Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/5290 E. 2026/3409 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/5290
Karar No
2026/3409
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/718 E., 2024/744 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2020/27 E., 2022/12 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kullanım kadastrosu sırasında, Kocaeli ili ... ilçesi .../Y.... Mahallesi çalışma alanında bulunan 59 97... parsel sayılı 221,56 m² yüzölçümlü taşınmazın, kadastro tutanağının beyanlar hanesine "6831 sayılı 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve 3 yıldan beri ...'ın fiili kullanımında bulunduğu" şerhi yazılarak Hazine adına tespit edilmiştir.

2. Davacı ... dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın murisi ...'den intikal ettiğini ve kendisi dışındaki mirasçıların usulsüz olarak taşınmazın kullanımını devrettiklerini ileri sürerek, adına kullanıcı şerhi verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı ... cevap dilekçesinde; taşınmazı satın aldığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile keşif, tanık beyanları, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre dava konusu taşınmazın muris ...'ın terekesine tabi olduğu, davalıya yapılan harici satışın tüm mirasçıların muvafakati alınmaksızın gerçekleştirildiği ve vekalet senedindeki imzanın davacıya ait olmadığının tespit edildiği gerekçesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 30/2. maddesi uyarınca taşınmazın tüm mirasçılar adına miras hisseleri oranında tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kullanım kadastrosunda esas olanın mülkiyet değil, tespit günü itibarıyla taşınmazı ekonomik amacına uygun biçimde fiilen asli zilyet olarak kullanan kişinin beyanlar hanesinde gösterilmesi olduğu, davalının taşınmazı harici satışla edinip fiilen kullandığı, mirasçılardan birinin tek başına satış yapamayacağına ilişkin değerlendirmenin mülkiyeti Hazineye ait 2/B taşınmazlarında kullanıcı tespitine ilişkin uyuşmazlıkta uygulanamayacağı bu nedenle davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.2 maddesi gereğince hükmün düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin miras payı bulunan taşınmazın devrine dayanak yapılan satış sözleşmesindeki imzanın bilirkişi raporuyla sahte olduğunun tespit edildiğini, mirasçılar arasında geçerli bir paylaşım yapılmadığı için elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazın mirasçılardan biri tarafından tek başına devredilmesinin hukuken mümkün olmadığını, müvekkilin iradesi bulunmaksızın kurulan satış sözleşmesinin yokluk hükümlerine tabi olduğu ve hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını, müvekkilinin satıştan sonradan haberdar olduğunu, kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığını ve tanık beyanlarının da bu hususları doğruladığını ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kullanım kadastrosunda tespit günü itibarıyla fiili kullanımın mı yoksa muristen intikal eden ve elbirliği mülkiyetine tabi tereke hukukunun mu esas alınacağı, davalının dayandığı harici satışın geçerli olup olmadığı ve kullanıcı şerhinin davalı adına mı yoksa tüm mirasçılar adına mı verilmesi gerektiğine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmadığı gibi eksik araştırmaya dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki; dava kullanım kadastrosuna itiraza ilişkin olup, 3402 sayılı Kanun'un Ek-4. maddesi "6831 sayılı Kanun'un 20.06.1973 tarihli Kanun'la değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle bu Kanun'un 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir" hükmünü içermektedir. "Kullanım kadastrosu" olarak isimlendirilen bu çalışmanın amacı, 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi kapsamındaki sahaları, fiili kullanım durumlarını dikkate alarak parsellere ayırmak ve bu taşınmazları Hazine adına tescil ederken, taşınmazlar üzerinde tespit günü itibarıyla fiili kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapu kaydının beyanlar hanesinde göstermektir. Kullanım kadastrosu sonucunda, hakkında tespit tutanağı düzenlenen taşınmazların beyanlar hanesinde yer alan ya da alması gereken kullanıcı ve muhdesat şerhlerine ilişkin olarak askı ilan süresi içinde Kadastro Mahkemesinde, askı ilanından sonra ise genel Mahkemelerde dava açılması mümkündür. 3402 sayılı Kanun'un Ek 4. maddesi gereğince açılacak iş bu davalar, kullanıcı şerhine ilişkin olup, söz konusu taşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olduğundan, bu davalarda mülkiyet hakkı bakımından değerlendirme yapılması mümkün değildir. Diğer taraftan; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesi gereğince, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacına yönelik çıkarılan 26.04.2012 tarihli ve 28275 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 19.04.2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un genel gerekçesinde de, "... bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve ormana geri dönüşümü artık mümkün bulunmayan ve özellikle yerleşim alanı olarak işgal edilerek kullanılan bu alanlarda; imar planları yapılamaması yüzünden şehircilik anlayışı ve planlama ilkelerine aykırı oluşmuş çarpık yerleşim alanlarının varlığı nedeniyle düzenli ve planlı kentleşmenin yapılamadığı, oluşan fiili durum sonrasında bu alanlardaki yerleşim yerlerine götürülmek zorunda kalınan kamu yatırımlarının yapılmasının zorluğu, bu alanların orman sınırları dışına çıkartıldıkları tarihler itibarıyla yaklaşık 10 ilâ 30 yıldır herhangi bir bedel ödenmeksizin kullanıcılarının tasarrufunda bulunduğu ve bu alanların kullanıcıları tarafından haricen yapılan satışlarla el değiştirdiği, bu yerlere ilişkin olarak Devlet ile vatandaşlar arasında uzun süren hukukî ihtilafların meydana geldiği, Devletin bu yerleri tasarruf edememesi sebebiyle önemli ölçüde gelir kaybının oluştuğu" belirtilerek, orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazlarla ilgili fiili durumun hukuki zemine kavuşturulmasının zorunluluk haline geldiği ifade edilmiştir. Şu halde; yukarıda açıklandığı üzere, kullanım kadastrosunun, taşınmazların fiili kullanım durumlarını belirlemeye ve bu fiili durumun hukuki zemine kavuşturulmasını sağlamaya yönelik bir çalışma olduğu gözetildiğinde, muristen kalan ve mirasçılardan bir ya da bir kısmının fiili kullanımında bulunan taşınmazlara yönelik davalarda, bir ya da bir kısım mirasçının uzun süreli kullanımına diğer mirasçılar tarafından karşı çıkıldığı ve bu hususta taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğu ispatlanamıyorsa, bir diğer ifade ile taşınmaz üzerindeki fiili kullanımın tereke adına sürdürüldüğü ortaya konulamıyorsa, fiili kullanıma değer verilmesi gerektiği şüphesizdir. Konuya ilişkin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.02.2024 tarihli ve 2023/8-561 Esas, 2024/125 Karar sayılı kararında da bu hususlar aynen benimsenmiştir. Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince davalının taşınmazı harici satış sözleşmesiyle satın aldığı ve fiilen zilyet bulunduğu kabul edilmiş ise de, özellikle davalı tanığının beyanından da anlaşılacağı üzere dava konusu taşınmazın muris ... ile onun ölümü üzerine eşi ... ve çocukları ... ile ... tarafından kullanıldığı sabittir. Davalının, taşınmazı tüm kardeşlerin rızasıyla satın aldığını ifade etmesi de bu kullanımın tereke adına sürdürüldüğünü göstermektedir. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, bu şekilde tespit tarihine kadar gerçekleşen kullanım süresinin uzun süreli ve münhasır zilyetlik niteliğinde olduğu da kabul edilemez. Öte yandan, davalının taşınmazı tüm mirasçıların rızasıyla satın aldığı yönündeki iddiası bakımından da dosyada mevcut beyanlar yeterli değildir. Bu durumda, açıklanan şekilde yanılgılı değerlendirme ile eksik inceleme ve araştırmaya dayalı hüküm kurulamaz. Hal böyle olunca; doğru sonuca varılabilmesi için Bölge Adliye Mahkemesince, kadastro tespiti öncesi durumu bilebilecek, taşınmazların bulunduğu yerde yaşayan, elverdiğince yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve davada yararı bulunmayan kişiler arasından oluşturulacak üç kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşifte, başta mahalli bilirkişiler ve taraf tanıkları olmak üzere, ilgililerden dava konusu taşınmaza ilişkin ileri sürülen satış ilişkisi hakkında somut vakıalara dayalı, açık, denetlenebilir ve çelişkiye yer vermeyecek nitelikte ayrıntılı beyanlar alınarak uyuşmazlık açıklığa kavuşturulmalıdır. Fen bilirkişisinden ise, keşfin izlenmesine ve bilirkişi ile tanık beyanlarının denetlenmesine elverişli, ayrıntılı kroki ve rapor alınmalıdır. Bu şekilde yapılacak inceleme sonucunda toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek; alınacak beyanlardan taşınmazın tüm mirasçılar tarafından satılmadığının veya sonradan da muvafakat verilmediğinin anlaşılması halinde davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği de gözetilmek suretiyle hüküm kurulmalıdır. Bölge Adliye Mahkemesince bu hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması isabetsizdir. Ayrıca, kabule göre de; 3402 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca kadastro hakimi, doğru, infazı mümkün ve infaz sırasında tereddüt doğurmayacak şekilde dava konusu taşınmaz hakkında tapu siciline esas alınabilecek nitelikte karar vermekle yükümlü olduğu halde, taşınmazla ilgili tescil hükmü kurulmamış olması da isabetsiz olup açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmişti. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2024/5290, K. 2026/3409, T. 12.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2024-5290-e-2026-3409-k-847a26f029f4