Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/270 E. 2026/260 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2023/270
- Karar No
- 2026/260
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1344-615
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın katılan ...'e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1,3-e, 87/1-d, 29, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 4 yıl 8 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesince 15.06.2017 tarih ve 22-171 sayı ile kurulan hükme karşı sanık müdafii ve katılanlar vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 27.11.2017 tarih ve 1445-1765 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, sanığın teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan TCK'nın 82/1-e, 35/2, 29, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; bu hükmün de sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı ve katılan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.04.2021 tarih ve 1358-5876 sayı ile; "...Sanığın katılanı o an öldürmesine ve eylemine devam etmesine herhangi bir engel olmamasına rağmen eylemine son vermesi, sanık ile katılan arasında önceye dayalı husumetin öldürmeyi gerektirecek nitelikte olmadığı dikkate alınarak, sanığın eylemi ile ortaya çıkan kastının yaralamaya yönelik olduğu anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesindeki ölçütler ve TCK'nın 3. maddesindeki cezada orantılılık ilkesi gözetilerek temel cezanın sonuç cezaya etkili olacak şekilde alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi suretiyle silahla kasten yaralama suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde çocuğa karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya direnen Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 28.02.2022 tarih ve 1344-615 sayı ile "...Her ne kadar sanık katılanı öldürme kastıyla hareket etmediğini savunmuş ise de; katılanla sanık arasında lakap takma iddiasından kaynaklanan husumet bulunması, sanığın öldürmeye elverişli bıçakla katılanın hayati bölgelerini hedef alarak katılana üç kez bıçakla vurması, karnına vururken "öl" demesi, katılanın acilen hastaneye kaldırılıp ameliyat edilerek kurtarılması, katılanın raporunda gastroduodenal arterde, midede, kalın barsak mezosunda ve oniki parmak barsağında yaralanma sonucu batın içi kanamaya neden olan kesici delici alet yaralanması arızasının kişinin yaşamını tehlikeye soktuğu kanaatinin bildirilmesi ve eksplorasyonda batın içinde yaklaşık 2000 cc hemorojik mayi olduğunun belirtilmesi birlikte değerlendirildiğinde sanığın söz ve eylemleriyle ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu kanaatine varılmıştır. Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesince mağdurun soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanları arasında olayın oluşuna ve aldığı darbelerin sırasına ilişkin çelişkilerin bulunduğu, sanığın aşamalarda değişmeyen, daha tutarlı ve istikrarlı beyanları karşısında mağdurun beyanlarından ziyade sanığın beyanlarına itibar edilerek üstünlük tanındığı, tanık ...'in de sanığın savunmalarına paralellik arzedecek şekilde beyanda bulunduğu belirtilerek değerlendirme yapılmış ise de; Tanık ...'in; sanıkla mağdurun gittikleri yerden birlikte arkadaş gibi çıktıklarına ve ...'ün bisikletle giderken sanık ...'in ...'e; “bir daha seni burada görmeyeceğim” dediğine ilişkin beyanlarının sanık beyanları ile uyumlu olmadığı gibi bıçakla yaralayan kişinin bıçaklanan kişi ile arkadaş gibi çıkmalarının hayatın olağan akışına aykırı olması nedeniyle inandırıcılıktan da uzak olduğu sonucuna varılmış, keza katılanın beyanları arasındaki, aldığı darbelerin sırasına ilişkin çelişkinin esası etkileyecek ölçüde önemli çelişki olmadığı, (ikinci beyanın sanığın daha fazla aleyhine olmadığı) katılanın beyanlarının raporlarla uyumlu ve inandırıcı olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan sanığın katılanı üç kez bıçakladıktan sonra eylemine devam etmemesinin suçun niteliğini belirlemede tek ölçüt olarak dikkate alınamayacağı değerlendirilmiş, (kaldı ki sanığın üç kez bıçaklayıp katılanın diz üstü çöktüğünü görmesi üzerine amacına ulaştığını düşünerek ve yakalanmamak için kaçması da mümkün görülmüştür.) yukarıda açıklanan nedenlerle sanığın eylemleriyle ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır." şeklindeki gerekçeyle sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.12.2022 tarihli ve 81456 sayılı bozma istemli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.05.2023 tarih, 15124-3144 sayı ve oy çokluğuyla direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemsi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan ...'e yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu mu yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 05.12.2016 tarihli genel adli muayene raporuna göre; sağ el ikinci parmakta 2 cm.'lik kesi bulunduğunun ve yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu, 05.12.2016 tarihli genel adli muayene raporuna göre; sol kolda 3 cm.'lik çizik şeklinde, sırtta bel üstü hizasında 3 cm.'lik sıyrık hâlinde, batın orta alt kadranda ise 3 cm.'lik derin olmak üzere toplamda üç adet kesici delici alet yarası bulunduğu ve söz konusu yaralanmanın hayati tehlikeye yol açtığı, 15.12.2016 tarihli tutanağa göre; Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 05.12.2016 tarihinde acil servise giriş yaparak tedavi gördüğü bildirilen katılanın 14.12.2016 tarihinde hastaneden taburcu edildiği, 09.01.20 17... .02.2017 tarihli adli tıp raporlarına göre; batın bölgesindeki mide, kalın bağırsak ve on iki bağırsakta hasara yol açan yaralanmanın tek başına kişinin yaşamını tehlikeye soktuğu, bel bölgesindeki yaralanmanın tek başına yaşamsal tehlikeye yol açmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif de olmadığı, sol koldaki yaralanmanın ise hayati tehlike oluşturmadığı ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu, Anlaşılmıştır. Katılan ..., Cumhuriyet savcılığında; sanık ...'i aynı servisle gidip geldikleri okuldan tanıdığını, olay akşamı saat 19.00 civarında girdiği marketten çıktığı sırada karşılaştıkları sanığın kendisine "Bir gelir misin?" diyerek yanına çağırdığını, sonra "Sen bana üç sene önce küfretmişsin doğru mu?" dediğini, kendisine ne küfürü demeye kalmadan arkasından bıçakla sol böbreğine vurduğunu, sonra suratına doğru hamle yaptığını sol elini kaldırınca sol elinden yaralandığını, daha sonra bağırınca kendisine "Öl, A.. koyduğumun!" dediğini, yere yığılınca da kaçtığını, kendisinin ise bisikletine binerek olay yerinden ayrıldığını, olay öncesi aralarında herhangi bir mesajlaşma olmadığını ve arkadaşlarıyla da haber göndermediğini, bisikletle giderken arkasından da gelmediğini, karşılaşmalarının tesadüf olduğunu düşündüğünü, çünkü Ünye'de bir haftadır çalıştığını ve akşam saatlerinde geldiğini, öncesinde de husumetleri olmadığını, ancak kendisini öldürme isteğiyle vurduğunu, karanlık olduğu için bıçağı görmediğini, sanığın peşinden gelmediğini, Mahkemede ise; marketten çıkınca eşyasını bisikletine bağladığı sırada sanığın yanına gelip "Gel seninle az görüşelim!" diyerek nazikçe marketin kenarındaki ara sokağa götürdüğünü, aydınlatma olmayan bu ara sokakta sanığın kendisine "Sen bana üç sene önce küfretmişsin." dediğini, kendisinin de "Hadi git işine!" diyerek arkasını döndüğü sırada sırtında bir acı hissettiğini, tekrar geri dönünce bu kez sanığın bıçağı karnına soktuğunu ve sinkaflı şekilde küfrederek "Öl!" dediğini, bıçağı çektikten sonra yere dizinin üstüne çöktüğünü, sanık bıçağı başına doğru sallamaya çalışınca kolunu kaldırdığını ve kolundan da yaralandığını, sanıkla üç yıl kadar önce lakap takma meselesi nedeniyle kavga ettiklerinin doğru olduğunu, ancak bundan sonra sanıkla aralarında bir olay yaşanmadığını, olay günü de ... isimli ortak arkadaşlarıyla ne telefonla ne de yüz yüze görüştüklerini, her ne kadar önceki aşamada böbreğine yandan vurduğunu söylemiş ise de önce belinden bıçakladığını sonra karnından bıçakladığını, Tanık ..., olay günü saat 18.30 civarında ... Büfe'nin önünde oturduğu sırada manavın önünde sanık ...'in beklediğini gördüğünü, sonra bisikletle gelen katılan ...'in markete girip alışveriş yaptığını, dışarı çıkınca sanığın katılanın yanına gittiğini ve birlikte ara sokağa girdiklerini, zorlama gibi bir durumun olmadığını, yaklaşık üç dakika sonra katılanın önce yüksek ardından da kısık sesle "Ah!" diye bağırdığını, hemen sonra ara sokaktan çıkan katılanın bisikletine binerek ayrıldığını, sanığın ise katılana "Bir daha seni buralarda görmeyeceğim!" diyrek uzaklaştığını, kimsenin elinde bıçak görmediğini, katılanın yaralandığını anlamadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık ..., soruşturma aşamasında; katılanla yaklaşık bir sene önce kendisine lakap takmasından dolayı tartıştıklarını, daha sonra kendisiyle konuşmadıklarını, olaydan yaklaşık bir ay önce de katılanın bir kavga sırasında kendisine "Anasını avradını s... çocuğu!" şeklinde küfrettiğini arkadaşlarından duyduğunu, bunu sonradan düşününce kafasında büyüttüğünü, olay günü saat 18.30'da arkadaşının cep telefonuyla katılanı arattırdığını ve kendisiyle yüz yüze konuşmak istediğini söylediğini, yarım saat sonra da katılanla marketin önünde buluştuklarını, burada katılana kendisine küfredip etmediğini sorduğunu, katılanın elini kaldırıp diklenerek "Evet ettim, ne yaptıysam iyi olmuş!" şeklinde cevap verdiğini, o anda sinirlenip tahrik olduğunu, cebinde oynadığı bıçağını çıkarıp yaralama kastıyla katılana doğru birkaç defa savurduğunu, olayın aniden geliştiğini, öldürme gibi bir kastı olmadığını, bisiklete bindiğini görünce katılanın peşinden gitmediğini, Kovuşturma aşamasında ise; olaydan yaklaşık bir yıl önce katılanın kendisine "..." lakabını takması nedeniyle kendisiyle kavga ettiğini, ailesinden kimsenin bu lakabı sevmediğini, olay günü saat 19.00 civarında marketin önünde durup bir sigara içtiğini, o sırada katılanın markete bisikletiyle geldiğini, tamamen tesadüfen karşılaştıklarını, önce kararsız olsa da sonra katılanla konuşmak istediğini ve yanına gidip onu tenha bir yere çağırdığını, burada "Sen bana küfrediyormuşsun." dediği katılanın "Küfrettim iyi yaptım!" şeklinde karşılık verdiğini, o anda üzerine gelmesinden korktuğu için yanındaki bıçağı çıkartıp katılana doğru salladığını, kesinlikle kendisine "Öl!" gibi bir şey söylemediğini, arkadaşı olan katılanın "Bıçaklandım." demesi üzerine vurmayı kestiğini savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna Dair Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun, 01.10.2025 tarihli ve 539-370 sayılı, 19.03.2025 tarihli ve 154-130 sayılı, 21.02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı, 08.12.2022 tarihli ve 130-780 sayılı kararlarında ayrıntılarına yer verildiği üzere; TCK’nın "Kasten öldürme" başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin dördüncü fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir. TCK’nın 21. maddesinin birinci fıkrasına göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun müstakar kararlarına (15.10.2025 t., 363-407 sy, 30.10.2025 t., 499-443 sy.,) göre, bahse konu suçlara ilişkin kastın belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda yara meydana gelmiş ise bu yaraların yerleri ile nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Öldürme ya da yaralama kastının belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen aynı Kanun'un 87. maddenin 4. fıkrasına göre; gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi, TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için: a. Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b. Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi, c. Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d. Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Şu hale göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır. Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması; son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir. Diğer taraftan, kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur (TCK madde 35/1) Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kastedilen bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir. Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde; "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir...Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine 'doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır." denilmekle benimsenen (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) ve ayrıca Yargıtay tarafından da uygulanagelen (YCGK, 19.10.2010 tarihli ve 153/206 sayılı kararı) objektif teori-Frank formülüne göre; suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi durumunda icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibarıyla yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Fatih Selami Mahmutoğlu - Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792, 793, 794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd.; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluk, s. 20; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408). Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s. 315). Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK'nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; "Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasıttır" şeklinde açıklanmıştır (CGK 14.01.2026 tarihli ve 313-34, 07.01.2026 tarihli ve 356-12, 30.10.2025 tarihli ve 330-442, 05.02.2025 tarihli ve 613-43, 17.09.2025 tarihli ve 23-333 sayı ile 21.02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı içtihadı). B. Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme Suç tarihinden önce sanıkla aynı okula aynı servisle birlikte giden, yaşıtı ve arkadaşı olan katılanın sanığa o yörede hoşlanılmayan ... lakabını takması nedeniyle aralarında husumet bulunduğu, tarafların yaklaşık bir yıl önce bu nedenle kavga ettikleri, kavgadan sonra da katılanın kendisine küfrettiğinin arkadaşları tarafından sanığa söylendiği, sanığın bu duruma çok içerlediği, suç tarihinde akşam saatlerinde işten eve gittiği sırada markete uğrayan katılanın çıkışta sanıkla karşılaştığı, sanığın katılanı hemen yandaki ara sokağa çağırdığı, burada katılana kendisine küfredip etmediğini sorduğu, katılanın "Yaptıysam da iyi yapmışım!" şeklindeki cevabıyla geri dönmesi üzerine sanığın daha da sinirlenerek cebindeki bıçağı çıkartıp önce sırtına, yüzünü dönmesi üzerine karnına ve diz çökmesi üzerine sol koluna vurarak katılanı yaraladığı, katılanın acı içinde bağırmasıyla sanığın bıçaklı saldırısına son verdiği anlaşılmaktadır. Sanığın savunmalarında katılanın kendisine lakap takması nedeniyle öfkelendiğini, sonrasında küfrettiğini arkadaşlarından duyması nedeniyle bunu bizzat kendisine sormak istediğini, olay anında da umursamaz tavrı ve tahrik edici cevabı üzerine yanındaki bıçakla hedef gözetmeksizin vurmaya başladığını, ancak acı içinde bağırmasıyla katılanın yaralandığını anladığı anda eylemini sonlandırdığını ve sadece yaralama kastıyla hareket ettiğini ileri sürmesi, katılanın ise sanıkla arasındaki husumetin aslında yaklaşık bir yıl önceki lakap takma meselesinden çıkan kavgadan ve küfretmesinden dolayı olduğunu, ancak uzun zamandır aralarında bir sorun olmadığını, olay günü ise tesadüfen karşılaştıklarını beyan etmesi dikkate alındığında; taraflar arasındaki husumetin derecesinin öldürmeye varacak boyutta olmadığı görülmektedir. Sanığın olay anında kullandığı bıçak her ne kadar öldürmeye elverişli ise de yalnızca biri batına nafiz olan katılandaki isabet yerleri göğüs, kalp, beyin veya ana atar damarların bulunduğu hayati nitelikteki bölgelerden değildir. Katılanın bağırması üzerine sanık, yaralandığı ve daha da savunmasız hâle geldiğini gördüğü katılana yönelik eylemine, dışarıdan gelen engel bir neden olmaksızın kendiliğinden son vermiştir. Tüm bu hususlar birlikte gözetildiğinde; neticeyi doğuran saldırının niteliği ve niceliğinin de kastının öldürmeye yönelik olduğunu münhasıran göstermeye yeterli olmadığı ve sanığın eyleminin öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Öte yandan, öncesinde küfür veya sözlü bir tahrik ile başlayan tartışmanın yaralanma neticesi ile sonuçlandığı olaylarda, taraflar arasındaki diyaloğun içeriği ve seyrinin de gözetilmesi gerektiği, buna göre; her ne kadar katılan saldırı anında acı çektiğini bağırarak belirttiğini ancak sanığın buna karşılık "Öl!" dediğini beyan etmiş ise de sanığın olay anındaki sinirle sarfettiği bu sözlerin, kastını değil ancak katılanla aralarındaki atışma sırasında meydana gelen yaralamaya yönelik kastının yoğunluğunu göstermeye elverişli bir husus olduğu ve Özel Daire bozma ilamında işaret edildiği üzere cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde dikkate alınması gerektiği de ortadadır. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olmadığına ve sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayinini gerektiren neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu ve Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullamışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Samsun Bölge Adliye Mahkemesinin 28.02.2022 tarihli ve 1344-615 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayinini gerektiren neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.04.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede karar için yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 22.04.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.