Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2025/6688 E. 2026/314 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6688
Karar No
2026/314
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/712 E., 2025/85 K.

Mahkeme kararı davacılar vekili ve davalı ... ile davalı ...Ş vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalıların işleteni, sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu aracın, davacıların oğlu ...'na çarpması sonucu ölümlü kaza meydana geldiğini, kazada davalı sürücünün ağır kusurlu olduğunu, davacıların ölen çocuklarının gelecekteki desteğinden mahrum kaldıklarını ve manevi açıdan da zarar gördüklerini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi tazminatın ve 80.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş; yargılama sırasında ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini davacı ... yönünden 59.107,07 TL'ye ve diğer davacı ... yönünden 32.781,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu kaza nedeniyle davalı sürücünün kusuru bulunmadığı için ceza davasında beraatine karar verildiğini, bu nedenle davalı tarafa atfedilebilecek bir kusur bulunmadığından davalıların zarardan sorumlu olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ...Ş vekili cevap dilekçesinde; davalı şirket tarafından davacıya dava tarihinden önce 4.141,22 TL ödeme yapıldığını ve yapılan bu ödeme ile davalı şirketin sorumluluğunun sona erdiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davalı şirketin bakiye limitle sınırlı biçimde ve sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında zarardan sorumlu olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 29.04.2014 tarih, 2011/168 Esas ve 2014/234 Karar sayılı kararı ile davaya konu kazada davalı sürücünün kusursuz olduğunun alınan bilirkişi raporu ile saptandığı, kesinleşen ceza davasında da davalı sürücünün kusuru bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği, kazada davalı sürücünün kusuru bulunmadığından davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı Mahkemenin 29.04.2014 tarih, 2011/168 Esas ve 2014/234 sayılı kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin 04.03.2019 tarih, 2016/14680 Esas ve 2019/2383 Karar sayılı ilamı ile; ''...Dava konusu trafik kazasında, davacılar desteği yaya ile kazaya karışan davalı araç sürücüsünün kusur oranlarının tespiti bakımından alınan, 18.05.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesi'nin raporunda, davacılar desteği yayanın olayda tam kusurlu olduğu ve davalı araç sürücüsünün kusursuz olduğu yönünde görüş bildirildiği, mahkemece bu raporun hükme esas alındığı; ayrıca, aynı kurum tarafından ceza dava dosyasında düzenlenen rapor gereği verilen ve kesinleşen beraat kararının da davalı sürücünün kusursuzluğuna delil olarak kabul edildiği görülmektedir. Davaya konu trafik kazasına ilişkin olarak düzenlenen kaza tespit tutanağında ise; davacılar desteği yayanın ilk geçiş hakkını araçlara vermemesi nedeniyle asli kusurlu olduğu ve davalı araç sürücüsünün de kontrolsüz kavşağa yaklaşırken hızını azaltması gerektiği halde azaltmaması nedeniyle tali kusurlu olduğu şeklinde kusur tespiti yapılmıştır. Yine, ceza soruşturması kapsamında, mahallinde yapılan keşifle alınan trafik bilirkişisi raporunda da kaza tespit tutanağındakine benzer biçimde kusur durumu tespit edilmiştir. Bu itibarla, mahkemenin benimsediği kusur raporu, kaza tespit tutanağı ile çelişkilidir. Diğer yandan; davaya konu kaza tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi gereğince; hukuk hakimi, ceza mahkemesince belirlenmiş ve kesinleşmiş olan maddi olgu ile bağlı ise de; kusurun bulunup bulunmadığı ve oranına ilişkin ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmadığı gibi, kusura ilişkin saptamaya dayanan beraat kararı ile de bağlı değildir. Somut olaya bakıldığında; kaza tespit tutanağına göre kaza, yerleşim yeri içinde meydana gelmiş olup, kontrolsüz kavşak kollarından olan sokaktan çıkarak karşıya geçiş yapmaya çalışan desteğe, davalı sürücünün kavşak orta alanında çarptığı ve desteği 7,6 metre sürüklediği görülmektedir. Gerek ceza mahkemesi gerekse hukuk mahkemesi tarafından hükme esas alınan ATK raporlarında, davalının hızının yüksek olmadığı, kavşak başında park etmiş olan kamyonetin görüş alanını daraltması nedeniyle ve o aracın bulunduğu noktadan yola aniden çıkan desteğe karşı sürücünün alacağı önlem bulunmadığı gerekçesiyle, davalı sürücünün kusursuz olduğu kabul edilmiştir. Ceza soruşturması kapsamında kaza günü mahallinde yapılan incelemeyle, davalı aracına ait fren izlerinin incelendiği ve sadece aracın sağ tekerlekleri kısmından fren izinin tespit edildiği, sol tekerleklerinin ise fren izi bırakmadığının tespit edildiği; kaza mahallindeki kavşak başında park edilmiş olan başka bir aracın kavşak kolu olan (desteğin geldiği) sokak için görüşü kısıtladığı; davalı sürücünün desteğe çarptıktan sonra savurduğu ve duramayıp 7,6 metre aracın altında sürüklediği dikkate alınarak kusur durumunun belirlenmesi, somut olayın özelliklerine uygun düşecektir. Ceza mahkemesi tarafından, ATK raporu benimsenerek CMK'nun 223/2-c maddesi gereği, sürücü sanığın (davalı) olayda taksirinin bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ve bu karar temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Hem ceza mahkemesi hem de hukuk mahkemesi tarafından ATK raporu kusur yönünden hükme esas alınmış ise de, açıklanan sebeplerle ve esas alınan raporun kaza tespit tutanağı ile olay sonrası araç fren sistemi için yapılan tespitlerle çeliştiği görüldüğünden, mahkemenin kusur konusunda yaptığı araştırma yetersiz bulunmuştur. Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; ceza mahkemesinin, davacılar desteğinin ölümüyle sonuçlanan olaydaki kusur durumlarına ilişkin tespitinin, maddi olgu olarak kabul edilemeyeceği; BK'nun 53. (TBK'nun 74.) maddesi gereği, ceza mahkemesinin kusur değerlendirmesinin hukuk hakimini bağlamayacağı; esas alınan ATK raporunun kaza tespit tutanağı ile çelişkili olduğu ve kazanın oluş şekli gözetilmek suretiyle, İTÜ veya Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyeti gibi kurum ve kuruluşlardan seçilecek uzman bilirkişi heyetinden, tüm dosya kapsamı incelenmek suretiyle, kaza tespit tutanağı ile ATK raporundaki kusur belirlemesi arasındaki çelişkiyi gideren, ayrıntılı, gerekçeli, denetime açık bir rapor alınıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir.'' gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 16.02.2022 tarih, 2019/185 Esas ve 2022/129 sayılı kararı ile bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, ... Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyelerinden oluşan 3 kişilik heyetten alınan 27.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda; davalıya sigortalı araç sürücüsü ...'nin %15 oranında tali kusurlu olduğu, davacılar murisi çocuk yaya Mehmet Tanrıkulu'nun ise % 85 oranında asli kusurlu olduğunun belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile davacı ... yönünden 8.866,06 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve ... yönünden 4.917,15 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihi olan 23.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'den, diğer davalı ...Ş. yönünden ise dava tarihi olan 23.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile davacı ... yönünden 5.000,00 TL ve davacı ... yönünden 5.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 23.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı Mahkemenin 16.02.2022 tarih, 2019/185 Esas ve 2022/129 sayılı kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı ...Ş vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairenin 19.03.2024 tarih, 2022/5412 Esas ve 2024/2901 Karar sayılı ilamı ile; '' a-) Dosya içeriğinden; bozma sonrası alınan ve İTÜ Öğretim Üyeleri tarafından hazırlanan 27.11.2020 tarihli kusur raporunda davalıya sigortalı araç sürücüsünün tali ve % 15 oranında, davacıların desteği yaya Mehmet Tanrıkulu'nun ise asli ve % 85 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, mahkemece hükme esas alınan 29.11.2021 tarihli aktüerya bilirkişi raporunda, davalı sürücünün % 15 oranındaki kusur oranı esas alınarak destekten yoksun kalma tazminatının davacı anne ... yönünden 59.107,07 TL, davacı baba ... yönünden 32.781,00 TL olarak hesaplandığı ve mahkemece aktüerya bilirkişi raporunda davalı sürücünün % 15 kusur oranı esas alınarak belirlenen tazminat tutarları üzerinden tekrar kusur indirimi yapılarak hüküm tesis edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece aktüer bilirkişi raporunda davalı sürücüsünün kusur oranı esas alınarak tazminat hesabı yapıldığı halde mükerrer kusur indirimi yapılarak davacılar yönünden eksik tazminata karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. b-)2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 99/1 inci maddesi ile Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının Genel Şartlarının B-2 maddelerinde sigortacının zarar giderim yükümlülüğü, zararın ihbarı ve gerekli belgelerin sigortacıya bildirildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortasının poliçe limiti dahilinde tazminatı ödemekle yükümlü olup, bu sürenin sonunda ödeme yapılmadığı takdirde temerrüt gerçekleşeceği öngörülmüştür. Somut olayda davacılar tarafından, dava açılmadan önce davalı ... şirketine 22.10.2010 tarihinde başvuru yapıldığı ve temerrüde düşürüldüğü anlaşıldığından davacılar yönünden temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, davalı ...Ş'nin dava tarihi olan 23.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu tutulması doğru olmayıp hükmün bozulması gerekmiştir.'' gerekçesiyle karar davacılar yararına bozulmuş; davalı ...Ş vekilinin tüm, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının ise reddine karar verilmiştir. D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davacı ... yönünden taleple bağlılık ilkesi gereğince 59.107,07 TL maddi tazminatın sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihinden itibaren, diğer davalılar yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, (sigorta şirketinin kaza tarihi itibariyle poliçe limitinin 175.000,00 TL olduğu göz önüne alınarak), diğer davacı ... yönünden taleple bağlılık ilkesi gereğince 32.781,00 TL maddi tazminatın sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihinden itibaren diğer davalılar yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, (sigorta şirketinin kaza tarihi itibariyle poliçe limitinin 175.000,00 TL olduğu göz önüne alınarak), manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile davacı ... yönünden 5.000,00 TL ve davacı ... yönünden 5.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 23.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; takdir edilen manevi tazminat tutarının az olduğunu, bozma kararından sonra asgari ücretteki artışlar ve maddi tazminatın düşük kalması nedeniyle mahkemece yeni bir aktüerya bilirkişi raporu alındığını, bakiye tazminatın tahsili için açılan dava dosyası ile birleştirme talep edildiğini, ancak mahkemece birleştirme hakkında verilecek karar beklemeden davanın sonuçlandırılmasının usul ekonomisine aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. Davalı ... temyiz dilekçesinde; dava kısmi dava olup faize ıslah tarihinden hükmedilmesi gerekirken, dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, aktüer bilirkişi raporunun hüküm tesisine elverişli olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. Davalı ...Ş vekili temyiz dilekçesinde; mahkemece alınan 03.01.2025 tarihli bilirkişi raporunun hüküm tesisine elverişli olmadığını, bilirkişi raporunda TRH 2010 Yaşam Tablosu esas alınarak hesaplama yapılmış olmasına rağmen, destek alacakları için yaşam olasılıklarının hesaplamaya dahil edilmediğini ve %10 iskonto faizi kullanıldığını, destek paylarının hatalı hesaplandığını, anne ve baba için ayrı ayrı yetiştirme gideri hesaplanması gerektiğini, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve % 1,8 teknik faiz esas alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, bilirkişi raporları çelişkili olup hüküm kurmaya elverişli olmadığını, kusur değerlendirmesinin Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nden alınacak raporla yapılması gerektiğini, dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, davalı şirket yönünden temerrüt gerçekleşmediğinden davalı şirketin faiz, yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacıların desteği yayanın dava konusu trafik kazası sonucu ölümü nedeniyle aracın Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesini yapan sigorta şirketi, araç maliki ve araç sürücüsünden destekten yoksunluk tazminatı ve cenaze gideri ile aracın sürücü ve malikinden manevi tazminatın tahsili talebine ilişkindir. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı ve anlaşılmakla davacılar vekili ve davalı ... ile davalı ...Ş vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekili ve davalı ... ile davalı ...Ş vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan kararının ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya ve davalıya yükletilmesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 08.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/6688, K. 2026/314, T. 08.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2025-6688-e-2026-314-k-95ce50786c86