Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/6074 E. 2025/2789 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/6074
Karar No
2025/2789
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2014/289 E., 2024/240 K.

Taraflar arasındaki asıl dosyada tapu iptal ve tescil, müdahalenin önlenmesi ile birleşen dosyada tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesinin kararının kısmen düzeltilerek onanmasına kısmen bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince son bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda asıl dava yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına, birleşen dava davalısı ... yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden birleşen davadan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı asıl dava davacısı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R

İlk Derece Mahkemesinin vermiş olduğu karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup uyulan bozma ilamında özetle; “davalıların Mahkemece asıl davaya konu kabulüne karar verilen 71830 m2 kısma ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile bu kısma ilişkin davacı ... İdaresi lehine verilen kararda isabetsizlik bulunmadığı , her ne kadar Mahkemece asıl dava konusu meni müdahale talebinin kabulüne karar verilmişse de kararın hatalı olduğu ancak yeniden yargılamayı gerektirmediğinden kararın “meni müdahale talebinin reddine” denilerek düzeltilerek onanması, davalıların ve asıl dava davacısı Orman İdaresi vekilinin 6262 m² lik Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan kısma yönelik temyiz itirazları yönünden ise 6292 sayılı Kanun kapsamında değerlendirme yapılması, kabule göre de taşınmazın bu bölümünün orman vasfıyla tesciline karar verilmesinin doğru olmadığı” gereğine değinilmiştir. Davalılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmişse de Yargutay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 16.06.2014 tarihli 2014/2608 Esas ve 2014/6479 Karar sayılı ilamı ile karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davalıların taşınmazın orman olarak tesciline karar verilen 71830 m² yüzölçümlü bölümüne ilişkin temyiz itirazları yönünden; red olmuş asıl dava düzelterek onama ile kesinleşmiş olduğu, birleşen dava konusu 183 parsel sayılı taşınmazın 6262 m² yüz ölçümlü kısmının 6831 sayılı Kanunun (2/B) madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı ancak tapuda davalı adına kayıtlı olduğu, Hazine tapuda gerçek kişi adına kayıtlı olan taşınmazın kısmen (2/B) madde kapsamında kalması nedeniyle bu kısmının tapu kaydının iptalini istediğine ve taşınmaza 6292 sayılı Kanunun (7/1-a) maddesinin uygulanacağı ve buna göre; açılan davadan vazgeçmiş sayılacağının kanunun âmir hükmü gereği olduğu, 6292 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca Hazinenin bu yerler hakkında dava açamayacağı, açılmış davalardan da vazgeçileceği gerekçesiyle asıl dava yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına, birleşen davada davalı ...'nin dava tarihinden önce vefat etmiş olması nedeniyle bu davalı hakkında davanın reddine, diğer birleşen dosya davalıları yönünden birleşen davanın; 6292 sayılı Kanunun (7/1-a) maddesi gereğince birleşen davadan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir. Hüküm, asıl dava davacısı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun( 6100 sayılı Kanun) geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup asıl dava davacısı Orman İdaresi vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden reddi gerekmiştir. 2. Bilindiği üzere; T.C. Anayasası, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı düzenlenmiştir. Hükmün, açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi, en önemlisi yazılacak gerekçenin, verilen hükme uygun olması gerekmektedir. Aksi halde yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve Mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Yazılacak kararın gerekçesiyle, hüküm kısmı arasında bütünsellik ve uyumluluk esastır. Başka bir anlatımla gerekçe ile hüküm birbirine bağlıdır. Yine T.C. Anayasası'nın 141/3. maddesi gereğince bütün Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 sayılı Kanun'un 388/1-3 maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 297/1-c maddesi, bir Mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Bir Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, Hakimin (Mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst Mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (.., ../ ../ ..; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı Kanun'a göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Kanun'un aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün ve E:323, K:391; 10.9.1991 gün ve E:281, K:415; 25.9.1991 gün E:355, K:440; 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı Kanu 'un 297. (Mülga 1086 sayılı Kanun'un 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine 6100 sayılı Kanun 'un 27 inci (1086 sayılı Kanun'un 73.) maddesinin 2. bendi (c) bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır. Somut olaya gelince; asıl dava davacısı Orman İdaresi vekili dava dilekçesinde; dava konusu 183 parselin 15.06.1988 tarihinde kesinleşen orman tahdit sınırları içinde kaldığından ve fiilen de orman olduğundan bahisle tapusunun iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tescilini, taşınmaza müdahalenin önlenmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi'nin 29.03.2012 tarihli ve 2007/87 Esas, 2012/190 Karar sayılı kararı ile asıl davanın kısmen kabulü ile dava konusu 183 parsel sayılı 78.092,00 m² alanlı taşınmazın 20.11.2008 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide ayrılmış olarak gösterilen 71.830 m² kısmının davalılar (murisi) adına olan tapusunun iptali ile orman olarak Hazine adına tesciline, bu kısma ilişkin davalıların müdahalesinin önlenmesine, fazlaya ilişkin (6262 m²) talebinin reddine, birleşen davada davalı ...'nın dava tarihinden önce vefat etmiş olması nedeniyle bu davalı hakkında birleşen dava davacısı Hazine'nin davasının reddine, diğer davalılar açısından ise davasının kabulü ile aynı krokide yine ayrılmış olarak gösterilen 6262,00 m² kısmın davalılar adına olan tapusunun iptali ile orman olarak Hazine adına tesciline, beyanlar hanesine bu kısmın 6831 sayılı Kanun’un (2/b) maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığının yazılmasına karar verilmiş, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi'nin 23.09.2013 tarihli 2013/4004 Esas ve 2013/8219 Karar sayılı ilamı ile davalıların taşınmazın orman olarak tesciline karar verilen 71830 m² lik kısmına ilişkin temyiz itirazları yönünden asıl dava davacısı Orman İdaresinin davasının kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı, ancak müdahalenin önlenmesi talebi yönünden kabul kararı verilmesi hatalı olup bu kısmın hüküm fıkrasından çıkarılarak "davalı taşınmaza müdahalenin önlenmesi talebine ilişkin davanın reddine" cümlesi eklenerek hükmün düzeltilmiş bu şekliyle onanmasına, davalıların ve asıl dava davacısı Orman İdaresi vekilinin 6262 m² kısma ilişkin temyiz itirazları yönünden ise kararın bozulmasına karar verilmiştir. Görüldüğü üzere; asıl dava davacı ... İdaresinin 6262 m² kısma ilişkin temyiz itirazları Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi'nin ilamı ile kabul edilerek İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuş olup buna rağmen İlk Derece Mahkemesince 71830 m² kısma ilişkin kabul kararına karşı davalıların temyiz itirazları reddedilerek asıl davanın düzeltilerek onanmasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği gerekçesiyle asıl dava yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına şeklinde karar verilmişse de asıl dava konusu olan ve az yukarıda da belirtildiği üzere asıl dava davacısı Orman İdaresinin temyizi nedeniyle bozulan 6262 m² kısma ilişkin kesinleşmiş bir karar bulunmamaktadır. O halde İlk Derece Mahkemesince; asıl dava davacısı Orman İdaresinin 6262 m² kısma ilişkin talebi yönünden değerlendirme yapılarak iddia ve savunmalar çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, olumlu veya olumsuz hiç hüküm kurulmaması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeplerle; asıl dava davacısı Orman İdaresi vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan ilk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanunun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın iadesine,Taraflarca 1086 sayılı Kanunun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 09.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2024/6074, K. 2025/2789, T. 09.04.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2024-6074-e-2025-2789-k-82646d01817a