Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/679 E. 2026/56 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/679
Karar No
2026/56
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 452-785

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın sahte fatura düzenleme suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine ilişkin Bakırköy 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2018 tarihli ve 102-1112 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 08.12.2020 tarih ve 2110-4919 sayı ile; CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılmasına ve anılan suçtan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/b, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1, 62... . maddeleri uyarınca iki kez 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir. Bu kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi sonrasında 15.04.2022 tarihli ve 31810 Resmî Gazete'de yayımlanan 7394 sayılı Kanun'la 213 sayılı Kanun'un 359. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle lehe değerlendirme yapılması amacıyla 213 sayılı Kanun'a eklenen geçici 34. maddesinin üç ve dördüncü fıkraları uyarınca dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.05.2022 tarihli ve 30726 sayılı yazısıyla İlk Derece Mahkemesine iade edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince 09.11.2022 tarih ve 452-785 sayı ile; sanığın 213 sayılı Kanun'un 359/b, TCK'nın 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir. Bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 14.05.2025 tarih, 5825-6028 sayı ve oy çokluğu ile; "5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemelerinin 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan karar uyarınca tüm yurtta 20.07.2016 tarihinde göreve başladığı, bu tarihten sonra verilen kararların istinaf kanun yoluna tabi olduğu, incelemeye konu dosyada, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince ilk kez kurulan 20.12.2018 tarihli beraat hükmü ile bu hükme yönelik istinaf başvurusuna ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 08.12.2020 tarihli mahkûmiyet kararının daha önce Yargıtay incelemesinden geçmediği, 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesi ile değiştirilen 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğname düzenlenmeksizin ve Yargıtay ilgili Dairesince işin esasına girilmeksizin lehe yasanın değerlendirilmesi yönünden dava dosyasının mahkemesine iadesine dair 12.05.2022 tarihli kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda kurulan 09.11.2022 tarihli mahkûmiyet hükmünün, 5271 sayılı CMK'nın 272 ve devamı maddeleri uyarınca istinaf kanun yoluna tabi olduğu," gerekçesiyle dosyanın incelenmeksizin iadesine karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "...7394 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile 213 sayılı Kanun'a eklenen geçici 34 üncü maddenin 3 üncü fıkrasına göre 'Bu maddeyi ihdas eden Kanun'un yayım tarihinde, 359 uncu madde kapsamına giren suçlardan dolayı temyiz veya istinaf kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan, 359 uncu maddede bu maddeyi ihdas eden Kanun'la yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalar hakkında bozma kararı verilir.' 7394 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile 213 sayılı Kanun'a eklenen geçici 34. maddenin 4. fıkrasına göre ise 'Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar, gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.' Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar, temyiz kanun yolu açık olan kararların temyiz edilmesi sebebiyle Yargıtaya gönderilen ve tebliğname düzenlenmesi için sıra bekleyen temyiz dava dosyalarından ibarettir. Temyiz davası süreci başlamıştır. Kanun koyucu, 3. ve 4. fıkralarda açıkça bozma kararı verileceğini, Başsavcılıkta bulunan dosyalarda ise aynı nedenle gönderme kararı verileceğini belirtmekle bu gönderme kararının da 'bozma' hükmünde olduğunu kabul etmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yasadan kaynaklanan göndermesi bozma hükmünde olduğundan ilk derece mahkemesi duruşma açarak yasanın istediği lehe değerlendirmeyi yapabilmektedir. Bu nedenlerle, bozma hükmünde olan gönderme yazısı üzerine verilen kararın denetlenmesi göndermeyi yapan Yargıtay tarafından yapılması gerektiğinden işin esasına girilip inceleme yapılması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun dosyanın esasına girilmeden, sair yönleri incelenmeden iade edilmesi gerektiğine dair görüşüne katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 12.07.2025 tarih ve 93676 sayı ile; "...Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.06.2006 gün ve 172-168, 171-167, 173-169, 23.01.2007 gün ve 2006/9-3 43... /8 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi; '1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasa'nın 8/1 ve hâlen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası'nın 305. maddeleri uyarınca, maddede kesin oldukları belirtilen hükümler ile resen temyize tabi bulunan hükümlere ilişkin istisnalar hariç tutulmak üzere, olağan yasa yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası'nın 310. maddesine göre iki koşulun varlığı gereklidir. Bunlardan ilki süre koşuludur. Usul Yasası'nın 310 uncu maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre hükmün tefhiminden, tefhim edilmemişse tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir. Temyiz süresi 1412 sayılı Yasa'nın 310. maddesinin 3. fıkrasındaki ayrıksı durum hariç olmak üzere hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar yönünden bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlar. Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci koşul ise istek koşuludur. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan 'Davasız yargılama olmaz.' ilkesine uygun olarak temyiz davası kendiliğinden açılmaz, bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. 1412 sayılı Yasa'nın hâlen yürürlükte bulunan 305 inci maddesinin 1 inci fıkrası ile bu kuraldan uzaklaşılmış ve bazı ağır mahkûmiyetlerde istek şartından sanık lehine vazgeçilerek, temyiz incelemesinin kendiliğinden (resen) yapılması kabul edilmiş ise de on beş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin hükümler dışında kalan kararlarda süre ve istek koşullarına uygun temyiz davası açılmamışsa hükmün Yargıtayca incelenmesi olanaksızdır. 5320 sayılı Yasa'nın 8. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenleme uyarınca kural olarak aksine bir yasal düzenleme bulunmadıkça ve verilen hüküm yasa yolu denetiminde bozulmadıkça, hükmü veren mahkemece dosyanın yeniden ele alınması, yargılama yapılması, yasal olanak olmadığı hâlde kendi kararını kaldırması, sonradan benzer ya da değişik bir karar vermesi Usul Yasası'na aykırı, hukuki dayanaktan yoksun ve hukuken geçersizdir. 1412 sayılı Yasa'nın 326. maddesinde hükmü bozulan mahkemece yeniden yapılacak yargılama ve verilecek hükümlere yer verilmiş, 5252 sayılı Yasanın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa'nın 9. maddesinde kesinleşen hükümler hakkında lehe yasanın uygulanmasında dikkate alınacak hususlar belirtilmiş, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa'nın 8/2. maddesinde ise; 'Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce ilk derece mahkemelerince karar verilmiş olup, temyiz edilmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş bulunan dava dosyalarından, lehe kanun hükümlerinin uygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması gerektiği açıkça anlaşılanlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilir. Bu halde, mahkemesince duruşma yapılarak karar verilir.' hükmüne yer verilmiştir. Anılan hükümle, ilk derece mahkemelerince verilip temyiz edilen hükümlerde, lehe hükümlerin uygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılmasının gerektiği açıkça anlaşılması hâlinde dosyanın doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilme yetkisi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınmış olup bu hüküm uyarınca gönderilen dosyalarda iade kararının mahkemesince benimsenmesi hâlinde yeniden duruşma açılarak hüküm verme ödevi doğacaktır. Kuşkusuz, başlamış olan temyiz sürecini sonlandıran ve yeni bir süreç başlatan bu işlem, yeni bir hüküm verilmesi zorunluluğu nedeniyle bozma etkisi doğurması bakımından Usul Yasamızdaki sisteme aykırı ise de Yerel Mahkemelere önceki hükmü ıslah veya değiştirme yetkisi veren söz konusu istisnai düzenleme, pozitif bir hukuk normu olarak yasalardaki yerini almıştır. Kuralın yerindeliği ve sisteme uyumluluğu tartışılabilirse de yargı mercilerinin yasalara uygun olarak karar vermek hak ve ödevine sahip oldukları hususu tartışılmaz bir gerçektir. Mahkemece iade kararı benimsenerek duruşma açılması hâlinde artık önceki hüküm varlığını yitirmiş olacak ve yeniden hüküm verme zorunluluğu doğacaktır. Verilen yeni hükmün önceki ile aynı olması veya değişik olması da 'yeni hüküm' olduğu gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır. Artık duruşma açılmakla mahkeme için öncekinden bağımsız ve yeni bir hüküm verme olanağı doğmuş olacaktır. Bu nitelikteki bir hükmün temyizen incelenebilmesi, 1412 sayılı Yasa'nın 305. maddesindeki resen temyize ilişkin koşullar saklı kalmak kaydıyla yasa yoluna başvuru hak ve yetkisine sahip kişiler tarafından usulüne uygun olarak temyiz edilmiş olmasına bağlıdır. Kendine özgü ve geçiş dönemine ilişkin bir düzenleme olan bu hükmün, birtakım adaletsizliklere neden olacağı veya başlamış olan temyiz sürecini sona erdirmesi nedeniyle mevcut yasalarla çatıştığı ve genel ilkelere aykırı olduğu ileri sürülebilirse de açık olan yasal düzenleme karşısında başka türlü bir uygulama yapma olanağı bulunmamaktadır. Diğer yönden bu hüküm, başlamış olan temyiz sürecini sona erdirmekte ise de ilgililerin yasa yoluna başvuru haklarını ortadan kaldırmamakta, yeniden hüküm verilmekle ilgililer bu haklara yeniden sahip olmakta ve yeni bir süreç başlatabilmektedirler.' 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa'nın 8/2. maddesine göre ilk derece mahkemelerince verilip temyiz edilen hükümlerde, lehe hükümlerin uygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılmasının gerektiği açıkça anlaşılması hâlinde dosyanın doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilme yetkisinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınmış olması, başlamış olan temyiz sürecini sonlandıran ve yeni bir süreç başlatan bu işlemin, bozma etkisini doğuran ve mahkemeye yeni bir hüküm verilmesi zorunluluğu yükleyen bir niteliğinin bulunması, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na eklenen geçici 34. maddesinde yer alan 'Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.' şeklindeki benzer düzenleme, inceleme konusu dosyanın bu yasal düzenleme uyarınca lehe yasanın tespiti için temyiz incelemesi sırasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilk derece mahkemesine gönderilmesi ve yeniden yargılama yapılarak hüküm kurulması ve 20.02.2019 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un 307. maddesi 3. fıkrasında yürürlüğe giren 'Yargıtaydan verilen bozma kararına uyulması hâlinde ilk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı, istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulabilir.' şeklindeki hüküm karşısında yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 19.11.2025 tarih ve 3368-14673 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının lehe kanun değerlendirmesi için dosyayı mahalline iade etmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince kurulan yeni hükmün, temyize mi yoksa istinafa mı tabi olduğunun belirlenmesine ilişkindir. IV. GEREKÇE 213 sayılı Kanun'un, ceza normu niteliğindeki maddelerinde de değişiklikler öngören 7394 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle 213 sayılı Kanun'a eklenen, geçiş normu mahiyetindeki geçici 34. maddenin üç ve dördüncü fıkraları şöyledir: "Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımı tarihinde 359 uncu madde kapsamına giren suçlardan dolayı temyiz veya istinaf kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan, 359 uncu maddede bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalar hakkında bozma kararı verilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir." CMK'nın 307/3. madde ve fıkrası şöyledir: "Yargıtaydan verilen bozma kararına uyulması hâlinde ilk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı, istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulabilir." 5320 sayılı Kanun'un 8. maddenin birinci fıkrası ise; "Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez. Yargıtay ceza daireleri ile Ceza Genel Kurulu kararlarındaki yazıma ilişkin maddi hataların düzeltilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ilgili ceza dairesi veya Ceza Genel Kuruluna başvurabilir." şeklinde olup ikinci fıkrası Anayasa Mahkemesinin 05.04.2007 tarihli ve 2005/127 Esas - 2007/42 Karar sayılı kararıyla; "İtiraz konusu kural, ilk derece mahkemelerince verilip temyiz edilen hükümlerde başlamış olan temyiz sürecini sonlandırarak, Ceza Yargılaması Yasası sistemine uygun olmayan biçimde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını, ilk hükmün ortadan kalkmasına ve yeni bir hüküm kurulmasına neden olan karar mercii konumuna getirmektedir." gerekçeleriyle iptal edilmiştir. Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhâl uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri, yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Muhakeme kanunlarında yapılan değişiklikler, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun işlemlerin hukuki sıhhatine halel getirmeyeceği gibi, hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemezler. Keza bu değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak ya da henüz tamamlanmamış işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine kural olarak geçmişe yürümezler. 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7394 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle 213 sayılı Kanun'a eklenen geçici 34. maddesi de bir geçiş normu mahiyetindedir. Zikredilen bu norm ile, 7394 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesiyle birlikte, derdest bulunan 213 sayılı Kanun'un 359. maddesi kapsamına giren suçlardan dolayı temyiz veya istinaf kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan, 359. maddede bu maddeyi ihdas eden Kanun'la yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalar hakkında bozma kararı verilecek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilecektir. Sonradan yürürlüğe giren lehe kanun nedeniyle iade edilen ve yerel mahkemesince yapılan uyarlama yargılamasından sonra verilen kararın hangi kanun yoluna tabi olacağı hususuna gelince; Daha önce Yargıtayın temyiz denetiminden geçip bozularak mahkemesine iade edilen dosyalarla ilgili yapılan uyarlama yargılaması üzerine verilen hükümlerin, yeni bir hüküm olmakla birlikte CMK'nın 286. maddesindeki sınırlamalara bakılmaksızın doğrudan temyiz denetimine tabi olacağında şüphe yoktur (CMK madde 307/3). İlk derece mahkemesince verilen ve henüz Yargıtayın temyiz denetiminden geçmeyen, CMK'nın 272. maddesi gereğince istinaf yolu incelemesinde iken, 7394 sayılı Kanunun 6. maddesiyle 213 sayılı Kanun'a eklenen geçici 34. maddesi gereğince bozma kararı verilerek iade edilen dosyalarda, ilk derece mahkemesince verilen yeni hükmün istinaf yoluna tabi olacağı da tartışmadan varestedir (CMK madde 272). Çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 213 sayılı Kanun'a eklenen geçici 34. madde gereğince, lehe kanun değerlendirmesi için dosyayı mahalline iade etmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince kurulan yeni hükmün, temyize mi yoksa istinafa mı tabi olduğunun belirlenmesine ilişkindir. Yargılama, verilen hükümle sona erer. Hükümden sonra kural olarak mahkemenin dosya üzerindeki tasarruf yetkisi de kalkar. Aktarma etkisiyle kanun yolu yargılaması neticesinde hükmün kaderi tayin olunur. Kanun yolunda; bölge adliye mahkemesince kaldırılmadıkça (CMK madde 280/2) ya da Yargıtay ilgili Dairesi tarafından bozulmadıkça (CMK madde 302/2) hüküm varlığını korur. Böylece ilk hüküm ortadan kalkmadıkça da herhangi bir sebeple yeni bir hüküm tesis olunamaz. Bir yargılama ve karar mercii olmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanunun verdiği yetkiye istinaden dosyayı mahkemesine iade etmesinin, hükmü ortadan kaldırma ya da bozma niteliğinde kabul edilemeyeceği açıktır. Ne var ki 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 8. maddesinin iptal edilen ikinci fıkrasında olduğu gibi, hükmü veren mahkemeye yeni bir hüküm kurulması emredilerek, bu iade kararlarına, ilk hükmü dolaylı da olsa ortadan kaldırabilecek normatif bir değer atfedilebilmektedir. 7394 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle 213 sayılı Kanun'a eklenen geçici 34. maddesinin de, yargılamaların en kısa sürede ve en az masrafla tamamlanarak (Anayasa madde 141/4) adil yargılanma hakkının (Anayasa madde 36, İHAS madde 6) güçlendirilmesi amacı doğrultusunda yorumlandığında aynı normatif değeri mündemiç bir geçiş normu olduğu kabul edilmelidir. Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 27.06.2006 tarihli ve 172-168 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Kuşkusuz, başlamış olan temyiz sürecini sonlandıran ve yeni bir süreç başlatan bu işlem, yeni bir hüküm verilmesi zorunluluğu nedeniyle bozma etkisi doğurması bakımından usul kanunumuzdaki sisteme aykırı ise de yerel mahkemelere önceki hükmü ıslah veya değiştirme yetkisi veren söz konusu istisnai düzenleme, pozitif bir hukuk normu olarak kanunlardaki yerini almıştır. Kuralın yerindeliği ve sisteme uyumluluğu tartışılabilirse de yargı mercilerinin yasalara uygun olarak karar verme hak ve ödevi bulunduğu hususu tartışılmaz bir gerçektir. Ancak, doğrudan adil yargılanma bağlamında, yargılamanın makul sürede tamamlanması amacıyla getirilen bu geçiş düzenlemesinin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanunun verdiği yetkiye istinaden dosyayı mahkemesine iade etmesine, normatif olarak hükmü bozma etkisi yüklemesi başka, Yargıtayca verilen bozma kararı başkadır. Gerek CMK'nın 307/3. maddesiyle gerekse Yüksek Ceza Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli ve 282-267 sayılı ile 08.10.2025 tarihli ve 169-381 sayılı içtihatlarıyla ön plana çıkan değer ve gerekçe, Yargıtayın yargılama sistemindeki konumunu düzenleyen Anayasa'mızın 154. maddesi hükümlerinin gereğini yerine getirmekle ilgili bir tutumdur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının dosya iadesinin, bir bozma kararı olmadığında kuşku bulunmadığına göre, bu geçici geçiş normu ile, kanun yoluna ilişkin genel kurallara da istisna getirildiğini söylemek, kanunun amaç ve kapsamı ile bağdaşmayacağı gibi, istinaf yoluyla sağlanan güvenceleri de ortadan kaldıracaktır. Zira ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için resen öngörülen bir kanun yolu (CMK m. 272/1) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar resen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekte iken, temyiz yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüştür. Bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olması itibarıyla gerek denetim gerekse yeniden yargılama fonksiyonunu icra etsin, her halükârda taraflar açısından başlı başına bir teminat oluşturur. Şu hâle göre, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na eklenen geçici 34. maddeye istinaden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderildiği ilk derece mahkemelerine göndermesi, mahkemesine yeni bir karar verme yükümlülüğü yüklemesi itibarıyla normatif bir bozma etkisi doğurmakta ise de, yargılama sonunda verilen bir karar, bir yargılama tasarrufu olmadığından Yargıtayca verilen bozma kararı niteliğinde kabul edilemez. Keza istinaf güvencesini de bertaraf ederek kanun yoluna ilişkin genel kurallara istisna getirildiğini söylemek de mümkün değildir. Bu nedenledir ki, 213 sayılı Kanun'un, ceza normu niteliğindeki maddelerinde de değişiklikler öngören 7394 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle 213 sayılı Kanun'a eklenen, geçiş normu mahiyetindeki geçici 34. maddesine istinaden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, yed'inde bulunan dosyaları ilk derece mahkemelerine göndermesi üzerine ilk derece mahkemelerince tesis edilen yeni hükümlerin, CMK'nın 307. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilemeyeceği, Kanun yolunun genel kurallar gereğince belirlenmesi gerektiği açıktır. Somut olayda hukuki değerlendirme; Sanık hakkında, daha önce Yargıtay denetiminden geçmeyen davayla ilgili olarak İlk Derece Mahkemesince ilk kez kurulan 20.12.2018 tarihli hükme yönelik istinaf başvurusuna ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 08.12.2020 tarihli kararının temyizi üzerine henüz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ye'dinde bulunan dosyanın 7394 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle 213 sayılı Kanun'a eklenen, geçici 34. maddesine istinaden gönderildiği İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda kurulan 09.11.2022 tarihli mahkûmiyet hükmünün, CMK'nın 272 ve devamı maddeleri uyarınca istinaf yoluna tabi olduğuna dair Özel Dairece tesis edilen kararda isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın Yerel Mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.01.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/679, K. 2026/56, T. 21.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-679-e-2026-56-k-0241f147d51c