Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/1052 E. 2025/5530 K. – Uygulama Kadastr
Konu: Uygulama Kadastrosuna İtiraz
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1052
- Karar No
- 2025/5530
- Karar Tarihi
- Konu
- Uygulama Kadastrosuna İtiraz
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1222 E., 2024/1628 K.
Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R
... ili ... ... Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sonucunda, davacı ve müşterekleri adına tapuda kayıltı bulunan eski 802 parsel sayılı 2.440 m² yüzölçmündeki taşınmaz, 1 19... parsel numarasıyla ve 2.254,31 m² yüzölçümlü olarak; davalıların murisi... adına tapuda kayıtlı bulunan eski 1063 parsel sayılı 1.170 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 1 19... parsel numarasıyla ve 1.171,66 m² yözölçümlü olarak tespit edilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sonucunda müvekkiline ait taşınmazın sınırının yanlış belirlendiğini ve yanlışlığın davalılara ait 1 19... numaralı parselden kaynaklandığını, dava konusu parselin, davacıya babası ... tarafından 1993 yılında satış yoluyla verildiğini, 1970 yılından beri babasıyla taşınmazı birlikte kullandığını, parseller arasındaki sınırın ahır olduğunu ancak uygulama kadastrosu sırasında bu sınırın yanlış belirlendiğini, öncelikle uygulama kadastrosunda yapılan yanlışlığın giderilmesini, kabul edilmediği takdirde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 724. maddesi uyarınca davalı taşınmazdan kalan kısmın uygun bir bedel karşılığında davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi için temliken tesciline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiş: hükme karşı, davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tesis kadastrosunun 1970 yılında takeometrik yöntemle yapıldığı ve kadastro sırasında tespit edilen sınırlar ile kadastro paftasına çizilen sınırların birebir uyumlu olduğu, yenileme kadastro çalışmalarında tesis kadastrosu sınırlarına uyulduğu, uygulama kadastrosu sırasında sınırlandırma yada tersimat hatasının yapılmamış olduğu, davaya konu edilen taşınmaz bölümünün birbiriyle çakışan tesis ve yenileme paftasındaki sınırların dışında kaldığı, dolayısıyla davacının söz konusu taşınmaz bölümüne yönelik talebinin mülkiyete ilişkin olduğu, bununla birlikte tesis kadastrosunun 02.05.1970 tarihinde kesinleşmiş olup mülkiyete ilişkin talebin dinlenmesi için dava tarihi itibarıyla kanunda belirlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, dolayısıyla, tespitten önceki nedene dayalı olarak da davanın dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek, davalılar vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre temyizen incelenen karar, usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA, 427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 187,80 TL nin temyiz edenden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.