Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/467 E. 2026/388 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2023/467
- Karar No
- 2026/388
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 310-319
I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 102/3-a 62, 53... . maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.04.2021 tarihli ve 242-141 sayılı hükmün sanık müdafii, katılan mağdur vekili ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 08.07.2021 tarih ve 946-979 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine; bu kararın da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.06.2022 tarih ve 25890-6397 sayı ile; "...Suç tarihi itibarıyle yirmi bir yaşı içerisinde olup, hafif-orta derecede zeka geriliği bulunan mağdurun aşamalarda değişen çelişkili anlatımları, ATK raporları, savunmalar ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkumiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükümlere yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise 20.10.2022 tarih ve 310-319 sayı ile "...Sanık ... açısından olayın sadece mağdurun beyanından ibaret olmaması, sanık ile mağdurun inşaat halindeki eve arka arkaya girip bir müddet bekledikten sonra çıkmaları ve tanık olarak dinlenen sanık ile mağdurun inşaat halindeki eve girip çıktığını gören ve durumdan şüphelenen komşuların araştırması ile ortaya çıkan bir olay olması, sanık ... yönünden olayın bir nevi suç üstü hali şeklinde ortaya çıkması, olayın ortaya çıkması ile mağdurun sanık yönünden eylemin zamanına ilişkin çelişkiler içerse de aşamalardaki tüm beyanlarında sanığın inşaat halindeki evde arka kısmına ve ağzına cinsel organını soktuğu beyanında bulunarak cinsel saldırı eylemine ilişkin aşamalardaki beyanının tutarlı ve istikrarlı olması, sanık ile mağdurun inşaat halindeki eve girip çıkma olayının tarihi net belli olduğundan ve inşaat halindeki eve girip çıkma anını gören tanıklar olması nedeniyle mağdurun eylemin zamanına ilişkin beyanlarındaki çelişkinin de bir önemi olmadığının değerlendirilmesi, ayrıca orta derecede zeka geriliği bulunan mağdurun aşamalardaki tüm beyanlarının birebir tam uyumlu olmasının beklenemeyecek olması, zira hem mağdurun olay karakola intikal ettirilmeden inşaat halindeki eve sanık ... ile girip çıkarken görülmesine ilişkin aile tarafından sorulması üzerine ses kaydına alınan çözümü dosya içerisinde bulunan anlatımlarının hem hazırlık aşamasında alınan beyanlarının ve hem de kovuşturmada AGO da alınan beyanlarının ana hatları ile birbiri ile uyumlu olması ve sanık ...’i somut belirgin şekilde tarif ederek inşaat halindeki evde kendisine cinsel saldırıda bulunduğuna dair anlatımlarda bulunması, dosya kapsamında ki mağdurun beyanlarına ilişkin 24/06/2020 tarihli Nevşehir ili Adli Tıp Kurumu raporunda mağdurun vermiş olduğu ve vereceği ifadelere ana hatları ile itibar edilebileceği şeklinde kanaatin bildirilmesi, yine pedagog tarafından hazırlanan 02/12/2020 tarihli adli görüşme değerlendirme raporunda ‘mağdurun yaşanılan olayların yer ve zaman oryantasyonu kurmakta belli çerçevelerde zorluk yaşadığı, lakin olayın ne olduğu, olaydaki kendisine yönelik eylemde neler olduğunu anlatabilecek durumda olduğunu ve ifade ortamında da bunu yansıtabildiği fark edilmiş ve bu olay haricinde çocuğa yönelik bilgi edinimlerinde çocuğun cinsel konulara yöneliminin konuşmalarında fazlasıyla yer ettiği’ şeklinde kanaat bildirilmesi, yine Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu'nun 27/01/2021 tarihli raporunda da mağdurun beyanlarına ana hatları ile itibar edilebileceği yönünde kanaat bildirilmesi, hafif orta derecede zeka geriliği bulunan mağdur tarafından böyle bir konuda sanığa iftira atılmasını gerektirir nitelikte dosyaya yansıyan bir husumetin bulunmaması, ayrıca sanık ile mağdurun inşaat halindeki eve girme ve belirli bir süre kalma ve çıkma ile sonraki süreçlere ilişkin mağdurun beyanlarını destekler tanık beyanlarının bulunması, özellikle tanık ...'ın sanık ile mağdurun inşaat halindeki evde arka arkaya girdiklerini, 20-25 dakika kaldıklarını, mağdurun evden çıkarken telaşlı olduğunu, kendisini görünce utandığını beyan etmesi yine tanığın sanık ...'in mağdur ...'ya ‘sen aşağıdan git, ben şu taraftan gideceğim, beraber çıkmayalım.’ şeklinde konuştuğunu duyduğunu beyan etmesi, ayrıca mağdurdan ziyade sanığın aşamalardaki savunmalarının çelişkili olması, hazırlıktaki ve 26.11.2020 tarihli duruşmadaki beyanında olay tarihinde mağdurun inşaatın içerisinde pantolonunu popo kısmı dışarıda kalacak şekilde dizlerine kadar indirerek ‘Beni s…r misin?’ şeklinde teklifte bulunduğunu kendisinin de kızarak mağdurun pantolonunu bizzat çektiğini, inşaat halindeki evden çıktığını, mağdurunsa sonradan çıkmış olduğunu beyan etmesine karşın 01.04.2021 tarihli duruşmada mütalaaya karşı savunmasında ise mağdurun mastürbasyon yaptığından bahsederek çelişkiye düşmesi, yine her ne kadar mağdurdan alınan sürüntü örneklerine ilişkin DNA incelemesi raporunda mağdurdan alınan sürüntü örneğinde sanığa ait profil olmadığı tespit edilmiş ise de mağdur ile sanığın inşaat halindeki evde görünmelerinin 21.06.2020 tarihi olmasına karşın resmi şikayet başvurusunun 24.06.2020 tarihi olması ile sürüntü örneklerinin bu tarihten sonra alınması ve eylem ile müracaat arasındaki geçen süreden dolayı veya başka bir nedenle sürüntü örneğine rastlanamayabilecek olması, mahkumiyet için muhakkak mağdurun sürüntü örneklerinde sanığa ait DNA profili çıkmasının gerekmemesi, bu durumun tek başına sanık lehine sonuç doğuramayacak nitelikte bir delil olması hususları ile bu sanık yönünden olayın ortaya çıkma ve yansıma şekli, bu sanık yönünden mağdur beyanını destekleyen tanık beyanlarının bulunması, mağdurun sanık yönünden belirgin ve somut anlatımlarda bulunarak ve olayın gerçekleştiği mekana ilişkin beyanlarıyla tutarlı yer gösterme yapması da göz önüne alındığında mağdurun cinsel saldırı anına ilişkin özde değişmeyen aşamalardaki beyanlarına itibar etmek gerekmiş ve bu anlamda aşamalardaki beyanlarına üstünlük tanınmış, sanığın aşamalardaki çelişkili ve suçtan kurtulmaya, sanık müdafiinin de müvekkilini mahkumiyetten kurtarmaya matuf savunmalarına ise itibar edilmemiş ve sanığın eylemi mahkememizce sabit görülmüştür." şeklindeki gerekçeye dayanıp bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün, sanık müdafii, katılan mağdur vekili ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.01.2023 tarihli ve 158348 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 29.05.2023 tarih ve 817-3583 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık hakkında beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak yapılmıştır. Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...’in katılan mağdur ...’ya yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 24.06.2020 tarihinde Nevşehir Adli Tıp Şube Müdürlüğünde görevli adli tıp uzmanınca düzenlenen raporda; katılan mağdur hakkında "a) Şahsın vücudunda harici beden muayenesinde tariflenen lezyonların tespit edildiği, b) Anal muayenede tarafımızca elde edilen bulguların fiili livata eyleminin kesin bulguları olarak değerlendirilemeyeceği, anüs çevresindeki kötü hijyenik koşullara, kaşımaya ya da kabızlık ve barsak parazitleri gibi hastalıklara bağlı olarak da bu tarz bulguların görülebileceği, ayrıca fiili livata eyleminin şahsın anamnezinde de belirttiği şekilde kayganlaştırıcı bir madde kullanılarak veya mağdurun direnci kırılarak yapıldığında hiçbir bulgu saptanmaksızın ya da olmaksızın da gerçekleşebileceği, c) Anal bölgeden alınan sürüntü örneği üzerinde şüpheliye ait biyolojik delil elde edilmesi açısından inceleme yapılmasının uygun olacağı, d) Yapılan muayenesi ve tıbbi belgelerinin incelenmesi neticesinde şahısta hafif derecede zeka geriliği denilen akıl zayıflığı saptandığı, e) Bu zeka geriliği nedeniyle maruz kaldığı fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, f) Şahsın vermiş olduğu ve vereceği ifadelere ana hatları ile itibar edilebileceği kanaatini bildirir rapordur." şeklinde bilgilerin yer aldığı, 27.01.2021 tarihli Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu raporunda; katılan mağdurun 22.01.2021 tarihinde yapılan muayenesinde hafif ile orta derece zekâ geriliği saptandığı, hayatının ilk yıllarından başlayıp ömrü boyunca sürecek olan bu zekâ geriliğinin mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmadığı, bu zekâ geriliğinin fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olmasına mani olacak mahiyet ve derecede olduğu, dolayısıyla mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağı ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, mevcut olan zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği ancak kendisini yakın tanıyanlarca ve tekrarlayan görüşmelerle anlaşılabileceği, ifadelerine ana hatları ile itibar edilebileceğinin belirtildiği, 19.08.2020 tarihinde Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanlığınca düzenlenen rapora göre; katılan mağdura ait olduğu bildirilen anal frotti örneğinden hazırlanan preparatın mikroskobik incelenmesinde sperm hücresi görülmediği, sanıkla uyumlu olmayan başka erkek DNA profillerinin tespit edildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdur kollukta; 21.06.2020 tarihinde önceden tanıdığı sanıkla onun inşaat hâlindeki evine gittiğini, burada sanığın cinsel ilişkiye girmek istediğini kendisine söylediğini, kabul etmediğini ancak sanığın zorla cinsel organını makat bölgesine soktuğunu, daha sonrasında cinsel organını yalamasını istediğini, kabul etmeyince ellerinden zorla tutarak cinsel organını yalattığını, sonrasında da "Kimse görmeden çık evden, uzaklaş." dediğini, başkaca bir eyleminin olmadığını, Mahkemede; sanığın inşaat hâlinde olan evde aynı gün iki kez cinsel saldırı eylemini gerçekleştirdiğini, olayın ocak ayı içerisinde yaşandığını istemediğini söylemesine rağmen sanığın kendisini dinlemediğini ve cinsel organını poposuna soktuğunu, Tanık ...; olay günü evinin balkonundan sanığın ve katılan mağdurun inşaat hâlindeki eve girdiklerini gördüğünü, şüphelenerek inşaatın yanına gittiği sırada her ikisinin de inşaatın balkon kısmına çıktıklarını, sanığın katılan mağdura "Sen aşağı taraftan git." dediğini, katılan mağdurun ise tam ters istikametten gittiğini, bunun üzerine katılan mağduru yanına çağırdığını, katılan mağdurun şaşırdığını ancak yanına gelmeden gittiğini, olaydan emin olmadığı için ihbarda bulunmadığını, olay günü eşi olan ... ile sanığın pazarda karşılaştıklarını, sanığın "... 'cinsel ilişkiye girelim.' dedi Ben de onu dövdüm, gönderdim." şeklinde sözler söylediğini eşinden öğrendiğini, bunun üzerine olayı katılan mağdurun ablası ve eniştesine anlattığını, hatta başta ailenin "Geçmişte de böyle bir olay oldu. Çocuklarımızın adı çıkacak." diyerek korktuklarını söylediklerini, sonrasında video çekerek katılan mağdurun durumu kabul ettiğini kayıt altına aldığını, katılan mağdurun ailesine de "Bu durumu siz bildirmezseniz, biz bildiririz." dediğini, bunun üzerine katılan mağdurun ailesi tarafından hastaneye götürüldüğünü, aynı gün kendisinin de 112'yi arayarak durumu anlattığını, İfade etmişlerdir. Sanık kollukta; katılan mağduru tanıdığını ve zihinsel engelli olduğunu bildiği için ona iyi davrandığını, 13 sene önce katılan mağdurun abisi ... ile kendisinin adının çıktığını, o dönem ...'ın kendisine tecavüz edenlerden biri olarak kendisinin de ismini verdiğini, bu olayın sonunda Mehmet isimli bir şahsın cezaevine girdiğini, katılan mağdurun aralarda kendisine laf atıp muhabbet etmeye çalıştığını, kendisinin de kırmamak için katılan mağdurla sohbet ettiğini, olay günü yürüyerek oğluna ait inşaat hâlindeki evi kontrol etmeye giderken katılan mağdurun arkasından geldiğini gördüğünü, neden geldiğini sorduğu katılan mağdurun "Geziyorum." şeklinde cevap verdiğini, eve vardıklarında katılan mağdurun "Ben marangozhanede çalışıyorum. Senin evinin mutfağına bakayım." dediğini, mutfak bölümündeki dolapların katılan mağdurun yanında çalıştığı marangoz tarafından yapıldığını, bunun üzerine katılan mağdurla aynı ortamda durup tekrar laf söz çıkmaması için "Tamam bak." dedikten sonra evin olduğu bölgeden uzaklaştığını, Savcılıkta ve sorguda; katılan mağdurun inşaat hâlindeki eve geldiklerinde kendisine "Beni s.k.r misin?" diye sorduğunu, kendisinin ise "Hadi lan oradan, sen benim torunum yaşındasın. Ben sana nasıl tecavüz edeyim." dediğini, sonrasında "O zaman para ver." dediğini, katılan mağdura "Para falan yok. Hadi git oradan." şeklinde cevap verdiğini ve merdivenden inerek binadan ayrıldığını, katılan mağdurun köyden ismini bilmediği ve görmediği şahıslar ile ilişkiye girdiğini duyduğunu, Mahkemede; katılan mağduru inşaata çağırmadığını, kendisinin arkasından geldiğini ve inşaata girdiğini, inşaat içerisinde pantolonunu popo kısmı dışarıda kalacak şekilde dizlerine kadar indirerek "Beni s.k.r misin?" dediğini, kendisinin katılan mağdura kızarak "Senin yaşında torunum var benim.” diyerek pantolonunu bizzat kendisinin yukarı çektiğini ve evden çıktığını, suçlamaları kabul etmediğini, yaklaşık 10 yıl öncesinde kendisine benzer şekilde bir iftirada bulunulduğunu, katılan mağdurun babası katılan ...'in yönlendirmesi ile böyle bir iftiranın atıldığını düşündüğünü, Savunmuştur.
IV. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrinde ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığın cezalandırılması, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm verilmesi anlamına gelecektir (YCGK, 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 21.06.2020 tarihinde sanığın zekâ geriliğine sahip olan katılan mağduru eve bakmak bahanesiyle inşaat hâlinde bulunan evine götürdüğü ve cinsel organını katılan mağdurun anal bölgesine ve ağzına sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediği Derece Mahkemelerince kabul edilen olayda; Olay tarihinden üç gün sonra katılan mağdur hakkında Nevşehir Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda; anal muayenede elde edilen bulguların fiilî livata eyleminin kesin bulguları olarak değerlendirilemeyeceğinin belirtilmesi, Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanlığınca düzenlenen raporda ise katılan mağdura ait olduğu bildirilen anal frotti örneğinden hazırlanan preparatın mikroskobik incelenmesinde sperm hücresi ve sanığa ait DNA profili görülmediğinin mütalaa edilmesi, bu nedenle katılan mağdurun aşamalarda kısmi çelişkiler de oluşturan cinsel saldırı iddiasının tıbbi delillerle desteklenmemesi, tanık ...'ın, sanığın da kabul ettiği üzere katılan mağduru ve sanığı olay mahallinde birlikte görmüş olmasının, sanığın müsnet suçu işlediği şeklinde yorumlanayamayacak olması ve sanığın tüm aşamalarda mağdura yönelik cinsel eylemde bulunmadığına dair aksi kanıtlanamayan savunmaları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin sanığın müsnet suçu işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığın katılan mağdura yönelik eyleminin sabit olmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla isabetsiz bulunan İlk Derece Mahkemesi direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Maddi vakıanın kabulüne ilişkin vicdani kanaatini; doğrudan muhatap olduğu deliller ve dosya kapsamına uygun, ilgili, özgün ve yeterli gerekçelere dayandıran İlk Derece Mahkemesinin takdir ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığı ve sanığın katılan mağdura yönelik nitelikli cinsel saldırı eyleminin sabit olduğu" düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın katılan mağdura yönelik eyleminin sabit olduğu görüşüyle, Karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.10.2022 tarihli ve 310-319 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanık ...’in katılan mağdur ...’ya yönelik nitelikli cinsel saldırı eyleminin sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca gereği için Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.06.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 17.06.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.