Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/155 E. 2026/203 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/155
Karar No
2026/203
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 232-153

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 102/3-a, 43, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10... ay 7 gün hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/1, 109/3-f, 109/5, 43, 62, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.12.2014 tarihli ve 232-153 sayılı hükümlerin sanık müdafii, katılanlar ve katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 27.05.2024 tarih, 7742-5070 sayı ve oy çokluğu ile; "...Mağdure beyanı, sanık savunması, tanık ifadeleri, Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca düzenlenen raporda mağdurede mevcut olan zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayacağının belirtilmesi ve tüm dosya içeriği nazara alındığında mağdurede var olan zekâ geriliğinin sanık tarafından bilindiğine yönelik her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek sanığın atılı suçlardan beraati yerine oluşa uygun düşmeyen yazılı gerekçe ile mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; "Mahkemece aldırılan Adlî Tıp Kurumu raporunda katılan mağdurede Hafif-Orta Derecede Zekâ Geriliğinin saptandığı, zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca ilk bakışta anlaşılamayabileceği ancak kendisini yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabileceğinin tespit edildiği, sanığın mağdurenin akrabası olup uzun zamandır tanıştıkları, aralarında bir süredir duygusal ilişki olduğu, akraba olmalarından dolayı birbirlerinin evine sıklıkla gidip geldikleri, öte yandan; mahkemece yapılan gözlemde mağdurenin sorulan sorulara tam olarak cevap veremediği ve sürekli aynı şeyleri tekrarladığının gözlemlendiğinin belirtilmesi karşısında sanığın mağduredeki akıl hastalığını bilmediğinin düşünülemeyeceği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 26.10.2024 tarih ve 247828 sayı ile; "İlk Derece Mahkemesinin oluşa ilişkin kabulü, sanığın soruşturma aşamasındaki savunmaları, ATK 6. İhtisas Kurulunun 29.09.2024 tarihli raporu, 27.12.2013 tarihli celsede mahkeme heyetince, mağdurun uzun uzun düşündüğüne, sorulan sorulara tam olarak cevap veremediğine, sürekli aynı şeyleri tekrarladığına dair gözlemi, sanık ile mağdurun aynı köyde yaşadıkları aynı zamanda komşu ve hısımlıklarının bulunduğu, mağdurla gerek telefonla gerekse de yüz yüze görüştükleri, aralarında gönül ilişkisi olduğu dikkate alındığında sanığın mağdurede mevcut zekâ geriliğini bildiği ve atılı suçların somut olayda sübut bulduğu değerlendirilmiştir. ATK 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda da mevcut zekâ geriliğinin ancak yakın çevresinde olanlarca ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabileceği belirtilmiştir. Sanık mağdurun yakın çevresinde bulunan insanlardan biridir ve kendisini hem uzun süredir tanımakta, hem de uzun süredir kendisiyle görüşmektedir. Tüm bu anlatılanlar birlikte değerlendirildiğinde sanığın, mağdurda bulunan zekâ geriliğini bildiği ve buna karşın eylemlerini gerçekleştirdiği" görüşüyle itiraz etmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.02.2025 tarih, 8914-699 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesinin 29.01.2014 tarihli raporunda; katılan mağdurenin oğlu ...'a ait DNA profili ile baba olduğu iddia edilen sanık ...'e ait DNA profilinin karşılaştırılması sonucu ...'ün ... için biyolojik babalığının reddedildiğinin bildirildiği, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 07.10.2013 tarihli raporunda; katılan mağdurenin beden veya ruh bakımından kendisini savunabilecek durumda olduğuna, cinsel saldırı fiiline mukavemet edemeyecek derecede akıl hastalığı bulunduğuna, kendisine karşı işlenen fiilin ahlaki kötülüğünü idrak edemeyeceğine, zekâ geriliğinin doktor olmayanlarca anlaşılabileceğine ve kişinin beyanlarına itibar edilemeyeceğine yer verildiği, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinin 24.03.2014 tarihli raporunda; katılan mağdurede bulunan hafif mental retardasyonun hekim olmayanlarca anlaşılacağının, kendisine yönelik gerçekleştirildiği iddia edilen eylemlerin ahlaki kötülüğünü kavrayamayacağının, TCK'nın 109. maddesi kapsamında beden veya ruh bakımından kendini savunabilecek durumda olmadığının, kendisine yönelik gerçekleştirildiği iddia edilen cinsel istismar eyleminin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin yeterince gelişmediğinin, beyanlarına itibar edilmemesi yönünde bir rahatsızlığının olmadığının, ancak mevcut mental retardasyon nedeniyle yer, zaman ve sayı gibi kavramlarda hatalar yapabileceğinin ve ruh sağlığının bozulmadığının belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen 29.09.2014 tarihli raporda; katılan mağdurede orta ile hafif derece sınırında zekâ geriliği saptandığının, hayatının ilk yıllarından başlayıp ömrü boyunca sürecek olan bu zekâ geriliği nedeniyle olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağının ve zekâ geriliğinin fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olmasına mani olacak mahiyet ve derecede olduğunun, dolayısıyla mağdurenin 19.09.2013 tarihinde mağduru bulunduğu olay nedeniyle ruh sağlığında bozulma olup olmadığının değerlendirilemediğinin, mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağının ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağının, mevcut zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceğinin, yalnızca ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca bilinebileceğinin, ifadelerine ana hatları ile ve kuvvetli delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceğinin açıklandığı, Katılan mağdurenin kollukta beyanının alınması sırasında hazır bulunan psikolog bilirkişinin; katılan mağdurenin zihinsel ve sosyal gelişiminin yaşıtlarına göre geri-orta düzeyde, yer, zaman ve sayı kavramlarının ise yeterince gelişmemiş olduğunu, olayı öykülendirme ve detaylandırmada güçlük çektiğini, maruz kalabileceği cinsel bir saldırıyı tehlikeli ve ayıp olarak değerlendirdiğini, olayla ilgili olarak sosyal baskı altında bulunmasının muhtemel olduğunu, cinsel kavram ve olaylara vâkıf olmadığını ancak sosyal öğrenmeler neticesinde olayları değerlendirebildiğini mütalaa ettiği, 27.12.2013 tarihli celsede katılan mağdurenin soruşturma aşamasındaki beyanıyla kovuşturma aşamasındaki beyanı arasındaki çelişki nedeniyle sorulması üzerine; uzun uzun düşündüğünün, sorulan sorulara tam olarak cevap veremediğinin mahkemece gözlemlendiği, Anlaşılmıştır. Katılan mağdure kollukta; sanığın yaklaşık 8-9 ay önce babası yokken evlerine gelip kendisiyle birlikte olmak istediğini söylediğini, daha sonra birlikte olduklarını, sanığın her gün eve gelip kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, sanığa engel olmaya çalıştığını ancak sanığın "Seni öldürürüm, keserim!" diyerek kendisini tehdit ettiğini, nasıl hamile kalındığını bilmediğini, kullandığı ilaçların etkisiyle bayıldığını, sanığın ilişkiye girince ağzını kapattığını, üstüne çullandığını, sanığı hiç çıplak görmediğini, bu olay utandırıcı olduğu için kimseye söylemediğini, Mahkemede; ağabeyinin eşiyle sanığın kardeş olduklarını, sanığın evlerine gelmesinden rahatsızlık duyduğunu, babasına sanığın evden gitmesini söylediğini, evde babası ile yalnız yaşadıklarını, sanığın babasını takip ettiğini, babası evde yokken geldiğini, bıçağı boynuna dayayarak ağzını kapattığını, babasının evde olmadığı zamanları gözetleyip kendisiyle zorla cinsel ilişkiye girdiğini, kendisini öldüreceğinden bahisle tehdit ettiğini, sanığın bu tehditlerinden korktuğu için olayı kimseye anlatmadığını, daha sonra rahatsızlığı nedeni ile ablasının kendisini doktora götürdüğünü, hastanede hamile olduğunu öğrendiğini, sanık dışında kimseyle birlikte olmadığını, sanığın eylemlerini kendisine karşı güç kullanarak gerçekleştirdiğini, rızası ile sanıkla birlikte olmadığını, Katılan ... kollukta; mağdurenin karnının büyümesinden şüphelenmesi üzerine ablası ile birlikte onu doktora gönderdiğini, hastanede kızının yedi buçuk aylık hamile olduğunu öğrendiğini, bunun üzerine kızına "Sana bunu kim yaptı?" diye sorduğunu, öncesinde kızının söylemek istemediğini, ancak daha sonra kızıyla birlikte olan şahsın sanık olduğunu öğrendiğini, sanığın yanına giderek "Bu böyle olmaz, kızım ile evleneceneksin!" dediğini, sanığın bu işi kendisinin yaptığını itiraf edip evlenmeyi kabul etmesi üzerine şikâyetçi olmadığını, Katılan ... Mahkemede; kızında % 70 oranında zekâ geriliği olduğunu, kızındaki zekâ geriliğinin sanık dâhil olmak üzere tüm köy halkı tarafından bilindiğini, başta kabul etseler de sanığın ailesinin sonradan kızı ve sanığın evliliğine karşı çıktıkları, sanık hakkında şikâyetçi olup davaya katılmak istediğini, Katılan ... Mahkemede; katılan mağdurenin kız kardeşi olduğunu, kardeşini hastaneye götürüp muayene ettirdiğinde 32 haftalık hamile olduğunu öğrendiğini, katılan mağdureyle konuştuğunda sanıkla birlikte olduğunu ve hamile kaldığını söylediğini, sanığın kendisini tehdit ettiğini, olayı başkasına anlatmamasını istediğini, sanıktan şikâyetçi olup davaya katılmak istediğini, Tanıklar ..., ..., ... kollukta; katılan mağdureyi çocukluğundan beri tanıdıklarını, katılan mağdurenin zihinsel engeli olduğunu bildiklerini, ancak zihinsel engelinin görmüş oldukları kadarıyla çok fazla olmadığını, bu durumunun köy halkı tarafından bilinmediğini, Tanık ... Mahkemede; katılan mağdurenin dünürünün kızı olduğunu, kendisini bu sebeple tanıdığını, katılan mağduredeki zekâ geriliğinin dışarıdan rahatlıkla görülebildiğini, Tanık ... Mahkemede; sanığın köylüsü olduğunu, katılan mağdurenin de kayınbiraderinin kızı olduğunu, katılan mağdurenin hamile olduğu söylenince hastaneye gittiğini, sonradan sanığa sorduğunda katılan mağdure ile üç kez ilişkiye girdiğini tarih ve yer bilgisi de vererek söylediğini, katılan mağdurenin ise sanığın kendisini bıçakla tehdit ettiği konusunda bir şey söylemediğini, katılan mağdurede zekâ geriliği olduğunu, bu durumun ilk bakışta anlaşıldığını, Beyan etmişlerdir. Sanık, soruşturma evresinde; katılan mağdurenin zihinsel engelli olduğunu bilmediğini, rızasıyla beş ay önce evlerinin yakınlarındaki ormanlık alanda, bir hafta sonra kümeslerinde, iki ay sonra da evlerinin ağılında kendisiyle birlikte olduklarını, katılan mağdurenin kendisinden hamile olduğunu yakın çevresine söylediğini, bunun üzerine katılan ...'e giderek hamile ise nikâh kıyacağını söylediğini, katılan mağdurenin biraz saf olduğunu ama bu işlerden anlamayacak derecede zekâ geriliği bulunmadığını, sadece okuma yazma bilmediğini ve biraz saf olduğunu, Kovuşturma evresinde ise katılan mağdureye yönelik cinsel saldırı ve hürriyetinden yoksun bırakma eylemini gerçekleştirmediğini, kollukta ifade verirken görevlilerin suçu kabul etmemesi durumunda iftiradan dolayı 25 yıl hapis yatacağını söylediklerini, korktuğundan dolayı bütün eylemleri kabul ettiğini, katılan mağdurenin kimden hamile kaldığını bilmediğini, DNA tespitinin yapılmasını istediğini, katılan ...'in katılan mağdureyle evlenmesini ve çocuk doğduktan iki üç ay sonra boşanabileceğini, böylece kendilerini bu durumdan kurtarabileceğini söylemesi ve kolluk görevlilerinin kendisine baskı yapması nedenleriyle önceki gibi beyanda bulunduğunu, suçlamaları kabul etmediğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrinde ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığın cezalandırılması, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşılmadan hüküm verilmesi anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanık ... ile kendisiyle aynı köyde oturan katılan mağdure arasında gönül ilişkisi başladığı, karşılıklı rızaya dayalı olarak birden fazla kez organ sokmak suretiyle cinsel ilişkiye girdikleri, gebe olduğunun anlaşılması üzerine sanıkla birlikte olduklarını ailesine söyleyen katılan mağdurenin fiile ruhsal yönden mukavemetine engel olacak mahiyet ve derecede hafif - orta derece sınırında zekâ geriliğine sahip olduğu ve bu sebeple rıza açıklama ehliyetinin bulunmadığı Yerel Mahkemece kabul edilen ve bu hususta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmayan olayda; Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda; katılan mağdurenin beyanlarına ana hatları ile ve kuvvetli delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceği, zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceğinin, ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca bilinebileceğinin belirtildiği, sanığın ise soruşturmanın tüm aşamalarında katılan mağdurenin biraz saf olduğunu bilmekle birlikte zekâ geriliği bulunduğunu bilmediğini savunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim sanığın savunması, tanıkların soruşturma aşamasında katılan mağduredeki zihinsel engelin tanıdıkları kadarıyla çok fazla olmadığı yönündeki anlatımları ile de uyum göstermektedir. Tanık ...'ın yargılama evresindeki katılan mağduredeki zekâ geriliğinin dışarıdan rahatlıkla görülebildiği yönündeki anlatımı ise, önceki beyanları ve bilirkişi raporlarıyla çelişki içerdiği gibi uzak da olsa katılan mağdureyle aralarındaki hısımlık bağı da gözetildiğinde, sanık savunmalarının aksini ortaya koyması bakımından yeterli görülmemiştir. Hâl böyle iken, rızasının geçerli olmadığını bilmeden katılan mağdure ile cinsel ilişkiye giren sanığa isnat edilen cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 01.04.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/155, K. 2026/203, T. 01.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-155-e-2026-203-k-1f8032987b40