Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2026/1240 E. 2026/4744 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/1240
- Karar No
- 2026/4744
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi EK KARAR TARİHİ : 26.11.2025 SAYISI : 2024/42 E., 2025/51 K.
İlk Derece Mahkemesinin 26.11.2025 tarihli ek kararı, davacı ... İdaresi vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kadastro sırasında, Muğla ili ...ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 451 parsel sayılı taşınmaz, 25... tarihli ve 5 sıra ve 07.02.1962 tarihli 1 sıra sayılı tapu kayıtları ile 205 tahrir numaralı vergi kaydına dayalı olarak, değirmen, kâgir ev ve avlusu vasfıyla sınırlandırıldıktan sonra, ... ile ... arasında ...Asliye Hukuk Mahkemesinin 1967/174 Esas sayılı dosyasında görülmekte olan orman tahdidine itiraz davası bulunması nedeniyle 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun (766 sayılı Kanun) 13. maddesi uyarınca kadastro tutanağı, malik hanesi ve yüzölçümü açık bırakılmak suretiyle Tapulama Mahkemesine devredilmiştir. 2. Davacı ... İdaresi, Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; Muğla ili ...ilçesi ... köyü ... mevkinde bulunan ve tapulama komisyonunca ...' in tasarrufunda kabul edilen 451 parsel sayılı taşınmazın gerçekte Devlet ormanı sınırları içerisinde kaldığını, orman tahdit komisyonunca ormanlık saha dışına çıkarılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, komisyon kararının iptali ile taşınmazın orman rejimi içine alınmasınI talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... cevap dilekçesinde; Dava konusu 451 parsel sayılı taşınmazın kendi tasarrufunda bulunduğunu, orman niteliğinde olmadığını ve tapulama komisyonunca yapılan tespitin yerinde olduğunu ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI VE KESİNLEŞME İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "...Asliye Hukuk Mahkemesinin 1967/174 Esas ve 1972/30 Karar sayılı ve kesinleşmiş hükmü uyarınca toplam 1717 m² yüzölçümündeki dava konusu taşınmazın 800 m²lik bölümünün orman tahdidi içerisine alındığı, geriye kalan 917 m²lik bölümün ise içerisinde değirmen bulunan ve orman sayılmayan saha vasfında bulunduğu" gerekçesiyle, taşınmazın 800 m²lik kısmının orman rejimi içerisinde kalması nedeniyle 766 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca tespit dışı bırakılmasına, doğusu yol ve 120 OTS noktası, batısı, kuzeyi ve güneyi Devlet ormanı ile çevrili bulunan 917 m² yüzölçümündeki değirmen sahasının ise ... adına tespit ve tesciline karar verilmiş ve iş bu karar, temyiz edilmeksizin 08.06.1972 tarihinde kesinleşmiştir. IV. TAVZİH TALEBİ VE SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Davalı ...'in mirasçısı ..., 13.10.2010 tarihli tavzih talepli dilekçesinde; Tapulama Mahkemesinin 21.04.1972 tarihli kararına ekli basit krokinin herhangi bir ölçü ve koordinat değerine dayanmadığını, şekil ve yüzölçümü itibarıyla dava konusu 451 sayılı parselle uyumlu olmadığını, bu nedenle hükmün zeminde uygulanmasının ve teknik olarak infazının mümkün bulunmadığını ileri sürerek, kararın infaza elverişli olacak şekilde tavzih edilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 26.11.2025 tarihli ek kararı ile, yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda, ...Tapulama Hakimliğinin 1969/3 Esas ve 1972/3 Karar sayılı hükmünün tavzihen açıklanmasına ve 31.08.2025 tarihli müşterek imzalı bilirkişi raporuna ekli krokide (B/1) harfiyle gösterilen 854,62 m² ve (B/3) harfiyle gösterilen 58,39 m² yüzölçümündeki bölümlerin birleştirilerek toplam 913,01 m² olarak ... adına tesciline, (B/2) harfiyle gösterilen 3,72 m²'lik kısmın yolda kalması nedeniyle tescil harici bırakılmasına; (A/1) harfiyle gösterilen 85,33 m²'lik kısmın dava dışı 2 85... parsel içerisinde kalması nedeniyle bu bölüm hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına, (A/2) harfiyle gösterilen 715,24 m²lik kısmın orman vasfıyla Hazine adına tesciline; (C/1) harfiyle gösterilen 619,50 m²lik kısmın orman tahdit hattı dışında ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunun anlaşılması nedeniyle ham toprak vasfıyla Hazine adına tesciline, (C/2) harfiyle gösterilen 535,32 m²lik kısmın dava dışı 2 85... parsel içerisinde kalması nedeniyle bu bölüm yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına; (D) harfiyle gösterilen 73,23 m²lik kısmın dava dışı 2 85... parsel içerisinde kalması nedeniyle bu bölüm hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına ve (E) harfiyle gösterilen 507,29 m²lik kısmın da orman tahdit hattı dışında Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması nedeniyle ham toprak vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı ... İdaresi vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazların çevresi, eğimi, toprak yapısı ve bitki örtüsü itibarıyla orman vasfında bulunduğunu ve orman tahdit sınırları içerisinde kaldığını, Devlet ormanlarının sınırlarının değiştirilemeyeceğini ve zilyetlikle kazanılamayacağını, İlk Derece Mahkemesince eksik inceleme ve araştırma sonucu usul ve kanuna aykırı şekilde karar verildiğini ileri sürerek, ek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalılar ... mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde; ...Tapulama Mahkemesi' nin 1969/3 Esas ve 1972/3 Karar sayılı kesinleşmiş kararıyla 451 parselin 917 m²lik bölümünün ... adına tesciline karar verildiğini, ancak karar ekindeki krokinin teknik olarak infaza elverişli olmaması nedeniyle tavzih yoluna başvurulduğunu, bozma ilamları doğrultusunda yapılan keşif ve bilirkişi incelemeleri sonucunda muris adına bırakılan bölümün zeminde belirlendiğini, buna rağmen dava devam ederken yapılan kadastro ve orman uygulamalarıyla taşınmazın bir kısmının 2 85... parsel sayılı orman parseli içerisinde gösterildiğini, oysa 451 parsel hakkında davalı şerhi bulunduğundan ve kesinleşmiş Mahkeme kararı mevcut olduğundan bu uygulamaların hukuken geçersiz olduğunu, bilirkişi raporlarıyla taşınmazın önemli kısmının orman sınırları dışında kaldığının ortaya konulduğunu, İlk Derece Mahkemesince tavzih edilen bölümün yüzölçümünün korunması, hatalı orman aplikasyonu ile 3402 sayılı Kanun' un 22/2-a maddesi uygulamalarının dikkate alınmaması ve 451 parsele müdahale eden 2 85... parsel sınırlarının iptali gerektiğini ileri sürerek, ek kararın bu yönlerden düzeltilerek onanmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Talep, hükmün tavzih edilmesi istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, talep edilen hususta hükmün tavzihinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamına göre, dava konusu taşınmazın tesis kadastrosu sırasında 451 parsel numarasıyla tespit edildiği, ...Tapulama Mahkemesinin 21.04.1972 tarihli ve 1969/3 Esas, 1972/3 Karar sayılı kararıyla ise bu parselin tamamı hakkında değil, yalnızca belirli bir bölümüne ilişkin hüküm kurulduğu, anılan kararın kesinleşmesinden sonra hükmün infazında tereddüt bulunduğu ileri sürülerek, tavzih isteminde bulunulduğu ve İlk Derece Mahkemesince de, bilirkişi incelemesi yaptırılarak kesin hüküm kapsamındaki bölüm belirlenmek suretiyle bu bölüm yönünden tescil hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle, tavzih kurumunun kapsamının belirlenmesi gerekmektedir. Tavzih, kesinleşmiş bir hükmün açıklığa kavuşturulmasını ve infaz sırasında ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesini amaçlayan istisnai bir usul kurumudur. Bu kurum aracılığıyla hükmün kapsamı genişletilemeyeceği gibi, yeni haklar oluşturulması, mevcut tapu sicilinin yeniden düzenlenmesi veya kesin hükmün kapsamı dışında kalan taşınmaz kesimleri hakkında ilk defa hüküm kurulması da mümkün değildir. Tavzih yoluyla yapılabilecek işlem, yalnızca mevcut hükmün infazını mümkün kılacak açıklamaların yapılmasıyla sınırlıdır. Somut olayda ise uyuşmazlığın bu sınırları aştığı görülmektedir. Şöyle ki; ...Tapulama Mahkemesinin kesinleşin 21.04.1972 tarihli hükmü, 451 parselin tamamını değil, yalnızca bu parsel içerisinde kalan belirli bir bölümü kapsamaktadır. Başka bir anlatımla, kesin hükmün konusu, parselin tümü değil, parsel içerisindeki sınırlı bir alandır. Buna rağmen İlk Derece Mahkemesince yalnızca bu bölüm esas alınarak tescil hükmü kurulmuş, 451 parselin kesin hüküm dışında kalan kesimlerinin hukuki durumu ise tamamen çözümsüz bırakılmıştır. Oysaki, bir taşınmaz hakkında infaza elverişli bir sicil oluşturulabilmesi için parselin bütününün hukuki durumunun belirlenmesi zorunludur. Kesin hüküm kapsamı dışında kalan bölümler yönünden hiçbir değerlendirme yapılmaksızın yalnızca belirli bir kesim hakkında tescil hükmü kurulması, tapu sicilinin bütünlüğü ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, infaz kabiliyeti bulunan bir hüküm oluşturulmasını imkansız kılmaktadır. Öte yandan, yargılama devam ederken, dava konusu taşınmazın bulunduğu çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi kapsamında uygulama kadastrosu yapıldığı ve bu çalışma sonucunda dava konusu taşınmazın geometrik durumunun değiştiği, komşu parsellerle sınır ilişkilerinin yeniden belirlendiği ve dosya kapsamındaki teknik raporlardan, özellikle komşu 2 85... parsel ile mükerrerlik bulunduğunun anlaşıldığı görülmektedir. Böyle bir durumda uyuşmazlık artık yalnızca eski hükmün zemine uygulanmasına ilişkin olmaktan çıkmış, aynı zamanda 3402 sayılı Kanun' un 22/2-a maddesi uygulaması sonucunda oluşan yeni geometrik ve hukuki durumun denetlenmesini de zorunlu hale getirmiştir. 3402 sayılı Kanun' un 22/2-a maddesi uygulaması sonucunda oluşan geometrik durumun hukuka uygunluğu denetlenmeden eski hükmün güncel zemine uygulanması mümkün değildir. Bu sebeple öncelikle uygulama kadastrosunun doğru biçimde yapılıp yapılmadığının belirlenmesi, mükerrerliklerin giderilmesi ve buna göre oluşacak kesin geometrik durum esas alınarak taşınmazın hukuki durumunun belirlenmesi gerekmektedir. Aksi hâlde kurulacak hükmün infazı sırasında yeni tereddütlerin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Bunun yanında, dosya kapsamındaki teknik incelemelerden, 451 parselin bazı bölümlerinin komşu 2 85... parsel sayılı orman taşınmazı içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir durumda yalnızca dava konusu bölüm yönünden tescil hükmü kurulması yeterli olmayıp, öncelikle çakışan bölümlere ilişkin mevcut tapu kayıtlarının hukuki durumunun değerlendirilmesi, gerekli görülen kısımlar yönünden tapu kayıtlarının iptaline karar verilmesi ve bundan sonra oluşacak geometrik duruma uygun şekilde sicilin yeniden oluşturulması gerekmektedir. Somut olayda uyuşmazlık, artık kesinleşmiş ilamın tavzih edilerek infazından ibaret olmayıp, tesis kadastrosu sırasında oluşan 451 parselin tamamının, kesin hükmün kapsamı, 3402 sayılı Kanun'un 22/2-a maddesi kapsamında yapılan uygulama kadastrosu, ortaya çıkan mükerrerlikler ve komşu orman parselleriyle çakışmalar birlikte değerlendirilmek suretiyle yeniden sicil oluşturulmasını gerektiren bir kadastro uyuşmazlığı vasfı kazanmıştır. Davacının talebi 451 parsele yönelik, sicil oluşturulması olarak kabul edilmelidir. İlk Derece Mahkemesince yapılması gereken iş, tavzih dosyasında karar verilmesi değil, dosyanın yeni bir esasa kaydedilmesi suretiyle, öncelikle yöntemine uygun şekilde taraf teşkilinin sağlanması, akabinde 3402 sayılı Kanun' un 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosunun denetlenmesi, kesin hükmün kapsamının güncel teknik veriler ışığında belirlenmesi, mükerrerlik ve çakışmaların giderilmesi, gerekiyorsa komşu parseller yönünden tapu kayıtlarının iptaline karar verilmesi ve nihayetinde 451 parselin tamamı hakkında infaza elverişli tek bir sicil oluşturacak şekilde hüküm kurulmasından ibarettir. İlk Derece Mahkemesince, belirtilen esaslar gözetilmeksizin, tavzih yoluyla hükmün değiştirilmesi sonucunu doğuracak biçimde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olduğundan, tavzih talebinin kabulüne dair ek kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Yukarıda açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesinin 26.11.2025 tarihli ek kararının, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz eden davalılara iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,01.07.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.