Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/42 E. 2026/38 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2023/42
- Karar No
- 2026/38
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 247-423
I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1.a-4, 53... . maddeleri uyarınca 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bursa 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.02.2012 tarihli ve 40-144 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 19.01.2016 tarih ve 1409-375 sayı ile; "…Sanık müdafiin temyiz dilekçesinde sanığın psikolojik rahatsızlığının bulunduğunu ileri sürmesi ve dilekçe ekinde sunduğu Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen reçete fotokopisinden sanığa depresyon ve atipik psikoz tanısının konulduğunun anlaşılması karşısında, sanığın suç tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamamasına veya fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmasına etkili akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunup bulunmadığı ve TCK'nın 32/1-2. maddesinden faydalanıp faydalanamayacağı hususu araştırılıp, gerekirse Adli Tıp Kurumundan rapor alındıktan sonra neticesine göre hüküm kurulması, Hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 58, 59, 60, 61. maddeleri ile 5237 sayılı Kanunun 102, 103, 1 04... . maddelerinde yer alan cinsel dokunulmazlığa karşı suçların yeniden düzenlenmesi karşısında; 5237 sayılı TCK'nın 7/2. madde ve fıkrasındaki ‘Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren ve kanunların hükümleri faklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur’ hükmü gözetilerek, lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi, her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkân verecek şekilde kararda gösterilmesi ve Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü, 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesi yönünden kısmi iptal kararı verildiğinden, anılan hususlar nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 28.04.2016 tarih ve 217-426 sayı ile sanığın, aynı suçtan TCK’nın 103/1.a-4, 62, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 23.10.2018 tarih ve 9966-6193 sayı ile; "…İddianame içeriğine göre sanığın eylemine uyan 6545 sayılı Kanunun 59. maddesi ile değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103/1. maddesinin birinci cümlesinde düzenlenen suç için anılan maddede öngörülen cezanın üst sınırının 15 yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmesi karşısında, atılı suçla ilgili davaya bakma ve bu kapsamda delilleri takdir ve değerlendirme görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu nazara alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Bursa 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.11.2018 tarihli ve 769-383 sayılı görevsizlik kararı doğrultusunda dosyanın gönderildiği Bursa 13. Ağır Ceza Mahkemesince 09.12.2019 tarih ve 247-423 sayı ile; sanığın, çocuğun basit cinsel istismarı suçundan lehe kabul edilen 6763 sayılı Kanun’un 13. maddesi ile değişik düzenlemeden önceki hâliyle 6545 sayılı Kanun’un 59. maddesi ile değişik düzenlemeye göre TCK’nın 103/1-1. cümle, 103/4, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş ancak CMK’nın 326/son maddesi gereğince hapis cezasının 3 yıl 9 ay üzerinden infaz edilmesine hükmedilmiştir. Bu hükmün de sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 05.04.2022 tarih, 12382-3209 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; "Sanığın akıl hastalığı konusunda Adli Tıp Kurumundan usulüne göre rapor alınmadan mahkûmiyet hükmü verilmesini onayan sayın çoğunluk görüşüne karşıyım." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 26.05.2022 tarih ve 19861 sayı ile; "...Mahkemece alınan, içinde adli tıp uzmanının bulunmadığı ve sadece bir psikiyatri uzmanının yer aldığı heyetten verilmiş Bursa Devlet Hastanesinin 05.04.2016 tarihli raporu ile sanığın TCK 32. maddesi kapsamında müşahede altına alınması gerektirir bir rahatsızlığının bulunmadığının bildirilmesi üzerine sonraki mahkûmiyet kararları bu rapora istinaden verilmiştir. Oysa ki raporun TCK'nın 32. maddesi kapsamında bir hastalığa ilişkin olmadığı, sanığın gözlem altına gerek olmadığına dair bir rapor olduğu, bu nedenle esasen bozma kararının da yerine getirilmemiş olduğu gözetilerek, sanık hakkında usulünce yeni bir rapor aldırılarak hukuki durumunun tayininin gerekmesine göre mahkumiyet hükmünün bozulması gerektiği..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.10.2022 tarih, 8422-9419 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı, buna bağlı olarak da hakkında TCK’nın 32. maddesinin birinci veya ikinci fıkralarının uygulanmasının gerekip gerekmediği hususlarında dosya kapsamında yer alan Bursa Devlet Hastanesi Başhekimliğince tanzim edilmiş 05.04.2016 tarihli sağlık kurulu raporunun yeterli olup olmadığının, bu bağlamda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 05.08.2002 doğum tarihli katılan ... ve ailesinin polis merkezine yaptıkları müracaatla, 04.01.2012 tarihinde tanımadıkları bir erkek şahsın, katılan ...’ı apartman girişinde duvara yaslamak suretiyle dudağından öperek cinsel saldırı eylemini gerçekleştirdiğinden bahisle ihbarda bulunmaları üzerine ertesi gün yakalanan sanık hakkındaki soruşturmanın başladığı, Sanık müdafiinin 13.03.2012 tarihli temyiz dilekçesi ekinde sunduğu Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Uzmanı tarafından düzenlenen 23.02.2012 tarihli reçeteye göre; sanık hakkında unipolar depresyon ve atipik psikoz teşhisi koyularak "Rileptid (1 mg)" ve "Cipralex (10 mg )" isimli ilaçların reçete edildiği, İlk Derece Mahkemesince kurulan ilk hükmün, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince temyiz dilekçesi ekindeki reçeteden hareketle sanığın suç tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamamasına veya fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmasına etkili akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunup bulunmadığı ve TCK'nın 32/1-2. maddesinden faydalanıp faydalanamayacağı hususunun araştırılması gerektiğinden bahisle bozulması üzerine İlk Derece Mahkemesince Gürsu Polis Merkezi Amirliğine yazılan müzekkere ile sanığın tam teşekküllü bir devlet hastanesine sevki sağlanarak "TCK’nın 32. maddesi kapsamında müşahade altına alınmasını gerektirir bir hastalığı olup olmadığı konusunda rapor tanzim edilmesi" isteminde bulunuldğu, Bu istem doğrultusunda düzenlenen Bursa Devlet Hastanesi Başhekimliğinin 05.04.2016 tarihli ve içlerinden biri ruh sağlığı hastalıkları uzman hekimi, diğeri ise noroloji uzman hekimi olmak üzere on hekim imzalı sağlık kurulu raporunda; sanığın TCK’nın 32. maddesi kapsamında müşahade altına alınmasını gerektirecek bir rahatsızlığının saptanmamış olduğunun belirtildiği, Sanığa ait adli sicil kaydında görünen ve UYAP Sistemi üzerinden bilgilerine ulaşılabilen İstanbul Anadolu 63. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/906 esas ve 2021/1252 karar sayılı dosyasında; sanık hakkında 17.04.20 11... .05.2012 tarihlerinde gerçekleştirdiği iddiasıyla cinsel taciz ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın her iki suçtan da mahkûmiyetine hükmedildiği, gerekçeli kararın deliller kısmında Bursa Devlet Hastanesinin 08.10.2018 tarihli raporundan bahsedilerek rapor içeriğinin "Sanığın cezai ehliyetinin tam olduğu" şeklinde karara dercedildiği, söz konusu hükümlerin Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.10.2022 tarih ve 10982-9414 sayı ile onanmasına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... aşamalarda; olay günü okuldan eve geldiğini, apartmanlarından girip kapıyı kapatacağı sırada gördüğü sanığın, kendisini duvarda bulunan elektrik panosuna yasladığını, eliyle çenesini tutup gözlerini kapattığını ve dudağından öptüğünü, kurtulmaya çalıştığını, ittiğini ve bağırdığını, bunun üzerine sanığın "Off! Tamam be tamam." diyerek gittiğini beyan etmiştir. Sanık aşamalarda; olay günü yolda yürürken bir kız çocuğu gördüğünü, ondan hoşlandığını, peşine takıldığını, apartman içine girdiğinde de adını sonradan öğrendiği katılan ...’ın başından tuttuğunu ve dudağından öptüğünü, katılan ...’ın bağırması üzerine korkarak onu bıraktığını ve oradan uzaklaştığını, ilaç da kullandığını, olaydan sonra psikolojik destek de gördüğünü, gerçekleştirdiği eylemden pişman olduğunu savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın 32. maddesi; "1- Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. 2- Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesi "Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır. Ayrıca işaret etmek gerekir ki, akıl hastalığı kişinin işlediği her fiil açısından algılama veya irade yeteneği üzerinde etkili olmayabilir. Örneğin, kleptomani akıl hastası olan kişinin hafif değerdeki şeylere yönelik olarak işlediği hırsızlık suçu açısından irade yeteneğinin olmadığı söylenebilir. Ancak, bu kişinin kasten adam öldürme suçunu işlemesi durumunda, malûl olduğu akıl hastalığı bu fiille ilgili olarak algılama ya da irade yeteneğini etkilemez. Kişinin akıl hastası olup olmadığının tespiti ile hastalığının algılama ve irade yeteneği üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini, davranışlarını ne surette etkilediğini genel olarak belirleme, tıbbî bir konudur. Uzman bilirkişi bu hususu ortaya koyduktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir." biçimindedir. Hâkim, çözümü ancak özel veya teknik bir bilgi gerektiren hâllerde bilirkişi dinleyebilecek veya rapor isteyebilecektir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bir bilgi ile çözümü mümkün bulunan konularda ise bilirkişiye başvurulmayacaktır. Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veya teknik bir bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği akıl hastalığı, parada sahtecilik, moleküler genetik inceleme, yaş grubuna göre kusur yeteneği gibi hususlarda hâkimin bilirkişi raporu alması zorunludur. TCK'nın 32. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere, sanığın akıl hastası olup olmadığının tespiti bakımından Yerel Mahkemece rapor alınması zorunlu olup rapor alındıktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir. Öte yandan, ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli ve 2023/540 E. - 2025/264 K. sayılı kararında açıklandığı üzere; Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür. Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın, katılan ...’ı apartman girişinde duvara yaslamak suretiyle dudağından öperek cinsel saldırı eylemini gerçekleştirdiği hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında bir uyuşmazlık bulunmayan ve bu kabulde de dosya içeriği itibarıyla bir isabetsizliğin olmadığı anlaşılan dosyada; İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında kurulan 09.02.2012 tarihli ve 40-144 sayılı hükmün, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince sanık müdafiinin 13.03.2012 tarihli temyiz dilekçesi ekinde sunduğu Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Uzmanı tarafından düzenlenen 23.02.2012 tarihli reçete dikkate alınarak, sanığın suç tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamamasına veya fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmasına etkili akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunup bulunmadığı ve TCK'nın 32/1-2. maddesinden faydalanıp faydalanamayacağı hususunun araştırılması gerektiğinden bahisle bozulması üzerine İlk Derece Mahkemesinin istemi doğrultusunda düzenlenen Bursa Devlet Hastanesi Başhekimliğinin 05.04.2016 tarihli sağlık kurulu raporundaki sanığın "TCK’nın 32. maddesi kapsamında müşahade altına alınmasını gerektirecek bir rahatsızlığının saptanmamış olduğu" belirtilen raporda dosyaya sunulan reçetede yer alan tanılar ile ilaçlar yönünden bir değerlendirmeye yer verilmediği gibi rapor düzenlenmeden önce yapılan muayeneye ilişkin olarak da herhangi bir öyküleme, tanı veya teşhisin yapılmadığı, sanığın psikolojik destek aldığı ve ilaç kullandığı yönündeki savunmasının değerlendirildiğine dair bir saptamanın bulunmadığı görülen ve bilimsel bir gerekçe içermeyen raporun hüküm kurmak için yeterli olmadığı görülmekle; sanığın akıl hastası olup olmadığının ve bunun derecesinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından ilgili sağlık kuruluşlarından sanık hakkında psikiyatrik yönden düzenlenmiş raporların ve muayene belgelerinin temin edilmesinden sonra tüm bu belgeleri haiz dava dosyasıyla birlikte sanığın, psikolojik durumunun tespiti hususunda rapor tanzim etmeye ehil bir sağlık kuruluşuna sevk edilerek suç tarihinde TCK'nın 32. maddesi anlamında ceza ehliyetinin bulunup bulunmadığına dair dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bir rapor alınması, sonucuna göre dava dosyası içerisindeki delillerle birlikte hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 05.04.2022 tarihli ve 12382-3209 sayılı sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin kararının KALDIRILMASINA, 3- Bursa 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.12.2019 tarihli ve 247-423 sayılı sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında TCK'nın 32. maddesi anlamında ceza ehliyetinin bulunup bulunmadığına dair rapor alınması gerektiği hâlde bu hususta yeterli olmayan Bursa Devlet Hastanesi Başhekimliğince tanzim edilmiş 05.04.2016 tarihli sağlık kurulu raporuna dayanılarak eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.01.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi