Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/322 E. 2026/204 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/322
- Karar No
- 2026/204
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 929-1003
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun sarkıntılık suretiyle cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-2. cümlesi, 43, 62... . maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına hak yoksunluğuna ilişkin Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.09.2016 tarihli ve 308-336 sayılı hükmün sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 14.12.2016 tarih ve 63-166 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1-1. cümlesi, 62... . maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 11.10.2022 tarih ve 3036-8892 sayı ile; "...Sanığın mağdurenin kendisine yaşını on sekiz olarak söylediğine dair kollukta ve Bölge Adliye Mahkemesi huzurundaki savunması, mağdurenin Bölge Adliye Adliye Mahkemesinde sanığa yaşını 18 olarak söylediğine yönelik anlatım ile ayrıca şikayetten vazgeçme dilekçesinde lise son sınıfa gittiğine dair beyanı, sanık ve mağdurenin internet vasıtasıyla tanışıp buluştuklarının ifade edilmesi ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, olayda 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı tartışıldıktan sonra hükme varılması gerekirken bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın eksik gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Ankara Bölge Adliye Mahkemesin 17. Ceza Dairesince 01.03.2023 tarih ve 1282-344 sayı ile sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiş, hükmün, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince 07.05.2024 tarih ve 9298-4140 sayı ile; "Dosya kapsamı ile sanık ve mağdure arasında gerçekleşen eylemin rıza ile gerçekleştiğinin anlaşılması ve sanığın kolluk ifadesinde, mağdurenin kendisine liseyi bitirdiğini ve on sekiz yaşında olduğunu beyan ettiğine ve Bölge Adliye Mahkemesinde, mağdurenin yaşını on sekiz olarak söylediğine dair savunması, mağdurenin Bölge Adliye Adliye Mahkemesinde sanığa yaşını on sekiz olarak söylediğine yönelik beyanı ile ayrıca şikayetten vazgeçme dilekçesinde sanığa yaşının on sekiz olduğunu ve lise son sınıfa gittiğini beyan ettiğine dair anlatımı, sanık ve mağdurenin internet vasıtasıyla tanışıp buluştuklarının ifade edilmesi ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın mağdurenin yaşı hususunda hataya düşüğünün anlaşılması karşısında olayda 5237 sayılı Kanun'un 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden yetersiz ve dosya içeriğine uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle mahkumiyet hükmü kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi, 23.10.2024 tarih ve 929-1003 sayı ile; "...Mağdurenin daha sonraki ifadelerinde sanığı kurtarmak için ifadelerini değiştirdiği, bu nedenle gerek mağdurenin gerek sanığın mağdurun yaşının 18 olduğuna ilişkin beyanları suçtan kurtulmaya yönelik çaba olarak kabul edildiği, TCK 30 madde de düzenlenen hata hükümlerinin uygulama şartlarının oluşmadığı," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.02.2025 tarihli ve 11808 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 06.05.2025 tarih ve 1041-3727 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçu bakımından TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulama şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Olay tarihinde on sekiz yaşında olan sanık ile sosyal medya aracılığı ile tanıştığı 14... ay 26 günlük mağdurenin arkadaş oldukları, 29.06.2016 tarihinde babaannesine gitmek üzere evden ayrılan mağdurenin akşam saatleri olmasına rağmen eve gelmemesi üzerine babası ...'ın adli makamlara kayıp ihbarında bulunduğu, 30.06.2016 tarihinde gece saat 02.30 da mağdurenin eve döndüğü, babası ile yaptığı görüşmede öğle saatlerinde evden kaçmak üzere erkek arkadaşı olan sanık ile buluştuklarını, ancak sanığın eve gitmesini söylediğini, eve gitmeyip bir parkta oturduğunu, bir gün önce de sanıkla buluştuklarını, sanığın kendisine cinsel eylemlerde bulunduğunu söylemesi üzerine sanık hakkında soruşturma işlemlerine başlandığı, Mağdure ile çocuk izlem merkezinde yapılan adli görüşmenin değerlendirildiği raporda: öngörüşme ve adli görüşme boyunca mağdurenin verdiği bilgilerin tutarlı ve güvenilir olduğu izlenimi edinildiğinin, mağdurenin cinsel istismarlarda olması gereken karşı koyma tepkilerini vermeyerek cinsel istismarın devamına engel olmadığının, cinsel eğitime sahip olmamasının ve istismar şüphelisi ile kurduğu duygusal bağın istismarın devamında etkili olduğunun tespit edildiği, Mağdurenin mahkemede alınan beyanı sırasında hazır bulunan pedagog bilirkişinin; mağdurenin yaşı itibarıyla fiziksel ve zihinsel gelişiminin orantılı olduğunun, kendisini rahatlıkla ifade edebildiğinin, herhangi bir baskı altında bulunmadığının gözlemlendiğini belirttiği, Mağdurenin babası ile mağdurenin 06.09.2016 tarihinde şikâyetten vazgeçme dilekçesi sundukları, dilekçede; mağdure ile sanığın arkadaş olduklarına, parktaki buluşmada sanığın mağdureye karşı tacizde bulunmadığına, mağdurenin ailesinin kızması ve baskı yapması korkusuyla ifade verdiğine, sanığın düştüğü durumdan dolayı üzgün olunduğuna, mağdurenin sanığa on sekiz yaşında olduğunu ve lise sonuncu sınıfta okuduğunu söylediğine yer verildiği, Mağdurenin babası ...'ın şikâyetten vazgeçme dilekçesinde; kızının eve gecikmesi üzerine kayıp ihbarında bulunduğunu, olayın ayrıntısından haberdar olmadığını, kızının ifade verdiği sırada kendisinin de karakolda olduğunu, olayın bir kısmını kızının ifade vermeden önce kendisine anlattığını, bir kız babası olarak kendisine tepki gösterdiğini ve şikâyetçi olduğunu, ancak kızının sonraki ifadesi karşısında da suçsuz ise bir insanın günahını almak istemediğini, kızının ifadesi doğrultusunda şikâyetini geri aldığını belirttiği, Anlaşılmaktadır. Mağdure, çocuk izlem merkezinde; on sekiz yaşındaki sanıkla bir hafta önce internet üzerinden tanıştıklarını ve sevgili olduklarını, iki gün önce 28.06.2016 tarihinde saat 12.30'da evden çıktığını, sanıkla buluştuklarını, sanığın kendisine "Evden para veya cep telefonu getir, kaçalım!" dediğini, sanıkla buluştuklarında kaçmak için para gerekeceği için Samsung marka cep telefonunu sanığa verdiğini, sanıkla meydanda saat 13.00'te buluştuklarını, birlikte bir sokağa gittiklerini, ağaçların altındaki kuytu bir köşede çimenlerin üzerine oturduklarını, sanığın üç kez dudağından öptüğünü, elbisesinin içerisine elini sokarak göğüslerini sıktığını, bacaklarına elbisesinin üzerinden çok defa dokunduğunu, kendisine "Penisime dokun!" dediğini, fakat dokunmadığını, saat 16.30'da eve döndüğünü, bir gün sonra yine buluştuklarını, sanığın, yanağından öptüğünü, o gün eve gitmediğini, parkta arkadaşlarıyla oturduğunu, arkadaşlarının gece kendisini eve bıraktıklarını, bugün saat 10.00'da yeniden sanıkla buluşmak üzere anlaştıklarını, ancak evden çıkamadığı için sanıkla buluşamadıklarını beyan ettiği, Mahkemede; sanığın, arkadaşı olduğunu, kaçmak için sanığa mesaj gönderdiğini, bu amaçla parkta buluştuklarını, yanında kimliği olmadığı için kaçamadıklarını, eve geri döndüğünü, ertesi gün yine aynı yerde buluştuklarını, sanığa cep telefonunu ve annesinin alyansını verdiğini, onları satınca paralarının olacağını, sanığın "Yarın gel buluşalım, sen şimdi eve git!" dediğini, eve gitmek istemediğini, bir parka gidip orada beklediğini, kardeşinin arkadaşlarına haber verdiğini, arkadaşlarının kendisini parkta bulup eve götürdüklerini, buluşmalarında sanığın, elinden tuttuğunu, yanağından öptüğünü, başka bir eylemde bulunmadığını, kendisinin buna rıza gösterdiğini, kollukta korkudan okunan şekilde ifade verdiğini, babasının o gün çok sinirli olduğunu, sanıkla internette tanıştıklarını, sanığa on sekiz yaşında olduğunu söylediğini, daha küçük olduğunu söyleseydi sanığın kendisiyle görüşmeyeceğini, sanıkla bir hafta yazıştıktan sonra buluştuklarını, evde ailesinden çok baskı görmesi nedeniyle evden kaçmak istediğini, sanığın kabul etmediğini, en fazla yarım saat beraber kaldıklarını, geçen süre içerisinde sanığın herhangi bir cinsel davranışta bulunmadığını, karakolda babasından korktuğu için yalan ifade verdiğini, Şikâyetçi ...; kızının kayıp olması nedeniyle ihbarda bulunduğunu, saat 02.30 sıralarında kızının eve geldiğini, on sekiz yaşlarındaki erkek arkadaşı sanıkla birlikte Ankara'ya gideceklerini, ancak kendisinin vazgeçerek eve geldiğini, sanığın kendisini parkta öptüğünü, vücudunu okşadığını, ilişkiye ise girmediklerini söylediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık; mağdureyi 22.06.2016 tarihi itibarıyla tanıdığını, yaklaşık bir hafta sosyal medya üzerinden mesajlaştıklarını, mesajlaştıkları sırada mağdurenin kendisine liseyi bitirdiğini, on sekiz yaşından büyük olduğunu söylediğini, ilk kez 28.06.2016 tarihinde saat 13.00 sıralarında şehir meydanında buluşup parka gittiklerini, burada bankta oturup sohbet ettiklerini, on dakika sohbet etttikten sonra yanaktan öpüştüğü mağdureyi eve gönderdiğini, ertesi gün aynı parkta buluştuklarını, mağdurenin; bir gün önce eve geç gitmesi nedeniyle ailesinin kendisine kızdığını, eve gitmeyeceğini, evden kaçacağını söyleyerek kendisiyle kaçmasını istediğini, bunu kabul etmeyerek mağdureden eve gitmesini istediğini, mağdureyi dudağından öpmediğini, elbiselerinin üzerinden veya içinden göğüslerine dokunmadığını, cinsel organına dokunmasını istemediğini, parkta kendisine herhangi bir cinsel davranışta bulunmadığını, mağdurenin yaşının on sekiz olduğunu söylediğini, yanından ayrıldıktan sonra eve gitmediğini sonradan öğrendiğini, daha sonra mağdure bulununca babasının tepkisinden korkup kendisini suçlayıcı şekilde beyanda bulunduğunu, kendisine "Bana bunu niye yaptın?" diye mesaj attığını, mağdurenin de "Babamdan korktuğum için yaptım!" şeklinde cevap verdiğini, lise son sınıf öğrencisi olduğunu, bir yıl sınıfta kaldığını ve sınıf tekrarı yaptığını söyleyen mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilmesi hâlinde kendisiyle arkadaşlık etmeyeceğini, bu olay yüzünden yıllardır tedirgin bir hâlde yaşadığını savunmuştur. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 462-193 sayılı, 05.03.2025 tarihli ve 448-107 sayılı, 08.01.2025 tarihli ve 38-7 sayılı, 04.12.2024 tarihli ve 176-394 sayılı, 04.12.2024 tarihli ve 227-395 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun maddi unsurlarından birisi de mağdur olup kanun koyucu TCK'nın 103. maddesinde üç grup mağdura yer vermiştir. Birincisi on beş yaşını tamamlamamış olan çocuklar, ikincisi on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklar, üçüncüsü ise on beş yaşını tamamlayıp on sekiz yaşını tamamlamamış olan çocuklardır. Birinci ve ikinci grupta yer alan çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın dahi gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar suçunu oluşturmakta, eylemin bu kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi ise anılan maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın yarı oranında artırılmasını gerektirmektedir. Üçüncü grupta yer alan çocuklar yönüyle eylemin suç oluşturması için gerçekleştirilen cinsel davranışların cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nitekim cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, anılan Kanun'un 103. maddesinde düzenlenmiş olan çocukların cinsel istismarı suçundan cezalandırılamayacaktır. Fail, cinsel ilişkide bulunduğu mağdurenin on beş yaşını doldurmadığı hâlde, doldurduğu düşüncesiyle mağdur ile rızasıyla cinsel ilişkide bulunur ve şikâyetçi olmayan mağdurun yaşı konusunda kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca suçun maddi unsurlarından olan mağdurenin yaşına ilişkin bu hatasından yaralanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve bu suçun taksirle işlenmesi hâli cezalandırılmadığından CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir. Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, doktrinde ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede, in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığın cezalandırılması, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşılmadan hüküm verilmesi anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Mağdurenin eve gelmemesi üzerine babasının kayıp ihbarında bulunduğu, eve geç saatte dönen mağdurenin babasına, sanığın kendisine yönelik cinsel eylemlerde bulunduğunu söylemesi üzerine adli makamlara intikal eden soruşturma kapsamında, internet üzerinden tanışan mağdure ile sanığın olay günü parkta buluştukları, sanığın mağdureye yönelik öpme ve dokunma şeklinde cinsel eylemlerde bulunduğu hususunda Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında herhangi bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla isabetsizlik bulunmayan olayda; Sanık aşamalarda, olay tarihinden bir hafta önce sosyal medya aracılığı ile tanıştığı mağdurenin kendisini on sekiz yaşında olarak tanıttığını savunmuş, bu savunması mağdurun aynı yöndeki anlatımları ile doğrulanmıştır. Mağdure ile sanığın çoğunlukla internet üzerinden ve oldukça kısa sayılabilecek bir süre içerisinde görüştükleri de nazara alındığında, sanığın mağdurenin gerçek yaşını bilmediğine dair istikrar gösteren savunmalarının aksinin kanıtlanamadığı, bu hususta oluşan kuşkunun in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği, açıklanan sebeplerle de mağdurenin suç tarihindeki yaşı bakımından sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanmasında zorunluluk bulunduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, isabetsiz bulunan Bölge Adliye Mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 23.10.2024 tarih ve 929-1003 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konu hükmün, sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca, gereği için kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.