Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/23 E. 2026/437 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/23
- Karar No
- 2026/437
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 41-53
I. HUKUKÎ SÜREÇ Zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 16... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Ödemiş 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.05.2021 tarihli ve 202-132 sayılı hükmün sanık müdafii, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 01.10.2021 tarih ve 1131-1362 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine; bu kararın da sanık müdafii ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.11.2022 tarih ve 1114-10235 sayı ile; "Olayın intikal şekli ve zamanı, ilk ilişkiye girdiği tarihte on beş yaşından küçük olduğunu iddia eden mağdurenin aşamalardaki çelişkili beyanları, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkûmiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise 24.02.2023 tarih ve 41-53 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık, müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.05.2023 tarihli ve 47716 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 12.12.2023 tarih ve 6360-8309 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdureye yönelik olarak 17.09.2018 tarihine kadarki eylemlerinin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 15.05.2020 tarihinde Ödemiş Devlet Hastanesince katılan mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; anal bölgede saat 6 hizasında aktif fissur bulunduğu, hymenin duhule müsait, saat 6 ve 11 hizalarında bütünlüğünün bozulmuş olduğu ve bu bölgelerde yeni bir hasar veya zorlamaya dair bulgunun görülmediği, Dosya içerisinde bulunan telefon görüşme kayıtlarına göre; sanık ile katılan mağdurenin kullanımında bulunan ait telefon hatları arasında çok sayıda sesli ve görüntülü arama ve mesaj kaydının bulunduğu, Katılan mağdure tarafından 20.03.2024 tarihinde sunulan dilekçede; sanık ile sevgili olduklarının ancak ilk cinsel ilişkilerinin 2018 yılının Kasım ayında kendi rızası dâhilinde evde yaşandığının, iftira attığı sanığın suçsuzluğuna yönelik ses kayıtlarını dosyaya sunduğunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure savcılıkta: kamyoncu olan ve 2016 yılının sonbahar-ilkbahar aylarında tanıştığı sanık ile ailesine haber vermeden Aralık ayında İzmir’e gittiğini, orada kamyon içerisinde yatak bölümünde yatarken sanığın yanına gelerek göğüs, bikini ve yüz bölgelerine dokunduğunu, ağzını kapatıp arka bölgesine cinsel organını soktuğunu, bağıramadığını ancak ayağıyla vurarak ses çıkartmaya çalıştığını, sonrasında ön cinsel bölgesine cinsel organını soktuğunu, o gece orada kaldıklarını, Ödemiş’e döndüklerinde kendisini defalarca cep telefonundan arayan sanığa cevap vermediğini, "Elimde videon var." demesi üzerine sanığın yanına gittiğini, ancak sanığın bir video göstermediğini, 2016-2020 yılları arasında sanığın cinsel saldırılarının devam ettiğini, 2017 yılının sonuna kadar her gün kartal marka kırmızı bir araç içerisinde boş arazilerde sanığın organ sokmak suretiyle cinsel eylemlerde bulunduğunu, söz konusu eylemlerini, başlarda "Elimde görüntün var." diyerek sonrasında ise ailesine zarar vermekle tehdit ederek gerçekleştirdiğini rızası olmadan gerçekleşen bu olayları arkadaşı olan tanık ...’a anlattığını, Mahkemede; Elinde videoları olduğunu söyleyen sanık ile buluştuğunda sanığın ilişki sırasında kendisini videoya çektiğini söylediğini, aynı gün akşam tekrar sanığın abisi olan tanık ...'ın evinde buluştuklarını ve sanığın ağabeyinin de duyacağı şekilde "Videoları sil." şeklinde bağırdığını, ancak ağabeyinin herhangi bir şey söylemeden evden çıkıp gittiğini, sürekli sanık tarafından o video ile tehdit ettiğini, birkaç gün geçtikten sonra sanığın videoyu silme karşılığı Afyon'a gitmeyi teklif ettiğini ve birlikte Afyon'a gittiklerini, orada da sanıkla rızası dışında cinsel ilişkiye girdiğini, Ödemiş'e döndüklerinde orada tanık ...'ın evine gittiklerini, videoyu sildiği ve bir daha aynı şeyi yapmayacağı düşüncesiyle sanıkla buluştuğunu, sanığın videoyu silmediğini söyleyerek buluştukları yerde kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, olayların bu şekilde 2018 yılına kadar devam ettiğini, Tanık ...; 2019 yılında katılan mağdurenin sevdiğini söyleyerek sanığın fotoğrafını gösterdiğini ve onunla cinsel birliktelik yaşadıklarını ifade ettiğini, ancak cinsel birlikteliğin ne zaman ve nerede gerçekleştiği konusunda detay vermediğini, yine sanığın kendisini ailesine söylemekle tehdit ettiğini de anlattığını, bu tehdidin ne amaçla veya bir şey karşılığında yapılıp yapılmadığına ilişkin bir şey söylemediğini, İfade etmişlerdir. Sanık kollukta; abisinin komşusu olması sebebiyle tanıdığı, katılan mağdurenin ailesinden şiddet gördüğünü, annesinin erkek arkadaşlarıyla daha rahat görüşebilmek maksadıyla katılan mağdureyi bazı zamanlarda gezdirmesi için yanına gönderdiğini, bu nedenle bazen kamyonla bazen de arabayla katılan mağdure ile birlikte İzmir'e gittiklerini, kesinlikle katılan mağdureye yönelik cinsel bir eyleminin olmadığını, daha önce de katılan mağdurenin anne ve babasının cinsel istismar eylemi nedeniyle kendisini karakola şikâyet ettiklerini, ancak katılan mağdurenin böyle bir şeyin olmadığını söylemesi üzerine kamu davası açılmadığını, Savcılıkta ve sorguda; katılan mağdurenin daha önce başkaları ile cinsel ilişki yaşadığını, yine 12 yaşındayken annesinin evde olmadığı bir zamanda biriyle cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, Mahkemede; katılan mağdurenin annesinin erkek arkadaşı ile kavga ettiğini, katılan mağdurenin annesinin, kızı olan katılan mağdureden kendisini sevgilisiyle barıştırması hususunda aracı olması için katılan mağdureyi komyonla İzmir’e götürmesini kendinden istediğini, Savunmuştur. IV. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrinde ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın, vajinal ve anal yoldan organ sokmak suretiyle katılan mağdureye yönelik zincirleme biçimde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği Derece Mahkemelerince kabul edilen olayda; Olayın, sanığın katılan mağdureyi cep telefonuyla ısrarlı biçimde arayarak rahatsız etmesi ve bu nedenle katılan mağdurenin dayısı ile sanığın kavga etmesi üzerine olağan bir seyir izleyerek adli mercilere intikal etmesi, sanıkla aralarında iftira atılmasını gerektirecek boyutta husumet bulunmayan katılan mağdurenin savcılık ve mahkeme beyanlarındaki çelişkiler dolayısıyla sanıkla cinsel ilişkiye girmeleri konusunda rızasının bulunup bulunmadığına yönelik şüphe oluşsa da istikrarlı ve tutarlı şekilde sanığın suça konu eylemleri rızasının geçerli olmayacağı yaşta gerçekleştirdiğini belirtmesi, aralarında çok sayıda mesaj ve arama kaydını içeren iletişim trafiği bulunan sanık ve katılan mağdurenin yaş farkları da dikkate alındığında, sürekli beraber seyahat etmelerinin genel hayat tecrübelerine aykırı düşmesi ve katılan mağdurenin, kendisine yönelik şantajda bulunması sebebiyle sanıkla buluşmak zorunda kaldığı yönündeki iddiasını doğruladığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmemiş ve katılan mağdureye yönelik olarak 17.09.2018 tarihine kadarki nitelikli cinsel istismar eylemlerinin sabit olduğu kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin, sanığın katılan mağdureye karşı gerçekleştirdiği 17.09.2018 tarihine kadarki nitelikli cinsel istismar eylemlerinin sabit olduğuna ilişkin kabulü ile direnme gerekçesinin isabetli olduğuna ve dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ödemiş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.02.2023 tarihli ve 41-53 sayılı sanığın katılan mağdureye karşı gerçekleştirdiği 17.09.2018 tarihine kadarki eylemlerine yönelik mahkûmiyet hükmüne ilişkin direnme kararının gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.07.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.