Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/1528 E. 2024/7503 K. – Tapu İptali Ve

Konu: Tapu İptali Ve Tescil

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/1528
Karar No
2024/7503
Karar Tarihi
Konu
Tapu İptali Ve Tescil

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2171 E., 2022/1490 K. KARAR : Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun, HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine, İLK DERECE MAHKEMESİ : Milas 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/457 E., 2021/172 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede; 1964-65 yıllarında yapılan ve 03.03.1965-05.04.1965 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşen tapulama çalışmaları, 11.12.1965 tarihinde ilan edilerek kesinleşen Orman Kadastrosu, 1980 yılında ilân edilerek kesinleşen aplikasyon ve 1744 Sayılı 6831 Sayılı Kanunu'nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna 3 Ek Madde ile Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun (1744 Sayılı Kanun) ile değişik 2. madde uygulama çalışmaları, 04.02.1994 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 3302 Sayılı 31.08.1956 Tarihli ve 6831 Sayılı Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (3302 Sayılı Kanun) ile değişik 2/B madde uygulama çalışmaları, 01.07.2010 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4. maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosu çalışmaları, 2015 yılında Kadastro Kanunu’nun 22/2-a maddesi gereğince yapılan uygulama kadastrosu çalışması bulunmaktadır. 1965 yılına ilan edilen orman kadastrosu çalışmasında dava konusu taşınmazın bulunduğu yer orman sınırları içinde tespit edilmiş, 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulama çalışmalarında dava konusu taşınmazın bulunduğu yer 2/B parseli içerisinde Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmıştır. 01.07.2010 tarihinde ilân edilerek kullanım kadastrosunda dava konu taşınmaz 144 ada 2 parsel olarak zeytinlik vasfı ile Hazine adına tespit ve tescil edilmiş, akabinde 6292 Sayılı Kanun gereğince davalıya satılmış ve davalı adına tapuya tescil edilmiştir. 2015 yılında aynı Kanun'un 22/2-a maddesi gereğince yapılan uygulama (yenileme) kadastrosunda eski 144 ada 2 parsel, 216 ada 190 parsel numarasını almış ve yüz ölçümü 2694,55 m2 iken 2695,55 m2 olmuştur. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde özetle; Milas ilçesi Meşelik mahallesinde bulunan davalı adına kayıtlı 216 ada 190 parsel sayılı taşınmazın 2873 Sayılı Milli Parklar Kanununun 2. maddesinin birinci fıkra (d) bendi uyarınca “Tabiatı Koruma Alanı” içerisinde kaldığının tespit edildiğini, fakat taşınmazın 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan sahada kaldığının değerlendirilerek önce Hazine adına tescil edilen ve daha sonra 6292 sayılı Kanuna göre belirlenen hak sahiplerine satışlarının yapılması nedeniyle aslen satışa konu edilemeyecek taşınmazın tapusunun iptal edilerek Hazine adına tescilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından açılan davanın usul ve kanuna aykırı olduğunu, davanın usulden ve esastan reddinin gerektiğinin, dava konusu taşınmazların satış bedellerini müvekkilinin ödemek suretiyle aldığını, satış işleminin 20.01.2014 tarihinde tapuda bizzat Mal Müdürlüğü tescil talebi ile gerçekleştiğini, müvekkilinin iyi niyetle kurallara uygun olarak taşınmazları satın aldığını, müvekkilinin kazanılmış hakkı olduğunu, taşınmazlar hakkındaki davanın kötü niyetli açılmış olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; keşif sonrasında alınan bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, dava konusu taşınmazın Milas ilçesi, Meşelik mahallesi, 216 ada 190 parsel sayılı taşınmazda hakkında 1965 yılında ilk orman tahdidinin yapıldığı ve bu sırada "Orman Sayılan Yerlerden" olduğu, ardından 1979-1980 yıllarında yapılan çalışmalar sırasında da "Orman Sayılan Yerlerden" olduğu, taşınmaza 1993 yılında 2/B çalışması yapıldığı ve "Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerden" olduğu, dava konusu taşınmazın 17.08.1988 tarihinde "Sırtlandağı Halep Çamı Tabiatı Koruma Alanı" içerisinde kaldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile Muğla ili, Milas ilçesi, Meşelik mahallesi 216 ada 190 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hükme karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun, HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş, davalı ... Vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Milas Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı'nın 1988 yılında ilan edildiği, dava konusu taşınmazın 04.08.1994 tarihinde 6831 Sayılı Orman Kanunu 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkartıldığı ve Hazine adına tescil edildiği, çekişmeli taşınmazın 07.02.2014 tarihinde müvekkilince iyiniyetli olarak satın alındığı, tüm bu işlemlerin Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı ilan edildikten sonra yapılan işlemler olduğu ve yetkili kurum ve idareler tarafından yapıldığı, müvekkilinin hiç bir kusur veya hatası olmadığı, idarenin kusurundan dolayı da müvekkilin cezalandırılmasının düşünülemeyeceği, davanın reddi gerektiği, müvekkilinin Anayasa'nın 35. maddesi ile korunan mülkiyet hakkı söz konusu olduğu, dava konusu parseller Halep çamı koruma alanı özelliklerini uzun yıllar önce yitirdiği, verilen davanın kabulüne ilişkin kararın normlar hiyerarşisine de aykırılık içerdiği, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davanın kabulüne karar verilmesine rağmen, müvekkiline ait dava konusu taşınmazın güncel değerinin Mahkeme veznesine depo ettirilmesine ilişkin bir hüküm bulunmadığı gerekçeleriyle temyiz edilmiştir. Dava, 2/B kapsamına alındıktan sonra 6292 Sayılı Kanun kapsamında satışı yapılan yerin, 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkra (d) bendi uyarınca “Tabiatı Koruma Alanı” içerisinde olması nedeniyle, taşınmazın 2/B kapsamına alınmasının ve akabinde satışının yapılmasının hatalı olduğu iddiasından kaynaklı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA, 3402 sayılı Kanun'un 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına, İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,12.12.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dairemiz önüne gelen olayda uyuşmazlık, Hazine tarafından orman vasfını yitirmesi sebebiyle satışı yapılan taşınmazın tapusunun iptali istemiyle açılan davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir. Sayın Çoğunluk, davacı Hazinenin davalı gerçek kişiye karşı açtığı davanın kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön görmemiş; bu yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Aşağıda açıklamış olduğum nedenlerle Çoğunluğun bu görüşüne katılmam mümkün olmamıştır: Dosya kapsamından anlaşıldığına göre dava konusu taşınmaz orman vasfında iken bu özelliğini kaybettiğinden bahisle yörede 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca uyarınca yapılan çalışmalar sonucunda orman sınırları dışına çıkarılmıştır. Sonrasında taşınmaz, 3402 sayılı Kanun'un Ek 4 üncü maddesi kapsamında kullanım kadastrosuna konu olmuştur. Bilahare 6292 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi gereğince yapılan satış işlemiyle de davalı (ve/veya bayii) adına tapuya tescil edilmiştir. Davacı Hazine, dava konusu taşınmazın Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığından bahisle taşınmazın orman sınırları dışına çıkartılmasının mümkün bulunmadığını ileri sürerek tapusunun iptaliyle Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Temyize konu kararı veren Bölge Adliye Mahkemesince de davacı Hazinenin bu talebi yerinde görülerek taşınmazların tapusunun iptali sonucunu doğuracak şekilde hüküm tesis edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde ilk olarak 2873 Sayılı Kanun'un 2/1-d ve 6831 Sayılı Kanun'un 2/4 üncü maddelerine değinilmiş; ayrıca milli parkların orman rejimine alınan yerler olduğu ve bu tür yerler için sonradan tapu alınamayacağı yönündeki yargısal içtihatlara vurgu yapılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesine göre; dava konusu taşınmazın İdarece 1988 yılında oluşturulan 760 hektar yüzölçümlü Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kalması nedeniyle taşınmazın daha sonra yapılan 2/B madde uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarılması, kullanım kadastrosuna konu edilmesi ve satışının yapılması Anayasa ve kanunlara aykırı olduğundan bu işlemlerin tümü geçerli değildir. Dolayısıyla bu işlemler sonucunda önce Hazine adına ve yapılan satış sonucunda da davalı (veya bayisi) adına oluşturulan tapu kayıtları baştan beri yolsuz tescil niteliğindedir. Anılan karara yönelik olarak davalı temyiz isteminde bulunmuş; Dairemiz çoğunluğu ise temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu değerlendirerek hükmün onanmasına karar vermiştir. Somut olayda dava konusu taşınmazın İdarece 1988 yılında oluşturulan 760 hektar yüzölçümlü Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Buna karşılık taşınmaz, daha sonra yapılan çalışmalar sonucunda 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybettiğinden bahisle orman sınırları dışına çıkartılmıştır. Sonrasında kullanım kadastrosuna konu edilen taşınmaz Hazine tarafından davalıya (veya bayiine) satılmış durumdadır. 6831 sayılı Kanun'un 2/4 üncü maddesinde yer alan "Bu madde hükümleri; muhafaza ormanı, millî park alanları, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları, izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlık alanlar ve 3 üncü madde ile orman rejimi içine alınan yerlerde bu niteliklerinin devamı süresince; yanan orman sahalarında ise hiçbir şekilde uygulanmaz." hükmü gereğinde Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığı belirtilen dava konusu taşınmazın esasında 2/B çalışmasına konu edilemeyecek yerlerden olduğu söylenebilir. Buna karşılık taşınmazın 2/B çalışmasına konu edilemeyecek bir yer olması, ilgili Komisyonlarca yapılan orman dışına çıkarma işleminin yok hükmünde sayılmasını gerektiren bir durum değildir. Zira dosya kapsamında aksi yönde bir tespit bulunmadığına göre anılan işlemler, şekli olarak görevli ve yetkili olan bir Komisyon tarafından yerine getirilmiş durumdadır. Yine daha sonra yapılan taşınmazın kullanım kadastrosuna konu edilmesi ve Hazine tarafından davalıya satışı işlemlerinin de yok hükmünde olduğunu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Çünkü, bu işlemlerin de şekli olarak görevli ve/veya yetkili merciler tarafından tesis edilmediği yönünde bir tespit (hatta iddia) bulunmamaktadır. Ancak Sayın Çoğunluk tarafından da uygun görülen Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinde de ifade edildiği üzere dava konusu taşınmazın Tabiat Koruma Alanı içinde bulunması dolayısıyla 2/B çalışmasına konu edilmesi hukuka uygun bir işlem olarak kabul edilmeyebilir. Bu bağlamda Tabiat Koruma Alanlarının mutlaka korunması gereken yerler olduğunu ifade eden 2873 Sayılı Kanun'un 2/1-d maddesi ile 6831 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen 2/4 üncü maddesi hükmü, bu tür taşınmazların özel mülkiyete konu edilmemeleri amacıyla düzenleme altına alınmıştır. Yine muhafaza ormanları ile milli parkların orman rejimine alınan yerler olmaları sebebiyle özel mülk konusu olamayacaklarına işaret eden Yargıtay kararları da bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu yönüyle Bölge Adliye Mahkemesinin, ilgili Yönetmelik hükümlerine atıfla dile getirdiği Tabiat Koruma Alanlarının orman sayılan yerlerden olma özelliğini koruduğu yönündeki tespitinin isabetli olduğunu kabul etmek gerekir. Bu itibarla bir taşınmazın esasında orman niteliğini muhafaza etmesine rağmen ilgili Komisyonlarca yanılgıyla 2/B çalışmasına konu edilmesi ve orman sınırları dışına çıkarılması hâlinde elbette bu işlemlerin geri alınması ve iptale konu edilmesi söz konusu olabilir. Ancak bu durum, 2/B çalışmasını ve sonrasında yapılan kullanım kadastrosu ve satış işlemlerini yok saymayı gerektirmez. Aksi yöndeki bir yaklaşım, bu nitelikte taşınmazlar bakımından kamu makamlarının tesis ettiği işlemlerin güvenilirliğini ortadan kaldırma ve bunun da ötesinde söz konusu işlemler sonucunda oluşan tapu sicil sistemine duyulması beklenen itimadı yok etme riski barındırmaktadır. Bu yönüyle Bölge Adliye Mahkemesinin 2/B çalışması, kullanım kadastrosu ve satış işlemlerine hiçbir hukuki kıymet vermeyen karar gerekçesinin yerinde olduğunu söylemek uygun görünmemektedir. Somut olayın koşullarında ilgili komisyonların esasında Tabiat Koruma Alanı içinde bulunan dava konusu taşınmazı 6831 sayılı Kanun'un 2/4 maddesine aykırı olacak şekilde- 2/B çalışma alanına dâhil etmeleri ve orman sınırları dışına çıkarmaları işleminin hatalı olduğu açıktır. Ne var ki 2/B çalışmalarının yapıldığı sırada, ilgili Komisyon tarafından; taşınmazın 1988 yılında Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içine alınmış olduğu fark edilmediği gibi sonrasında da Orman İdaresince 2/B işleminin hatalı olarak yapıldığı iddiasıyla bir itirazda bulunulmamış ve dava da açılmamıştır. Dahası taşınmaz şekli olarak geçerli olan orman sınırları dışına çıkarma işleminden yıllar sonra kullanım kadastrosuna tabi tutulmuş ve nihayetinde Hazine tarafından davalıya (veya bayiine) satılmış ve sonuçta davalı adına tapuya tescil edilmiştir. Bu bağlamda 2/B çalışmasını yapan Komisyon, Orman İdaresi ve Hazine başta olmak üzere ilgili kamu makamlarının özensizliği ya da en azından koordinasyon eksikliği sebebiyle Tabiat Koruma Alanı içinde olması nedeniyle esasında özel mülke konu olamayacak dava konusu taşınmazın önce orman sınırları dışına çıkarılması ve sonraki işlemlerle de Hazine tarafından satılması süreçleri yaşanmıştır. Taşınmazın 2/B çalışmalarına konu edilip orman sınırları dışına çıkarılması ile satışı arasında yaklaşık 20 yıllık bir süreç bulunmaktadır. Eldeki dava ise 2017 yılında açıldığına göre somut olayda bu özensizlik ve/veya koordinasyon eksikliğinin çeyrek asra yakın bir süre devam ettiği görülmektedir. Bu durumda orman niteliğinde bulunması sebebiyle özel mülk konusu edilemeyecek ve fakat kamu makamlarının yıllara yayılan hatası sonucunda bir şekilde özel mülk olarak satışı gerçekleşmiş ve nihayetinde davalı adına tapuya tescil edilmiş olan dava konusu taşınmazın mülkiyetinin tekrar kamuya döndürülmesi gerektiği söylenebilir. Esasen Anayasa'nın "Ormanların korunması ve geliştirilmesi" kenar başlıklı 169 uncu maddesinde yer alan "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır." ve "Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz" şeklindeki hükümler bu konuda kamu makamlarını yükümlülük altına sokmaktadır. Ancak kamu makamları tarafından kamusal bu yükümlülükler yerine getirilirken iyi yönetişim ilkesine uygun hareket edilmesi gerekmektedir. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (AYM, Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri esastır (AYM, Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100). Somut olayda Hazine tarafından yapılan satış işlemi geri alınmış değildir. Bu bağlamda Hazine ile davalı (veya bayii) arasındaki satış akdi şekli olarak varlığını ve geçerliliğini korumaktadır. Öte yandan davalıya dava konusu taşınmazın güncel değeri veya taşınmaz için ödediği bedelin dava tarihine göre güncellenmiş tutarı iade edilmemiştir. Davalıya, İdare tarafından bu yönde bir teklifte bulunulup bulunulmadığı da derece mahkemelerince yöntemince saptanmamıştır. Oysa ki dava konusu taşınmazın hatalı olarak orman sınırları dışına çıkarılması ve sonrasında kullanım kadastrosuna tabi tutulup Hazine tarafından satışı süreçlerinde davalıya (veya bayisine) atfedilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Kamu makamlarının özensizliği ve/veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan bu tür hataların telafisi yoluna gidilirken de bu hatalı işlemlerin tesisi sürecinde hiçbir etki ve kusurları bulunmayan kimselerin mağduriyetine neden olunmamalıdır. Dolayısıyla somut olayda olduğu üzere davalıya atfedilebilecek hiçbir kusurunun bulunmadığı bir süreç sonunda taşınmazın mülkiyeti bizzat Hazine tarafından satış yoluyla devredilmiştir. Buna karşılık davacı Hazinenin, başta kendisi olmak üzere farklı kamu makamlarının yıllar boyunca süre gelen özensizliğinden veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan bir yanlışı düzeltmek için davalının taşınmazın tapusunun iptali sonucunda uğrayacağı zararın telafisini sağlamadan eldeki davayı açması, kendi kusurundan kaynaklanan külfeti tümüyle davalıya yükletmek anlamına gelir. Böyle bir tutumun ise iyi yönetişim ilkesiyle bağdaşmadığı şüpheden uzaktır. Bu çerçevede somut olayda davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın satışına ilişkin tesis ettiği işlemin halen şekli olarak geçerliliğini koruduğu gözardı edilmemelidir. Bu satış işlemi hukuki varlığını devam ettirdiği sürece davalı adına oluşan tescilin tümüyle hukuki dayanaktan yoksun olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Nitekim Dairemiz, farklı bir bağlamda da olsa kullanım kadastrosu sonrasında tespit edilen kullanıcılarına satılan taşınmazlarla ilgili olarak satış işlemi varlığını sürdürdüğü sürece taşınmazın gerçek kullanıcısı ya da hak sahibi olduğu iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davalarının dinlenemeyeceği yönünde çok sayıda karar vermiştir. Öte yandan davacının, yukarıda değinildiği üzere taşınmazın güncel bedelini veya ödenen satış bedelinin güncellenmiş tutarını davalıya vererek satış işlemini geri alma yolunu işletme bakımından da bir girişimde bulunduğu da derece mahkemelerince ortaya konulmuş değildir. Nitekim 6292 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (4) numaralı fıkrasında "Bu Kanun kapsamında kalan taşınmazlardan hak sahiplerine satılmaması, ilgililerine devredilmemesi veya iade edilmemesi gerektiği halde bu tasarruflara konu edilenlerden; satılanların satış bedeli kanuni faiziyle iade edilir, devir ve iade edilenler ise bedelsiz olarak geri alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanı sıra davacının dava konusu taşınmazın kamulaştırılması yoluna gitmesinin önünde de hukuki bir engel görünmemektedir. Bu yönde bir işlem tesis edildiği de dosyaya yansımış değildir. Davalı tarafından kamu makamlarının tesis ettiği işlemlerin hukukiliğine güvenilerek ve bedeli ödenmek suretiyle satın alınmış ve tapuya tescil edilmiş olan dava konusu taşınmazın tekrar orman niteliğine dönüştürülmesiyle ilgili olarak davalının uğrayacağı zararı telafi etme kabiliyetine sahip bu yöntemler tüketilmeden açılan davanın kabulü; kamu makamlarının hatalı işlemlerinin bedelini davalıya ödetmek anlamına gelen bir sonuca sebebiyet vermektedir. Bununla ilgili olarak biran için davacının 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat davası açma imkânı olduğu ileri sürülebilirse de bu yöntemin kabulü halinde de dava açma külfeti yine davalıya yüklenmiş olmaktadır. Bu durumda davalı, bedelini ödeyerek satın almış olduğu bir taşınmazın tapusunun -kamu makamlarının kusurlu işlemleri sebebiyle- Hazinenin açtığı dava sonucunda iptal edilmesi üzerine uğramış olduğu zararın tazmini için belirli süre içinde dava açma, yargılama giderlerine -en azından dava sürecinde- katlanma, kanun yolu süreçlerini bekleme, kararın icrasını takip etme, zararını uzun yıllar boyunca tazmin edememe gibi külfetlere katlanmak durumunda kalacaktır. Tüm bunların yanı sıra 6831 sayılı Kanun'un 2/4 maddesinde "muhafaza ormanı", "millî park alanları", "tabiat parkları", "tabiatı koruma alanları", "izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlık alanlar" ve "3 üncü madde ile orman rejimi içine alınan yerlerde" taşınmazların bu özelliklerinin 2/B çalışmasına engel olabilmesi bakımından bu niteliklerinin devamı şartı öngörülmüş durumdadır. Bir başka ifadeyle Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde olduğu belirtilen dava konusu taşınmazın 2/B çalışmasına konu edilememesi, bu niteliğini sürdürdüğü müddetçe söz konusu olabilir. Bu durumda taşınmazın 2/B çalışmaları çerçevesinde orman dışına çıkarıldığı tarih itibariyle Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı niteliğinin devam edip etmediğinin önem taşıdığı gözardı edilmemelidir. Bölge Adliye Bölge Adliye Mahkemesince bu hususta bir inceleme ve değerlendirme yapılmaması da önemli bir eksiklik eksiklik olarak görülebilir. Sonuç olarak, somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın "davanın reddine karar verilmesi" gerektiğinden bahisle bozulması gerektiği düşüncesindeyim. Bu nedenle Sayın Çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2023/1528, K. 2024/7503, T. 12.12.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2023-1528-e-2024-7503-k-b09da548c679