Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/18 E. 2026/202 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2023/18
Karar No
2026/202
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1684-1837

I. HUKUKİ SÜREÇ Sanığın kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 29, 62, 53... . maddeleri uyarınca 11... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.01.2021 tarihli ve 481-5 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 29.09.2021 tarih ve 422-1992 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak sanığın kasten öldürme suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-c maddesi uyarınca beraatine; bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi 04.04.2022 tarih ve 12782-2562 sayı ile; "...Sanık ...’ın tanık ... ile birlikte geldikleri araçtan inerken olayda kullandığı bıçağı yanına aldığının sanık ... tarafından görülmesi karşısında, öldürme sırasında asli failin yanında bulunarak, manevi yönden cesaret veren, olayın tüm aşamalarında bulunan ve son safhasında maktulü itekleyip yere düşürerek sanık ...’ın eylemini kolaylaştıran sanık ...’ın haksız tahrik altında kasten öldürmeye yardım etme suçundan 5237 sayılı TCK’nin 81/1, 39, 29/1, maddeleri gereğince cezalandırılması gerekirken beraatine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar vermiştir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi ise 04.07.2022 tarih ve 1684-1837 sayı ile; "...Sanığın baştan beri olayı sonlandırmaya, tatlıya bağlamaya, aracı olmaya çalıştığı, suç işleme kastıyla hareket etmediği, Yargıtay bozma ilamında sanık ...'ın abisi ...'ın olayda kullandığı bıçağı yanına aldığının ... tarafından görüldüğü kabul edilerek, buna rağmen yanında bulunarak, manevi yönden kardeşine cesaret verdiği, olayın son safhasında maktulü itekleyip yere düşürerek ...'ın eylemini kolaylaştırdığı beyan edilmiş ise de, sanık ...'ın kardeşinin ne amaçla bıçak aldığını bilemeyeceği, ...'ın da bıçağı alsa bile kullanmama ihtimalinin bulunduğu, esasen olay yerine elinde bıçak görünür şekilde gelmediği, olay yerine geldikten sonra maktulün döner bıçağı çekmesinden sonra bile sanık ...'ın görüntülerde gözüktüğü üzere, maktulü tuttuğu, uzaklaştırmaya çalıştığı, olayı kavga olmadan bitirmeye çalıştığı, bu aşamaya kadar sanık ...'ın iştirakinden bahsedilmesinin düşünülemeyeceği, sonrasında maktul ...'ın abisi ...'ı döner bıçağı ile kovalaması nedeniyle her kardeşin yapacağı gibi peşlerinden koştuğu, yine olayı engellemek ya da döner bıçağı ile kovalanan tamamen bu aşamada korumasız durumda bulunan kardeşinin zarar görmesini engellemek için peşlerinden giderek, maktulün döner bıçağı ile bir darbe vurarak düşürdüğü, kardeşi ...'ın yaralanmasını engellemek için maktulü itekleyip yere düşürdüğü, onunla mücadele ederek, kardeşini korumaya çalıştığı, bu aşamada halen iştirak, kasıt ve iradesi ile hareket ettiğinin düşünülemeyeceği, kardeşi ...'ın ...'dan bıçak alıp eyleme geçmesi aşamalarını da görmediği, bu nedenle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği, aksine düşüncenin dosya kapsamı ve hakkaniyete aykırı düşeceği vicdani kanaatine varılmış, bu sanık bakımından Yargıtay bozma ilamına karşı direnilmiştir. Esasen sanığın baştan beri olayı yatıştırmaya çalıştığı, suç işleme kastının bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi değil, meşru müdafaa sebebiyle beraat kararı verilmesi gerektiği düşünülse bile sonucu itibari ile beraat kararı doğru bulunduğu," gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir. Bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.09.2022 tarihli ve 116897 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 09.11.2022 tarih ve 9349-8701 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme, sanığın maktule yönelik kasten öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, inceleme dışı sanık ...'ın kasten öldürme eylemine suç işleme kastıyla katılıp katılmadığı, katıldığının kabulü hâlinde meşru savunma şartlarının oluşup oluşmadığı, oluşmadığının kabulü durumunda ise sanığın kasten öldürme suçuna TCK'nın 37. maddesi uyarınca müşterek fail olarak mı yoksa aynı Kanun'un 39. maddesi uyarınca yardım eden olarak mı iştirak ettiğinin belirlenmesine ilişkin olup sanığın eyleminin TCK'nın 87/4. maddesinde düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturup oluşturmadığı hususu da ayrıca değerlendirilmiştir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İstanbul Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunca düzenlenen otopsi raporuna göre; maktulün vücudunda beş adet kesici delici yarası bulunduğu, üç numaralı (sağ kalça orta lateralde 2.8 cm boyutunda bir açısı dar bir açısı geniş özellikte yara kenarları düzgün kesici ve delici alet yaralanması) delici alet yarasının tek başına ölüm meydana getirilebilecek nitelik taşıdığı, diğer kesici delici alet yaralarının öldürücü nitelikte olmadıkları, olayda kullanılan aletin bir tarafının keskin diğer kenarının künt vasıfta olduğu, kanında alkol, uyuşturucu ve uyarıcı madde bulunan kişinin ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar kesilmesinden gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana geldiğinin belirlendiği anlaşılmaktadır. Tanık ...; sanık ile birlikte yolda yürürlerken maktulü gördüklerini, sanığın maktule ağabeyi inceleme dışı sanık ... ile neden tartıştığını sorduğunu, maktulün sanığa "Kendi aramızda." diye cevap verdiğini, sanığın "Abi tartışmayın, ben abimle kavga etmeni istemiyorum." dediğini, maktulün de sanığa "... ben buradayım, bekliyorum." şeklinde cevap verdiğini, sanığın ise "Ben abimi alayım, konuşun." dediğini ve sanıkla birlikte ... ve ...'ın yanına gittiklerini, sanığın ...'a "Abi gel konuşmaya gideceğiz." dediği ve araçla bu kişileri alıp hep birlikte maktulün bulunduğu ilçe meydanına gittiklerini, aracı park edip yürümeye başladıklarını, maktulün caminin önünde arkadaşları ile beklediğini gördüklerini, maktulün ...'ı görür görmez belinden sallama olarak tabir edilen bıçağı çıkarıp ...'a doğru koşmaya başladığını, sanığın sarılarak maktule engel olmaya çalıştığını ve ona "Biz kavga etmeye gelmedik." dediğini, ancak maktulün sanıktan kurtularak ...'a doğru koştuğunu, ...'ın elinde kırmızı saplı bir bıçakla koşarak kaçmak istediğini, maktulün ise sallamayı kullanarak ...'ı ayağından yaraladığını ve bunun üzerine ...'ın yere düştüğünü, maktulün ...'a hamle yapmak istediği sırada sanığın koşup yetişerek maktulü tutmaya çalıştığını, maktulün bu sırada bıçağını sallamaya devam ettiğini ve sanığı kolundan yaraladığını, sanığın maktule tekrar sarıldığını, bu sırada kendisinin aracı getirdiğini ve ...'ın da elinden yaralanmış olduğunu gördüğünü, maktulü ve bıçaklama anını görmediğini, sanıkta bıçak olmadığını, Tanık ...; kahvehanede çalıştığı sırada yanından geçen şahıslardan birinin diğerine "Abi tak ama sağlam tak!" dediğini, bu şahısların kim olduklarını bilmediğini, bu sözü söyleyen kişinin huzurdaki sanıklardan olup olmadığını, teşhis edemediğini, Tanık ...; tanık ... ve maktul ile birlikte ayakta durdukları sırada sanık, ..., ... ve ...'ın birlikte geldiklerini gördüğünü, ...'ın belinde bıçak olduğunu ve maktulün üzerine yürüdüğünü, maktulün de kendisini savunmak için belindeki bıçağı çıkardığını, ...'ın bıçağı yere düşürdüğünü ve kaçmaya başladığını, maktulün de adı geçenin peşinden koştuğunu, sanığın tutması sebebiyle maktulün yere düştüğünü, bıçaklama anını görmediğini, maktul ve ... haricinde kimsede bıçak görmediğini, Tanık ...; kahvede tek başına oturduğu sırada ... ile ...'ın araçla kendisini aldıklarını, gezerken yolda maktulü gördüklerini, ...'ın açık olan araç camından maktule "Ne yapıyon lan anasını sinkaf ettiğim!" demesi üzerine tartışıp kavga ettiklerini, çevredeki insanların kendilerini ayırdıklarını, daha sonraki saatlerde maktul ve tanık ... ile birlikte caminin yakınında oturduğu sırada sanık, ..., ... ve ...'ın geldiklerini gördüğünü, maktulün bu şahısları görünce ayağa kalktığını ve üzerinde bulunan sallama bıçağı çıkardığını, ...'ın da kırmızı saplı bıçağını çektiğini, sanığın ortaya atlayıp maktule "Abi konuşmaya geldik." dediğini, maktulün ...'ı kovalamaya başladığını, ...'ın elindeki bıçağın düştüğünü, kendisinin eğilip bıçağı almak istediği sırada ...'ın bıçağı aldığını, çıkmaz sokağa doğru koştuklarını, sanığın maktulün üzerine çıktığını, bu sırada ...'ın ...'a "Ver ulan bıçağı, kardeşimi öldürüyorlar!" diye bağırıp bıçağı aldığını ve yerde bulunan maktulün kalçasına doğru bıçağı iki kez salladığını, çevredeki şahısların araya girdiklerini, ...'ın getirdiği araca binen sanık, ... ve ...'ın olay yerinden uzaklaştıklarını, Tanık ...; tanık ... ve maktul ile birlikte caminin yakınında oturdukları sırada sanık, ..., ... ve ...'ın geldiklerini görmeleri üzerine maktulün ayağa kalktığını ve üzerinde bulunan bıçağı çıkardığını, ...'ın da kırmızı saplı bıçağı çıkardığını, sanığın araya girerek maktule "Abi konuşmaya geldik." dediğini, maktulün ...'ı kovalamaya başladığını, ...'ın elindeki bıçağın düştüğünü, ...'ın bıçağı aldığını, çıkmaz sokağa doğru koştuklarını, sanığın maktulün üzerine çıktığını, bu sırada ...'ın ...'a "Ver ulan bıçağı, kardeşimi öldürüyorlar!" diye bağırıp bıçağı aldığını ve yerde bulunan maktulün kalçasına doğru bıçağı iki kez salladığını, çevredeki şahısların araya girdiklerini, ...'ın getirdiği araca binen sanık, ... ve ...'ın olay yerinden uzaklaştıklarını, Tanık ...; olayın nasıl başladığını görmediğini, maktulün yerde yattığını, sanığın ise onun üzerinde olduğunu, maktulün elindeki bıçağı salladığını ve sanığın kolunu kestiğini, sanığın vücudunun kanadığını gören ...'ın, ...'ın elindeki bıçağı alıp maktule doğru salladığını, sanığın kendisini maktulün üzerinden yana doğru attığını, maktulün bıçağını sanığa doğru salladığı sırada ...'ın elini uzatması nedeniyle yaralandığını, Tanık ...; kahvehanede oturdukları sırada, sanık ile maktulün tartıştıklarını gördüğünü, sanığın maktule "Abimle niye kavga ediyorsun?" diye sorduğunu, tartışmanın devam ettiği sırada sanığın yine maktule ''Ben getiricem, kim kimi yiyecek!'' dediğini, maktulün ise sanığa "Abicim git, benim seninle sorunum yok." biçiminde karşılık verdiğini, aralarına girip tarafları ayırdığını, sanığın maktule "A... koyayım, kim kimi vuracak!" şeklinde konuştuğunu, İnceleme dışı sanık ...; ... ve ... ile birlikte araçla gezerlerken maktulü gördüğünü, maktulün kendisine "Seni de babanı da s....rim!" demesi nedeniyle tartıştıklarını, maktulün bıçakla saldırdığını, araca binip olay yerinden uzaklaştıklarını, aracının arızalı olması nedeniyle sonraki saatlerde kardeşi olan sanığın aracıyla kendisini aldığını, yolda giderlerken sanığın maktul ile görüştüğünü, kendisinin uzman çavuşluk sınavını kazandığını ve uzman çavuşluk için gideceği için aralarındaki sorunları çözmek istediğini söylemesi nedeniyle maktulle görüşmeyi kabul ettiğini, aracı park ettiklerini, araçtan inerken torpido gözünde bulunan bıçağı aldığını, sanık, ... ve ...'ın bıçağı aldığını görmediklerini, hep birlikte yürüdükleri sırada caminin yanında maktulü gördüklerini, maktulün kendisini görür görmez belinden çıkardığı döner bıçağı ile üzerine doğru yürüdüğünü, sanığın araya girip maktulü tuttuğunu ve "... Abi dur, konuşalım." dediğini, ancak maktulün sanıktan kurtularak üzerine doğru gelmesi nedeniyle kaçmaya başladığını, maktulün döner bıçağını arkasından salladığını, sol ayağına gelen darbe sonucu yere düştüğünü ve çıkmaz sokağa doğru koştuğunu, maktulün tekrar döner bıçağı ile kendisine vuracağı sırada sanığın maktulü tuttuğunu, "... Abi dur!" diye bağırdığını, maktulün döner bıçağını sanığa doğru salladığını ve sanığın kolundan yaralandığını, yere düştüklerini, maktulün bıçağını sallamaya devam ettiğini, sanığa isabet etmemesi için sağ elini bıçağın önüne attığını ve yaralandığını, maktulün durmayacağını anlaması üzerine cebinde olduğunu düşündüğü bıçağını bulmaya çalıştığını, bıçağın ...'da olduğunu gördüğünü ve aldığını, maktule doğru bıçağı iki kez hedef gözetmeden salladığını, sanığın kendisini iteklediğini ve bıçağın yere düştüğünü, maktulün kendisini bıçakla tekrar yaraladığını, daha sonra olay yerinden ayrıldıklarını, İnceleme dışı sanık ...; olay günü ...'ın aracıyla gezerlerken maktulü gördüklerini, ... ve maktulün tartıştıklarını ve kavga ettiklerini, çevredeki şahısların kendilerini ayırdıklarını, daha sonra ...'ın aracıyla kaza yaptığını, sanık ...'ın aracıyla gelerek kendilerini aldığını, araçla seyir hâlindeyken sanığın maktul ile konuştuğunu, maktulün de ... ile görüşmek istediğini söylediğini, aracı park edip evlerine doğru gidecekleri sırada caminin yakınında maktulü gördüklerini, maktulün elindeki döner bıçağı ile koşarak ...'ın üzerine doğru gittiğini, bu sırada ...'ın kırmızı bir bıçak çektiğini, sanığın maktulü uzaklaştırmaya çalıştığını, ...'ın maktulün bulunduğu yere doğru hamle yaptığını, maktulün ...'ı kovalamaya başladığını, bıçaklama anını görmediğini, yere düşen bıçağı kendisinin almadığını, olaya müdahale etmediğini, İfade etmişlerdir.

Sanık ...; olay günü ağabeyi ... ile maktulün tartıştıklarını öğrendiğini, olay yerine gittiğinde kimseyi göremediğini ancak daha sonra tesadüfen maktul ile karşılaştığını, maktule "Ne oldu, abimle neden tartıştın?" diye sorduğunu, maktulün kendisine "Kardeşim ben seni severim, seninle herhangi bir problemim yok, bana hiçbir saygısızlık yapmadın, ama abin buradan kiminle geçerse geçsin onu geçirmeyeceğim, öldüreceğim!" dediğini, kendisinin de "... Abi büfeye giderken hep bu yolu kullanıyoruz, annem de abimle birlikte buradan geçiyor, adam öldürmek bu kadar basit mi, biz aynı mahallenin insanıyız, böyle şeylere gerek yok." diyerek onu sakinleştirmeye çalıştığını, ancak maktulün "Ne olursa olsun abin buradan geçmeyecek, öldüreceğim!" şeklindeki sözlerle niyetini yinelediğini, maktulün yanından ayrıldığını, ...'ın aracıyla kaza yaptığını öğrenmesi üzerine yanlarına gittiğini, ..., ... ve ...'ı aldıktan sonra aracıyla seyir hâlindeyken maktul ile olan konuşmalarını anlattığını, eve giderken maktul ile konuşmayı kararlaştırdıklarını, aracı park edip eve doğru yürüdükleri sırada maktulün kendilerini görür görmez ayağa kalkıp belindeki döner bıçağı ile koşarak ...'ın üzerine doğru yürüdüğünü, araya girip maktulü tutmaya ve engellemeye çalıştığını, maktule "... Abi biz konuşmaya geldik." dediğini, maktulün de "Benim konuşacak hiçbir şeyim yok, seninle ne konuşacağım!" karşılığını verdiğini, ...'ın bu söz üzerine kaçmaya başladığını, maktulün de arkasından döner bıçağı ile koştuğunu ve ...'ın ayağına vurarak onu düşürdüğünü, ...'ın bir araca çarpıp çıkmaz sokağa girdiğini, kendisinin de peşinden koşup maktulü zapt etmeye çalıştığını, maktulün bıçağı yüzüne doğru salladığını, kendisini yana attığı için bıçağın koluna isabet ettiğini, maktulü bir kez daha durdurmaya çalıştığı için onunla birlikte yere düştüklerini, maktulün bıçağı tekrar salladığını, ancak araya giren ...'ın elinden yaralandığını, maktulü üzerinden attığını, bu sırada ...'ın maktule doğru elindeki bıçağı iki kez salladığını gördüğünü, kimsenin zarar görmesini istemediği için ...'ı da itekleyip uzaklaştırdığını, ...'ın elindeki bıçağın yere düştüğünü, maktulün ayağa kalktığını ve ...'ın sırtına döner bıçağı ile tekrar vurduğunu, bu sırada ...'ın araçla geldiğini görmeleri üzerine araca binerek olay yerinden uzaklaştıklarını, bıçağı hiç kullanmadığını, ...'ın maktulü bıçaklamasına da yardım etmediğini, yalnızca maktulün saldırısını engellemeye çalıştığını, maktul ile aralarında husumet olmadığını savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).

Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığın cezalandırılması, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşılmadan hüküm verilmesi anlamına gelecektir (YCGK, 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Diğer yandan, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2025 tarihli ve 279-75, 03.04.2024 tarihli ve 360-1 57... .06.2023 tarihli ve 118-333 sayılı içtihatları ve diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Meşru savunma, TCK'nın Birinci Kitabının, İkinci Kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölüm'ünde, 25. maddenin birinci fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür. Doktrinde de; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-... Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697) şeklinde tanımlara yer verilmiştir. 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir. Gerek doktrinde gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 1- Saldırıya ilişkin şartlar: a) Bir saldırı bulunmalıdır. b) Bu saldırı haksız olmalıdır. c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur. d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır. 2- Savunmaya ilişkin şartlar: a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. b) Savunma saldırana karşı olmalıdır. c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır. Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir. Uyuşmazlık konusuyla bağlantılı müşterek faillik, 5237 TCK'nın 37. maddesinin 1. fıkrasında; "Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklinde düzenlenmiştir. Müşterek faillikte birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail statüsündedir. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Madde gerekçesinde; "...Yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri, fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınarak belirlenecektir. Bu sistemde birer sorumluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekilleri ise, faillik, azmettirme ve yardım etmeden ibarettir. Yeniden düzenlenen maddenin birinci fıkrasına göre suçun kanuni tanımında öngörülen fiili gerçekleştiren kişi fail olup; suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi durumunda, bu kişilerin her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaklardır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir. Ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulur. Bu durumda, fiilin icrası veya sonuçsuz kalması ortak faillerden her birinin elinde bulunmaktadır. Örneğin suç ortaklarından birinin cebir veya tehdit kullanarak mağduru etkisiz hâle getirdiği, diğerinin de üzerindeki para ve sair kıymetli eşyayı aldığı yağma suçunda her iki suç ortağının suçun işlenişine yaptıkları katkı, suçun icrası açısından birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Dolayısıyla, her iki suç ortağı, suçun işlenişi üzerinde ortak bir hakimiyet kurmaktadır. Suç ortaklarının iştirak katkılarının karşılıklı olarak birbirlerini tamamlamadığı durumlarda da müşterek faillik mümkündür. Bazı hallerde failler, her biri suçun kanuni tanımındaki bütün unsurları tek başına gerçekleştirmek üzere, bir anlaşmaya varabilir. Örneğin bir kişiyi öldürmek için aralarında anlaşmış olan beş kişi, amacın gerçekleşme ihtimalini daha da yükseltmek için, aynı anda mağdurun üzerine ateş ederler. Ateşlenen mermilerden bir kısmı mağdura isabet eder, bir kısmı ise etmez. Bu örnek olayda bütün suç ortakları ortak bir suç işleme kararına dayanarak birlikte hareket etmektedirler. Bu beş suç ortağının ateşlediği mermilerden sadece bir tanesinin mağdura isabet edip ölümüne neden olması halinde dahi, tamamlanmış kasten adam öldürme suçundan dolayı bu kişilerden her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaktır. Müşterek faillik bakımından zorunlu diğer bir koşul, failler arasında birlikte suç işleme kararının varlığıdır. Belli bir hareketin icrasına ve neticenin meydana gelmesine ilişkin olan birlikte suç işleme kararı, kast kapsamında düşünülmelidir. Suç ortaklarının suçun işlenişine ilişkin kastlarının doğrudan veya olası kast gibi farklılık göstermesinin, müşterek fail olarak sorumlulukları üzerinde bir etkisi yoktur..." açıklamalarına yer verilerek müşterek failliğin temel unsurları belirlenmiştir. Bu yönüyle madde gerekçesinin, müşterek failliğin açıklanması için yeterli bilgi içerdiği söylenebilir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiilî gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmekte olup TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiilî gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK’nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, Olarak sayılmıştır. 2- Manevi yardım ise; a) Suç işlemeye teşvik etmek, b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, Şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suçun katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır. İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bir bağdır (YCGK 20.02.2020 tarihli ve 145-116 sayılı). Mevcut katkı somut olayın özelliklerine göre zımni olarak veya ani ortaya çıkan bir karar biçiminde de olabilir. Müşterek faillikten bahsedebilmek için fiil üzerinde hakimiyet yanında "suçu birlikte işleme iradesi"nin de mevcudiyeti gerekir. Müşterek faillerden birinin kararlaştırılan suçtan başka bir suçu veya kararlaştırılan suçun nitelikli veya ağır şeklini gerçekleştirmesi halinde, diğer müşterek faillerin gerçekleşeceğini (en azından) tahmin ettikleri, hesaba kattıkları, öngördükleri ve gerçekleşmesine katlandıkları bu neticelerden de sorumlu tutulacakları konusunda müstakar uygulamada tereddüt yoktur (CGK'nın 16.04.2025 tarihli ve 173-166 sayılı kararı). Birlikte suç işleme kararı olmaksızın birbirinden habersiz birden fazla kişi tarafından aynı konu üzerinde aynı suçun aynı anda işlenmesi hâlinde ise yan yana faillik söz konusu olacaktır. Ancak suçun failleri arasında böyle bir müşterek suç işleme kararı mevcut değilse, bu kişilerin müşterek fail olarak sorumlu tutulması söz konusu değildir. Bu durumda birbirinden habersiz hareket eden kişilerin sorumluluğunu bizzat kendi davranışları göz önünde tutularak tayin etmek mümkün olacaktır (Özgenç, s. 519). İştirak iradesinin söz konusu olabilmesi için belli bir suçun gerçekleştirilmesinin bilinmesi ve istenmesinin yanı sıra kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesi de gereklidir. İştirakte söz konusu olan isteme, belli bir suçun işlenmesini istemedir. Yoksa belirsiz sayıda suçların işlenmesi için kişilerin tahrik edilmesi sonucu işlenen suçlarda iştirak söz konusu değildir. (Timur, Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2021, s. 535). İştirak iradesinde önemli olan ve suça katılanlarca bilinip istenen husus suç değil, suçta işbirliğidir. İştirak iradesinin oluşma zamanı, suçtan önce ya da suç işlenirken olmalıdır. Suç işlendikten sonra iştirak iradesinden bahsedilemez(YCGK 28.12.2022 tarihli ve 296-860 sayılı). Öte yandan, TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen aynı Kanun'un 87. maddenin 4. fıkrasına göre; gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi, TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için: a. Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b. Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi, c. Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d. Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Şu hale göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır. Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması; son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir. Diğer taraftan, kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur (TCK madde 35/1) Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kastedilen bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir.

B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Maktul ile inceleme dışı sanık ... arasında ...’ın maktule hakaret etmesi nedeniyle tartışma yaşandığı, tartışma sonrasında ...’ın, kardeşi olan sanığa haber verdiği, kısa süre sonra buluşan sanık ..., inceleme dışı sanıklar ... ve ... ile tanık ...’ın maktulün bulunduğu yere bahse konu olayı görüşmek amacıyla gittikleri, maktulün gelen sanıkları görünce ayağa kalktığı ve belinden döner bıçağına benzer bir bıçak çıkararak inceleme dışı sanık ...'ın üzerine yürüdüğü, ...’ın da üzerinde bulunan kırmızı saplı bıçağı eline aldığı, bu sırada sanığın, önüne geçmek suretiyle maktulü engelleyip sakinleştirmeye çalıştığı, ancak maktulün döner bıçağı ile hamle yapıp ...’ı kovalamaya başladığı, ...'ın elinde bulunan bıçağın yere düştüğü, ...'ın da yerde bulunan bıçağı aldığı, daha sonra kaçmakta olan ...'ın yere düştüğü, bu sırada sanığın koşarak maktulü tuttuğu ve yere düşürdüğü, maktulün üzerine çıkarak ...’ı tekrar yaralamasına engel olduğu, boğuşma sırasında ...’ın ...’a ''Ver ulan bıçağı, kardeşimi öldürüyorlar!'' diye bağırarak bıçağı istediği, ...’ın bıçağı vermesi üzerine ...’ın yerde bulunan maktule kalça, omuz ve uyluk bölgelerinden, biri tek başına öldürücü olmak üzere bıçakla toplam beş defa vurduğu, maktulün ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar kesilmesinden gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana geldiğinin anlaşıldığı olayda; Olay öncesinde maktul ile sanık arasında husumet bulunmadığı, yaşanan tartışmaların maktul ile inceleme dışı sanık ... arasındaki kavgadan kaynaklandığı, sanığın ağabeyi ... ile maktul arasında yaşanan anlaşmazlığı gidermek amacıyla olay yerine aracılık yapmak üzere gittiği bu yöndeki savunması ve tanık beyanları ile anlaşılmıştır. Görüntü kayıtları ve tanık beyanlarından sanığın ilk karşılaştıkları anda maktulün ...’a doğru döner bıçağı ile hamle yapmasını engellediği, maktulü olay yerinden uzaklaştırarak sakinleştirmeye ve ''Konuşmak için geldik.'' diyerek muhtemel kavgayı önlemeye çalıştığı görülmüştür. Buna rağmen önceki olay sebebiyle husumet beslediği ...’a karşı öfkesi yatışmayan maktulün sanığı aşarak ...’a karşı hamle yaptığı ve ardından da kovaladığı sırada ...’ın elindeki bıçağın düştüğü de nazara alındığında, bu noktadan sonra maktulün savunmasız olan ...’ı döner bıçağı ile yaralamaya ya da öldürmeye çalıştığı değerlendirilmiştir. Sanığın ise ağabeyi olan ...’a zarar vermesini önlemek amacıyla maktulün üzerine çıktığı, bu sırada ...la birlikte kendisinin de yaralandığı, sanığın maktulü tam olarak kontrol edemediği bir sırada ise ...’ın ...’dan aldığı bıçakla maktulü bıçakladığı dosyaya yansıyan delillerle saptanmıştır. Olayın geldiği aşama ve içinde bulunduğu ruhsal durum itibarıyla sanığın, arbede sırasında bir yandan elinde döner bıçağı olan maktulü engellemeye çalışırken daha önce düşmüş olan bıçağın ... tarafından tekrar ele geçirildiğini ve maktulü öldürme kastıyla hareket edildiğini bilerek ...’ın bu eylemine iştirak ettiği söylenemeyecektir. Buna göre; sanığın, elinde herhangi bir silah bulunmayan ve kaçmakta olan ağabeyi ...’a yöneltilen silahlı saldırıyı o anki hâl ve şartlara göre saldırıyla orantılı biçimde defetme zorunluluğuyla hareket etmesi nedeniyle sanığın eylemini meşru savunma şartlarında gerçekleştirdiği, inceleme dışı sanık ...’ın öldürme kastının sanık ile maktul arasındaki arbede sırasında ani olarak geliştiği ve sanığın, ...’ın öldürme eylemine iştirak etmediği kabul edilmelidir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince kurulan direnme kararına konu beraat hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi; direnme gerekçesinin isabetli olmadığı ve sanığın suç kastının bulunduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 04.07.2022 tarihli ve 1684-1837 sayılı beraat hükmüne ilişkin direnme kararının gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, usul ve kanuna uygun bulunan söz konusu hükmün ONANMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/18, K. 2026/202, T. 01.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2023-18-e-2026-202-k-1e8320d87a08