Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/4894 E. 2013/11590 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/4894
- Karar No
- 2013/11590
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, şirkete ait hastanede kardiyoloji uzmanı olarak çalıştığını, taraflar arasında yapılan anlaşma gereğince, davacıya aylık 15.000,00 TL sabit ücret ve yapmış olduğu aylık cironun 75.000,00TL'yi aşan kısmının %20 sinin prim olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığını, anılan primlerinin ve Nisan, Mayıs aylarına ilişkin ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek ödenmeyen ücret alacağının hüküm altına alınmasını istemiştir. Davalı, taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmeye göre, davacının aylık ücretinin, 1.250,00TLolduğunu, davacıya prim ödeneceğine ilişkin imzalanmış sözleşmenin bulunmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, aynı işyerinde ve benzer işyerlerinde aynı uzmanlıkta ve yakın kıdemde çalışan tanıklar ve tanık beyanları ile İl Sağlık Müdürlüğü emsal çalışanlara ilişkin ücret dökümlerine itibar edilerek, deneme dönemi olarak sayılabilecek dönemde davacının eşi ile birlikte davalı tarafça dosyaya sunulan iş sözleşmeleri kapsamında davalı şirket ile ... Özel Kalp Sağlık Hizmet Medical Sanayi ve Tic.Ltd.Şti. firmasında aynı organizasyon kapsamında, uzman hekim olarak aylık 5.000,00 TL ücret ve ayrıca aylık+ 75.000,00 TL üzerindeki cirolarının % 20 'si karşılığı çalıştıkları, davacının kendi katkısı ile 75.000,00 TL veya daha fazla davalı şirket cirosuna etkisi de ispatlanmamakla davacı tarafın, prim talebinin ispatlanamadığı, resen yapılan hesaplama ile aylığı 5.000,00 TL kabul edilen davacının ihtilafa konu edilen 53 gün karşılığı ücretinin ise (53x5000/30=) 8.833,00 TL olması gerektiği kanaati ile taleple bağlı kalınarak isteğin kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32’nci maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından ve özellikle ilgili meslek odasından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda; davacının alabileceği ücret miktarının belirlenmesi amacı ile İl Sağlık Müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen cevabi yazıda ortalama ücret tutarı ile ek ödeme tutarı belirtilmiş, Mayıs 2009 ayı için ortalama ücretin 1.636,51. TL, ek ödemenin 5.295,00 TL olduğu bildirilmiştir. Ancak, mahkemece Devlet memuru doktorun alacağı ücret ile özel hastanelerde çalışan doktorların alacağı ücretin farklı olabileceği dikkate alınmadığı gibi, bu miktarlar dahi esas alınmamıştır. Yapılacak iş; davacının ücretinin ne olabileceği yaptığı iş, branşı, meslekte ve davalı işyerindeki kıdemi, çalıştığı süreler ve çalıştığı şehir bildirilmek suretiyle ilgili meslek odalarından sorularak davacının ücreti belirlendikten sonra ödenmeyen alacakları hususunda sonucuna göre karar verilmektir. Mahkemece eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir. O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının davacıya iadesine, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.