Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/466 E. 2026/197 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2024/466
Karar No
2026/197
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 89-77

I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1, 62... . maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Giresun Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.03.2015 tarihli ve 89-77 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 05.12.2023 tarih ve 12835-8026 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.03.2024 tarih ve 30160 sayı ile; "…Somut olayda, suçun sübutuna yönelik olarak, mevcut deliller değerlendirildiğinde; olayın doğrudan görgü tanığının bulunmadığı, tanık beyanlarının katılan mağdure çocuğun anlatımlarına, duyumlara dayandığı, sanığın aşamalarda alınan ifade ve savunmalarında özet olarak, katılan mağdure çocuk ve ailesini tanıdığını, ailecek görüştüklerini, lise son sınıf öğrencisi olan katılan mağdure çocuğun gireceği YGS sınavı nedeni ile strese girdiğini, rahatlaması için konuşup dua etmesi konusunda yardım istendiğini, yardımcı olmak için telefonla mesajlaşıp görüşerek olay günü buluştuklarını ve aracında konuştuklarını, kendisine tavsiyelerde bulunduğunu samimi olarak beyan etmekle birlikte, hakkındaki suçlamaları reddettiği, savunmalarının aksine suçun işlendiğine dair katılan mağdure çocuğun soyut iddiaları dışında deliller bulunmadığı anlaşılmaktadır. Katılan mağdure çocuğun suça yönelik iddialarını destekleyen doktor raporu, görgüye dayalı tanık anlatımı gibi deliller bulunmamaktadır. Suçun işlenip işlenmediği hususunda şüphe doğmuştur. Mevcut delillerle bu şüphenin yenilmesi mümkün görülmemektedir. Beraati yerine yazılı şekilde sanığın cezalandırılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.06.2024 tarih ve 3246-5518 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdureye yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 05.11.2013 tarihinde Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezince düzenlenen raporda; 2013 yılı Mart ayı içinde maruz kaldığı iddia edilen cinsel istismar eylemi nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu yaşadığı belirlenen katılan mağdurenin ruh sağlığının bozulduğunun belirtildiği, 16.04.2014 tarihinde Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen rapora göre; hafif anksiyete belirtileri gösteren katılan mağdurenin ruh sağlığının bu durumdan etkilendiği ancak bozulmadığının bildirildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure savcılıkta; imam olan ve ailecek görüştükleri kendisine de sınavının iyi geçmesi için dua okunmuş pirinç vereceğini söyleyen sanıkla telefonla mesajlaştıklarını, ona Eynesil’e geldiğinde pirinçleri alabileceğini ifade ettiğini, olay günü sahilde buluştuğu sanığın, aracına eve bırakacağını düşüncesi ile bindiğini, ancak sanığın başka istikamete doğru aracı sürdüğünü ve kendisine "Biraz gezelim." dediğini, limanda durduklarını, arkadaşıyla telefonda konuştuğu sırada elinden cep telefonunu alarak kapatan sanığın, elini ayrıca kendisine doğru çekerek saçlarından okşadığını ve boğazından öptüğünü, ağlaması üzerine yine kendine çekerek zorla dudağından öptüğünü, bunlar yaşanırken etrafta kimsenin bulunmadığını, ağlaması üzerine sanığın aracını Eynesil ilçesine doğru sürmeye başladığını, ancak hâlen elini tutmaya çalıştığını ve "Borsada param var. Çok zenginim. Trabzon’a gideceğim ve orada hastanede çalışacağım." dediğini, kendisinin ise ağlamaya devam ettiğini, akşam olayı ablasına anlattığını, Mahkemede; aracı ile Görele limanında duran sanığın kendisine "Manzarayı izleyelim." "Başım ağrıyor." demesi üzerine, "Başına masaj yapayım." diyerek bir şeyler mırıldanan sanığın, başına masaj yapıp boynunu öpmeye başladığını, kalkarak sanığa "Ne yapıyorsunuz?" dediği esnada dudağından öptüğünü, aracın kapıları kilitli olduğunu, ancak araçtan inmeye çalışmadığını ve korktuğunu, sanığın ise özür dilediğini, Beyan etmiştir. Sanık savcılıkta ve sorguda; yaşadığı sınav stresi nedeniyle kendisini arabayla gezdirmesini isteyen katılan mağdure ile olay günü buluştuklarını, okunmuş pirinç vermek için buluşacakları hususunun doğru olmadığını, hatta katılan mağdurenin yaptığı görüşmeler sırasında kendisini sinemaya götürmesini de istediğini, araba ile seyir hâlindeyken okunmuş pirinç verip veremeyeceğini soran katılan mağdureye çalışması gerektiğini, duanın sonradan geleceğini açıkladığını, Görele merkezde çay içmeyi teklif ettiğini, ancak katılan mağdurenin üşüdüğünü söyleyerek arabadan çıkmadığını, bunun üzerine arabayı Liman tarafına park ettiğini, sürekli mal varlığına yönelik sorular soran katılan mağdurenin arabadayken cep telefonuna biriyle görüştüğünü, yine para ile ilgili ifadelerde bulunduğunu, katılan mağdureye yönelik cinsel bir eyleminin olmadığını, Mahkemede; katılan mağdureyle buluşmaya eşiyle birlikte gittiğini ancak havanın erken kararması nedeniyle eşinin yanından ayrıldığını, katılan mağdurenin, "Benimle ilgili ne düşünüyorsun?" şeklindeki sorusuna "Ben evli ve 5 çocuk sahibi, senin yaşında kızı olan biriyim. Seninle ilgili bir şey düşünemem." diye cevap verdiğini, katılan mağdureyi bırakmadan önce yoldan trafik kontrolünden de geçtiklerini, gerçekleştiği iddia edilen eylemden bir gün sonra katılan mağdurenin akrabası olan tanık ...'ın kendisinden para istediğini, yine bir hafta sonra katılan mağdurenin bir akrabasının 50.000 TL karşılığında şikâyetçi olmayacağını söylediğini, sonrasında ..., ..., ..., ..., ve ... ile birlikte yanına gelerek "Hata yaptık. Olayı kapatalım." şeklinde sözler söylediklerini, olaydan bir hafta kadar öncesinden ilçe belediye başkanlığı için aday adaylığını açıkladığını, katılan mağdurenin ablasının ısrarla katılan mağdureyle görüşmesini istediğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir ( Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK., 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK., 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Sanığın, vücudunun çeşitli yerlerine dokunmak, boynundan ve dudağından öpmek suretiyle katılan mağdureye yönelik çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olayda; Sanığa iftira atmasını gerektiren bir husumeti bulunmayan katılan mağdurenin, aşamalarda ayrıntılı ve genel olay örgüsüyle tutarlı beyanlarda bulunması, olayın adli mercilere intikalinin doğal bir seyirle gerçekleşmesi, dosyada mevcut 05.11.20 13... .04.2014 tarihli raporlarda katılan mağdurenin olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu/etkilendiği tespitlerine yer verilmesi ve sanığın yargılama evresindeki savunmalarının kendisini suçtan ve cezadan kurtarmaya matuf olarak kısmen genişletilmesi hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanığa müsnet katılan mağdureye yönelik çocuğun basit cinsel istismarı eyleminin sabit olduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/466, K. 2026/197, T. 01.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2024-466-e-2026-197-k-68bb45674679