Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/5628 E. 2026/3410 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/5628
- Karar No
- 2026/3410
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2022/6 E., 2024/21 K.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı ... vekili, asli müdahil ... ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kadastro çalışmaları sırasında, Mersin ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 142 parsel sayılı 285.548 m² yüzölçümündeki taşınmaz, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu kabul edilerek kumluk vasfıyla Hazine adına tespit edilmiş, bilahare ... Kadastro Mahkemesinin 30.12.1994 tarihli ve 1994/8 Esas, 1994/64 Karar sayılı kararıyla bir bölümü kumluk vasfıyla hükmen tescil harici bırakılmıştır. 2. Davacı ... dava dilekçesinde; tapu kaydına dayanarak 142 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün adına tescilini talep etmiştir. 3. Asli müdahil ... dava dilekçesinde; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak 142 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 24.03.2015 tarihli ve 2012/204 Esas, 2015/59 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 28.01.2021 tarihli ve 2016/7863 Esas, 2021/429 Karar sayılı ilamıyla dava konusu taşınmazın 1967 yılı kadastro çalışmalarında kumluk vasfıyla Hazine adına tespit edildiği, tespite itiraz üzerine Kadastro Mahkemesinde karşılıklı davalar açıldığı ve bu davaların 1989'da eldeki davanın açıldığı tarihte derdest bulunduğu, Kadastro Mahkemesinde derdest dava varken aynı taşınmaza ilişkin uyuşmazlığın genel mahkemede esasa girilerek karara bağlanması yerine görevsizlik kararı verilerek dosyanın Kadastro Mahkemesine gönderilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile keşif, mahalli bilirkişi beyanları ve bilirkişi raporları kapsamına göre dava konusu taşınmazın (A1) ve (B1) harfleriyle gösterilen kısımlarının davacının 20 sıra numaralı tapu kaydı sınırları içinde kaldığı ve kıyı kenar çizgisi dışında özel mülkiyete elverişli olduğu, (A2), (B2) ve (C) harfleriyle gösterilen kısımların ise idarece belirlenen kıyı kenar çizgisi içinde kalması nedeniyle özel mülkiyete konu olamayacağı tespit edildiğinden davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, asli müdahil ... davasının ise reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince jeolog bilirkişileri tarafından belirlenen kıyı kenar çizgisi yerine idari yoldan çizilen kıyı kenar çizgisinin esas alınmasının hatalı olduğu, bağış yoluyla devredilen hissenin Hazine adına değil davacı adına tescil edilmesi gerekirken aksi yönde karar verildiği, davayı kısmen kazanmasına karşın yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davacıya da yükletilmesinin yerinde olmadığı, müdahillik talebinin reddinin isabetli olduğu ve Hazine vekilinin temyizde ileri sürdüğü hususların daha önce Yargıtay'ca incelenip kesinleşmiş olması nedeniyle tartışmaya açık olmadığı ileri sürülerek İlk Derece Mahkemesi kararının lehine bozulmasını talep etmiştir. 2. Asli müdahil ... temyiz dilekçesinde; müdahale talebinin reddedilerek uzun yıllar boyunca bizzat imar ve ihya ettiği, tarımsal amaçlı zilyetliğinde bulundurduğu ve uydu fotoğrafları ile tanık beyanlarıyla kullanımını kanıtladığı taşınmazın davacı adına tescile konu edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu, davacının dayandığı eski tapunun sınırlarının net olarak belirlenmediği, kadastro çalışmalarında tescil harici bırakılan taşınmazın davacının dayanak tapusuyla örtüşmediği ve lehine olabilecek delillerin İlk Derece Mahkemesi'nce değerlendirilmediği ileri sürülerek kararın lehine bozulmasını talep etmiştir. 3. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; davacının tapu kaydına malik olmadığı dönemde kadastro tespitlerinin kesinleştiği ve önceki maliklerin itiraz etmediği gerekçesiyle dava açma hakkının bulunmadığı, kadastro tutanağının kesinleşmesiyle birlikte Kadastro Mahkemesinin görev ve yetkisinin sona erdiği ve davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği, tutanağa itiraz edilmeksizin hak düşürücü sürenin dolduğu, davacının dayandığı tapu kaydının uygulanma imkânının bulunmadığı ve dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu edilemeyecek nitelikte olduğu ileri sürülerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşınmazın davacının dayandığı 20 sıra nolu tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı, tapu kaydının zemine uygulanma imkanının bulunup bulunmadığı, dava konusu taşınmazın hangi bölümünün idarece belirlenen kıyı kenar çizgisi içinde kalarak özel mülkiyete konu edilemeyeceği ve asli müdahilin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanan tescil talebinin haklı olup olmadığına ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazın tapu kaydı kapsamında kaldığı ve özel mülkiyete elverişli olduğu gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Belirtmek gerekir ki; Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre, bir tapu kaydının belirli bir yere ait olduğunun (aidiyetinin) kabul edilebilmesi için, kaydın köy ve mevkii bilgilerinin yanı sıra, en az üç sınırının da zemindeki sınırlara uygunluk göstermesi gerekir. Öte yandan, miktar itibarıyla uygulanacak tapu kayıtlarında, tapuda belirtilen miktarın doğru şekilde belirlenebilmesi için, ölçülebilir nitelikte sabit bir sınırın bulunması ve bu sabit sınırdan hareketle miktarın ölçülerek belirlenmesi zorunludur. Aksi hâlde, kayıt miktarına dayanılarak yer tespiti yapılması mümkün değildir. Somut olaya gelince; İlk Derece Mahkemesince uyulduğu kabul edilen 1973 tarihli ve 20 sıra numaralı tapu kaydının maliki olan davacı ...’ın, anılan tapu kaydına dayanarak dava konusu taşınmaza komşu, dava dışı 167 parsele uyduğu iddiasıyla açtığı ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1976/123 Esas sayılı dava dosyasında, söz konusu tapu kaydının 167 parselin batısından itibaren 214 parsel sayılı taşınmaza kadar olan sahayı kapsadığının belirlendiği, anılan hükmün Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 20.11.1980 tarihli ve 1980/14353 Esas, 1980/14304 Karar sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Öte yandan, davacının dayanağı tapu kaydının önceki malikleri olan ... ve ...’in, dayanak tapu kaydının geldisi niteliğindeki 1289 tarihli ve 158 numaralı tapu kaydına dayanarak ... kızı ... ile ... kızı ... aleyhine ... Asliye Hukuk Yargıçlığının 1947/281 Esas, 1952/117 Karar sayılı dosyasında açtıkları el atmanın önlenmesi davasında; davalıların tapu kayıtlarının bulunduğu ve 25 yılı aşkın zilyetliklerinin mevcut olduğu, ayrıca Yusuf ve ...’in murisinin ölümünden itibaren mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 639/2. maddesindeki koşulların davalılar lehine oluştuğunun kabul edildiği görülmektedir. Nitekim anılan dosyadaki davalılara ait tapu kaydının komşu 167 parsele revizyon gördüğü de anlaşılmaktadır. Keza, davacının dayanağı tapu kaydının sınırları olarak gösterilen “..., ..., ... tarlası ve tarik” sınırlarının, yargılamanın çeşitli aşamalarında alınan raporlarda kısmen farklı biçimde gösterildiği; ayrıca tapu kaydının bir an için dava konusu taşınmaza uyduğunun kabulü halinde dahi, kesişen sınırlar olan “... tarlası” ve “...” sınırlarından kapsam tayini yapıldığında dava konusu taşınmaza ulaşmanın mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davacı tarafça tapu kaydının dava konusu taşınmaza tereddütsüz biçimde uyduğunun ispat edilemediğinin kabulü gerekir. Öte yandan, zilyetlikle kazanım koşulları yönünden yapılan değerlendirmede; taşınmazın hükmen kumluk niteliğiyle tescil harici bırakıldığı, dosyaya alınan hava fotoğrafında 1970 yılı itibarıyla dahi sınırlarının belirgin olmadığı ve imar ve ihyaya konu edilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, tespit tarihinden geriye doğru gerçek kişiler lehine zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğundan söz etmek de mümkün değildir. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince açıklanan nedenlerle davaların reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna uygun bulunmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 12.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.