Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2024/14131 E. 2025/11482 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 5. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/14131
- Karar No
- 2025/11482
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 39. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1699 Esas, 2024/1622 Karar KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Küçükçekmece 7. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/57 Esas, 2024/164 Karar Taraflar arasındaki kamulaştırma bedelinin geç ödenmesine dayalı munzam zarar istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... ili, .... ilçesi, .... Mevkii, ... pafta, ... parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu ve taşınmaza filli olarak el atıldığını, 06.10.2016 tarihinde davalı ... aleyhine Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/492 Esas sayılı dosyasında el atma davası açıldığını ve 01.12.2017 tarihinde 2017/521 Karar sayılı karar ile davanın reddedildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2018/559 Esas, 2019/4377 Karar sayılı ilamı ile ilk derece ilamının ortadan kaldırıldığını, İlk Derece Mahkemesinde 2019/633 Esas sayılı dosyası ile yeni esas alarak 1.574.000,00 TL kamulaştırmasız el atma bedeli tespit edilerek 2021/2 Karar sayılı ilam ile tazminata karar verildiğini, 06.06.2022 tarihinde verilen kararın kesinleştiğini, ilamın icrası için Bakırköy 13. İcra Müdürlüğü'nün 2021/5703 Esas sayılı dosyasında ilamlı icra takibinin açıldığını, % 9 yasal faiz üzerinden 916.881 TL faiz işletilerek ödeme yapıldığını, hukuk davasının 8 yıl sürdüğünü ve enflasyon karşısında alacağın eridiğini ve müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, açıklanan nedenlerle açılan munzar zararın davalı idareden tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yüksek enflasyonun bilinen bir olgu olduğunu, bu nedenle oluşan ve bilirkişi kurulu tarafından belirlenen munzam zararın tahsiline karar verilmesi gerektiğini, bu hususa ilişkin Anayasa Mahkemesinin örnek kararlarının bulunduğunu, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ve işletilen yasal faizin fahiş zarara neden olduğunu ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu edilen zararın yasal dayanağını oluşturan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 122 nci (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 105. maddesi) maddesine göre, borcun ödenmemesi veya geç ödenmesi nedeniyle alacaklı –geçmiş günler için öngörülen faizle karşılanamayacak bir zarara uğramış ise, borçlu, geç ödemeden dolayı kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlamadıkça bu zararı da karşılamak zorunda olup Kanun bu hüküm ile alacaklıya temerrüt faizini aşan zararını borçludan isteme olanağı tanımış ise de; bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği gibi zarar kanıtlandığı takdirde borçlu, ödemenin geç yapılmasında kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlaması halinde ise bu zararı ödeme yükümlülüğünden kurtulabilir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2017/17121 Esas, 2019/604 Karar sayılı içtihadında da değinildiği gibi; "Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi yada ödenmemesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiştir. Diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi karineden istifade etme olanağı yasal olarak mevcut değildir. davacı; para alacağını zamanında tahsil etmesi halinde ne şekilde kullanacağını, paranın zamanında verilmemesi nedeniyle faiz dışında ne gibi maddi zararlarının oluştuğunu; somut delilerle ispat edemediğinden munzam zarar istemine ilişkin davanın reddi yerine yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi, doğru görülmemiştir." Öte yandan, "...6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 194 üncü maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır..." Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceği gibi ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz...Hâl böyle olunca, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekmekte olup kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemeyeceğinden. (Yargıtay HGK.'nun 29.03.2022 tarihli ve 2021/11-938 Esas, 2022/401 Karar sayılı ilamı) dava konusu olayda da bu kararda belirtildiği şekilde zarar olgusunun ispat edilmediği nazara alınarak davanın reddine yönelik kararda bir isabetsizlik görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken dava açıldığı tarihte yürüklükte bulunan hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.