Yargıtay · 8. Ceza Dairesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2025/12264 E. 2026/4025 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2025/12264
- Karar No
- 2026/4025
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/522 E., 2025/517 K. SUÇ : Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Mahkemesi Kararı ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.04.2022 tarihli ve 2019/594 Esas, 2022/319 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur etmek suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 84/4. delaletiyle 81/1, 29/1, 62/1, 53. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 31.01.2024 tarihli ve 2022/1242 Esas, 2024/217 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafii ve katılanlar vekilinin istinaf başvurusu üzerine hükmün bozulmasına ve kararın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bozma kararı üzerine ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.06.2024 tarihli ve 2024/119 Esas, 2024/419 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86/1, 86/3-e, 62/1, 53. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. ... 4. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılanlar vekilinin istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 24.09.2024 tarihli ve 2024/1660 Esas, 2024/1335 Karar sayılı kararı ile hükmün bozulmasına ve kararın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bozma kararı üzerine ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.12.2024 tarihli ve 2024/706 Esas, 2024/668 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 109/2, 109/3-a, 62/1, 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. ... 4. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafii ve katılanlar vekilinin istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 04.03.2025 tarihli ve 2025/522 Esas, 2025/517 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Cumhuriyet Savcısının Temyiz İstemi Suç vasfına ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Temyize konu bölge adliye mahkemesi kararının kapsamına göre öncelikle istinaf kanun yolu denetiminin amacı ve niteliği ile “istinaf denetiminde hangi durumlarda bozma kararı verilebileceği” konusunun irdelenmesi gereklidir: 1) Genel Olarak İstinaf Kanun Yolu ile Amacı: Kelime olarak “yeniden başlama” anlamına gelen istinaf kanun yolunun bir denetim muhakemesi türü olarak Türk Ceza Adalet Sisteminde benimsenmesinin temel amacı; -temyiz incelemesi yolunda gerçekleştirilemeyen- maddi meselenin denetlenebilmesi imkanına kavuşmak düşüncesidir. Kanun yolu denetimi sırasında hükümdeki hukuka aykırılığı tespit eden ve deliller ile doğrudan temas edebilen istinaf mahkemesi yeni bir öğrenme muhakemesi (olay yargılaması) yapabilme imkanına sahip olduğu için, gerektiğinde düzeltme (ıslah) yoluyla veya hükmü kaldırarak davanın esası hakkında doğrudan karar vermek suretiyle “kanun yolu denetimi esnasında uyuşmazlığın esasını da çözme yetkisi” sayesinde maddi gerçeğe en hızlı şekilde ulaşma fırsatı sunulmaktadır. Temyiz kanun yolunda yer verilmeyen olay yargılaması yapma yetkisinin istinaf incelemesinde tanınmasının sebebi; denetim merciince (istinaf) gerekli durumlarda olay yargılaması da yapılarak davaların uzamadan, makul sürede bitirilmesinin bu mahkemelerce doğrudan verilecek kararlarla gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Sadece hukuki denetim yapan ve içtihat mahkemesi olan Yargıtay’ın bozma kararları üzerine davaların tekrar ilk derece mahkemelerine gönderilmesi ve akabinde yeni bir hüküm kurulması ve bu hükmün de temyiz yolunda yeniden incelenmesi gibi uzun yargılama süreçlerinden kaçınma düşüncesi istinaf kanun yolunu bir çözüm metodu olarak ortaya çıkarmıştır (Krş. YENİSEY, Feridun: Uygulanan ve Olması Gereken Ceza Muhakemesi Hukuku, Duruşma ve Kanunyolları, ... 1988, s. 216-217; ÇINAR, ...: Türk ve Alman Ceza Yargılama Hukukunda İstinaf, Ankara 2010, s. 56-61). 2) Ülkemizde İstinaf Kanun Yolu (Dar Anlamda İstinaf): İstinaf denetiminin benimsediğimiz türü; ilk derece mahkemesince yapılan yargılamanın tamamen değil “sadece gerekli görülen durumlarda maddi gerçeğe ulaşmak için ihtiyaç duyulan hususlar yönünden” olay yargılaması yapılabilmesi prensibine dayanmaktadır. Kamu davasının konusunu oluşturan geçmişte yaşanmış olayın ancak tüm yönleriyle aydınlatılmış olması ile maddi gerçeğe ulaşmak mümkündür. “İstinaf mahkemesinin olayı aydınlatma yükümlülüğü” ilk derece mahkemesinin kararıyla sınırlı olmayıp; olayı aydınlatmak için gerekli delillerin toplanması gibi tüm muhakeme işlemlerine girişilebilecektir. Böylelikle, istinaf (yeniden başlama) mahkemesince deliller ile doğrudan temas edilmesi sayesinde hukuki meselenin yanında maddi mesele de denetlenerek oluşacak vicdani kanaate göre hüküm kurularak makul bir sürede uyuşmazlık çözümlenebilecektir. “Dar anlamda istinaf” olarak adlandırılan bu denetim muhakemesi türünün açıklanan kurumsal ve düşünsel temellerini tamamen benimseyen kanun koyucu bölge adliye mahkemelerinin görev ve yetkilerini düzenlerken 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin başlığında dahi “Bölge adliye mahkemesinde inceleme” ifadesi yanında “kovuşturma” terimine yer vermiştir. Anılan normda bu terimin tercih edilmesi, belirtildiği şekilde istinaf incelemesinde olay yargılaması yapılması görev ve yetkisinin vurgulanmasından başka bir şey değildir. 3) İstinaf İncelemesinde Görev ve Yetki: Mahkemelerin görevini Anayasa ve kanun tayin eder (2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası md. 36, 5271 sayılı Kanun md. 3). Bu bağlamda, istinaf mahkemelerinin görev ve yetkilerine dair 5271 sayılı Kanun'un 280/1. maddesinin (a, b, c ve d) bentlerinde “istinaf incelemesinde hukuka aykırılığın düzeltileceği haller” ayrıntılı olarak sayılmıştır. Kaldı ki, aynı maddenin (c ve d) bentlerindeki hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilmesi için (sırasıyla) “başka bir araştırmaya ihtiyaç kalmaması” ile “olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmaması” ön şartlarının varlığı da ayrıca aranmıştır. Bu itibarla, istinaf mahkemesince hukuka aykırılığın düzeltileceği haller kesin şekilde sınırlanmak suretiyle istinaf mahkemesinin olayı aydınlatma yükümlülüğü vurgulanmıştır. İstinaf kanun yolunda “bozma kararı verilebilecek haller” ise yine aynı maddenin (e ve f) bentlerinde yer almaktadır. “Islah veya bozma kararı verilebileceği kanunda açıkça sayılan sınırlı haller dışındaki diğer durumlar ise” Kanun’un ifadesiyle “diğer haller” olarak tanımlanmıştır. Bu “diğer hallerde” ise “gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verileceği” (5271 sayılı Kanun md. 280/1-g); duruşma sonunda ise “istinaf başvurusunun esastan reddine karar verileceği” veya “ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden hüküm kurulacağı” (5271 sayılı Kanun md. 280/1) ilkesel olarak ifade edilmiştir. 4) İstinaf Mahkemelerinin Bozma Kararı Verebileceği Haller: İstinaf kanun yolunda bozma kararı verilebilecek hallere 5271 sayılı Kanun'un 280/1. maddesinin (e ve f) bentlerinde yer verilmiştir. Bu hallerden ilki “soruşturma ve kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması” durumudur (5271 sayılı Kanun 280/1-f). İkinci hal ise, Bölge Adliye Mahkemelerinin kurduğu hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 289. maddesinde belirtilen “hukuka kesin aykırılık halleridir” (5271 sayılı Kanun 280/1-e). Görüldüğü üzere, istinaf incelemesinde bozma kararı verilebilecek durumlar hiç bir surette maddi meselenin çözümüne -davanın esasına- dair olmayıp; muhakeme hukuku normlarının açık ve ağır şekilde ihlal edilerek hüküm kurulmuş olmasına ilişkindir. 5271 sayılı Kanun'un 280/1-e maddesinde 20.11.2017 tarihinde yapılan ve 7079 sayılı Kanun ile yasalaşan değişiklik ile aynı Kanun'un 289/1. maddesinin (g) ve (h) bentlerindeki “hükmün gerekçe içermemesi ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması hallerinin” “bozma sebebi olmaktan çıkarılması” dikkat çekmekteydi. Ancak 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 280/1-e maddesinde yer alan "maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde” ibaresinin “maddede” şeklinde değiştirilmesi ile Kanun'un 289/1. maddesinde düzenlenen tüm hukuka kesin aykırılık hallerinin bozma sebebi yapılabilmesinin önü açılmıştır. Sonuç olarak, gerek istinaf kanun yolu denetiminin Türk Ceza Adalet Sisteminde kabul ediliş amacı ile gerekse istinaf kurumunun bilimsel ve düşünsel temelleriyle örtüşen normlar, bölge adliye mahkemelerinin kural olarak “davanın yeniden görüleceği mahkemeler” olduğunu; sınırlı hallerde ise duruşma açmadan hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi (ıslah) veya bozma kararı verilebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Aksi durumda, yani istinaf incelemesinde kanuni dayanağı bulunmayan hallerde bozma kararı verilmesinin ise hem bölge adliye mahkemesi kararının hem de bu karara karşı direnme yetkisi bulunmayan ilk derece mahkemesince verilecek kararın Anayasa’nın 36... sayılı Kanun'un 3, 278-284. maddeleriyle belirlenen görev kurallarına aykırılık sebebiyle görevsiz mahkemece verilmiş kararlar niteliğinde olup; hukuka açık ve ağır aykırılık ile malûl olmaları sonucuna yol açacaktır. Nitekim, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında da “…bölge adliye mahkemelerinin kural olarak bir ıslah mahkemesi oldukları, bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamayacağı, bozma kararı verilebilecek hallerin davanın esasına ilişkin olmadığı, bu mahkemelerce iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetki kullanılarak bozma kararları verildiğinin bilinen bir gerçeklik olduğu” tespitlerine yer verilerek; "bölge adliye mahkemelerinin kanuni dayanağı bulunmayan (CMK’nın 280/1-e,f maddesi hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilecek kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılık taşımaları sebebiyle hükümsüz sayılmaları gerekeceğine…” içtihat edilmiştir. Temyiz incelemesine konu dava dosyası içeriğine göre, ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.04.2022 tarihli ve 2019/594 Esas, 2022/319 Karar sayılı kararıyla kurulan hükmün istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 31.01.2024 tarihli ve 2022/1242 Esas, 2024/217 Karar sayılı kararı ile "I - Her ne kadar ilk derece mahkemesince sanığın savunmasının alındığı duruşmada, "...dosya içindeki tüm beyan, rapor ve tutanaklar okunarak sanıktan soruldu" şeklinde soyut mahiyette belge ve tutanak okuma işlemi yapıldığı zapta geçmiş ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.06.2011 gün ve 2011/1-130 Esas ve 2011/149 Karar sayılı ilamında; “...Somut olayda, sanıklar ve müdafilerinin hazır bulundukları duruşmada, “iddianame ve ekleri ile hazırlıktaki tutanaklar ve dosya içeriği okundu” biçimindeki, duruşma tutanaklarına yansıyan soyut ifadelerin, yerel mahkemece hükme esas alınan ölü muayene ve otopsi tutanağının da okunduğu anlamına gelmeyeceği açıktır. Ölü muayene ve otopsi tutanaklarının duruşmada açıkça okunmamasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğu, bu halin ise 1412 sayılı CYUY’nin, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 308/8. maddesinde sayılan mutlak bozma nedenlerindendir..." Denilmiş olmasına göre, bu tutanakların isimleri ve tarihleri açıkça belirtilmek suretiyle okunmadan "dosya içindeki tüm beyan, rapor ve tutanaklar okunarak sanıktan soruldu" biçimindeki duruşma zaptına geçmiş tüm bilgi belge ve tutanakların okunduğuna ilişkin soyut ifadelerin ilk derece mahkemesince mahkumiyet hükmüne esas alınan ölü muayene ve otopsi tutanağının ve yukarıda sayılan mezkur tutanakların okunduğu anlamına gelemeyeceği, böylece iş bu esaslı delillerin CMK'nin 217/1. maddesi gereğince duruşmaya getirtilmemiş olduğu ve hakimin huzurunda tartışılmamış olduğu, buna rağmen işbu delillerin mahkumiyet hükmüne esas alınmış olmasının iş bu delillerin kovuşturma evresi bakımından CMK'nin 289/1. maddesi gereğince hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş niteliğini kaybettirdiği ve hukuka uygun yöntemlerle elde edilmemiş delil niteliğine büründürdüğü ve bu durumunda CMK'nin 289/1-i maddesi kapsamında kesin hukuka aykırılık sebebi olup, bozma müeyyidesine tabi olması, II - Kabul ve uygulamaya göre; a - İlk Derece Mahkemesince oluşun "sanık ... ile maktül ...'nın escort sitesi üzerinden tanışıp birlikte olmak için 200 TL karşılığında anlaştıkları, maktulün, sanığın verdiği adrese geldiğinde sanığın transeksüel olduğunu anlaması üzerine sanıkla cinsel birliktelik yaşamak istemeyerek evden gitmek istediğinde aralarında tartışma ve arbede yaşandığı, sanığın 06.07.2019 tarihli uzmanlık raporunda belirtilen sustalı bıçakla maktülü bacağından yaraladığı, maktülün önce ikamet kapısına yöneldiği ancak kapının kilitli olması nedeniyle çıkamadığı, sanığın maktule yönelik saldırısına devam etmesi üzerine bu kez maktulün sanıktan kurtulmak için ikamet balkonundan kendisini aşağı sarkıttığı, bir süre asılı kaldıktan sonra 2. katın balkonuna çarparak binanın beton zeminine düştüğü hususlarının 29.06.2019 tarihli olaya ilişkin görüntü izleme tutanağı ve video görüntüleri ile dosya kapsamından anlaşıldığı, silahtan sayılan bıçakla maktulü yaralayan ve fiziksel şiddet uygulayan sanığın maktulün üzerinde güç ve alan hakimiyeti kurduğu ve maktulün yaralı halde ikamet kapısına yöneldiği, kapının kilitli olması nedeniyle çıkamadığı, ardından devam eden saldırıdan başka türlü kurtulamayacağını düşünerek olayın meydana getirdiği panikle kendisini ikamet balkonundan aşağı doğru sarkıttığı ve düşme neticesinde hayatını kaybettiğinin" kabul edildiği ve dairemizce izlenen görüntü kayıtlarına göre maktulün sanığa ait ikametin balkon demirine tutunmak suretiyle evden çıkmaya çalıştığı ve bu esnada sanığın icrai bir davranışının tespit edilemediği, maktulün yaşı itibariyle işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmemiş olduğundan bahsedilemeyeceği, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin sanık tarafından ortadan kaldırılmadığı, yine cebir veya tehdit kullanmak suretiyle maktulün intihara icbar edildiğinden söz edilemeyeceği, sanığın eylemleri ile ölüm neticesi arasında illiyet bağı kurulamadığı, sanığın eylemlerinin kasten yaralama ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları çerçevesinde değerlendirilmesinin gerektiği ve bu haliyle TCK'nin 84/4. maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının teşekkül etmediği olayda yanılgılı değerlendirme ve oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde intihara yönlendirme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,
b - Dosya kapsamına, mahkemenin "sanığın aşamalarda maktulün kendisinin transeksüel birey olmasını öğrenmesi sonrasında aralarında tartışma yaşandığını beyan etmesi hususu göz önüne alındığında sanıkla maktul arasında tartışma yaşandığı ancak ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı kesin olarak belirlenemediği" şeklindeki kabulüne göre yaşanan tartışmanın sanığın maktulün evden çıkmasına izin vermemesi ve bıçakla onu yaralaması üzerine çıkması karşısında sanığın cezasında şartları oluşmadığı halde TCK'nin 29. maddesi gereğince haksız tahrik indirimi yapılması suretiyle eksik ceza tayini, c - Gerekçeli karar başlığında 28.06.2019 olması gereken suç tarihinin 29.06.2019 olarak gösterilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nin 232/2-c maddesine aykırı davranılması, ç - Sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatın sıfatının gerekçeli karar başlığında; 5271 sayılı CMK'nin 2/1-c maddesine aykırı olarak "müdafi" yerine "vekil" olarak gösterilmesi, d - Gerekçeli karar başlığında sanığın gözaltı süresi ve bilgisine yer verilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nin 232/2-d maddesine aykırı davranılması, e - Hükümden önce 15.04.2020 gün ve 13100 sayılı resmi gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7242 sayılı kanunun 10. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesinde yapılan değişikliğin gözetilmemesi," nedenleriyle bozma kararı verilmiştir. ... 4. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan ikinci hükme yönelik katılanlar vekilinin istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 24.09.2024 tarihli ve 2024/1660 Esas, 2024/1335 Karar sayılı kararı ile "I - Sanığın duruşmada hazır bulunmaması başlıklı, CMK'nin 193. maddesinin 1. fıkrasındaki "Kanunun ayrık tuttuğu haller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir.", 2. fıkrasındaki "Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkumiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsada dava yokluğunda bitirilebilir.", Sanığın duruşmadan bağışık tutulması başlıklı CMK'nin 196. maddesinin 1. fıkrasındaki "Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hallerde müdafii isterse mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir." şeklindeki düzenlemelere göre kovuşturma aşamasında; Genel kural sanığın duruşmada mutlaka hazır bulundurulmasıdır. Bu hak ciddi nedenlere dayalı olarak mahkeme kararı ile sınırlandırılabilir. İlk ve son savunmanın yapıldığı, esasa ilişkin delillerin toplandığı oturumlara sanığın SEGBİS yolu ile katılması açık kabulüne dayalı olmalıdır. Tüm bu açıklamalar karşısında; sanığın SEGBİS sistemi ile duruşmaya katılma konusunda muvafakatinin bulunmaması nedeniyle sanığın bizzat duruşmada hazır edilmesi gerektiği gözetilmeden SEGBİS sistemi ile hazır edilerek bitirilen duruşmalar sonunda hüküm kurulmak suretiyle CMK'nin 289/1-e maddesine muhalefet edilmesi, II - Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18.03.2021 tarihli ve 2021/51 49... /4507 Karar sayılı ilamından da anlaşılacağı üzere; bozma sonrası yapılan yargılama sırasında sanığın savunmasının alındığı 24.06.2024 tarihli duruşmada iddianame ve ekleri okunmadan, yasal hakları hatırlatılmadan ya da önceki hakları tahtında usulüne uygun savunması alınmadan yargılama yapılarak 5271 sayılı CMK'nin 147, 1 91... /1-i maddelerine muhalefet edilmesi, III - Kabul ve uygulamaya göre; a - Anayasa'nın 141/3, 5271 sayılı CMK'nin 34... . maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet savcısını ve herkesi inandıracak ve temyiz denetimine olanak verecek biçimde olması, Yargıtay'ın gerekçedeki denetim işlemini yerine getirmesi için kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması, suçun öğeleri ve kanıtlandığı kabul edilen olayların açıkça gösterilmesi gerekirken, Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçundan verilen mahkumiyet kararında bu ilkelere uyulmadan ve dosyadaki mevcut deliller sanığın eylemleri ile ilişkilendirilmeden gerekçesiz şekilde genel ifadelerle mahkumiyet hükmü kurulması, b - İlk Derece Mahkemesince "Sanık ...'ın transeksüel olduğu ve hayatını fuhuş yaparak idame ettirdiği, sanıkla maktul ...'nın ... ... isimli site üzerinden tanıştığı, maktülün sanığın ... ... sitesinde yayınlanan 0535 ***** 74 numaralı hattından olay tarihi olan 28.06.2019 günü saat 17:30-18:00 sıralarında arayarak iletişim kurduğu, sanığın sesini değiştirerek konuştuğu ve maktul ... ile 200,00 TL karşılığında anlaştıkları, maktulün sanığın tarif ettiği adrese gittiği, sanığın maktulün ikamete girmesinden sonra ikamet kapısını kilitlediği ve anahtarın kapının üzerinde olmadığı, maktulün sanığa cinsel ilişki bedeli olarak önden 200,00 TL para verdiği, maktulün sanık ...'ın kadın olmadığını öğrenmesi üzerine sanıkla cinsel ilişkiye girmek istemediği ve elbiselerini giyinerek sanığın ikametinden ayrılmak istediği, bu nedenle sanık ve maktul arasında tartışma ve arbede yaşandığı, yaşanan arbede esnasında sanığın suçta kullandığı bıçakla maktulü bacağından yaraladığı, yaralanan maktulün ikamet kapısına yöneldiği ancak kapının kilitli olması nedeniyle ikametten çıkamadığı" şeklinde kabul edilen oluşa göre; sanığın üzerine atılı kişiyi hürriyetin yoksun kılma suçunu cebir kullanarak ve silahla işlemesi nedeniyle TCK'nin 109/2, 109/3-a. maddeleri gereğince cezalandırılması yerine yanılgılı değerlendirme ve oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle eksik ceza tayin edilmesi, c - TCK'nin 109/6. maddesindeki "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" şeklindeki düzenleme karşısında; dosya içerisindeki Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 29.11.2021 tarihli raporuna göre maktulün bacağında meydana gelen yaralanmanın 5237 sayılı TCK'nin 86-87. maddeleri kapsamınca yapılan değerlendirmesinde "Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir duruma sebep olmadığı ve kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığının" belirtildiği, bu haliyle mevcut yaralanmanın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu kapsamında kalması nedeniyle TCK'nin 42. maddesi gereğince ayrıca cezalandırmaya konu olamayacağının gözetilmemesi, d - İlk Derece Mahkemesinin kasten yaralama suçuna ilişkin kabul ve uygulamasına göre dosya içerisindeki Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 29.11.2021 tarihli raporunda "maktulün bacağında meydana gelen yaralanmanın kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığının" belirtilmesine rağmen dosya kapsamına ve adli rapora uygun olmayacak şekilde yanılgılı değerlendirme ile temel cezanın TCK'nin 86/2. maddesine göre belirlenmesi," nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin anılan bozma kararına gerekçe olarak gösterilen sebepler, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 280/1-e, f maddesine uygun olmadığı gibi 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle yapılan değişiklik ile yürürlüğe giren bozma sebeplerine de uygun düşmemektedir. Bir diğer anlatımla, Bölge Adliye Mahkemesinin dayandığı bozma sebeplerinin, 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesinde yer alan; "a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi, g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi, h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması, i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması" Nedenlerinden hiçbirine dayanmadığı, söz konusu Kanun maddesine uygun olmayan gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verildiği ve bu durumun ağır ve açık şekilde hukuka aykırı olduğu belirlenmiştir. Bu itibarla, bozma kararına karşı direnme yetkisi bulunmayan ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.06.2024 tarihli ve 2024/119 Esas, 2024/419 Karar sayılı kararıyla kurulan hükmün ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 24.09.2024 tarihli ve 2024/1660 Esas, 2024/1335 Karar sayılı kararı bozulması üzerine ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.12.2024 tarihli ve 2024/706 Esas, 2024/668 Karar sayılı kararı yeniden kurulan hükme karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 04.03.2025 tarihli ve 2025/522 Esas, 2025/517 Karar sayılı kararıyla 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de; 5271 sayılı Kanun'un 7. maddesindeki “yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında görevli olmayan mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür” normu gözetilerek ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 31.01.2024 tarihli kararının ve bu kararın akabinde ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.06.2024 tarihli karar ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 24.09.2024 tarihli bozma kararının ve bu kararın akabinde verilen ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.12.2024 tarihli kararın Anayasa’nın 36. ve 5271 sayılı Kanun'un 3, 278-284. maddeleriyle belirlenen görev kurallarına aykırı bulunmakla; görevsiz mahkemece verilmiş kararlar niteliğinde olup hukuka açık ve ağır aykırılık oluşturması sebebiyle hükümsüz sayılmaları gerektiği anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince gerektiğinde 5271 sayılı Kanun'un 280/1-2. maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesinden sonra ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.04.2022 tarihli kararı ile ilgili olarak istinaf kanun yolu denetimi yapılarak hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Cumhuriyet savcısının temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 04.03.2025 tarihli ve 2025/522 Esas, 2025/517 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca bozma sebebine göre, ... Bölge Adliye Mahkemesi (1). Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.03.2026 tarihinde karar verildi.
...