te'lif olmayan şüphe ve gerçeğin yan yana mevcudiyeti üzerinden salt bir kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kurallarına uygun olduğu söylenemeyeceği gibi maddi gerçekliğin bütünüyle ortaya çıkarıldığı da ileri sürülemeyecektir. 2- Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Maktulün kaybolduğu 26.12.2007 tarihinde saat 18.03’de inceleme dışı sanık ... tarafından cep telefonundan arandığı, evinden çıkarken annesine kahveye gideceğini söylediği, ancak yolda yürürken kendisini köy çıkışında kendisini en son gören tanık Müslüm’ün beyanına göre karşılaştıklarında tanığa arabasıyla gelecek akrabası için "Acaba Adıyaman’dan geçer mi? Ben de giderim, yolda muhabbet ederiz" diye sorduğu, bundan sonra kendisinden haber alınamadığı ve cesedinin 11.03.2008 tarihinde maktulün Yavuzeli ilçesi ... köyü ... mevkii civarında Fırat nehri kıyısında domuz bağı olarak tabir edilen bir şekilde bağlanmış hâlde bulunduğu, maktulün cesedi üzerinde yapılan otopside ölümünün; göğüs sağda 7. kostada iki adet bir ucu künt bir ucu keskin, her biri tek başına öldürücü mahiyette kesici-delici alet yaralanmasına bağlı iç organ delinmesinden gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu ancak ölümden önce mi sonra mı suya atıldığının tefrikinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Maktulün, sanıklar ... ve ... ile babaları kardeşleri ... ve babaları tanık ... tarafından öldürüldüğüne dair 09.06.2008 tarihli ihbarı yapan kişinin kimliği tespit edilememiş ve olayın gerçekleşme şekline dair anlatımda tanık ...'nin evinin ahırında bir hafta boyunca işkence gördüğü hususu komşularının ifadeleriyle doğrulanamamıştır. Tanık ...'nin evinde yapılan aramada üzerinde şüpheli leke bulunan araba paspasının incelenmesi sonucu düzenlenen uzmanlık raporunda; ele geçen leke ile maktulün kan örneklerinin uyuşmadığı saptanmıştır. Maktulün cesedinden elde edilen başındaki çuval, bağlandığı ip veya kıyafetlerinden sağlanan bulgulardan da sanıklara dair herhangi bir veriye ulaşılamamıştır. Dosyadaki iletişimin tespiti (HTS) kayıtlarından, inceleme dışı sanık ...'in 26.12.2007 tarihinde kaybolan maktulün cep telefonunu aradığı saat 18.03'te Şanlıurfa merkezdeki bir baz istasyonundan sinyal aldığı, aynı saatlerde sanık ...'in de Şanlıurfa'daki farklı bir bazdan sinyal aldığı, yine aynı saatlerde sanıklar ... ve ... ile maktulün birlikte ikamet ettikleri ... köyünü kapsama alanına alan baz istasyonlarından sinyal aldığı görülmektedir. Kirve olduklarını savunan sanıklar ... ile ... arasında olaydan geriye dönük bir aylık telefon görüşmesi kayıtlarında her iki sanığın aralarında günde ortalama üç kez görüştüklerinin belirlenmesi karşısında; maktulün kaybolduğu gün aralarında on kez içeriği belli olmayan görüşmeler yapmalarının anormal olmasına rağmen maktulün kaybolmasını veya sanıklar tarafından öldürüldüğünü tek başına aydınlatmaya yeterli bir delil olmadığı ortadadır. İlgili telefon operatörlerinden dosyaya gönderilen cep telefonu baz istasyonu kapsama alanlarını gösteren haritaların ve bilirkişi raporlarının incelenmesinden; sanıkların telefonlarının sinyal aldıkları baz istasyonunun bulunduğu noktada olduklarına dair kesin bir çıkarım yapılamayacağı gibi kapsama alanlarının dairesel değil bölgesel olarak tepelik veya vadilik alanlarda yer yer birbiri içine girmiş olması nedeniyle sanıkların aynı bazın kapsama alanındaki çemberde olmasalar da aynı bazdan sinyal verebildikleri görülmektedir. Buna rağmen; Atatürk Barajı baz istasyonundan maktulün en son saat 15.53 civarında, sanıklar ... ve ...'in telefonlarının saat 20.58 civarında, sanık ...'in ise saat 20.02 civarında sinyal aldığının tespit edildiği, ancak sanık ...'in bundan hemen 12 dakika sonra esasen araçla yaklaşık 45 dakikada kat edilecek bir mesafede olan Sızan baz istasyonundan saat 20.14'te sinyal aldığının tespit edilmesi de sanıkların maktulün kaybolduğu gün aynı bölgede birbirlerine çok yakın konumda olmayabileceklerini göstermesi itibarıyla dikkat çekicidir. Bu yönüyle, Yerel Mahkeme hükmünün gerekçesinde sanıkların sık sık birbirleriyle görüştükleri sırada aynı baz istasyonlarından sinyal almalarının aynı yerde olduklarını gösterdiğine dair değerlendirme ile birbirleriyle sürekli telefonla görüşecek kadar uzak bir mesafede olan sanıkların maktulle buluştukları ve eylemi birlikte gerçekleştirdikleri yönündeki kabulü de çelişmektedir. Son olarak, maktulün kaybolması üzerine onu aramaya başlayan amcası tanık ...ile sanıklar ... ve ...'in köy derneğinde buluştukları sırada sanıkların müsnet suçu üstlendiklerine dair hiçbir beyanda bulunmadıkları, dolayısıyla buluştuklarını doğrulamalarının sanığın ne şekilde kaybolduğunu veya öldürüldüğünü bildiklerine dair tevilli bir ikrar olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Yerel Mahkemece, sanıkların kız kardeşi ve akrabası olan ... ile maktul arasındaki arkadaşlık, inceleme dışı sanık ...'in kaybolmadan önce maktulle telefonla en son görüşen kişi olması ve maktulün kaybolduğu süreçte de amcası ...ile yüz yüze görüştüklerini kabul etmesi, dosyada kimliği belirsiz kişilerce yapılan ihbarlar, sanıkların birbirleriyle yapmış oldukları telefon görüşmelerinin sıklığı ve maktulün kaybolduğu gün değişik saatlerde esasen birbirine çok uzak mesafedeki aynı baz istasyonlarından sinyal almaları gibi hususların, maktulün kimler tarafından, ne zaman, neden ve ne şekilde öldürüldüğünü kanıtlamaya yeterli olmadığı görülmektedir. Bu nedenle, sanıklar ... ve ...’in; kız kardeşleri ... ile maktul arasında 2007 yılı Ekim ayından olay tarihine kadar yaklaşık iki aydır telefonla görüştüklerini kaybolmasından sonra öğrendiklerine, maktulün kaybolması üzerine amcası tanık ...ile görüştüklerinde ise sadece ... ile maktul arasındaki ilişkiyi konuştuklarına; sanık ...'in ise maktulün kaybolduğu gün belki de ... köyündeki annesini ziyarete gitmiş olabileceğine, normal şartlarda da aralarında sıklıkla görüştüklerine ve suçlamayı kabul etmediğine dair savunmalarının aksine; Yerel Mahkemece hükmün gerekçesinde belirtildiği gibi; maktulle en son iletişime geçen inceleme dışı sanık ...'in yaptığı telefon görüşmesinde buluşma yerini konuştukları, daha sonra sanıklar ..., ... ve ...'in de kendi aralarında telefon görüşmeleri yapıp maktulün gitmeyi amaçladığı Atatürk Barajı bazının kapsama alanındaki ... köyü kuzeyinde tam olarak belirlenemeyen bir yerde buluşarak maktulü bir şekilde birlikte öldürdükten sonra domuz bağı yaparak Atatürk Barajının çıkışında Fırat nehrine attıkları varsayımına dayalı kabulle uyuşan, her türlü şüpheden uzak ve mahkûmiyetlerine yeterli delil bulunmadığı ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanıkların CMK'nın 223/2-e maddesi gereği beraatlerine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama ilamının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin sanıklar hakkında kasten öldürme suçundan kurduğu mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Sanıklar ... ve ... yönünden, kardeşleri olan ...'nın eşi inceleme dışı sanık ... ile yaptığı görüşme kayıtlarının hukuka aykırı delil mahiyetinde olduğunun ve bu nedenle Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 135. maddesinin 3. fıkrası, 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası ve 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükme esas alınamayacağının TESPİTİNE, 2- Hukuka aykırı şekilde elde edilen iletişimin kayda alınması ve dinleme kararına istinaden elde edilen deliller değerlendirme dışı bırakılıp dosyada hukuka uygun elde edilen diğer deliller dikkate alınarak yapılan incelemede, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 11.12.2023 tarihli ve 2728-7690 sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA, 3- Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.10.2022 tarihli ve 555-812 sayılı, sanıkların kasten öldürme suçundan mahkûmiyetlerine ilişkin hükümlerin, tüm sanıklar yönünden kasten öldürme suçuna konu eylemi birlikte gerçekleştirdiklerine dair her türlü şüpheden uzak ve mahkûmiyetlerine yeterli delil bulunmadığından CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verilmesi gerekirken mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı kabul edilip, Özel Dairenin onama kararı kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle sanıklar hakkında kasten öldürme suçundan verilen hükümlerin İNFAZININ DURDURULMASINA, sanıkların bu suçtan cezaevine alınmış olma ihtimali bulunduğundan, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değiller ise derhal serbest bırakılmaları hususunda ilgili makamlara YAZI YAZILMASINA, 5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.06.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.