Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2021/7023 E. 2023/1790 K. – Tapu İptal Ve
Konu: Tapu İptal Ve Tescil
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/7023
- Karar No
- 2023/1790
- Karar Tarihi
- Konu
- Tapu İptal Ve Tescil
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1003 E., 2020/142 K. KARAR : Başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Milas 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/897 E., 2019/962 K. Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı Hazine vekili ile feri müdahil Orman ve Su İşleri Bakanlık vekili ve davalı şirket vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı Hazine vekili ile feri müdahil Orman ve Su İşleri Bakanlığı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 04.06.2020 tarihli ek kararla temyiz talebinin miktar itibariyle kesin olduğu gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartları ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 11.12.1965 tarihinde ilan edilerek kesinleşen Güllük serisi orman kadastrosu, daha sonra 1980 yılında ilân edilerek kesinleşen 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 1744 sayılı Kanun'la değişik 2 inci madde uygulaması, aynı kanun kapsamında yapılan ve 23.09.1993 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 2/B madde çalışması, 01.07.2010 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4 üncü maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosu, 2015 yılında aynı Kanun'un 22/2-a maddesi gereğince yapılan uygulama (yenileme) kadastrosu bulunmaktadır. 2. ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... mevkii, 216 ada 76 parsel (eski 169 ada 2 parsel) sayılı taşınmaz, 1.258,69 metrekare yüzölçümü ve bahçe vasfıyla davalı adına kayıtlıdır. 3. Davacı Hazine vekili dava dilekçelerinde; davalı şirket adına kayıtlı ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 216 ada 76 parsel sayılı taşınmazın, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılarak Hazine adına tapuya tescil edildiği, sonrasında 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunu (6292 sayılı Kanun) gereğince satışının yapıldığını, ancak taşınmazın Sırtlandağı (Halep Çamı) Tabiatı Koruma Alanında kaldığını, bu alanda yapılan 2/B uygulamasının hatalı olduğunu ileri sürerek, çekişmeli 216 ada 76 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 216 ada 76 parsel sayılı taşınmazın, 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi gereğince 1994 yılında orman sınırları dışına çıkartıldığını, taşınmazın 2010 yılında Hazine adına tescil edildiğini, taşınmazın 2014 yılında üçüncü kişi adına satışının yapıldığını, davalı şirketin 12.02.2015 tarihinde dava konusu taşınmazı satın aldığını, davacı Hazine'nin uzun yıllara yayılan ve sıralı birçok işlemin sonrasında işbu davayı açmasının devlete güven ilkesi ile bağdaşmadığını, ayrıca sicile güven ilkesine de aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte dava konusu taşınmazın güncel satış bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesi gerektiğini ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 10.05.2019 tarihli ve 2016/897 Esas, 2019/962 Karar sayılı kararı ile, dava konusu taşınmaz üzerinde Halep çamının bulunmadığı, 1953 tarihli hava fotoğraflarında taşınmazın çalılık alan olarak görüldüğü, 1993 ve 2012 tarihli hava fotoğrafında taşınmaz üzerinde ev ve seyrek ağaçlık tespit edildiği, taşınmazın hali hazır özelliği ile Halep Çamı Tabiat Koruma alanı vasfını taşımadığı, davalı şirketin taşınmazı satın aldığı üçüncü kişi ile Hazine arasında 6292 sayılı Kanun gereği yapılan satış akdinin iptali için idare mahkemesinde de herhangi bir iptal davasının açılmadığı, bu sebeple yapılan satışın geçerli olduğu ve yolsuz tescilin söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacı Hazine vekili ile feri müdahil ... vekili ve katılma yolu ile davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı Hazine vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesine gereğince tabiatı koruma alanlarının 2/B alanına ayrılmasının mümkün olmadığı, tabiatı koruma alanı ve sit alanı içerisinde kalan yerlerin mülkiyetinin zilyetlik ile kazanılmayacağı, eksik inceleme ile karar verildiği, dosyada bulunan bilirkişi raporlarında dava konusu taşınmazın tabiatı koruma alanı içerisinde bulunduğunun belirlendiği, yapılan 2/B'ye ayırma işleminin 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'nun 2/1-d bendine aykırı olduğunu açıklayarak, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı şirket vekili katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın değerinin bilirkişi raporu ile 63.334,50 TL olarak belirlenmesine rağmen, bu değer üzerinden vekalet ücretine hükmedilmediğini açıklayarak, taşınmazın değeri üzerinden vekalet ücretinin belirlenmesini istemiştir. 3. Feri müdahil ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu açıklayarak, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesi 06.02.2020 tarihli ve 2019/1003 Esas, 2020/142 Karar sayılı ilamı ile, milli park ve muhafaza ormanı olarak ayrılma işleminin başlı başına orman rejimi ve ayırma olarak kabul edilmesi gerektiği, çekişmeli taşınmazın, idarece 17.08.1988 tarihinde oluşturulan, 760 hektar yüzölçümlü "Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı" içinde kaldığının anlaşıldığı, orman kadastro komisyonunca 1993 yılında yapılan 2/B madde uygulaması ile orman sınırları dışına çıkarılması ve sonrasında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na (3402 sayılı Kanun) göre kullanım kadastrosu ile tutanağa bağlanarak Hazine adına tapu kayıtları oluşturulup sonrasında 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) kapsamında şahıslara satışlarının yapılmasının, Anayasa'nın 169, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'nun (2873 sayılı Kanun) 2/1-d ve 6831 sayılı Kanun'un 2/B-4 üncü maddelerine açıkça aykırı olduğu, buna göre çekişmeli taşınmazla ilgili olarak yapılan 2/B madde gereğince orman sınırları dışına çıkarma işleminin, Ek-4 üncü maddeye göre yapılan kullanım kadastrosu ve 6292 sayılı Kanun'a göre yapılan satış işlemlerinin geçerli olmadığı, davalı şirket adına oluşturulan tapu kaydının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1025 inci maddesi gereğince baştan beri yolsuz tescil niteliğinde olduğu, bu sebeple davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı Hazine vekili ile feri müdahil Orman ve Su İşler Bakanlığı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın kabulü ile ... ili, Milas ilçesi, ... Mahallesi, 216 ada 76 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-a maddesi gereğince dava değeri (miktar) itibariyle kesin olmak üzere karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davalı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Bölge Adliye Mahkemesinin 04.06.2020 tarihli ek kararı ile kararın kesin olarak verilmiş olması nedeniyle temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. 3. Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararına karşı davalı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı şirket vekili gerek 04.06.2020 tarihli ek kararın temyizi dilekçesinde, gerekse 06.02.2020 tarihli kararla ilgili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının kesin olmadığını, 1988 tarihli tabiatı koruma alanı ilan edilmesi işleminin ... 2. İdare Mahkemesinin 2015/1147 Esas ve 2018/1108 Karar sayılı ilamı ile iptaline karar verildiğini, ancak bu hususun Bölge Adliye Mahkemesi tarafından değerlendirilmediğini, 4721 sayılı Kanun'un 1023 üncü maddesi gereği tapu siciline güven ilkesinin korunması gerektiğini, dava konusu taşınmazın satış işleminin usulüne uygun olarak yapıldığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte dava konusu taşınmaz üzerinde Halep çamı bulunmadığı gibi taşınmazın koruma alanı içerisinde olmasını gerektirecek hiçbir durum olmadığını, taşınmazın bahçe ve zeytinlik olarak kullanıldığını açıklayarak, Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı ile asıl kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesi kararının miktar itibarıyla kesin olup olmadığı dolayısıyla ek kararın usul ve kanuna uygun bulunup bulunmadığına, buradan varılacak sonuca göre dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden kabul edilmesinde usul ve kanuna aykırılık olup olmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353, 356, 369/1, 370 ve 371 inci maddeleri, 28.07.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7251 sayılı Kanun) 53 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na (3402 sayılı Kanun) eklenen Ek 6 ncı maddesi. 3. Değerlendirme 1. Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Kanun’un 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Ancak 7251 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6 ncı maddesinde, kadastro mahkemesinin veya otuz günlük askı ilan süresinden sonra, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Kanun hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmış olup, madde gerekçesinde de açıkça belirlendiği üzere, bu madde ile mevzu davaların mülkiyet hakkına doğrudan tesirinden ötürü ehemmiyeti gereği miktar ve değerine bakılmaksızın kanun yolu incelemesine tabi tutulması suretiyle etkin denetim mekanizması oluşturulması amaçlanmıştır. Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan adil yargılama hakkı kapsamında mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, hukuki belirlilik ilkesi, etkin denetim mekanizmasının oluşturulması gayesi ve 7251 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6 ncı maddesinin düzenleme amacı bir arada değerlendirildiğinde, tereddüte yol açan usul hükümlerinin aşırı şekilci olarak uygulanması neticesinde yasanın denetim yollarının kullanımını önemli ölçüde etkileneceğinden, kanun yolu başvuru aşamalarının süren usul işlemlerinden olduğu, hükmün kesinleşinceye kadar geçirdiği derecatın bir bütünü oluşturduğu hususları da göz önüne alındığında, 3402 sayılı Kanun'un Ek 6 ncı maddesinin henüz kanun yolu aşamasında olan dava dosyalarına, yürürlük tarihinden bağımsız olarak sirayet edeceği hususunun tereddütsüz olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla; Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusu neticesinde verdiği 06.02.2020 tarihli karar, 3402 sayılı Kanun'un Ek 6 ncı maddesi itibariyle kesin nitelikte olmayıp temyizi kabil nihai karar olduğundan, temyiz talebinin reddine ilişkin usul ve kanuna aykırı Bölge Adliye Mahkemesinin 04.06.2020 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. 2. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı şirket vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR (V.C.3.1) no.lu bentte yazılı nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin 04.06.2020 tarihli ek kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, (V.C.3.2) no.lu bentte yazılı nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA, 54,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 125,50 TL'nin temyiz eden davalıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,27.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dairemiz önüne gelen olayda uyuşmazlık, Hazine tarafından orman vasfını yitirmesi sebebiyle satışı yapılan taşınmazın tapusunun iptali istemiyle açılan davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir. Sayın Çoğunluk, davacı Hazinenin davalı gerçek kişiye karşı açtığı davanın kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön görmemiş; bu yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Aşağıda açıklamış olduğum nedenlerle Çoğunluğun bu görüşüne katılmam mümkün olmamıştır: Dosya kapsamından anlaşıldığına göre dava konusu taşınmaz orman vasfında iken bu özelliğini kaybettiğinden bahisle yörede 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca uyarınca yapılan çalışmalar sonucunda orman sınırları dışına çıkarılmıştır. Sonrasında taşınmaz, 3402 sayılı Kanun'un Ek 4 üncü maddesi kapsamında kullanım kadastrosuna konu olmuştur. Bilahare 6292 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi gereğince yapılan satış işlemiyle de davalı (ve/veya bayii) adına tapuya tescil edilmiştir. Davacı Hazine, dava konusu taşınmazın Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığından bahisle taşınmazın orman sınırları dışına çıkartılmasının mümkün bulunmadığını ileri sürerek tapusunun iptaliyle Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Temyize konu kararı veren Bölge Adliye Mahkemesince de davacı Hazinenin bu talebi yerinde görülerek taşınmazların tapusunun iptali sonucunu doğuracak şekilde hüküm tesis edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde ilk olarak 2873 Sayılı Kanun'un 2/1-d ve 6831 sayılı Kanun'un 2/4 maddelerine değinilmiş; ayrıca milli parkların orman rejimine alınan yerler olduğu ve bu tür yerler için sonradan tapu alınamayacağı yönündeki yargısal içtihatlara vurgu yapılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesine göre; dava konusu taşınmazın İdarece 1988 yılında oluşturulan 760 hektar yüzölçümlü Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kalması nedeniyle taşınmazın daha sonra yapılan 2/B madde uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarılması, kullanım kadastrosuna konu edilmesi ve satışının yapılması Anayasa ve kanunlara aykırı olduğundan bu işlemlerin tümü geçerli değildir. Dolayısıyla bu işlemler sonucunda önce Hazine adına ve yapılan satış sonucunda da davalı (veya bayisi) adına oluşturulan tapu kayıtları baştan beri yolsuz tescil niteliğindedir. Anılan karara yönelik olarak davalı temyiz isteminde bulunmuş; Dairemiz çoğunluğu ise temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu değerlendirerek hükmün onanmasına karar vermiştir. Somut olayda dava konusu taşınmazın İdarece 1988 yılında oluşturulan 760 hektar yüzölçümlü Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Buna karşılık taşınmaz, daha sonra yapılan çalışmalar sonucunda 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybettiğinden bahisle orman sınırları dışına çıkartılmıştır. Sonrasında kullanım kadastrosuna konu edilen taşınmaz Hazine tarafından davalıya (veya bayiine) satılmış durumdadır. 6831 sayılı Kanun'un 2/4 maddesinde yer alan "Bu madde hükümleri; muhafaza ormanı, millî park alanları, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları, izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlık alanlar ve 3 üncü madde ile orman rejimi içine alınan yerlerde bu niteliklerinin devamı süresince; yanan orman sahalarında ise hiçbir şekilde uygulanmaz." hükmü gereğinde Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığı belirtilen dava konusu taşınmazın esasında 2/B çalışmasına konu edilemeyecek yerlerden olduğu söylenebilir. Buna karşılık taşınmazın 2/B çalışmasına konu edilemeyecek bir yer olması, ilgili Komisyonlarca yapılan orman dışına çıkarma işleminin yok hükmünde sayılmasını gerektiren bir durum değildir. Zira -dosya kapsamında aksi yönde bir tespit bulunmadığına göre- anılan işlemler, şekli olarak görevli ve yetkili olan bir Komisyon tarafından yerine getirilmiş durumdadır. Yine daha sonra yapılan taşınmazın kullanım kadastrosuna konu edilmesi ve Hazine tarafından davalıya satışı işlemlerinin de yok hükmünde olduğunu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Çünkü, bu işlemlerin de şekli olarak görevli ve/veya yetkili merciler tarafından tesis edilmediği yönünde bir tespit (hatta iddia) bulunmamaktadır. Ancak Sayın Çoğunluk tarafından da uygun görülen Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinde de ifade edildiği üzere dava konusu taşınmazın Tabiat Koruma Alanı içinde bulunması dolayısıyla 2/B çalışmasına konu edilmesi hukuka uygun bir işlem olarak kabul edilmeyebilir. Bu bağlamda Tabiat Koruma Alanlarının mutlaka korunması gereken yerler olduğunu ifade eden 2873 Sayılı Kanun'un 2/1-d maddesi ile 6831 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen 2/4 maddesi hükmü, bu tür taşınmazların özel mülkiyete konu edilmemeleri amacıyla düzenleme altına alınmıştır. Yine muhafaza ormanları ile milli parkların orman rejimine alınan yerler olmaları sebebiyle özel mülk konusu olamayacaklarına işaret eden Yargıtay kararları da bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu yönüyle Bölge Adliye Mahkemesinin, ilgili Yönetmelik hükümlerine atıfla dile getirdiği Tabiat Koruma Alanlarının orman sayılan yerlerden olma özelliğini koruduğu yönündeki tespitinin isabetli olduğunu kabul etmek gerekir. Bu itibarla bir taşınmazın esasında orman niteliğini muhafaza etmesine rağmen ilgili Komisyonlarca yanılgıyla 2/B çalışmasına konu edilmesi ve orman sınırları dışına çıkarılması hâlinde elbette bu işlemlerin geri alınması ve iptale konu edilmesi söz konusu olabilir. Ancak bu durum, 2/B çalışmasını ve sonrasında yapılan kullanım kadastrosu ve satış işlemlerini yok saymayı gerektirmez. Aksi yöndeki bir yaklaşım, bu nitelikte taşınmazlar bakımından kamu makamlarının tesis ettiği işlemlerin güvenilirliğini ortadan kaldırma ve bunun da ötesinde söz konusu işlemler sonucunda oluşan tapu sicil sistemine duyulması beklenen itimadı yok etme riski barındırmaktadır. Bu yönüyle Bölge Adliye Mahkemesinin 2/B çalışması, kullanım kadastrosu ve satış işlemlerine hiçbir hukuki kıymet vermeyen karar gerekçesinin yerinde olduğunu söylemek uygun görünmemektedir. Somut olayın koşullarında ilgili komisyonların esasında Tabiat Koruma Alanı içinde bulunan dava konusu taşınmazı 6831 sayılı Kanun'un 2/4 maddesine aykırı olacak şekilde- 2/B çalışma alanına dâhil etmeleri ve orman sınırları dışına çıkarmaları işleminin hatalı olduğu açıktır. Ne var ki 2/B çalışmalarının yapıldığı sırada, ilgili Komisyon tarafından; taşınmazın 1988 yılında Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içine alınmış olduğu fark edilmediği gibi sonrasında da Orman İdaresince 2/B işleminin hatalı olarak yapıldığı iddiasıyla bir itirazda bulunulmamış ve dava da açılmamıştır. Dahası taşınmaz şekli olarak geçerli olan orman sınırları dışına çıkarma işleminden yıllar sonra kullanım kadastrosuna tabi tutulmuş ve nihayetinde Hazine tarafından davalıya (veya bayiine) satılmış ve sonuçta davalı adına tapuya tescil edilmiştir. Bu bağlamda 2/B çalışmasını yapan Komisyon, Orman İdaresi ve Hazine başta olmak üzere ilgili kamu makamlarının özensizliği ya da en azından koordinasyon eksikliği sebebiyle Tabiat Koruma Alanı içinde olması nedeniyle esasında özel mülke konu olamayacak dava konusu taşınmazın önce orman sınırları dışına çıkarılması ve sonraki işlemlerle de Hazine tarafından satılması süreçleri yaşanmıştır. Taşınmazın 2/B çalışmalarına konu edilip orman sınırları dışına çıkarılması ile satışı arasında yaklaşık 20 yıllık bir süreç bulunmaktadır. Eldeki dava ise 2017 yılında açıldığına göre somut olayda bu özensizlik ve/veya koordinasyon eksikliğinin çeyrek asra yakın bir süre devam ettiği görülmektedir. Bu durumda orman niteliğinde bulunması sebebiyle özel mülk konusu edilemeyecek ve fakat kamu makamlarının yıllara yayılan hatası sonucunda bir şekilde özel mülk olarak satışı gerçekleşmiş ve nihayetinde davalı adına tapuya tescil edilmiş olan dava konusu taşınmazın mülkiyetinin tekrar kamuya döndürülmesi gerektiği söylenebilir. Esasen Anayasa'nın "Ormanların korunması ve geliştirilmesi" kenar başlıklı 169. maddesinde yer alan "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır." ve "Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz" şeklindeki hükümler bu konuda kamu makamlarını yükümlülük altına sokmaktadır. Ancak kamu makamları tarafından kamusal bu yükümlülükler yerine getirilirken iyi yönetişim ilkesine uygun hareket edilmesi gerekmektedir. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (AYM, Kenan ... ve Turan ..., B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri esastır (AYM, Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100). Somut olayda Hazine tarafından yapılan satış işlemi geri alınmış değildir. Bu bağlamda Hazine ile davalı (veya bayii) arasındaki satış akdi şekli olarak varlığını ve geçerliliğini korumaktadır. Öte yandan davalıya dava konusu taşınmazın güncel değeri veya taşınmaz için ödediği bedelin dava tarihine göre güncellenmiş tutarı iade edilmemiştir. Davalıya, İdare tarafından bu yönde bir teklifte bulunulup bulunulmadığı da derece mahkemelerince yöntemince saptanmamıştır. Oysa ki dava konusu taşınmazın hatalı olarak orman sınırları dışına çıkarılması ve sonrasında kullanım kadastrosuna tabi tutulup Hazine tarafından satışı süreçlerinde davalıya (veya bayisine) atfedilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Kamu makamlarının özensizliği ve/veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan bu tür hataların telafisi yoluna gidilirken de bu hatalı işlemlerin tesisi sürecinde hiçbir etki ve kusurları bulunmayan kimselerin mağduriyetine neden olunmamalıdır. Dolayısıyla somut olayda olduğu üzere davalıya atfedilebilecek hiçbir kusurunun bulunmadığı bir süreç sonunda taşınmazın mülkiyeti bizzat Hazine tarafından satış yoluyla devredilmiştir. Buna karşılık davacı Hazinenin, başta kendisi olmak üzere farklı kamu makamlarının yıllar boyunca süre gelen özensizliğinden veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan bir yanlışı düzeltmek için davalının taşınmazın tapusunun iptali sonucunda uğrayacağı zararın telafisini sağlamadan eldeki davayı açması, kendi kusurundan kaynaklanan külfeti tümüyle davalıya yükletmek anlamına gelir. Böyle bir tutumun ise iyi yönetişim ilkesiyle bağdaşmadığı şüpheden uzaktır. Bu çerçevede somut olayda davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın satışına ilişkin tesis ettiği işlemin halen şekli olarak geçerliliğini koruduğu gözardı edilmemelidir. Bu satış işlemi hukuki varlığını devam ettirdiği sürece davalı adına oluşan tescilin tümüyle hukuki dayanaktan yoksun olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Nitekim Dairemiz, farklı bir bağlamda da olsa- kullanım kadastrosu sonrasında tespit edilen kullanıcılarına satılan taşınmazlarla ilgili olarak satış işlemi varlığını sürdürdüğü sürece taşınmazın gerçek kullanıcısı ya da hak sahibi olduğu iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davalarının dinlenemeyeceği yönünde çok sayıda karar vermiştir. Öte yandan davacının, yukarıda değinildiği üzere taşınmazın güncel bedelini veya ödenen satış bedelinin güncellenmiş tutarını davalıya vererek satış işlemini geri alma yolunu işletme bakımından da bir girişimde bulunduğu da derece mahkemelerince ortaya konulmuş değildir. Bunun yanı sıra davacının dava konusu taşınmazın kamulaştırılması yoluna gitmesinin önünde de hukuki bir engel görünmemektedir. Bu yönde bir işlem tesis edildiği de dosyaya yansımış değildir. Davalı tarafından kamu makamlarının tesis ettiği işlemlerin hukukiliğine güvenilerek ve bedeli ödenmek suretiyle satın alınmış ve tapuya tescil edilmiş olan dava konusu taşınmazın tekrar orman niteliğine dönüştürülmesiyle ilgili olarak davalının uğrayacağı zararı telafi etme kabiliyetine sahip bu yöntemler tüketilmeden açılan davanın kabulü; kamu makamlarının hatalı işlemlerinin bedelini davalıya ödetmek anlamına gelen bir sonuca sebebiyet vermektedir. Bununla ilgili olarak biran için davacının 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat davası açma imkânı olduğu ileri sürülebilirse de bu yöntemin kabulü halinde de dava açma külfeti yine davalıya yüklenmiş olmaktadır. Bu durumda davalı, bedelini ödeyerek satın almış olduğu bir taşınmazın tapusunun -kamu makamlarının kusurlu işlemleri sebebiyle- Hazinenin açtığı dava sonucunda iptal edilmesi üzerine uğramış olduğu zararın tazmini için belirli süre içinde dava açma, yargılama giderlerine -en azından dava sürecinde- katlanma, kanun yolu süreçlerini bekleme, kararın icrasını takip etme, zararını uzun yıllar boyunca tazmin edememe gibi külfetlere katlanmak durumunda kalacaktır. Tüm bunların yanı sıra 6831 sayılı Kanun'un 2/4 maddesinde "muhafaza ormanı", "millî park alanları", "tabiat parkları", "tabiatı koruma alanları", "izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlık alanlar" ve "3 üncü madde ile orman rejimi içine alınan yerlerde" taşınmazların bu özelliklerinin 2/B çalışmasına engel olabilmesi bakımından bu niteliklerinin devamı şartı öngörülmüş durumdadır. Bir başka ifadeyle Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde olduğu belirtilen dava konusu taşınmazın 2/B çalışmasına konu edilememesi, bu niteliğini sürdürdüğü müddetçe söz konusu olabilir. Bu durumda taşınmazın 2/B çalışmaları çerçevesinde orman dışına çıkarıldığı tarih itibariyle Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı niteliğinin devam edip etmediğinin önem taşıdığı gözardı edilmemelidir. Bölge Adliye Bölge Adliye Mahkemesince bu hususta bir inceleme ve değerlendirme yapılmaması da önemli bir eksiklik eksiklik olarak görülebilir. Sonuç olarak, somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın "davanın reddine karar verilmesi" gerektiğinden bahisle bozulması gerektiği düşüncesindeyim. Bu nedenle Sayın Çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.