Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/2333 E. 2026/1044 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2333
Karar No
2026/1044
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1945 E., 2025/358 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Keşan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/578 E., 2022/27 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın malikinin 1989 yılında öldüğünü ileri sürerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 713/2. hükmünde belirtilen “ölüm” nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, bu mümkün olmadığı takdirde alacak isteğinde bulunmuştur. II. CEVAP Davalılar Mükerrem ve Recebiye vekili, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "her ne kadar davacı tarafından dava konusu 1 10... parsel sayılı taşınmazı dosyaya ibraz ettiği "SENET" başlıklı 23/12/1964 tarihli belgeye göre davalıların murisi ... .... satın aldığını belirtmiş ise de bu satışın taşınmaza ilişkin yapılan ve 27/09/1966 tarihinde kesinleşmiş olan tesis kadastrosundan önceki sebep olduğu, dava tarihine kadar kadastro tespitine itiraza ilişkin yasada öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu ve davacının da dava dilekçesinde esasen kadastro tespitine itiraz etmediği, dosya kapsamına göre davacının dava konusu taşınmazı davalıların murisinden 23/12/1964 tarihinde satın aldığı, zilyetliğini de aynı tarihte elde ettiği, muris ...'ın, 11/05/1989 tarihinde vefat etmiş olduğu, Dava konusu taşınmaz murisin mirasçıları tarafından intikal ettirilmiş olduğundan ve taşınmaz intikal görmüş ise kazanma süresinin intikal tarihine kadar dolmuş olması gerektiğinden hesabın bu tarihe kadar yapılmasının gerekeceği, murisin vefat ettiği 11/05/1989 tarihi ile intikal işleminin gerçekleştiği 20/07/2018 tarihine kadar 20 yılın tamamlanmış olduğu, bu tarihe kadar taşınmazın davacının zilyetliğinde bulunduğu ve taşınmazı kesintisiz, nizasız ve malik sıfatıyla ekip biçmek suretiyle bizzat kullandığı, bu hususların dinlenen tanık beyanlarıyla da açıkça ifade edildiği, şartların tamamlandığı tarihten sonra artık verilecek kararın açıklayıcı nitelikte olduğu, bununla birlikte UYAP üzeriden yapılan sorgulamada taraflar arasında dava konusu taşınmazla ilgili olarak somut davadan başkaca dava olmadığı, dava konusu taşınmazın orman niteliğinde olmadığı ve özel mülkiyete konu olduğu" gerekçesi ile davanın kabulüne, tapunun iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “dava konusu taşınmazın öncesi itibariyle 615 kadastral parsel numarasıyla davalılar murisi ... adına kayıtlı olduğu, bilahare toplulaştırma nedeniyle 18/06/2015 tarihinde 110 ada, 1 parsel numarasını aldığı ve aynı malik adına kaydedildiği, inceleme konusu davanın açıldığı tarihten önce ise intikal işlemi yapıldığı, dava tarihi itibari ile kayıt maliklerinin davalılar olduğu belirlenmiştir. Dosya kapsamına göre, davacının davaya konu taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğinin kayıt malikinin ölüm tarihinden, dayanak yasa maddesinin iptali (17/03/2011) tarihine kadar yirmi yılı aştığı, ilgili tarih itibariyle davacı yararına 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 713/2 maddesinde düzenlenen ölüm hukuksal nedenine dayalı mülk edinme koşullarının oluştuğu, koşullarına uygun olarak 20 yıllık zilyetlik süresinin tamamlandığı anda mülkiyetin kazanıldığının ve zilyet lehine kazanılmış (müktesep) hak doğduğunun mevcut Yargıtay içtihatları ile kabulü gerekeceği, sonraki tarihte yapılan intikal kazanılmış hakkı ortadan kaldırmayacağına göre, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamıştır.” gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalılar ... ve .... vekili temyiz dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, kadastronun 27.09.1966 tarihinde yapıldığını, kadastro tespitlerinin bu tarihte kesinleştiğini, davalıların babasının 1989 yılında öldüğünü, hak düşürücü sürenin geçtiğini ve davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının sunduğu belgenin gerçek olup olmadığının, imzanın murislerine ait olup olmadığının hangi taşınmazı kapsadığının belli olmadığını, taşınmazın bir kısmının dava dışı ..... satın alındığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, TMK'nın 713/2. hükmündeki ölüm sebebine dayalı, tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği iddiasıyla açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil, terditli olarak taşınmazın dava tarihindeki güncel değerinin tahsili, bu kabul görmez ise taşınmazın satım tarihindeki değerinin denkleştirici adalet ilkesi ile uyarlanarak tahsili isteğine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.02.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y 1. Uyuşmazlık, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 713. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen maliki 20 yıl önce ölmüş olması nedeniyle tapunun hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kabulü yönünde hüküm kurulmuş, Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da İDM kararının onanmasına karar verilmiştir.

2. Sayın Çoğunlukla aramızda oluşan uyuşmazlık, davacı tarafın dayandığı TMK'nın 713/2. hükmünde yer alan "...ölmüş..." ibaresinin Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptal edilmiş olması karşısında İDM'ce davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

3. Anayasa'nın 153. maddesinin beşinci fıkrasında "İptal kararları geriye yürümez." hükmüne yer verilmiştir. Hiç kuşkusuz bu hükmün getiriliş nedeni kişilerin hukuki güvenliğini sağlamak, bu bağlamda kesinleşmiş hukuki durumların geriye etkili olacak şekilde ortadan kaldırılmasını engellemektir. Ancak bu hükmün amacından bağımsız ve çok katı bir şekilde uygulanması başka hukuki sorunlara neden olabilir. Öte yandan bir anayasal hüküm yorumlanırken o hükmün tek başına değil sistematik yorum yöntemi kullanılarak söz konusu hükmün Anayasa'nın ilgili diğer hükümleriyle birlikte değerlendirilerek anlamlandırılması gerekir.

4. Bu bağlamda Anayasa'nın 153. maddesinde anılan hükme yer verilmesine rağmen 152. maddesinde:

"Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. [93]

Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır.

Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." hükmüne yer verilmiştir.

5. Görüldüğü üzere Anayasa'nın 153. maddesinin anılan hükmünde AYM kararlarının geriye yürüyemeyeceği hüküm altına alınmış olmasına rağmen 152. maddesinde somut norm denetimi sonucunda verilen iptal kararlarının geriye yürütülmesine izin verilmiştir. Anayasa'nın bu hükmünü yorumlayan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Danıştay bu hükmün sadece itiraz yoluna başvuran mahkeme yönünden değil, itiraz yoluna başvurmayan diğer tüm mahkemeler için de geçerli olduğunu kabul etmektedirler. Dolayısıyla AYM tarafından verilen iptal kararlarının geriye yürütülüp yürütülmeyeceği ile ilgili tek norm Anayasa'nın 153. maddesi olmayıp bu hususta anılan 152. madde hükmünün de dikkate alınması gerekmektedir.

5. Öte yandan Anayasa'nın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır." hükmüne yer verilmiştir. Anayasa'nın 138. maddesinin birinci fıkrasında da “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna, ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler.”denilmiştir. Buna göre hâkimlerin bir uyuşmazlığı çözerken ilk referans olarak ve öncelikle Anayasa'yı esas almaları ve Anayasa'ya aykırılığı saptanmış bir normun uygulanmasına izin vermemeleri gerekir. Anayasa'nın 153. maddesinin altıncı fıkrasında da "Anayasa Mahkemesi kararları ... yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." hükmü sevkedilmiştir. 7. Bütün bu hükümler birlikte ele alındığında Anayasa'nın 153. maddesinde belirtilen geriye yürümezlik kuralının sadece kesin hüküm hâlini almış hukuki durumlar yönünden geçerli olduğu bunun dışında bu kuralın, hukuk güvenliğini sağlamak gayesiyle getirildiği de nazara alındığında kesin hüküm halleri dışında iptal kararlarının geriye yürüyeceğinin kabul edilmesi gerekmektedir (TEZİÇ, Erdoğan, (2018). Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), 22. Bası, İstanbul: Beta, s.264, 265).

8. Nitekim Anayasa Mahkemesi de 12.12.1989 tarihli, E.1989/11, K.1989/48 sayılı kararında: "Anayasa'nın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararma göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur." demek suretiyle bu sonucu ulaşmıştır.

9. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 21.12.2021 tarihli ve E.2021/(22)9-157, K.2022/1180 sayılı kararında "...yapılan bu açıklamalara göre, somut norm denetimi yoluyla verilen Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır." demek suretiyle aynı görüşü benimsemiştir.

9. Somut olay bu çerçevede ele alındığında AYM'ce TMK'nın 713/2 fıkrasındaki "ölmüş" sözcüğünün 17.03.2011 tarihli ve E.2009/58, K.2011/15 sayılı kararıyla iptal edilmesine rağmen, bu hükmün Resmî Gazete'de yayımlanmasından önce Kanun'da belirtilen 20 yıllık sürenin dolduğu, dolayısıyla davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği yönündeki Sayın Çoğunluğun görüşüne iştirak etmek mümkün değildir. Zira davacının her şekilde taşınmazın adına tescilini sağlamak üzere mahkemeden tapu iptali ve tescili yönünde bir karar verilmesini sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu da dava konusu taşınmazın durumuna ilişkin hukuki ihtilafın devam ettiğini, bir başka ifadeyle taşınmazla ilgili kesinleşmiş bir hukuki durumun bulunmadığını göstermektedir. Dava konusu taşınmaza ilişkin olarak karar verecek yargı merciilerinin Anayasa'ya aykırılığı açıkça saptanmış bir kuralı Anayasa'nın 138. maddesi uyarınca uyuşmazlığa uygulayamayacağı açık olduğuna göre burada iptal kararının somut davada uygulanmayacağını söylemek, Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine aykırı düşecektir. 10. Açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekirken aksi yöndeki onama kararına iştirak edilememiştir.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/2333, K. 2026/1044, T. 17.03.2011, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2025-2333-e-2026-1044-k-407e747f9938