Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2025/10161 E. 2026/3343 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 5. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/10161
- Karar No
- 2026/3343
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/927 Esas, 2025/1023 Karar KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/86 Esas, 2024/44 Karar
Taraflar arasındaki uygulama kadastro tespitine itiraz ve taşınmazın adına tescili olmadığı takdirde tapu kaydının hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilli tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Eskişehir Gezici Kadastro Mahkemesinin 1954/551 Esas, 1956/436 Karar sayılı kararıyla, Eskişehir ili, ... ilçesinde bulunan 925 parsel sayılı taşınmazın müvekkilinin babası ... adına tescil edildiğini, daha sonra 23.07.1986 tarihli ve 243 yevmiye nolu satış işlemiyle müvekkili ... adına tescil edildiğini, müvekkiline ait taşınmazın 16.07.2019 tarihli ve 665 yevmiye numarasıyla 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/A maddesi gereğince yenilemenin tescili işlemiyle ... Mahallesi 9 22... parsel numarası ile mera vasfı ile kamu malı olarak tescil olduğunu, Devlet tarafından 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi uyarınca yapılan bu kadastro yenileme çalışmaları neticesinde taşınmazların bir kısmında, daha önceden yapılan kadastro çalışmalarının hatalı yapıldığı ve yüzölçümlerinin doğru hesaplanmadığının ortaya çıktığını, 3402 sayılı Kanun'a göre, taşınmazı kadastro çalışmaları yapılmadan önce satın alan kişilerin, 4721 sayılı Kanun’un 1023 üncü madde gereğince “Tapu sicilindeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımın korunduğunu," müvekkilinin babasına ait olup 70 yıl süreyle ailede kayıtlı bir taşınmazı satın aldığını, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu belirterek, öncelikle tapu kaydının iptali, olmazsa 3402 sayılı Kanun'un 22/A gereği yenileme sonucu uğranılan zararın, Devlet tarafından tazmini için şimdilik 10.000,00 TL'nin müvekkiline verilmesi istemiyle dava açmıştır.
II. CEVAP Davalı ... temsilcisi cevap dilekçesinde;davanın zamanaşımı ve esastan reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın tapu kaydının iptali ve adına tescil isteğinin reddine, tazminat istemi yönünden ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki iddiaları tekrar edip, ayrıca müvekkilinin davaya konu taşınmazı yıllarca kavaklık olarak kullandığını, 07.07/2023 tarihli keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler ... ve tanık ... ...’ün bunu doğruladığını, çekişmeli taşınmaz hakkında ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/37 Esas, 1998/11 Karar sayılı kararında da aynen "Davacının tapunun sahife 918 Cilt No:5 Yevmiye No: 243 İktisap tarihi 23.7.1986 olan ... İlçesi ... köyü Pafta:9, Parsel No:918'de kayıtlı 7.000 m²lik taşınmazın sahibi olduğu hususunda uyuşmazlık yoktur." denildiğini, anılan kararda detayları ile açıklandığı üzere söz konusu taşınmazın tapuda tarla olarak davacı müvekkil adına kayıtlı olduğunu, söz konusu karardan anlaşılacağı üzere taşınmazın davacı müvekkile ait olduğunun açıkça ortada olduğunu, bir arazi kadastro müdürü, bir fen kontrol memuru ve bir teknisyence imzalanmış ... Mahallesine ait 17.12.1952 tarihli haritada da görüleceği üzere ... Nehri'ne uzak bir noktada olduğunu, haritada önceden 925 numaralı parsel olarak, tapuda da görüleceği üzere ... Mahallesi sınırları içerisinde olan taşınmazın daha sonra yapılan kadastro çalışmaları sebebiyle, ... Mahallesi sınırları içerisinde 9 22... parsel numarası ile güncellendiğini, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/31 Esas, 2001/32 Karar sayılı ilamlı dosyasında yapılan hatalı kadastro çalışmaları neticesinde ortaya çıkan sonuçların müvekkilin kendisinin sonradan ikame etmiş olduğu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/21 Esas, 2003/01 Karar sayılı ilamında da delil olarak kullanılması neticesinde müvekkilin taşınmazı mera olarak tescil edildiğini, müvekkilinin tarla tapulu taşınmazı ve sözü edilen mera aynı yerde değil farklı konumlarda bulunduğunu, farklı konumlarda olan mera ve müvekkile ait tarlanın birbirine karıştırılarak yapılan kadastro çalışması neticesinde müvekkilinin hak kaybına uğradığını, tazminat talepleri yönünden ise yerel mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de 16.07.2019'da tapu kayıtlarında da görüleceği üzere yenilemenin tescili işleminin yapıldığını, zamanaşımı süresinin işbu yenilemenin tescili işlemi ile birlikte yeniden işlemeye başladığını, mahkemece, bu durumun ve 26.01.2024 tarihinde beyan ettikleri hususların gerekçeli kararda hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, eksik incelemeyle karar verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamından; 1954 yılında yapılan tesis kadastrosu sırasında Eskişehir ili, ... ilçesi, ... köyü 705 parsel sayılı 2.175.250 m² yüzölçümündeki taşınmazın tapu kaydı uygulanarak ... ... ve ortakları adlarına tespit edildiği, itiraz üzerine Eskişehir Gezici Kadastro Mahkemesinin 1954/551Esas,1956/436 Karar sayılı kararı üzerine ifrazen 7.000,00 m² yüzölçümlü kesiminin ... adına tapuya tescil edildiği, 23.07.1986 tarihli ve 243 yevmiye nolu satış işlemiyle davacıya geçtiği, ... Köyü Tüzel Kişiliği tarafından 01.09.1998 tarihli dilekçeyle mera iddiasıyla dava açıldığı, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/31 Esas, 2001/32 Karar sayılı kararıyla 925 parselin tapu kaydının iptaline mera niteliği sınırlandırılmasına karar verildiği, temyiz incelemesinden geçerek 24.10.2002 tarihinde kesinleştiği, davacının 10.12.2002 tarihli dilekçeyle; 925 parsele ilişkin Eskişehir Gezici Kadastro Mahkemesinin 1954/551 Esas, 1956/436 sayılı kararıyla adına tescil hükmü kurulduğu halde tapu iptali tescil davasında yerel bilirkişi beyanlarına itibar edilerek mera yapıldığını aynı yere ilişkin çelişik iki karar bulunduğunu belirterek mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 445/10 maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi istemiyle dava açtığı, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.01.2003 tarihli ve 2002/21 Esas, 2003/1 Karar sayılı kararıyla “teknik bilirkişiler tarafından pafta zemin uygulandığında 925 parselin ... Köy Tüzel Kişiliğine ait merayı okuduğunu, 925 parselin eski ... Nehri yatağında görüldüğünü, davacının fiilen kullandığı yerin ise bu taşınmazın daha güneyinde kalan kavaklık olduğunu, fen bilirkişiler ... ve ... tarafından düzenlenen 14.07.1999 tarihli raporda da “...’e ait kavaklığın 925 parselle ilgisinin olmadığını, bunun 1958 yılında yapılan ifrazın grafik kadastro paftasına hatalı işlenmesi sonucu yanlış teşhis yapıldığını, grafik haritaların araziye uygulanabilirliğinin zorluğundan olan yanlışlığından kaynaklandığının” belirtildiği, bu durumda her iki mahkeme kararı arasında çelişki olmadığı, çelişkinin 925 parselin yapılan ifrazdan sonra paftasına yanlış olarak işaretlenmesinden kaynaklandığı, her iki kararda da 925 parselin mülkiyenin davacıya ait olduğunu belirtildiği, yargılamanın yenilenmesi koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği, 2019 yılında 3402 sayılı Kanun’un 22 nci maddesi uyarınca yapılan güncelleme çalışmaları sırasında ... ilçesi ... Mahallesi ... (...) mevkii 7.000,00 m² yüzölçümlü 925 parsel sayılı taşınmazın 7.000,40 m² yüzölçümüyle 9 22... parsel numarasını aldığı, 22.05.2019-20.06.2019 tarihleri arasında ilan edildiği, itiraz edilmediğinden kesinleşmekle tapuda infazının yapıldığı, davacının bu kez 19.04.2021 tarihli dilekçeyle “... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 30.01.20 03... /21 Esas-2003/1 Karar sayılı kararının gerekçesinde fen bilirkişiler ... ve ... tarafından düzenlenen 14.07.1999 tarihli raporda ...’e ait kavaklığın 925 parselle ilgisinin olmadığını, bunun 1958 yılında yapılan ifrazın grafik kadastro paftasına hatalı işlenmesi sonucu yanlış teşhis yapıldığını, grafik haritaların araziye uygulanabilirliğinin zorluğundan olan yanlışlığından kaynaklandığının” belirtildiğini, bu durumda her iki mahkeme kararı arasında çelişki olmadığını, çelişkinin 925 parselin yapılan ifrazdan sonra paftasına yanlış olarak işaretlenmesinden kaynaklandığını, her iki kararda da 925 parselin mülkiyenin davacıya ait olduğu belirtildiğinden anılan karar uyarınca Kadastro Müdürlüğü tarafından yapılan hatanın kaldırılmasını, 925 parselin yerinin işaretlenmesini, parsel üzerindeki mera şaibesinin kaldırılarak müvekkili adına tescil edilmesi istemiyle dava açtığı, Eskişehir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/255 Esas, 2013/15 Karar sayılı ilamıyla Fen bilirkişi İbrahim Kurdoğlu tarafından düzenlenen asıl ve ek raporlarda 705 parselin Eskişehir Gezici Kadastro Mahkemesinin 1954/551 Esas, 1956/436 Karar sayılı kararıyla ifraz edilerek 7.000,00 m² yüzölçümlü kesiminin 925 (yeni 9 22... ) parsel numarasını aldığı, ifraz belgeleri, kadastro ve güncelleme paftaları, 19 50... tarihli hava fotoğraflarının incelendiği, 19 50... tarihli hava fotoğraflarında davalı yerin ... Nehri yatağında kaldığı, 925 parselin paftasına yanlış işaretlendiğine dair herhangi bir kanıtın bulunmadığının belirtildiği, davacının taleplerinin yargılamanın yenilenmesine ilişkin ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.01.20 03... /21 Esas, 2003/1 Karar sayılı dava dosyasındaki taleplerle aynı olduğu gerekçesiyle davanın kesin hüküm yönünden reddine karar verildiği, istinaf edilmeksizin 11.02.2023 tarihinde kesinleştiği, bunun üzerine davacının belirtilen sebeplerle istinafa konu davayı açtığı anlaşıldığı, hükme dayanak yapılan harita mühendisi ... 17.07.2023 tarihli raporda; 9 22... parselin fiili olarak ırmak yatağında kaldığını, dava edilen yerin Eskişehir 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/255 Esas, 2013/15 Karar sayılı ilamına konu yer olduğunu, davacının ekli krokide A ile işaretlenen eski ırmak yatağından tescil harici alanda kalan ve A ile işaretlenen yerin mera parseline dönüştürülmesi gerekirken sehven babasından aldığı 925 parselin dava konusu edilerek mera parseline dönüştürüldüğünü iddia etmiş davacının çekişmeli taşınmazın kadastro paftasına yanlış tersim edildiği ileri sürülerek açılan hatalı tersimatın iptali isteğiyle açtığı dava, Eskişehir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/255 Esas, 2013/15 Karar sayılı ilamıyla“925 parselin paftasına yanlış işaretlendiğine dair herhangi bir kanıtın bulunmadığı, davacının taleplerinin yargılamanın yenilenmesine ilişkin ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 30.01.2003 tarihli ve 2002/21 Esas, 2003/1 Karar sayılı dava dosyasındaki taleplerle aynı olduğu” gerekçesiyle davanın kesin hüküm yönünden reddine karar verilmiş olup, istinaf edilmeksizin 11.02.2023 tarihinde kesinleşmiş, anılan kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 303 üncü maddesi uyarınca davacıyı bağlayacağı, davacının 925 parselin tersimatının hatalı yapıldığı yönündeki iddiasının kesin hüküm sebebiyle dinlenmeyeceğinden davacının 925 parselin tapu kaydının iptali ve adına tescil isteğinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacının terditli tazminat talebine gelince; 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesine (818 sayılı 2613 Borçlar Kanunu’nun 125 inci maddesine) göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerektiği, Anayasa Mahkemesinin 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2014/6673 başvuru numaralı ve 25.07.2017 tarihli ... Kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararı nazara alındığında; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK) kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hâle gelmiş olup Hukuk Genel Kurulu karar tarihi olan 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolanlar açısından makul süre içinde 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayanılarak dava açılması gerektiği buna göre, 10 yıllık zamanaşımı süresi ve YHGK'nun karar tarihinden itibaren makul süre de dolduğundan davanın dinlenemeyeceğini somut olayda ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/31 Esas, 2001/32 Karar sayılı kararıyla 925 parselin tapu kaydının iptaline mera niteliği sınırlandırılmasına karar verildiği, temyiz incelemesinden geçerek 24.10.2002 tarihinde kesinleştiği, tapu iptali ve tescile ilişkin ilamın kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık süre ve makul süre dava tarihi itibarıyla çoktan dolmuş olup, davalı ... de süresinde zamanaşımı definde bulunduğundan zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesinde de isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir.
C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, uygulama kadastro tespitine itiraz ve taşınmazın adına tescili olmadığı takdirde tapu kaydının hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
2. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.