Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2026/274 E. 2026/492 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/274
- Karar No
- 2026/492
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi EK KARAR TARİHİ : 09.12.2025 SAYISI : 2020/1484 E., 2025/944 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/983 E., 2020/200 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile müşterisi arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak kredi borçlusuna ait taşınmazlar üzerinde davalının yaptığı değerleme neticesinde ipotek konularak 500.000,00 TL tutarlı kredi kullandırıldığını, ancak kredi borcunun ödenmemesi üzerine açılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte davalı tarafından 748.000,00 TL olarak değerleme yapılan taşınmazların 170.587,11 TL olarak kıymet takdiri yapılarak belirlenen değer üzerinden satışın yapıldığını, davalının hatalı değerleme raporu nedeniyle yüksek miktarda kredi kullandıran müvekkilinin zarara uğradığını, yine kredinin tasfiye hesabına aktarıldığı tarihten itibaren işleyen faiz alacaklarının da tahsilinin gerektiğini, belirtilen nedenle fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla banka zararı ve faiz alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesin talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, raporun düzenlenmesi esnasında gerekli özen yükümlülüğünün yerine getirildiğini, sonradan tespit edilen değerlerin kendileri tarafından hazırlattırılan raporlar ile karşılaştırılmasının mümkün olmadığını, müvekkilince düzenlenen rapor tarihlerinin dikkate alınması gerektiğini, kendilerine başvuru yapılması için tüm hukuki yolların tüketilmesi gerektiğini, aciz vesikası alınması halinde kendilerine başvurulabileceğini, davacının müvekkilince düzenlenen bir kısım rapor tarihlerinden önce krediyi kullandırmış olup, taşınmaz değerlerinin kredi tutarının belirlenmesinde etkili olmadığının açık olduğunu, ipotek tarihlerinin de kredi tarihinden sonra olduğunu, zararlardan bankanın sorumlu olduğunu, raporlar ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunmadığını, kredi verilmesinde belirleyici olanın borçlunun ödeme gücünün olduğunu, hiçkimsenin kendi kusuru ile kendi aleyhine meydana getirmiş olduğu zararı başkasına yükletemeyeceğini, davacının ağır kusurundan dolayı tazminatın kaldırılması yahut indirilmesi gerektiğini, düşük kıymet taktirlerinin kesinleşmesinde davacının itiraz etmemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, zarar hesabının da hatalı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı banka ile davalı arasında imzalanan sözleşmeye göre dava dışı şirkete kullandırılacak kredilerin teminatı olarak tesis edilecek ipoteklerle ilgili taşınmazların kıymet taktirlerinin davalı şirkete yaptırıldığı, alınan ekspertiz raporuna göre dava dışı şirkete kredi kullandırıldığı, kredi borcunun ödenmemesi üzerine rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatıldığı, yapılan takip sonucunda taşınmazların kıymet taktirlerinin yapıldığı, icra müdürlüklerince yaptırılan ve kesinleşen kıymet taktirlerinin ekspertiz raporunda belirtilen değerlerden az olduğu, sözleşme ve sunulan delillere göre davacının uğradığı zararın kıymet taktiri ile belirlenen değerin kullandırılan krediden düşümü sonucunda belirlenen değer olduğu, bu değerin de talep edilenden fazla olduğu davadan önce usulüne uygun davalının temerrüde düşürülmediği kanaatine varılmakla asıl alacak yönünden davanın kabulüne, faiz yönünden davanın reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olmak üzere karar verilmiştir.
Bu karara karşı davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesince 09.12.2025 tarihindeki ek karar ile davalı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde, temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde HMK'nın Ek 1. maddesi gereği dava tarihinin dikkate alınması gerektiğinden temyiz taleplerinin miktardan reddinin hatalı olduğunu, müvekkili tarafından düzenlenen raporların hatalı olduğunun kabul edilemeyeceğini, somut tespit bulunmadığını, icra müdürlüğü dosyalarından aldırılan raporlar ile kıyaslanmasının mümkün olmadığını, düzenlenen raporların kesin nitelik taşımayıp muhtemel bir değer hesaplaması olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının müvekkiline başvurabilmesi için tüm hukuki yolları tüketerek, alacağını tahsil edememiş, aciz vesikasının alınmış olması gerektiğini, rapor tarihlerinden önce kredi sözleşmesinin limitinin belirlenerek kredi kullandırıldığını, raporlar nedeniyle zarar uğranıldığı iddiasının doğru olmadığını, davacının zararı ile müvekkil tarafından düzenlenen raporlar arasında illiyet bağı ulunmadığını, tüm sorumluluğun müvekkilline yüklenemeyeceğini, limit belirlemede müşterinin kredi değerliliğinin de etkili olduğunu ve bunun davacı yanca değerlendirilmesi gerektiğini, yeterli araştırma yapılmadığını, icra müdürlüklerindeki düşük ve hatalı kıymetlere itiraz etmeyerek raporların kesinleşmesine sebebiyet verdiğini, davacının da kusurlu olduğunu, zararın hatalı hesaplandığını, beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, gayrımenkul değerleme hizmet alımı sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
1.Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince ek karar ile davalı vekilinin temyiz başvurusunun temyiz kesinlik sınırının altında olduğu gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de, temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde 6100 sayılı HMK'nın EK 1/2. maddesinde 04.06.2025 tarihinde yapılan değişiklik ile "..341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır" şeklinde düzenleme yapıldığından, 26.12.2016 dava tarihi itibariyle davalı vekilinin temyiz istemine konu tutarın temyiz kesinlik sınırının üzerinde olduğu anlaşıldığından, Bölge Adliye Mahkemesi ek kararının kaldırılması ile esasa ilişkin inceleme yapmak gerekmiştir.
2.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Yukarıda 1 no'lu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin 09.12.2025 tarihli EK KARARININ KALDIRILMASINA, 2. 2 no'lu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Alınması gereken temyiz harcının mahsubu ile fazla yatırılan miktarın talep halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.