Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/1288 E. 2024/6839 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/1288
- Karar No
- 2024/6839
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/47 E., 2021/329 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilâmına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde özetle; 12.06.1944 tarih ve 8 sıra sayılı tapu kaydının 15.000 m² yüzölçümü ile müvekkillerinin murisine iskanen tahsis ve temlik edildiğini, Kadastro Mahkemesinin 1989/133 Esas,1994/34 Karar sayılı kararı ile 7.518 m² bölümünün 342 ada 78 parsel sayısı ile davacılar adına tespit ve tescil edildiğini; geri kalan bölümünün 1955 yılında yapılan genel arazi kadastro çalışmalarında tespit harici bırakıldığını, daha sonra 2005 yılında, dava konusu ettikleri bölümü de içine alacak şekilde 342 ada 102 parsel sayısıyla idari yoldan Hazine adına tapu oluşturulduğunu belirterek, 342 ada 102 sayılı parselden imar uygulaması ve ifraz yolu ile oluşan ve dayanak iskan tapusu kapsamında olan Atıfbey Mahallesi 11506 ada 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38 ile 11507 ada 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39 ve 40 parsel sayılı taşınmazların Hazine adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Hazine vekili cevabında; davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, "3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesi uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu" gerekçesiyle verilen davanın reddine ilişkin önceki karar, davacılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 10.04.2018 tarihli ve 2016/5883 Esas, 2018/2820 Karar sayılı ilamıyla; "... Mahkemece, 3402 sayılı Kanunun 12/3. maddesinde yazılı hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, kararın dosya kapsamına uygun olmadığı, çekişmeli taşınmazlara komşu olan 342 ada 78 sayılı parselin, 1955 yılında yapılan genel arazi kadastro çalışmalarında tespit harici bırakıldığı, davacılar ... ve arkadaşları ile davalı Hazine arasında görülen kadastro mahkemesinin 1989/133-34 sayılı kararı ile Haziran 1944 tarih 8 sıra sayılı tapu kaydı kapsamında kalığı belirlenerek 7518 m² yüzölçümü ile davacılar adına tescil edildiği, ancak davacıların, dayandıkları tapu kaydının 15000 m² yüzölçümlü olduğu, kayıt kapsamında kalan bir kısım yerlerin güneyde 342 ada 102 parsel sayısı ile Hazine adına idari yoldan tescil edilen ve daha sonra ifraz yolu ile değişik ada ve parsellere ayrılan taşınmazlar içinde kaldığı iddiasıyla eldeki davayı açtıkları, öncelikle, 3402 sayılı Kanunun 12/3. maddesi hükmünün, hakkında kadastro tespit tutanağı düzenlenen taşınmazlar yönünden uygulanacağının açık olduğu, çekişmeli taşınmazların öncesini oluşturan 102 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı idari yoldan oluştuğuna ve daha sonra imar uygulamasına tabi tutularak davaya konu taşınmazlar oluştuğuna göre mahkemenin ret gerekçesinde isabet bulunmadığı, diğer taraftan, dosya kapsamından çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 1948 yılında yapılan orman kadastrosunda, taşınmazların bulunduğu yerin Sarnıç Devlet Ormanı olarak sınırlandırıldığı, daha sonra 1992 yılında 27 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca yapılan aplikasyonda tahdit dışı bırakılmış ise de; 27 numaralı komisyonun yaptığı aplikasyon işlemlerinin itirazlara konu olması üzerine, aplikasyon işleminin ilk tahdide aykırı olamayacağının İzmir Kadastro Mahkemesinin 2002/2 - 2004/12 sayılı dosyasında tartışılıp hükme bağlandığı, kararın dairece incelenerek 2005/10925 sayılı dosyası ile onandığı, dairenin 24.03.2015 günlü geri çevirme kararı üzerine dosyaya gönderilen belgelerden, 342 ada 102 parsel sayılı taşınmazdan imar yolu ile oluşan diğer parseller hakkında 32 adet derdest dava bulunduğu ve davaların listesinin gönderildiği, bu doğrultuda, sözü edilen 32 adet dava dosyası ile kadastro mahkemesinin 2002/2 sayılı dosya krokisi de getirtilip incelendikten sonra, 02.09.1986 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Kanunun 2/B madde Uygulaması Hakkında Yönetmeliğin 44. ve 25523 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak 15.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmeliğin 43 ve devamı maddelerine göre, aplikasyon işleminin ilk tahdide aykırı olamayacağı, davacılara da yeni bir dava hakkı vermeyeceği, 6831 sayılı Kanunun 11. maddesine göre orman kadastrosuna itiraz davası açmak için gereken 10 yıllık hak düşürücü sürenin de çoktan geçtiği gözönünde bulundurularak davanın esası hakkında bir karar verilmesi ..." gereğine değinilerek bozulmuş ve tarafların karar düzeltme istemi de aynı Dairece reddedilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 Sayılı Orman Kanunu (3116 Sayılı Kanun) 1948 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidi, daha sonra 27 nolu Komisyonca 6831 sayılı Orman Kanunu (6831 sayılı Kanun) göre yapılıp 03.06.1992 tarihinde ilân edilerek kesinleşen aplikasyon ve 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B madde çalışması ile 2002 yılında yapılan imar uygulaması çalışmasının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmiş ise de, verilen bu karar, usûl ve kanuna uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; öncelikle davacıların dava konusu ettiği İzmir ili Gaziemir ilçesi Atıfbey Mahallesi 11506 ada 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 36, 37, 38 ile 11507 ada 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39 ve 40 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtları ve fiili durumları incelendiğinde, parseller üzerinde davacılar dışında 3. kişilere ait konutların bulunduğu ve bu hususun tapuda muhdesat şerhi ile kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla; İlk Derece Mahkemesince, anılan taşınmazların tapu kayıtlarında bulunan muhdesat şerhi sahiplerinin de davada taraf olarak yer alması gerekirken, taraf teşkili sağlanmadan işin esasına girilerek karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, taraf teşkilinin sağlanması, yargılamanın her aşamasında re'sen göz önünde bulundurulması gereken dava şartlarından olup, bu koşul yerine getirilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan; T.C. Anayasası'nın 138 ve 141/3 üncü maddeleri gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3 üncü maddesi ile 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) Kanunu'nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları tatmin edemez. Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Buna göre; İlk Derece Mahkemesince, taraflarca sunulan tüm deliller ile birlikte taleplerin değerlendirilmesi suretiyle, oluşacak sonuca göre ret ve / veya kabul sebebini içeren, tarafları tatmin edici, hukuki denetimi mümkün ve özellikle Anayasa'nın 141/3 üncü maddesi ve ona paralel bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nin 297. (Mülga HUMK'un 381, 388 ve 389.) ve 27 nci maddeleri de gözetilerek, gerekçelerin açıkça kaleme alındığı, anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurulması gerekmektedir. Eldeki davada; İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, ancak kararda İlk Derece Mahkemesini ret kararına götüren, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde gerekçeye yer verilmemiştir. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava konusu taşınmazların tapu kaydında bulunan muhdesat şerhi sahiplerine dava dilekçesi ekli duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilmek suretiyle yöntemine uygun şekilde taraf teşkili sağlanmalı, anılan kişilerden savunma ve delilleri sorulmalı, bildirdikleri takdirde delilleri toplanmalı ve bundan sonra işin esasına girilerek 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesine uygun olarak karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözden kaçarılarak, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında, 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesine aykırı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulmasına ve bozma nedenine göre de sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, İstek halinde peşin harcın temyiz eden davacılara iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilâmının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 25.11.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.