Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/2860 E. 2026/2016 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2860
- Karar No
- 2026/2016
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1692 E., 2025/879 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Tire 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/1 E., 2022/427 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 30.04.2018 tarihinde 2 adet adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesi imzalandığını, satış sözleşmelerine göre davacı şirket tarafından yapılacak ve müvekkili şirkete kalacak olan 1219 ada, 58 parselde kayıtlı 3. kat, 5 no.lu bağımsız bölümün davalı yana devri için 240.000,00 TL bedele anlaşıldığını, söz konusu 240.000,00 TL'nin ödeme planı olarak da 30.04.2018 tarihinde 120.000,00 TL ödeneceğinin ve 20 13... .000,00 TL bedel olarak tutulan Mercedes Vito marka bir aracın davacı şirkete devredileceğinin kararlaştırıldığını, aynı ada, parsel, 4. kat, 7 no.lu bağımsız bölümün davalı yana devri için 220.000,00 TL bedele anlaşıldığını, söz konusu bedelin 06.07.2018 tarihinde 120.000,00 TL'sinin ödeneceğini, kalan tutarın 09.07.2018 tarihinde de 2007 model BMW 5.20 D marka arabanın 100.000,00 TL bedel olarak tutulmak şartıyla davacı şirkete devredileceğini, tarafların toplam 460.000,00 TL üzerinden anlaştıklarını, davalı tarafından davacıya yapılan ödemelerin 342.500,00 TL olduğunu davalı yanca davacı şirkete herhangi bir araç devri yapılmadığını belirterek, Tire İcra Müdürlüğü'nün 2019/1361 sayılı dosyasında bilirkişi incelemesi ile belirlenecek 117.500,00 TL ve bu tutara bağlı feriler yönünden şimdilik 117.500,00 TL olmak üzere kısmen borçlu olmadığının tespitine, söz konusu takibin açıkça kötüniyetli olarak yapıldığından kısmen borçlu olmadığından tespit edilen tutarın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının temelden daire alma niyeti ile 2018 yılında peşin ödemeler yaptığını, aradan geçen 3 yıla yakın sürede davacının inşaata başlamadığını, davacı taraf ile iki sözleşme imzalandığını, dairelerin 30.09.2019 tarihinde teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, sözleşmelerde belirtildiği üzere 30.04.2018 tarihli sözleşme gereği 120,000,00 TL nakit 100.000,00 TL bedele mahsuben araç, 06.07.2018 tarihli sözleşme gereği 120.000,00 TL nakit ve 120.000,00 TL bedele mahsuben araç devri ve teslimi yapıldığını belirterek davanın ferileri ile birlikte reddini, kötüniyetli menfi tespit davacısı aleyhine alacak miktarının %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının 30.04.2018 tarihinde 117.500,00 TL, 09.07.2018 tarihinde 45.000,00 TL ve 75.000,00 TL olmak üzere toplam 120.000,00 TL ödeme yaptığının tarafların kabulünde olduğu, dinlenen taraf ve tanık beyanları ile davacı şirket yetkilisinin isticvap duruşmasındaki beyanlarına göre, davalı tüketicinin sözleşme gereği belirlenen tarihlerde araçları devretmek için davacı şirket yetkilisine baş vurduğu, davalı şirket yetkilisi ...'in sözleşmede araçların değeri belirlenmiş olmasına ve devralacağını taahhüt etmesine rağmen devrini almaktan kaçındığı, davalı tüketiciye BMW 5. 20... model aracın kendisi yerine kendisinin ticari ilişki içinde olduğu 3. şahıslara borçlarına mahsuben ve sözleşmedeki değer üzerinden ödeme yapıldığı kabul edilecek şekilde devri yönünde talimat verdiği, aracın bu doğrultuda dava dışı ... isimli şahsa bedelsiz olarak devredilmiş olduğu, davalı tüketicinin sözleşme gereği Mercedes Vito 110 5. 20... model aracı devretmek için davacı şirket yetkilisine başvurduğu, davacı şirket yetkilisinin aracın zilyetliğini devraldıktan sonra noterde devralmadan önce nakite ihtiyacı olması nedeniyle aracın 65.000,00 TL karşılığında davacı şirket yetkilisine verildiği, 65.000,00 TL'nin davacı şirket yetkilisine davalı tarafından ödenmiş olduğu, davacı şirket yetkilisi ...'in isticvap duruşmasındaki beyanında nakde ihtiyacı olduğunu beyan ettiği, bu halde davacı şirket yetkilisinin nakde olan ihtiyacını gerekçe olarak gösterip araçlardan birinin kendisinin gösterdiği 3. kişi ...'e devrini istemesinin diğerinin ise bir bedel karşılığında davalının kendisine vermesini davalıdan istemesinin ve satıştan elde edilen bedellerin hesabına gönderilmesiyle nakit ihtiyacını gidermesinin, buna karşılık yapılan araç bedeli havalelerini sözleşmede kararlaştırılan bedellerin ödenmesi şeklinde kabul edileceğinin dosyadaki diğer delillerle ve hayatın olağan akışıyla uyumlu olduğu, BMW marka aracı davalıdan devralan ve davacı şirkete 40.000,00 TL ödeme yaptığı tarafların kabulünde olan davacı tanığı ...'in tarafları tanımadığı yönündeki gerçeğe aykırı olduğu anlaşılan beyanına itibar edilemediği, davalının araçları sözleşmede belirlenen bedellerin yarı fiyatına kendi iradesiyle satarak yüksek miktarlı bakiye borç kaldığını bildiği halde satış bedellerini davacı şirket yetkilisinin hesabına havale etmesinin hayatın olağan akışıyla uyumlu olmadığı, davacı şirketin TTK hükümleri gereği basiretli bir tacir gibi hareket etmesi, TMK dürüstlük kuralına uygun davaranması gerektiği, sözleşme yaparken araçların bedelini açıkça belirleyen ve bu bedeller üzerinden davalı ile anlaşıp satış bedellerini teslim alan ve bunları ticari işlerinde kullanan davacı şirketin sözleşmenin ifası sırasında araçların bu bedeli etmeyeceğini iddia ederek araçları teslim almaktan kaçınmasının ve nakit ihtiyacını davalıya bu araçları çok kısa sürede değerinin altına fiyatlara 3. kişiye sattırarak karşılamasının TTK'nın, TBK'nın ve TKHK'nın hükümleriyle ve hukukun temeli olan dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı, diğer taraftan harici satış sözleşmesi gereği bedelleri tahsil eden davacının teslim borcu doğduğunda sözleşmenin şekle aykırı olduğu gerekçesiyle geçersiz olduğunu ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırılık oluşturup hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu, bu durumun hukuk düzenince korunamayacağı, bu sebeple taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli kabul edilmesinin davalı tüketicinin sözleşme gereği üstlendiği edimler olan 120.000,00 TL ve 117.500,00 TL olmak üzere nakit ödeme yükümlülüklerini büyük ölçüde yerine getirdiği ve araçları sözleşmede belirlenen bedeller üzerinden teslim etme edimlerini ifa ettiği, davacı şirketin ise üstlendiği 5 ve 7 bağımsız bölüm no.lu daireleri teslim borcunu yerine getirmediği, bu halde davalı tüketicinin sözleşmeden dönmekte haklı olduğu, dosya kapsamından sözleşme gereği daireleri teslim borcunu yerine getirmeyen davacı şirketin davalının sözleşmeden dönmeye ilişkin ihtarnamesinin tebliğinden itibaren aldığı ödemeleri ve araç bedellerini sözleşmede belirtilen değerler üzerinden iade borcunun doğduğu, davacının tacir olduğu, Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 21/1. maddesi gereğince tüzel kişi tacirin her türlü iş ve işleminin ticari olmasının asıl olduğu, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 1. maddesi gereğince Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde miktarı sözleşmeyle tespit edilmemişse, davacının tacir olması nedeniyle 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizi'ne ilişkin Kanun'un 2/II. maddesi gereği davacının Merkez Bankası kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı üzerinden faiz talep edebileceği, bu sebeple davalının başlattığı icra takibinde ticari faiz talep etmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, bu sebeple sözleşeme gereği yaptığı ödemelerin ihtarnamede belirtilen süre içinde yapılmamış olması nedeniyle davalı tarafça başlatılan icra takibinin kesin delil niteliğinde olan davalı asilin 2.5000,00 TL eksik olacak şekilde 117.500,00 TL olarak ödemeyi talep etmediği ve bu ödemeyi 120.000,00 TL olarak yapıldığını kabul etmediğine dair yemini nedeniyle ispatlanamayan 2.500,00 TL'lik kısım hariç haklı olduğu, davacı tarafça kısmen borç bulunmadığı iddiasıyla açılan bu davanın da 2.500,00 TL'lik kısım hariç haksız olduğu gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; taşınmaz satış veya satış vaadi sözleşmelerinin resmi şekil şartına tabi olduklarını ve adi sözleşme konusu edimlerin yerine getirilmemesi halinde tarafların ancak verilenleri sebepsiz sözleşme hükümlerine göre geri isteyebileceklerini, müvekkiline davalı tarafından, taraflar arasında akdedilen 30.04.2018 tarihli sözleşmeye istinaden yapılan ödemelerin toplam 342.500,00 TL olduğunu, davalı yanca müvekkili hakkında başlatılan Tire İcra Müdürlüğü'nün 2019/1361 E. sayılı dosyasında ise asıl alacağın 460.000,00 TL olup takibe konu tutarın 532.216,00 TL olduğunu, davalı yanın sözleşmeye konu araçlar ile ilgili olarak ileri sürmüş olduğu iddiaların ispat yükünün davalı yanda olduğunu, davalı yanın söz konusu araçlara ilişkin, sözleşmedeki değerleri baz alınmak suretiyle müvekkilinin gösterdiği kimselere araçların devrinin yapıldığını iddia etmiş ise de, iddiasını ispatlayamadığını, bu hususa ilişkin hiçbir delil ibraz edemediğini, ayrıca bu hususta müvekkilinin isticvap edildiğini, ancak mahkemece ispatlanamayan bu husus ile ilgili olarak, dosyada soyut iddialar dışında hiçbir delil olmamasına rağmen davanın reddedildiğini, Bölge Adliye Mahkemesi'nin de istinaf sebeplerini dikkate almadığını, muhtelif tarihlerde davalı yanca yapılan ödemelerin 342.500,00 TL olmasına karşın davalı yanca takip konusu yapılan meblağın 532.216,00 TL olduğunu, müvekkilinin kısmen menfi tespit talebinin kabulünün gerekeceğinin açıkça anlaşıldığını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.