Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2024/3164 E. 2024/10708 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
5. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/3164
Karar No
2024/10708
Karar Tarihi

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 39. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1047 Esas, 2023/539 Karar DAVA TARİHİ : 22.03.2018 KARAR : Düzeltilerek yeniden esas hakkında verilen karar İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/157 Esas, 2021/309 Karar

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin asıl ve birleştirilen davalarda yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleştirilen davaların kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun davacılar yönünden kabulüne, davalı idare yönünden kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı idare vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince, miktar veya değeri her paydaş için 238.730,00 TL'yi geçmeyen davalara ilişkin olarak Bölge Adliye Mahkemesi kararları kesin olup bu kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Birleştirilen dosya davacısı ... dışında kalan davacıların paylarına ilişkin bedeller Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kaldığından birleştirilen dosya davacısı ... dışında kalan davacıların payları yönünden davalı idare vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı idarenin birleştirilen dosya davacısı ... payı yönünden gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekilleri dava dilekçelerinde özetle; dava konusu İstanbul ili, ..., Ayazağa Mahallesi 338 parsel (eski 1 parsel) sayılı taşınmazda murislerinin hissedar olduğunu, dava konusu taşınmazın davalı idare tarafından kamulaştırma yapılmadığı hâlde fiilen kullanıldığını belirterek taşınmaz bedelinin davalı idareden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; idareleri adına tescil edilmiş taşınmaz için tapu iptali ve tescil kararı olmadan böyle bir davanın açılmasının mümkün olmadığını, söz konusu parselin 221 sayılı Kanun uyarınca hükmen idareleri adına tescil edildiğini, dava konusu taşınmaza fiilen el atma tarihinin Sultan 2.Abdülhamit Han döneminde olduğunu, 1900-1902 yılları arasına denk geldiğini, kadastro tespiti ile mülkiyet hakkı 221 sayılı Kanun yürürlük tarihinden sonraki bir tarihte kazanılması nedeniyle 221 sayılı Kanun'u devre dışı bırakarak kadastro malikine hak düşürücü süreye tabii olmaksızın tazminat hakkının verilmesinin izah edilemeyeceğini, dolayısıyla 221 sayılı Kanun ile 1956 yılından önce fiilen amme hizmetine tahsis edilen taşınmazların kamulaştırıldığı kabul edilerek tasfiye edildiğini, yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'ndaki olağan ve olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süreleri de açılan dava bakımından geçtiğini, parsellerin kültür varlığı olarak tescil edildiği de bildirildiğinden huzurda açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleştirilen davaların kabulü ile taşınmaz bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri Davalı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; yapı bedeli arsa bedeline ilave edilerek toplam bedel üzerinden hüküm vermesi ve nispi vekâlet ücreti ile nispi harca hükmetmesinin hatalı olduğunu, birleşen İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/222 Esas sayılı dosyasına ait dava dilekçesi ve birleştirmeye dair gerekçeli kararının taraflarına tebliği sağlanmadan usul ve kanuna aykırı olarak yargılamaya devam edilerek karar verildiğini, idarenin mülkiyet hakkı hükmen tescil yönündeki mahkeme hükmünden önce doğmuş bir hak olup yolsuz tescilin söz konusu olmadığını, zamanaşımı süresi dolmuş olduğundan müvekkili idareye husumet yöneltilemeyeceğini, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, dava konusu taşınmazın 221 Sayılı Kanun’un 1 inci maddesindeki “tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılır” hükmü gereğince 1902 tarihi itibarı ile idare adına kamulaştırılmış sayıldığını, 221 sayılı Kanun uyarınca davanın reddi gerektiğini, taşınmaza 1956 yılı öncesi el atıldığını, kamu malı niteliğinde olan vakıf mallarının özel mülkiyete konu olamayacağını, taşınmazın hayrat niteliğinde olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın 02.06.1969 tarihli kadastro tutanağına göre ilk defa senetsizden murisler adına tespit gördüğü ve 1970 yılında tapuya hükmen tescil edildiği, her ne kadar davalı tarafından 221 Sayılı Kanun uyarınca açılan dava sonunda bu parselden ifrazen oluşan 338 sayılı 534,00 m²lik kısmın 1956 yılından önce su isale hattı olarak amme hizmetine tahsis edilip kullanıldığı gerekçesiyle 221 Sayılı Kanun uyarınca davalı idare adına su isale hattı niteliği ile 05.03.1975 tarihinde tescil görmüş ise de davaya konu taşınmaz hakkındaki yargılamanın dönemin maliki murisler davalı gösterilmeksizin hasımsız olarak yürütülüp karara bağlanması nedeniyle bu tescilin yolsuz tescil niteliğinde olduğu, edinim tarihine göre dava konusu taşınmaza 09.10.1956 tarihinden sonra el atılmış olması nedeniyle dava konusu taşınmazın 221 sayılı Kanun'un 1 inci maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği ve anılan Kanun'un 4 üncü maddesinde yer verilen hak düşürücü sürenin uygulama yeri bulamayacağı gibi 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na (2942 sayılı Kanun) eklenen Geçici 6 ncı maddeyle 09.10.1956 tarihi sonrasında kamulaştırma yapılmaksızın kamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti ve hak sahiplerine ödenmesi düzenlendiğinden Anayasa Mahkemesince mülkiyet hakkını ihlâl eder nitelikte görülerek iptal edilen 2942 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi uyarınca davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi yönündeki istemin de yerinde olmadığı, arsa niteliğindeki taşınmaza mahallinde yapılan keşif sonucu emsal karşılaştırması yapılarak değer biçen usul ve kanuna uygun olarak düzenlenen bilirkişi raporuna göre el atma bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru olduğu gibi hükmedilen bedelin de adil ve hakkaniyete uygun olduğu, davalı vekilinin birleştirme kararlarından sonra duruşmalara katılıp beyanda bulunduğu, bilirkişi ek raporunda asıl ve birleşen dosyalardaki taleplerin incelenip değerlendirildiği, bu ek raporun davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekilinin de ek rapora itiraz dilekçesini dosyaya ibraz ederek savunma hakkını kullandığı anlaşıldığından davalı vekilinin sair istinaf itirazları yerinde değil ise de dava konusu taşınmazın idare adına 1975 yılında tapuya tescil edildiği, taşınmaz üzerindeki yapı için bilirkişilerce % 15 yıpranma payı belirlendiği, Aşınma Paylarına İlişkin Oranları Gösteren Cetvel'de bu oranının çelik karkas ve betonarma karkas yapılar için 11-15 yaş aralığına denk geldiği, bu durumda ilgili yapının taşınmaz idarenin tasarrufundayken yapıldığı ve anılan binanın davacılarca yapıldığının da iddia ve ispat edilmediği nazara alındığında bina değerini de tazminat hesabında nazara alan bilirkişi raporuna göre ve asıl dava ile birleşen İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/222 esas sayılı dosyasında davacılar vekilinin ıslah dilekçesinde yapı değeri nazara alınmadan sadece arsa değeri ile davacıların tapu ve veraset ilamlarındaki paylarına uygun şekilde hesaplama yapılıp, belirlenen değerleri aşmayacak şekilde talepte bulunulduğundan anılan dosyalardaki davacılar payı yönünden davanın kabulü yerinde görülmüş, buna mukabil birleşen 2019/57 Esas sayılı dosyada davacı ...'ın payına düşen tazminat bedeli ise murislerinden Adalet Mengili'nin terekesi veraset ilamında 1344 pay olarak kabul edilmiş olup, davacı aynı ilamda 96/1344 oranında hak sahibi gösterildiğinden, bu muristen davacıya düşen payın 27.382,45 TL olduğu, muris Muradiye Ongun'dan davacıya düşen 191.677,13 TL olup davacının her iki muristen aldığı toplam pay ise 219.059,58 TL edeceğinden bu davacı yönünden açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış, harç ve vekâlet ücretinin maktu olarak belirlenmesi gerekirken nispî olarak tespiti hatalı olduğu gibi, dava konusu taşınmaz tek olup asıl dava ile birleştirilen dava tek bir hukukî nedene dayalı olarak açıldığından davacılar lehine tek vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken, asıl ve birleştirilen dava yönünden ayrı ayrı vekâlet ücreti takdir edilmesi doğru görülmediğinden İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmuştur.

V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri Davalı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf başvuru dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı tapu malikleri ile davalı idare arasında kamulaştırmasız el atılan taşınmazın değerinin biçilmesi ve bedelinin sorumlu idareden tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir: “... Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibarıyla gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine men'i müdahale davası açmağa hakkı olduğuna; ancak dilerse bu fiili duruma razı olarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulünün bedelinin tahsilini de dava edebileceğine ve isteyebileceği bedelin de mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki bedel olduğuna 16.05.1956 tarihinde ilk toplantıda ittifakla karar verildi.” 3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1954/1 Esas, 1956/7 Karar sayılı kararı ile “... Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, gayrimenkulünün bedelinin tahsiline ilişkin olarak, gayrimenkulünü yola kalbeden hükmü şahsiyeti aleyhine açacağı bedel davasında müruruzamanın mevzuubahis olamayacağına ve bu itibarla da hadisede Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinin tatbik kabiliyeti bulunmadığına ...” karar verilmiştir. 4. 2942 sayılı Kanun'un 11 nci maddesi.

3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; dava konusu taşınmazın geldisi olan eski 1 parsel sayılı taşınmazda davacıların murislerinin 1970 yılında hükmen malik olmasından sonra, İstanbul Sular İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılıp, 1971/1046 Esas, 1973/1080 Karar sayılı dosya üzerinden hasımsız olarak görülen dava neticesinde, 221 sayılı Kanun hükümleri uyarınca idare adına tesciline karar verildiği anlaşılmıştır. 3. Dava konusu taşınmazın gerek tapudaki ilk tesis tarihinin 1970 yılı olması, gerekse de İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1971/1046 Esas, 1973/1080 Karar sayılı hükmen tescil davasının kayıt maliklerinin davada taraf olarak bulunması sağlanmaksızın hasımsız olarak görülüp 221 sayılı Kanun hükümleri uyarınca idare adına tescil edilmiş olması dikkate alındığında, dava konusu taşınmazın usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın idare adına tesciline karar verildiği ve somut olayda kamulaştırmasız el atma olgusunun gerçekleştiğinin kabulü doğrudur. 4. Arsa niteliğindeki dava konusu taşınmaza 2942 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. 5. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davalı idare vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; A. Davalı İdare Vekilinin Birleştirilen Dosya Davacısı ... Dışında Kalan Davacılara İlişkin Temyizi Yönünden; Davalı idare vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddine,

B. Davalı İdare Vekilinin Birleştirilen Dosya Davacısı ...'a İlişkin Temyizi Yönünden; Davalı idare vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Davalı idareden peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,26.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2024/3164, K. 2024/10708, T. 26.12.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-5-hukuk-dairesi-2024-3164-e-2024-10708-k-00fd01c2e067