Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2026/742 E. 2026/2103 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/742
Karar No
2026/2103
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/845 E., 2025/2234 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 26.Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/344 E., 2025/15 Karar.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşma isteminin davanın niteliği nedeniyle reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kullanım kadastrosu sonucunda, ...... ili ....... ilçesi ......... Mahallesi çalışma alanında bulunan 1 37... parsel sayılı 3.036,91 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın kadastro tutanağının beyanlar hanesine ''6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve ..., ..., ...... oğlu ..., ... ve ...'in kullanımında olduğu'' şerhi yazılarak tarla vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiş; 13.09.2023 tarihli ifraz işlemi ile Hazine adına kayıtlı iken 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) uyarınca yapılan satışlar sonucunda 29.05.2025 tarihinde 60738/303691 hissesi ..., 24.06.2025 tarihinde 121476/303691 hissesi ... ve 60739/303691 hissesi ..., 22.07.2025 tarihinde 22776/303691 hissesi ..., 15186/303691 hissesi ... ve 22776/303691 hissesi ... adlarına tapuda kayden intikal ettirilmiştir. 2. Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın öncesinin 1 37... parsel olduğunu, taşınmazın önceden devlet ormanı olduğunu, daha sonrasında 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi gereğince bilim-fen bakımından orman özelliğini kaybettiği ve Hazine lehine orman sınırları dışına çıkarıldığını, bu parselin arazi Kadastro Komisyonunca yapılan çalışma sonunda mülkiyet hanesine Hazine, işgalci olarak da davalıların tasarrufunda olduğu konusunda beyanlar hanesine şerh verildiğini, davalıların bu parsel üzerinde zilyet ve tasarruflarının bulunmadığını, dava konusu taşınmazın müvekkilinin zilyet ve tasarrufunda olduğunu ileri sürerek, davalıların isimlerinin sehven yazılmış olduğunu beyan ederek 1 37... parsel sayılı taşınmazın davalıların zilyet ve tasarrufunda olduklarına ilişkin tapu kaydındaki beyanlar hanesinin iptaline, zilyet ve kullanıcı konumunda olan müvekkili adına zilyetlik şerhi verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerin hukuka aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazın ....... ilçesi 1 37... parsel sayılı taşınmazdan ifraz görerek 1 37... parselin oluştuğunu, 1 37... parsel sayılı taşınmazda 1994 tarihinde kadastro çalışması yapıldığını, kadastro tarihinde taşınmazın kullanıcısının ........... olarak göründüğünü, ......... Kadastro Mahkemesinin 1997/144 Esas, 1998/19 Karar sayılı kararı ile taşınmazın 6292 sayılı Kanun'un 2/B kapsamında kullanıcı olarak davalılar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından dava dışı ....... aleyhinde Üsküdar Kadastro Mahkemesinin 1997/144 Esas sayılı dosyasıyla açılan tespite itiraz davasında 1998/19 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulü ile 1 37... parsel sayılı taşınmazın tutanağının beyanlar hanesindeki tasarruf eden olarak gösterilen davalının isminin silinerek tasarruf eden olarak davacıların isimlerinin yazılmasına hükmedildiğini ve kararın kesinleştiğini, Kadastro Müdürlüğünce yapılan güncelleme çalışmasında "1 37... parsel ......... ..., ... ve ...'in tasarrufundadır" şeklinde tespit yapıldığını, 1 37... parsel sayılı taşınmazın ifraz edilerek önce 1 37... parselin oluştuğunu, 1 37... parselin de ifrazı ile 1 37... ve 27 parsellerin oluştuğunu, 1 37... parselde bulunan mevcut hak sahipliğinin 1 37... parsele taşındığını, 1 37... parselde mevcut olan hak sahipliğinin de 1 37... ve 27 parsellere taşındığını, 1 37... parselin satışı hususunda ..., ..., ..., ... ve ...'e 6292 sayılı Kanun'un 2/B kapsamında tebligat çıkarıldığını, 1 37... parsel yönünden taşınmazın tamamı için Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dahili) projesi kapsamında tamamının tahsisinin talep edildiğini, 1 37... parsel sayılı taşınmazın bulunduğu kesimde otoyol hizmet tesisinin genişletilmesinden vazgeçildiğini ve 1 37... parsel sayılı taşınmazın hak sahiplerine satışının gerçekleşmemiş olduğunu belirterek, davanın öncelikle hak düşürücü ve zamanaşımı süreleri yönünden aksi takdirde esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmaz ile ilgili olarak 6292 sayılı Kanun'un 2/B kapsamında kullanıcı olarak davalılar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından............ aleyhine Üsküdar Kadastro Mahkemesinin 1997/144 Esas sayılı dosyası ile açılan tespite itiraz davasında 1998/19 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verildiğini, 1 37... parsel sayılı taşınmazın tutanağının beyanlar hanesinde tasarruf eden olarak gösterilen davalının isminin silinerek davacıların isimlerinin yazılmasına hükmedildiğini, kararın süresinde temyiz isteminde bulunulmadığından kesinleştiğini, davalılar tarafından yasal süresi içerisinde itiraz edilerek hak sahipliğinin Mahkemece belirlenmiş olduğunu, davacının kadastro tespitlerine dava açması için yasal sürenin sona erdiğini, zamanaşımı ve hak düşürücü süreler yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, zilyetliğin tespiti ve korunması istemli davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 4/1-c maddesi gereğince Sulh Hukuk Mahkemelerinde açılması gerektiğini ve davacı tarafından huzurda ikame edilen davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin dava konusu taşınmazda meri mevzuata uygun olarak uzun zamandır zilyet ve hak sahibi olduğunu, 6292 sayılı Kanun'a göre hak sahiplerine yapılacak satışlarda, "hak sahipliği belirleme" yetkisinin 5831 sayılı Kanunun 8. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na (3402 sayılı Kanun) eklenen Ek-4. maddesine göre Kadastro Müdürlüğünde olduğunu, Kadastro Müdürlüğü tarafından yapılan güncelleme çalışmasında "1 37... parsel Esat ..........., ..., ..., ... ve ...'in tasarrufundadır." şeklinde tespit yapıldığını, yapılan yargılamalar neticesinde müvekkilinin dava konusu taşınmaz üzerinde zilyetlik hak sahipliğinin hükme bağlanarak neticelendiğini, ......... tarafından Orman Genel Müdürlüğü ve Hazine aleyhine İstanbul Anadolu 30. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/380 Esas sayılı tapu kaydındaki şerhin terkini davasında 2015/327 Karar sayılı ilamı ile davanın reddine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, davacı ......... tarafından ........., ..., ..., ..., ... ve Hazine aleyhine İstanbul Anadolu 30. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/13 Esas açılan tapu kaydındaki şerhin terkini davasında 2014/322 Karar sayılı ilamında davanın reddine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, dava konusu taşınmaz üzerinde uzun süredir müvekkili Ziyaettin Odabaş'ın zilyetliği ve hak sahipliği olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur. 3. Davalı ..., ..., .............. ve ... vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre nedeni ile davanın reddini, tespit tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastro öncesi hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağını ve dava açılamayacağını, davaya konu taşınmazlara ilişkin kadastro işlemlerinin 1994 yılında yapıldığını ve Üsküdar Kadastro Mahkemesinin 1997/1 44... /19 Karar sayılı ilamı ile müvekkillerinin ilgili taşınmazların zilyeti olduğunun tespit edildiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır. 4. Davalı ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazdaki muris ...'in zilyetliği ve zilyetlikten kaynaklı haklarını sağlığında diğer davalı ...'a devrettiğini, davada taraf sıfatlarının bulunmadığını, davanın tefrik edilerek reddedilmesi gerektiğini, davanın hak düşürücü süre nedeni ile reddinin gerektiğini, tespit tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastro (tapulama) öncesi hukuki sebeplere dayanılarak dava açılamayacağını, davaya konu taşınmazlara ilişkin kadastro işlemlerinin 1994 yılında gerçekleştirildiğini, Üsküdar Kadastro Mahkemesinin 1997/144 Esas, 1998/19 Karar sayılı dosyası ile müvekkillerinin ilgili taşınmazların zilyeti olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararı ile tespit edildiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ''3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesi uyarınca kadastro tutanaklarında belirtilen haklara sınırlandırmalara ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı, 10 yıllık sürenin hak düşürücü süre niteliğinde olduğu, hakim tarafından re'sen gözönüne alındığı, davacının tespitten önceki zilyetliğe dayalı olarak dava açtığı, dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği 1997 tarihi ile eldeki davanın açıldığı 07.0./2024 tarihi arasında 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği" gerekçesi ile davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ''davanın kadastro tespitinin kesinleştiği 1998 yılından önceki nedenlere dayandığı, davanın açıldığı tarih itibariyle 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, anılan maddedeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin olumsuz dava koşulu olduğu, tüm def’i ve itirazlardan önce nazara alındığı, hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın dinlenilme olanağı bulunmadığı, dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanun gereğince davalılara satıldığı'' gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu, dava dilekçesindeki beyanlarını tekrar ederek taşınmazın müvekkilinin zilyetliğinde olup, davalıların taşınmazla ilgisi bulunmadığını, taleplerinin kullanım kadastrosuna itiraz niteliğinde olduğunu, keşif yapılmadan zilyedin tespit edilemeyeceğini, kararın usule aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, dava konusu taşınmaz üzerinde davacının kullanım hakkının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, 732,00 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2026/742, K. 2026/2103, T. 30.03.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2026-742-e-2026-2103-k-a742c3bd9bc8