Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/1979 E. 2026/2261 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1979
- Karar No
- 2026/2261
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2004/6 E., 2023/60 K.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacılar Hazine vekili, ... ve arkadaşları vekili ile davalılar ... vekili, ... vekili, ... vekili, ... vekili, ... vekili, ... ve arkadaşları vekili, ... vekili, ... vekili, ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacı Hazine vekili, Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 29.08.1949 tarihli dava dilekçesinde; ... Mahallesinde eski havlu mevkinde ve ... Mart 1949 tarihli ve 99, 100, 101, 102 sıra numaralarında kayıtlı ve dört tapu ile tasarruf edilen taşınmazların geldileri olan ve ... Mart 1931 tarihli ve 21 sıra numarasında kayıtlı yerden ifrazen gelen taşınmaz içerisinde Hazineye ait olup fazla miktarda kişiler adına tescil edilen yerin tescilinin iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Asli müdahil - davacılar ... ve ... müdahale dilekçelerinde; eski 12 parselin kendilerine ait olduğunu ileri sürerek, davaya dahil olmuş; asli müdahil ... ise eski 2 parselin bir kısmınını kendisine ait olduğunu ileri sürerek, davaya katılmışlardır. 3. Çarşamba Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, dava konusu taşınmazlara ilişkin tutanak düzenlenmesi nedeniyle 16.11.1965 tarihli ve 1965/118 Esas, 1965/798 Karar sayılı kararla, ...Mahallesi 1, 2, 3, 10, 12... parsel sayılı taşınmazların malik haneleri boş bırakılıp görevsizlik kararı verilerek dosya Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir. 4. Yargılama sırasında davacı Hazine vekili, Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davanın kapsamına 4, 5, 6, 7, 8, 15, 16, 14, 55, 215, 217, 218, 219, 257, 397, 398, 423, 444, 450, 4 51... numaralı parsellerin de girdiğini belirterek, bu parsellerin tutanaklarının davalı ... getirilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Bir kısım davalılar cevaplarında; davanın reddini savunmuşlardır. III. MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesinin 18.07.1996 tarihli ve 1965/58 Esas, 1996/491 Karar sayılı kararı ile, davanın reddine, 1 numaralı parselin ..., 2 numaralı parselin ...; 3 numaralı parselin ... ve ...; 10 numaralı parselin ...; 13 numaralı parselin ...; 12 numaralı parselin tamamı 48 pay kabul edilerek 24 payının ..., 24 payının da ... mirasçıları, 11 numaralı parselin ... mirasçıları adına tapuya tesciline, davacı Hazinenin 26.07.1976 tarihli dilekçesinde belirtilen 4, 5, 215, 398, 6, 7, 9, 219, 14, 8, 448, 15, 16, 55, 257, 423, 218, 450, 451, 217, 4 44... parseller hakkında süresinde dava açılmadığı, tutanakların kesinleştiği ve on yıllık kadastrodan önceki nedenlere dayalı olarak dava açma süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin 18.07.1996 tarihli ve 1965/58 Esas, 1996/491 Karar sayılı kararına karşı davacı Hazine vekili ve davalı ... mirasçısı ... tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 20.06.2003 tarihli ve 2003/6501 Esas, 2003/6292 Karar sayılı kararı ile, "...Mahkemece öncelikle yapılacak iş 29.08.1949 tarihli dava dilekçesine konu olan taşınmazları ve sınırlarını doğru olarak saptamaktır. Kadastro tarafından taşınmazların davaya konu veya dava dışı gösterilmesi sonucu etkili değildir. Asliye Hukuk Mahkemesi davasına konu olan taşınmazla ilgili olarak kadastro tarafından geometrik ve hukuki durumun belirlenmiş olması hukuksal hiçbir sonuç doğurmaz. Bu itibarla mahallinde keşif yapılarak dava kapsamına giren tüm taşınmazların belirlenmeli, bu taşınmazlarla ilgili tutanaklar dosya ile birleştirilerek kanunda öngörülen askı ilanları yaptırılmalıdır. Öte yandan Mahkemece 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 12/3 maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği belirtilmiş ise de genel Mahkemeden aktarılan davalara konu olan parseller yönünden anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Ayrıca 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bozmaya uyulmakla ilgili yararına usuli müktesep hak oluşur. Bozmaya uyan Mahkeme bozma doğrultusunda işlem yapmak zorundadır. Sözü edilen bozma kararında davalıların dayandığı tapu kaydının değişebilir sınırlı olduğu açıkça vurgulanmıştır. 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi uyarınca değişebilir sınırlı kayıtların kapsamının kayıt miktarına göre belirlenmesi zorunludur. Mahkemece bozma kararı uyarınca oluşan usuli müktesep hak kuralı göz ardı edilerek hüküm kurulması da usul ve kanuna aykırıdır. Kayıt kapsamı belirlenirken varsa kaydın revizyon gördüğü parsellerin de dikkate alınması gerekir. Bu nedenle davalılara ait tapu kayıtlarının revizyon görüp görmediği Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüklerinden sorulmalı, ilgili parsellere ait tutanak örnekleri getirtilmeli ve uygulamada dikkate alınmalıdır. 12.08.1952 tarihli keşifte davalılar vekili, dava konusu taşınmazların öncesinin sazlık, bataklık ve insanların kullanmadığı bir yeri iken davalıların murisi tarafından satın alındığını bildirmiştir. Yargılama sırasında dinlenen bazı bilirkişi ve tanıklar da bu doğrultuda beyanda bulunmuşlardır. Taşınmaz 1931 yılında satım suretiyle davalı tarafa intikal etmiş, Hazine tarafından tapu iptal ve tescil davası ise 1949 yılında açılmıştır. İktisap tarihinden dava tarihine kadar 20 yıllık süre geçmediği gibi, bataklık ve sazlık yerlerin 5516 sayılı Kanun'da öngörülen prosedür dışında zilyetlikle kazanılması da mümkün değildir..." gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararla, "... davacı Hazine 1949 yılında verdiği dilekçe ile tapu kaydı fazlası olan yerlerin Hazine adına tescili talepli genel Mahkemede dava açmış, o dönemin davalıları "taşınmazları babalarının satın aldığını ve kendilerince kullanıma devam ettiklerini" beyan ederek davanın reddini savunmuşlardır. Diğer müteveffa davacılar ... ve ... ise eski 12 parselin kendilerine ait olduğunu iddia ederek davaya dahil olmuş, asli müdahil ise eski 2 parselin bir kısmınını kendisine ait olduğunu iddia ederek davaya müdahil olmuştur. Dava devam ederken kadastro çalışmalarının yapıldığından bahisle dosya Kadastro Mahkemesine devredilmiş, 3402 sayılı Kanun'un 30/2. maddesi gereğince yargılama resen yürütülmeye başlanılmıştır. Dava konusu taşınmazlar, alınan beyanlar ve dosya içerisindeki belgeler ışığında tam olarak saptanamamış, 62. celsede davacı vekiline dava ettikleri taşınmazları bildirmesi konusunda süre verilmiş, sunulan dilekçede taşınmazları kendilerinin de tam olarak tespit edemediklerini bildirmişlerdir. Dava konusu taşınmazların tespiti için keşfe karar verilmiş, gerekse keşif öncesinde, gerek keşif esnasında gerekse sonrasında dava tarihinden 20-25 yıl evvelini bilip, yaşayanlar soruşturulmuş ancak bilen kimseye rastlanılamadığından doğum tarihi dava tarihine en yakın ve dava konusu yöreyi bilen mahalli bilirkişiler seçilerek, dosyada tutanak aslı var olan 1, 2, 3, 10, 11, 12... parsel sayılı taşınmazlar üzerinde ve çevresinde keşif yapılmış, keşifte davacı yanın dayandığı tapu kaydı sorularak, dava konusu taşınmazlar tam olarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Keşifte tapu kayıtlarına ve zilyetliklere karşı sorulan sorulara yönelik alınan cevaplarda ise; ilgili tapu kaydında köy olarak yazan yerin taşınmazların bulunduğu köy olduğu, mevki olarak geçen...Havlu mevkinin kimi mahalli bilirkişiye göre 2-3 km uzaklıkta kimi mahalli bilirkişiye göre bilinemediği beyan edilmiş olup, kaydın yönlerinde yer alan yerler ise mahalli bilirkişiler ve tanıklar tarafından tam manasıyla bilinemediği için tapu kaydının taşınmazları ve/ veya komşu taşınmazları kapsayıp kapsamadığı tam olarak saptanamamıştır. Dolayısıyla; keşif anında dava dosyamızda kadastro tutanaklarının asılları var olan taşınmazların dava tarihi itibarıyla durumları araştırılmış olup, gerek mahalli bilirkişiler gerekse tanıklar taşınmazları yaklaşık 100 senedir şu anki kullanıcıların büyüklerinin kullandığını, onlardan şimdiki mirasçılarına kaldığını dönem dönem bazı mirasçıların satış yapmak suretiyle taşınmazdan el çektiğini beyan etmişlerdir. Alınan bilirkişi raporları da taşınmazların uzun yıllardır kültür arazisi olduğunu, kısım kısım bazı yerlerin orman olduğunu mütalaa ederek mahalli bilirkişilerin beyanlarını desteklemiştir. 3402 sayılı Kanun'un 30/2. maddesi gereğince yargılama resen yürütüldüğünden, keşif heyetine orman bilirkişisi de dahil edilerek taşınmazların evvelinin orman olup olmadığı incelemeye çalışılmış, keşif sonrasında alınan bilirkişi raporlarında; bilgisayar ortamına aktarılan, orman ve genel kadastro haritaları ile hava fotoğrafları ve memleket haritası, ... programı aracılığıyla üst üste çakıştırılıp parsel bazında koordinatlandırılmış ve sonucunda dava konusu edilen taşınmazların bazı kısımları ve diğer müteveffa davacılar ... ve ... iddialarına yönelik olan, 12 parselin de orman olduğu tespit edilmiş, tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun'un 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ile 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararlarıyla iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu gözönüne alınarak taşınmazların ilgili kısımları hakkında davanın kabulü yönünde, müteveffa davacılar ... ve ...'nun davaları bakımından davalarının reddi yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş olup asli müdahil ...'nın davası ve orman olmayan yerler bakımından ise yukarıda açıklanan gerekçeler ile tapu kayıtlarının taşınmazlara uymadığı tespit edilmiş, taşınmazlar üzerinde zilyetlik araştırılmasına girilmiş, yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler; taşınmazların zilyetlerinin taşınmazları 100 yılı aşkın süredir kullandıklarını, kimseyle ihtilaf yaşamadıklarını, uzun yıllardır taşınmazların bu kişilerin elinde olduğunu, önceki zilyetlerle beraber taşınmazları kanunda öngörülen 20 yılı aşkın süredir eklemeli zilyetlik ile kullandıkları anlaşıldığından orman olmadığı tespit edilen taşınmazların ilgili kısımları açısından açılan davanın reddi yönünde, asli müdahil ...'nın davasının kabulü yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.......'a ait veraset ilamına yönelik iptal davasının açıldığı, halen derdest olduğu duruşma aşamalarında beyan edildiğinden, ilamda tereddütlerin yaşanmaması için veraset ilamı Mahkememizce çıkartılmamış, hükümde lehine olan kısım bakımından karar verilirken "müteveffa ... (.......) adına" denilmekle yetinilmiştir..." gerekçesi ile davacı Hazinenin davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine, müteveffa davacılar ... ile ...'nun davalarının ayrı ayrı reddine, asli müdahil ...'ın davasının kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; dava dilekçesinde tapu kaydı fazlası olan yerlerin Hazine adına tespit ve tesciline karar verilmesinin talep edildiğini, Mahkemece eksik inceleme ve denetime elverişsiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğunu, karara esas alınan bilirkişi raporunun yerleşik Yargıtay ihtiyaçlarına uygun olmadığını, davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazların bütünüyle Hazine adına tespit ve tesciline karar verilmesinin gerektiğini, dosyaya sunulan...tapu kayıtları ile ilgili Tapu Sicil Müdürlüğünden gerekli belge ve kayıtlar talep edilmeden, eksik dosya ile keşif ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirildiğini, dosyada yapılan itirazlar değerlendirilmeden hüküm kurulduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalılar ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçisinde; bilirkişi incelemesinin eksik yapıldığını, 1953 hava fotoğraflarının zemine uygulanmadığını, tarımsal amaçlı kullanıldıklarının belirlendiği, taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulduğunu, 2 09... ve 28 parsel sayılı taşınmazların yıllardır tarım arazisi olduğunu ve orman niteliğinde olmadığını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 3. Davacılar ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi incelemesinin eksik yapıldığını, 1953 hava fotoğraflarının zemine uygulanmadığını, tarımsal amaçlı kullanıldıklarının belirlendiği, taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulduğunu, 2 09... parsel sayılı taşınmazın yıllardır tarım arazisi olduğunu orman niteliğinde olmadığını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 4. Davalılar ... mirasçısı ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçelerinde; gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, ne müvekkillerinin ne de müvekkillerinin murisi açısından toplanan deliller ve değerlendirme yöntemi ile değerlendirme sonucu varılan sonuçların Mahkeme kararında yer almadığını, hüküm kısmında tüm davacılar ve davalılar hakkında açık bir hüküm fıkrasının bulunmadığını, ne muris ... ne de mirasçılarının davaya davet edilmediğini ve taraf teşkilinin sağlanmadığını belirterek, kararın bozulmasına talep etmiştir. 5. Davalı ... mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde; eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulduğunu, Devletin kusursuz sorumlu olduğunu, müvekkillerinin iyi niyetli olduğunu, mülkiyet haklarının ihlal edildiğini, tazminat sorumluluğu için muris adına olacak yerlerin kesin olarak belirlenmesi gerektiği, 60 yılı aşkın süredir nizasız fasılasız taşınmazı müvekkillerinin ve murislerinin elinde bulundurduğu, taşınmazın tarım arazisi vasfında olduğunu, askı ilan süresinin geçtiğini, yapılacak araştırma ile yeniden hüküm kurulması gerektiğini, kararın haksız ve dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, genel mahkemelerde tapu iptal ve tescil davası olarak görülmekte iken Kadastro Mahkemesine aktarılan kadastro tespitine ilişkin olup, uyuşmazlık dava konusu taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup olmadıklar, değillerse taraflara ait olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyarak yazılı şekilde karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; hükmüne uyulan bozma ilamında, İlk Derece Mahkemesince öncelikle yapılacak işin 29.08.1949 tarihli dava dilekçesine konu olan taşınmazları ve sınırlarını doğru olarak saptamak olduğu belirtilmesine rağmen, İlk Derece Mahkemesince aktarılan davanın konusu olan taşınmazlar ve sınırları belirlenmeden eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuştur. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, 3402 sayılı Kanun'un 5 ve 27. maddeleri uyarınca kadastro faaliyeti başlamadan önce genel mahkemelerde davaya konu olan taşınmazların geometrik ve hukuki durumunu belirlemek görevi kadastro hakimine ait olduğu dikkate alınarak öncelikle, 29.08.1949 tarihli dava dilekçesine konu olan taşınmazları ve sınırlarını doğru olarak saptanmalı, kadastro müdürlüğünce taşınmazların davaya konu veya dava dışı gösterilmesinin sonucu etkili olmadığı ve Asliye Hukuk Mahkemesindeki davaya konu olan taşınmazla ilgili olarak kadastro müdürlüğü tarafından geometrik ve hukuki durumun belirlenmiş olmasının hukuki sonuç doğurmayacağı gözetilerek, davacı Hazinenin 29.08.1949 tarihli dava dilekçesinde belirttiği tapu kayıtları (özellikle Ağustos 1330 tarihli ve 2 sayılı tapu kaydının izaleyi şuyu davasına konu olması ve ifraz edilmesine ilişkin) ile tarafların dayandıkları tapu kayıtları ve tedavülleri getirtilerek mahallinde keşif yapılarak aktarılan dava kapsamına giren tüm taşınmazların ada-parsel numaraları belirlenmeli, bu taşınmazlarla ilgili tutanaklar (taşınmazların eldeki davanın konusu olması sebebi ile tutanaklarının kesinleşmeyeceği değerlendirilerek) eldeki dosyayla bileştirilerek kanunda öngörülen askı ilanları yaptırılmalı, böylelikle aktarılan davanın kapsamındaki taşınmazlar ada - parsel numaraları ile tereddütsüz tespit edilmeli; aktarılan davanın kapsamı dışında kalıp da hakkında askı ilan süresinde açılmış dava bulunmayan taşınmazların tutanak asılları ve eklerinin ise, kesinleşme işlemlerinin olağan usullere göre tamamlanması için kadastro müdürlüğüne iade edilmesi gerektiği düşünülmeli ve bundan sonra aktarılan dava kapsamı yönünden tarafların tüm delilleri toplanarak, iddia ve savunmalar doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözden kaçırılarak, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; Temyiz eden tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz edenlere iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 06.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.