Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2026/351 E. 2026/438 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2026/351
Karar No
2026/438
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1514-1517

I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda suça sürüklenen çocuğun eyleminin reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104/1, 31/3, 62... /1-3. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelenmeye ilişkin Gebze 2.Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.01.2017 tarihli ve 125-12 sayılı hükmün, mağdure vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 25.05.2017 tarih ve 689-1266 sayı ve oy çokluğuyla; İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet hükmünün kaldırılmasına, suça sürüklenen çocuğun, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/2, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 10... gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına; bu hükmün de suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 14.04.2025 tarih ve 20818-2927 sayı ile; "Olayın intikal şekli ve süresi, mağdurenin mahkeme huzurunda suça sürüklenen çocuğa yaşını on beş olarak söylediğine ilişkin beyanı, suça sürüklenen çocuk savunması, katılan mağdure ile suça sürüklenen çocuk arasında gerçekleşen yazışma içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre; İlk Derece Mahkemesince reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan verilen mahkumiyet hükmünde hukuka aykırılık bulunmadığı nazara alınarak, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile hükmün kaldırılarak çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkumiyet hükmü kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise 08.09.2025 tarih ve 1514-1517 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi suça sürüklenen çocuğun mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün de suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.11.2025 tarihli ve 117651 sayılı bozma istemli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 23.02.2026 tarih ve 9068-1196 sayı ile direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğun eyleminin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu mu yoksa reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün usulüne uygun olarak alınıp alınmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince bozmadan sonra yapılan yargılamada, 08.09.2025 tarihli oturumda bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan katılan, katılan mağdure ve vekili, suça sürüklenen çocuk ve müdafii ile Cumhuriyet savcısına bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısının "Daha önceki karar yerinde olduğundan Yargıtay bozma ilamına karşı direnilmesini talep ediyoruz." şeklindeki beyanından sonra esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve oturumda hazır bulunan suça sürüklenen çocuğa ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan duruşmaya son verilip direnme kararına konu hükmün kurulduğu anlaşılmaktadır.

IV. GEREKÇE Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 12.09.2024 tarihli ve 362-243; 10.07.2024 tarihli ve 307-2 33... .02.2025 tarihli ve 110-54 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Yargıtayın bozma ilamı ile derece mahkemelerince verilen hüküm ve kararlar ortadan kalkarlar. Bozmadan sonraki serbestlik ilkesi kapsamında mahkemeler kural olarak bozmadan sonra gerek bir önceki kararlarından, gerekse bozma ilamından tamamen farklı bir sonuca ulaşıp apayrı bir hüküm/karar tesis edebilirler. Bu ilkenin istisnalarından birini direnme/ısrar kararı oluşturur (CMK madde 307/4). Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar (CMK madde 307/1). Cumhuriyet savcısının bozmaya karşı diyeceklerini bildirmesi ile esas hakkındaki mütalaasını sunması, prensip olarak farklı fonksiyonları ve sonuçları olan savcılık işlemleridir. Bu nedenledir ki Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak derece mahkemesi, bozma kararına uysa da önceki kararında ısrar etse de Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının, savunma hakkının etkin kullanılabilmesine imkân sağlayacak açıklık ve yeterlilikte olması usuli bir mecburiyettir. Keza hüküm, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafii ve diğer ilgililer dinlendikten sonra verilebilir (CMK madde 33). Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir (CMK madde 216/3). Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasından sonra hazır bulunan sanık ve müdafii dinlenmeli, her halûkârda hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilmelidir. Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde; Bozmadan sonra yapılan yargılamanın 08.09.2025 tarihli celsesinde bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan katılan, katılan mağdure ve vekili, suça sürüklenen çocuk ve müdafii ile Cumhuriyet savcısına bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısı tarafından serdedilen "Daha önceki karar yerinde olduğundan Yargıtay bozma ilamına karşı direnilmesini talep ediyoruz." şeklindeki düşüncenin, usule uygun geçerli ve yeterli esas hakkında mütalaa olarak kabul edilmesi mümkün bulunmadığı gibi hazır bulunan suça sürüklenen çocuğa ve müdafiine esas hakkında savunma imkânı da tanınmadığından savunma hakkının kısıtlandığı kabul edilmelidir. Yukarıda açıklanan usule aykırılıklar nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin suça sürüklenen çocuk hakkında kurduğu direnme kararına konu hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince verilen 08.09.2025 tarihli ve 1514-1517 sayılı direnme kararına konu hükmün, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan, hazır bulunan suça sürüklenen çocuğa ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan yargılamaya son verilip hüküm tesis ve tefhim edilmesi suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 2- Dosyanın, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.07.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2026/351, K. 2026/438, T. 01.07.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2026-351-e-2026-438-k-9864ca2af211