Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2025/12587 E. 2025/15332 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/12587
Karar No
2025/15332
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2025/342 E., 2025/526 K.

İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirkete işyeri sigorta poliçesi ile sigortalı ve müvekkilinin 01.02.2012 tarihinden itibaren kiracı olarak bulunduğu depo olarak kullanılan iş yerinde 23.02.20 12... .30 sıralarında yangın çıktığını, yanan emtia bedeli ve kiracılık malî mesuliyet teminatının ödenmesi amacıyla davalıya yapılan başvuru sonucunda, davacının alacaklıları tarafından gönderilen haciz ihbarnameleri üzerine bina hasarı hariç 259.501,00 TL hasar bedeli ödendiğini, toplam hasar bedelinden bakiye kalan 5.948.741,91 TL’nin faizi ile tahsili amacıyla 03.07.2012 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru yapıldığını, Hakem Heyeti tarafından müvekkili lehine 5.350.569,70 TL tazminata karar verildiğini, ancak İtiraz Hakem Heyeti tarafından 27.01.2014 tarihli karar ile Hakem Heyetinin yasal sürede karar vermediği gerekçesiyle bu kararın kaldırılıp dosyanın görevli mahkemeye tevdi için Sigorta Tahkim Komisyonuna iadesine karar verildiğini, temyiz edilen bu kararın 09.12.2014 tarihinde onanarak kesinleştiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla hakem heyeti dosyasında belirlenen 5.350.569,70 TL'nin 24.02.2012 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, zararın teminat dışı olduğunu, yangının şüpheli olduğunu tespit ettiklerinden davacı şirket yetkilisi hakkında şikâyette bulunduklarını, mevcut hale göre eksperce belirlenen 259.501,00 TL bedeli davacının borçlu olduğu icra dosyalarına ödediklerini, davacının ticari defter ve kayıtlarını usulüne uygun tutmadığını, davacıya fatura kesen şirketlerin ticaretten resen terk ettirildiklerini, davacıya kesilen faturaların BA formları ile desteklenmediğini, zarar gördüğü iddia edilen malların yangın sırasında fiili olarak depoda bulunduğunun ispat edilemediğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 13.04.2017 tarihli ve 2015/1017 Esas, 2017/334 Karar sayılı kararıyla; mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1268. maddesi ve Yangın Sigortası Genel Şartlarının (YSGŞ) C.10. maddesi gereği alacağın iki yıllık zamanaşımına tabi olduğu; zamanaşımı süresinin dolmasından sonra eldeki davanın açıldığı, dolayısıyla alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 13.04.2017 tarihli ve 2015/1017 Esas, 2017/334 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin 02.11.2017 tarihli ve 2017/1292 Esas, 2017/1722 Karar sayılı kararıyla; davacı alacağının hüküm altına alındığı ve İtiraz Hakem Heyeti tarafından yok hükmünde sayılmasına karar verilen hakem kararının 09.12.2014 tarihli onama kararı ile kesinleştiği, davacının ise yaklaşık bir yıl sonra eldeki davayı açtığı, davacının yararlanması düşünülebilecek olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 158. maddesindeki 60 günlük ek sürenin de aşıldığı, davalının icra dosyalarına ödeme yaptığı tarih 24.05.2012 olduğundan, kısmi ödeme nedeniyle zamanaşımının kesildiği kabul edilse dâhi davanın zamanaşımı süresi içinde açılmadığı, diğer yandan davalının rizikonun teminat dışı olduğu yönündeki savunması ve yangın olayına ilişkin ceza davasında katılan olarak yer aldığı dikkate alındığında, davalının borcu ikrar etmiş de sayılamayacağı, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesindeki ceza zamanaşımının uygulanması hükmünün somut olayda uygulanma imkânının bulunmadığı, davanın iki yıllık zamanaşımından sonra açıldığına ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 02.11.2017 tarihli ve 2017/1292 Esas, 2017/1722 Karar sayılı kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 23.11.2020 tarihli ve 2018/275 Esas, 2020/7416 Karar sayılı kararı ile; "...Dava, işyeri sigorta poliçesi gereği tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasında imzalı işyeri sigorta poliçesinin tanzim edildiği tarih ve riziko tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1268/1. maddesi ve Yangın Sigortası Genel Şartları'nın C.10. maddesi gereği, sigorta sözleşmesinden doğan davalar için 2 yıllık zamanaşımı süresi geçerlidir. İstinaf Mahkemesi tarafından da bu gerekçeyle, davaya konu edilen alacağın zamanaşımına uğradığı kabul edilerek davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacının, taraflar arasında imzalı 29.07.2011- 29.07.2012 vadeli İşyeri Sigorta Poliçesi'ne dayalı olarak tazminat talebinde bulunduğu; davaya konu edilen rizikonun 24.02.2012 tarihinde gerçekleştiği ve davanın 03.11.2015 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, davanın 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığına ilişkin kabul doğru görünmektedir. Ne var ki; davacıya ait işyerinde gerçekleşen yangın olayının şüpheli olduğu, yangının sigortadan menfaat temin etmek amacıyla kasten çıkartılmış olabileceği iddiası ile davalı sigortacının davacı sigortalı yetkilisi hakkında, "sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılık" iddiası ile C. Başsavcılığı'na şikayette bulunduğu (ceza dosyası dosya içinde bulunmadığı ve istinaf aşamasında olduğu bildirildiğinde, şikayet tarihi net biçimde tespit edilememiş olmakla birlikte; aynı konudaki tahkim yargılaması sırasında davalı vekilinin sunduğu 12.03.2013 tarihli dilekçeden, suç duyurusunun bu dilekçe tarihinden önce yapıldığı anlaşılmaktadır); İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/170 E.- 2017/51 K. sayılı dosyasında, davacı şirket yetkilisi ve diğer 6 sanık hakkında dava açıldığı; ceza mahkemesi tarafından, atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı ve yangının kasten çıkartıldığına dair delil bulunmadığı gerekçesiyle, 22.02.2017 tarihinde beraat kararı verildiği, dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davalı ... vekili, davaya konu zararın, yangının şüpheli olması nedeniyle poliçe teminatı dışında kaldığını ve bu hususta yaptıkları şikayete ilişkin ceza davası sonucunun beklenmesi gerektiğini savunmuştur. Davalı sigortacının, poliçe kapsamındaki yangın rizikosunun gerçekleşme biçiminin şüpheli olduğu ve yangının kasten çıkartıldığı iddiasıyla yaptığı savcılık şikayetiyle (davacının eldeki davadan önce başvurduğu Sigorta Tahkim Komisyonu nezdindeki yargılama devam ederken) ileri sürdüğü; Sigorta Tahkim Komisyonu nezdindeki yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona erip kararın kesinleştiği tarihten çok sonraki bir zamanda (22.02.2017'de) maddi vakıaya (yangının sigortadan menfaat temini için kasten çıkartılmasına) ilişkin durumun netleştiği; davalı şikayetiyle başlatılan ceza yargılamasında, yangının davacı ya da davacı ile ilişkili kişiler tarafından kasten çıkartıldığının tespit edilmesi halinde zararın teminat dışı kalacağı da gözetilerek zamanaşımı değerlendirmesinin yapılması, dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olacaktır. Açıklanan vakıalar karşısında; davalı sigortacının zararın teminat dışı olduğuna ilişkin savunmaları ile bu hususta Tahkim yargılaması devam ederken yaptığı şikayet sonucu yürütülen ceza soruşturmasının başlama tarihi ve ceza davasının kapsamı; sürecin bu şekilde gerçekleşmesinde davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı dikkate alınarak zamanaşımının değerlendirilmesi gerekirken, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği..." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin 01.07.2021 tarihli ve 2021/71 Esas, 2021/500 Karar sayılı kararı ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin önceki kararın gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. C. Hukuk Genel Kurulu Kararı İlk Derece Mahkemesinin 01.07.2021 tarihli ve 2021/71 Esas, 2021/500 Karar sayılı kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 13.12.2021 tarihli ve 2021/25142 Esas, 2021/10180 Karar sayılı kararı ile dosya direnme kararının incelenmesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve 2024/(17)4-210 Esas, 2025/38 Karar sayılı kararıyla; "...1.Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın incelenmesinde fayda bulunmaktadır. 2. Dava, işyeri/yangın sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Riziko tarihi ve poliçenin geçerli olduğu süre gözetilerek 6103 sayılı Kanun'un 2 ve 6. maddeleri gereğince somut olayda uygulanması gereken Mülga 6762 sayılı Kanun'un mal sigortasına ilişkin 1278. maddesine göre, mukavelede aksine hüküm olmadıkça sigortacı sigorta ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin yahut fiillerinden hukuken mesul bulundukları kimselerin kusurlarından doğan hasarların tazminiyle yükümlüdür. Fakat hiçbir hâlde sigortacı sigorta ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin kasdından doğan hasarları tazmine mecbur olmaz. Diğer taraftan TTK'nın 1282. maddesi uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Kanun'un 1281. maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. 3. Yine Mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 1304. maddesi gereğince sigortacı, sigorta ettiren kimse veya sigortalının kasten çıkarmış olduğu ya da yangının çıkarılmasına bir şekilde suç ortaklığı ettiği durumlarda çıkan yangın dolayısıyla oluşan hasardan sorumlu tutulamaz. Bu hükümlere aykırı yapılan sigorta sözleşmeleri geçersizdir. 4. Görüldüğü üzere rizikoyu teminat dışında bırakan husus kasıt olarak nitelendirilmiş olup, kusurlu davranış olarak belirtilmemiştir. Sigortacı her ne kadar anılan Kanun hükmü uyarınca sigortalının kasten çıkarmış olduğu bir yangın nedeniyle oluşan zararı tazmin etmez ise de, rizikonun oluşmasından hemen sonra bu husus kesinlikle saptanamamışsa, sigortacının sigortalı hakkında sırf ceza davası açılmış olmasına dayanarak ödememe def'inde bulunması mümkün değildir. Sigortacı bu gibi durumlarda, yani ödeyeceği ileride yangının kasten çıkarıldığının ispatlanması hâlinde de sigortalıdan geri alınmasının mümkün olmadığını tahmin ettiği durumlarda geri alma konusundaki güvence bakımından Mülga 818 sayılı Kanun'un 91. maddesinin kendisine tanıdığı tevdi mahalli tayin ettirmek suretiyle temerrütün sonuçlarından kurtulması yoluna gitmelidir (Işıl Ulaş, Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012, s. 308,334 vd.). 5. eldeki davada mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Zamanaşımı; yasanın belirlediği koşullar altında bir sürenin geçmesi üzerine bir hak kazanma ya da bir yükümden kurtulma yoludur. Hak kazanma durumuna kazandırıcı zamanaşımı, bir yükümlülükten kurtulma hâline ise düşürücü zamanaşımı denilmektedir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1244). 6. Bütün hukuk sistemleri kural olarak bir hakkın dava edilebilmesini, belirli bir sürenin geçmemiş olmasına bağlamışlardır. Belirli bir sürenin geçmesi, söz konusu hakkın hukuki yoldan talep edilebilmesini ortadan kaldırır. Zamanaşımı süresi olarak adlandırılan bu süre sonunda açılmış olan davalar, def'i veya itiraz niteliğinde bir müdahaleye tâbidir. Türk hukukunda zamanaşımının def'i niteliğinde olduğu, alacağı sona erdirmeyip, hukuki yoldan tahsil imkânını ortadan kaldırdığı kabul edilir. 7. Zamanaşımı gerçek anlamda borcu sona erdiren bir sebep oluşturmayıp, borçluya bir def'i hakkı verir. Borçlu zamanaşımı def'ini ileri sürdüğünde borç eksik borca dönüşür, alacaklının davası reddolunur (İsmail Demir, Sigorta Hukuku, Ankara 2023, s.265). 8. Sigorta sözleşmesinden kaynaklanan maddi tazminat talepleri sigorta ettiren ile sigortacının tarafı olduğu sözleşmeye dayanmakta olup, bu davalar mülga 6762 sayılı Kanun'un 1268. maddesi gereğince iki yıllık zamanaşımı süresine tâbidir. Bu düzenleme İşyeri/yangın sigortası Genel Şartlarının C.10. maddesinde de açıkça ve aynen yer almaktadır. 6762 sayılı TTK'nın 12 92... . maddeleri hükmü uyarınca zamanaşımı süresinin başlangıcı alacağın muaccel olduğu gün yani sigortalının rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği günden itibaren başlayan beş günlük ihbar tarihinin son günüdür. 9. Zamanaşımı süresinin işlemesi, durması ve kesilmesi ise (somut olaya uygulanması gereken) mülga Borçlar Kanunu hükümlerine göre belirlenir. 10.Zamanaşımının kesilme sebepleri mülga Borçlar Kanunu'nun 133. maddesinde; "... 1- Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2- Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde" olarak sayılmışken; Aynı Kanun'un 136. maddesinin 1. fıkrasında "Bir dava veya defi ile katedilmiş olan müruru zaman, dava devam ettiği müddetçe iki tarafın muhakemeye müteallik her muamelesinden ve hakimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden cereyana başlar." amir hükmüne yer verilmiştir. 11. Uyuşmazlığın niteliği gereği yeri gelmişken hemen belirtmek gerekir ki, bütün hakların kullanılmasında ve borçların ifasında uyulması gereken dürüstlük kuralı ve hakların genel sınırlarını oluşturan hakkın kötüye kullanılması yasağı, kamu düzeni ihtiyaç ve gerekleri nedeniyle konulmuş kurallardır. Bu nedenle TMK’nın 2. maddesi emredici niteliktedir. Tarafların aralarındaki ilişkide dürüstlük kuralının ve hakkın kötüye kullanılması yasağının uygulanmayacağını kararlaştırmaları mümkün değildir. Dürüstlük kuralına veya hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı bir davranış, doğrudan hakkın mevcudiyetini ortadan kaldırdığından bir itiraz teşkil eder. Bu nedenle dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden hâkim, dürüstlük kuralına aykırı, hakkın kötüye kullanılması oluşturan davranışı tespit ediyorsa, ilgili tarafından ileri sürülmemiş olsa bile, kendiliğinden bunu dikkate almalıdır. 12. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünün de dürüstlük kurallarına göre belirlenmesi gerekir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasına zarar verme kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil, hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır. 13. Hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı, “dürüstlük kurallarına aykırı davranılıp davranılmadığı” ile ilgili olduğuna göre dürüstlük kuralının da burada kısaca açıklanması uygun olacaktır: TMK'nın 3. maddesinde düzenlenen iyiniyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu hâlde, 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur. Dürüst davranma “bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuskar, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi” anlamındadır. O hâlde bir hak sahibi hakkını kullanırken veya bir borçlu borcunu yerine getirirken yukarıda belirtilen ilkelere uygun hareket etmek durumundadır; aksi hâlde, haklarını kötüye kullandıkları sonucuna varılabilecektir. 14. Dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu ise bir kişinin davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Hakkın kötüye kullanımı kurumu hukukun şekilciliğinden doğan sertliği gidermek maksadıyla ortaya çıkmıştır. Zira teknik gerçekler dolayısıyla belli kalıplara sokulmuş olan hukuk kuralları tarafından kişilere tanınan yetkilerin olduğu gibi kullanılması, diğer kişiler ve toplumlar için çoğu kez katlanılması güç olan sonuçlar doğurabilecektir. İşte bu noktada TMK’nın 2. maddesi önem taşımakta olup, bu hüküm hukukta ortaya çıkabilecek bu gibi gerçek olmayan kanun boşluklarının giderilmesi amacını gütmektedir. 15. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan 29.07.2011-29.07.2012 vadeli işyeri sigorta poliçesi bulunmaktadır. Yangın rizikosu sigorta süresi içinde 23.02.2012 tarihinde saat 01.30 da meydana gelmiş, aynı gün düzenlenen itfaiye raporunda yangının çıkış nedeni tespit edilememiştir. Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığının 20.03.2012 tarihli ve 2012/5109 soruşturma numaralı dosyasında; olay yerinde yapılan inceleme ve değerlendirme esnasında yangının çıkış nedeninin tespit edilemediği, yangının kasten veya taksirle meydana geldiği konusunda herhangi bir delilin elde edilemediği, bu durum karşısında şüphelinin gerekli önlemleri almayarak olayda kusurlu bulunduğu hususunda delil bulunmadığından kovuşturmaya yer olmadığına kararı verilmiştir. Sigortalı 24.02.2012 tarihinde sigorta şirketine başvuruda bulunmuş, sigortacı ret cevabı vermemiş ancak ödemede de bulunmamıştır. Zararın ödenmesi amacıyla davacı tarafça .. .. Noterliği aracılığıyla gönderilen 14.05.2012 ihbarname üzerine davacı şirket alacaklılarınca başlatılan icra takip dosyalarında gönderilen haciz ihbarnameleri üzerine en sonuncusu 24.05.2012 tarihinde olmak üzere toplam 259.501,00 TL tutarında ödeme yapılmıştır. Bakiye zararın karşılanması amacıyla davacı tarafça 03.07.2012 tarihinde uyuşmazlık hakem heyetine başvuru yapılmış, Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince 04.11.2013 tarihli karar ile tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş, Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin 27.01.2014 tarihli kararıyla; hakem kararının yasal süresi içinde verilmediğinden kaldırılmasına ve dosyanın görevli mahkemeye tevdi edilmesi için Sigorta Tahkim Komisyonuna iadesine karar verilmiş; anılan karar Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 09.12.2014 tarihli ve 2014/6929 Esas, 2014/18055 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiş ve karar taraflara 06.04.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Esasen davacı en nihayetinde son işlemle kesilen iki yıllık süre geçmeden 03.11.2015 tarihinde eldeki davayı açmıştır. 16. Öte yandan davalı ... vekili, hakem dosyası dahil olmak üzere davaya konu zararın yangının şüpheli olması nedeniyle poliçe teminatı dışında kaldığını, bu hususta yaptıkları şikâyete ilişkin ceza davası sonucunun beklenmesi gerektiğini, sigortalının faturalarında da usulsüzlük bulunduğu iddiasıyla da suç duyurusunda bulunduklarından zararın da kanıtlanamadığını savunmuştur. Davalı savunmasında sigortalının eşinin 23.08.2012 tarihli şikâyet/ihbar dilekçesi ve 03.12.2012 tarihli dilekçelerine de dayandırmış olup, dosya kapsamından fatura usulsüzlüğü iddiasına yönelik olarak yürütülen soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, sigortacının dilekçelerle birlikte davacıya ait işyerinde gerçekleşen yangın olayının şüpheli olduğu, yangının sigortadan menfaat temin etmek amacıyla kasten çıkartılmış olabileceği iddiası ile davacı sigortalı yetkilisi hakkında, "sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılık" iddiası ile Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğu suç duyurusuna istinaden İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/170 Esas- 2017/51 Karar sayılı dosyasında, davacı şirket yetkilisi ve diğer altı sanık hakkında dava açıldığı; mahkemece atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı ve yangının kasten çıkartıldığına dair delil bulunmadığı gerekçesiyle 22.02.2017 tarihinde beraat kararı verildiği, anılan kararın işbu dava açıldıktan sonra 10.07.2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Açıklanan olaylar silsilesinde davalı sigortacının, tahkim komisyonu nezdindeki yargılama devam ederken poliçe kapsamındaki yangın rizikosunun gerçekleşme biçiminin şüpheli olduğu ve yangının kasten çıkartıldığı iddiasıyla yaptığı savcılık şikâyetiyle ileri sürdüğü; yangının kasten çıkarıldığı iddiasının ispatlanması durumunda zararın poliçe teminatı kapsamı dışında kalacağı, Sigorta Tahkim Komisyonu nezdindeki yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona erip kararın kesinleştiği tarihten çok sonraki bir zamanda yangının sigortadan menfaat temini için kasten çıkartılmasına yönelik maddi vakıaya ilişkin durumun netleştiği sabittir. 17. Tüm bu vakıalar karşısında; davalı sigortacının zararın teminat dışı olduğuna ilişkin savunmaları ile bu hususta tahkim yargılaması devam ederken yaptığı şikâyet sonucu yürütülen ceza soruşturmasının başlama tarihi ve ceza davasının kapsamı; sürecin bu şekilde gerçekleşmesinde davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı gözetilip zamanaşımı def'i konusunda dosya kapsamı ve hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak def'inin reddine karar vermek gerekirken eksik değerlendirme ve hatalı gerekçe ile davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi hatalıdır. 18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; olayların gelişimine bakıldığında davacıya atfedilebilecek kusur bulunmadığı kabul edilse bile davalının hileli davranışından da söz edilemeyeceği, hakem kararı yok hükmünde olduğundan zamanaşımının kesilmediği, davacının elindeki karara istinaden zamanaşımı süresi içinde mahkemeye başvurmadığı, dolayısıyla mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen kararın onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 19. Hâl böyle olunca mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; direnme kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve 2024/(17)4-210 Esas, 2025/38 Karar sayılı kararıyla ele alındığı, oy çokluğuyla verilen bozma kararı ile zamanaşımının gerçekleşmediğinin tespit edildiği, dosyanın esasa ilişkin karar verilmek üzere mahkemeye gönderilmiş olduğu, zamanaşımı def'i ile ilgili bu durum geçilerek davanın esası değerlendirildiğinde; tahkim yargılamasında bir karar verildiği, bu kararın dört aylık tahkim süresi içinde verilemediğinden dolayı geçersiz hale geldiği, söz konusu dosyada 5.350.569,70 TL bakiye alacağın 24.02.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsiline karar verilmiş olduğu, mahkemece tahkim dosyasının incelendiği, sigorta tahkim kararının bilirkişi ... tarafından hazırlanan rapora dayandırıldığı, bu raporda bilirkişi tarafından 2012 yılı Şubat ayında çıkan yangından önce davacı şirketin stoklarının belirlendiği, böylece yangın esnasında 6.175.519,38 TL'lik emtianın mevcut olduğunun tespit edildiği, yangından sonra sağlam ve kullanılabilir emtia tutarının 53.730,00 TL olarak belirlendiği, 6.175.519,38 TL'den 53.730,00 TL tutarı mahsup edildiğinde davacının zararının 6.121.789,38 TL olarak bulunduğu, bu miktardan davalı tarafından ödenen bedel tenzil edildiğinde davacının alacağının 5.350.569,70 TL olduğu hususunun mahkemece anlaşıldığı, olay tarihinden itibaren geçen süre de nazara alınarak mahkemece gerek yangından kurtarılan emtiaların görülerek değerlendirilmesinin artık mümkün olmadığı, gerek sigorta tahkim kararına konu olan raporun son derece gerekçeli olduğu, raporun bilirkişi tarafından şirket kayıtları ve yerinde yapılan incelemelerle hazırlandığı, bu nedenle mahkemece hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu nazara alınarak ve hüküm için yeterli görüldüğünden başkaca bir inceleme yapılmasına gerek görülmediği, sigorta şirketinin temerrüte düştüğü 24.02.2012 tarihinden itibaren avans faizi uygulanmak suretiyle talebin kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 5.350.569,70 TL'nin 24.02.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacı şirketin aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, davacı şirketin 03.11.2015 tarihinde dava açılmadan evvel 09.10.2015 tarihinde ticaret sicilinden re'sen terkin edildiğini, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, mahkemece usuli muamele olarak zamanaşımı definin incelendiğini, ancak dosyanın esası yönünden inceleme yapılmamış olduğunu, eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, zira hüküm kısmında "sigorta tahkim kararına konu olan raporun son derece gerekçeli olduğu" belirtilerek hükme esas alınmış olduğunun belirtildiğini, ancak raporun hangi gerekçe ile hükme esas alınmasının uygun olduğu hususunun belirtilmemiş olduğunu, gerekli incelemelerin yapılmadığını, eksik ve hatalı inceleme ile hüküm kurulmuş olduğundan kanuna aykırı kararın bozulmasını talep ettiklerini, hatalı ve eksik incelemeye dayalı kararın temyiz sebepleri uyarınca kaldırılması gerektiğini beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davalının işyeri sigorta poliçesi ile teminat altına aldığı davacıya ait işyerinde çıkan yangın nedeniyle davacının emtia hasar bedeli istemine ilişkindir. 1.Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığının anlaşılmasına, özellikle davacı şirketin Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından 09.10.2015 tarihinde TTK geçici 7. madde gereğince resen terkin edildiği, eldeki davanın 03.11.2015 tarihinde açıldığı, davacı şirketin ortağı ve mesul müdürü ...'in yargılama sırasında 21.09.2016 tarihinde İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1027 Esas sayılı dosyasında şirketin ihyası talebi ile dava açtığı, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.12.2016 tarihli ve 2016/1027 Esas, 2016/971 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne, .. Ticaret Sicil Müdürülüğünde ... sicil sayısı ile kayıtlı bulunan ...'nin İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1017 Esas sayılı dosyasının sonuçlandırılması ve verilecek hükmün infazı ile sınırlı olarak ihyasına, kararın tescil ve ilanına karar verildiği, karara karşı taraflarca istinaf başvurusu yapılmadığından hükmün 08.02.2017 tarihinde kesinleştiği, buna göre aktif dava ehliyetine ilişkin dava şartının yargılama sırasında yerine getirildiğinin anlaşılmasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2.Dosyanın incelenmesinde; davacıya ait depo olarak kullanılan işyerinin davalı ... nezdinde 29.07.2011- 29.07.2012 vadeli işyeri sigorta poliçesi ile sigortalı olduğu, söz konusu işyerinde 23.02.20 12... .30 sıralarında yangın çıktığı, yangın sonucu işyerindeki emtianın büyük bir kısmının zarar gördüğü, davacı şirketin tespit talebi üzerine Ümraniye 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/17 D.İş sayılı dosyası kapsamında mali uzman-ekonomist ... ile .. Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi ... Tasarımı Bölümü Tekstil Yüksek Mühendisi ...tarafından düzenlenen 16.04.2012 tarihli bilirkişi raporunda, davacı şirketin hasar tarihi itibariyle stoktaki ticari emtia mevcudunun 6.175.519,38 TL, yangında hasar görmemiş satılabilir emtia mevcudunun ise 53.730,00 TL olduğu, buna göre davacı şirketin emtia zarar miktarının 6.121.789,38 TL olarak tespit edildiği, davacı şirketin 6.121.789,38 TL tutarındaki zararının karşılanması talebiyle 14.05.2012 tarihinde .. .. Noterliği aracılığıyla davalı ... şirketine ihtarname gönderdiği, davacı şirket alacaklılarınca başlatılan icra takip dosyalarında gönderilen haciz ihbarnameleri üzerine davalı ... şirketinin, toplam 259.501,00 TL tutarında ödeme yaptığı, davalı ... tarafından davacının hasar talebinin tam olarak karşılanmaması nedeniyle, davacı şirket vekilinin 03.07.2012 tarihinde davalı ... aleyhine Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde 2012/E-1082.5 sayılı tahkim başvurusunda bulunduğu, Uyuşmazlık Hakem Heyetince alınan 06.11.2012 tarihli bilirkişi heyeti raporunda yapılan incelemeler neticesinde davacının işyerinde stokta bulunan emtianın değerinin 6.713.681,90 TL, yanmayan ve satılabilir emtia mevcudunun 53.730,00 TL olduğunun tespit edildiği, buna göre davacının zararının 6.659.951,90 TL olarak hesaplandığı, Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 04.11.2013 tarihli ve K-2013/2154 sayılı kararı ile; dosya kapsamında alınan 06.11.2012 tarihli bilirkişi heyeti raporunda yapılan incelemeler neticesinde davacının ticari kayıtlarına göre olay anında 6.659.951,90 TL tutarındaki emtianın kaydi stok değerinin tespit edildiği, ancak bu stok mallarına ilişkin 11... .049.931,20 TL tutarındaki faturaya ait irsaliyelerin dosyaya ibraz edilmediği anlaşılmakla, davacıya ait depoda yangın esnasında 5.610.070,70 TL tutarında stok emtianın bulunduğu sonucuna varıldığı, davalı ... şirketinin haciz ihbarnameleri uyarınca davacının alacaklılarına 259.501,00 TL ödemiş olduğu, 5.610.070,70 TL tutarındaki emtia hasarından, davalının ödediği 259.501,00 TL'nin düşülmesi sonucu 5.350.569,70 TL bakiye zararın hesaplandığı gerekçesiyle başvurunun kısmen kabulü ve kısmen reddi ile 5.350.569,70 TL hasar tazminatının 14.05.2012 tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davalı ... şirketinden tahsiline karar verildiği, davalı vekili tarafından Uyuşmazlık Hakem Heyetinin kararına itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetinin 24.01.2014 tarihli ve 2014/İHK-41 sayılı kararı ile; Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 04.11.2013 tarihli ve K-2013/2154 sayılı kararının yasal süre içerisinde verilmediğinden dolayı kaldırılmasına ve dosyanın görevli mahkemeye tevdi edilmesi için Sigorta Tahkim Komisyonuna iadesine karar verildiği, davacı vekili tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 09.12.2014 tarihli ve 2014/6929 Esas, 2014/18055 Karar sayılı ilamı ile kararın onanmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği, bunun üzerine davacı vekili tarafından eldeki davanın açıldığı, davacı vekilinin eldeki davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla hakem heyeti dosyasında belirlenen 5.350.569,70 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesinin 13.04.2017 tarihli ve 2015/1017 Esas, 2017/334 Karar sayılı kararıyla; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin 02.11.2017 tarihli ve 2017/1292 Esas, 2017/1722 Karar sayılı kararıyla; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın davacı vekili tarafından temiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 23.11.2020 tarihli ve 2018/275 Esas, 2020/7416 Karar sayılı kararı ile; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın bozulmasına karar verildiği, İlk Derece Mahkemesinin 01.07.2021 tarihli ve 2021/71 Esas, 2021/500 Karar sayılı kararı ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin önceki kararda direnilmesine karar verildiği, kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve 2024/(17)4-210 Esas, 2025/38 Karar sayılı kararıyla; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verildiği, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmaya uyulmak suretiyle davanın kabulüne, 5.350.569,70 TL'nin 24.02.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verildiği, kararın davalı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve 2024/(17)4-210 Esas, 2025/38 Karar sayılı bozma ilamına uyulduğu, ancak dosyanın esası hakkında herhangi bir tahkikat yapılmaksızın karar verildiği, mahkemenin gerekçesinde Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde görülen dosyada hakem heyetince alınan bilirkişi raporunda, yangın esnasında 6.175.519,38 TL'lik emtianın mevcut olduğunun tespit edildiği, yangından sonra sağlam ve kullanılabilir emtia tutarının 53.730,00 TL olarak belirlendiği, 6.175.519,38 TL'den 53.730,00 TL tutarı mahsup edildiğinde davacının zararının 6.121.789,38 TL olarak bulunduğu, bu miktardan davalı tarafından ödenen bedel tenzil edildiğinde davacının alacağının 5.350.569,70 TL olduğu hususunun belirtildiği, söz konusu raporun hükme esas alınmak suretiyle karar verildiğinin açıklandığı, ancak gerekçede belirtilen miktarların tahkim dosyasında alınan raporda değil, davacı şirketin yangın olayından hemen sonra tespit yapılması talebi üzerine Ümraniye 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/17 D.İş sayılı dosyası kapsamında mali uzman-ekonomist ... ile .. Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi ... Tasarımı Bölümü Tekstil Yüksek Mühendisi ...tarafından düzenlenen 16.04.2012 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan miktarlar olduğu, Uyuşmazlık Hakem Heyetince alınan 06.11.2012 tarihli bilirkişi heyeti raporunda yapılan incelemeler neticesinde davacının işyerinde stokta bulunan emtianın değerinin 6.713.681,90 TL, yanmayan ve satılabilir emtia mevcudunun 53.730,00 TL olduğunun tespit edildiği, buna göre davacının zararının 6.659.951,90 TL olarak hesaplandığı, Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 04.11.2013 tarihli ve K-2013/2154 sayılı kararı ile; dosya kapsamında alınan 06.11.2012 tarihli bilirkişi heyeti raporunda yapılan incelemeler neticesinde davacının ticari kayıtlarına göre olay anında 6.659.951,90 TL tutarındaki emtianın kaydi stok değerinin tespit edildiği, ancak bu stok mallarına ilişkin 11... .049.931,20 TL tutarındaki faturaya ait irsaliyelerin dosyaya ibraz edilmediği anlaşılmakla, davacıya ait depoda yangın esnasında 5.610.070,70 TL tutarında stok emtianın bulunduğu sonucuna varıldığı, davalı ... şirketinin haciz ihbarnameleri uyarınca davacının alacaklılarına 259.501,00 TL ödenmiş olduğu, 5.610.070,70 TL tutarındaki emtia hasarından, davalının ödediği 259.501,00 TL'nin düşülmesi sonucu 5.350.569,70 TL bakiye zararın hesaplandığı gerekçesiyle başvurunun kısmen kabulü ve kısmen reddi ile 5.350.569,70 TL hasar tazminatının 14.05.2012 tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davalı ... şirketinden tahsiline karar verildiği görülmüştür. Dosya kapsamından, bozma ilamından önce mahkemece davanın esası hakkında yapılan tahkikat sırasında, mahkemece 18.08.2016 tarihli yazı ile; davacı şirkete fatura kesen şirketlerin 2010-2012 yıllarına dair vergi soruşturmaları ve raporları, yıllık gelir beyannameleri, geçici beyannameleri, KDV beyannameleri ile BA-BS formlarının ilgili Vergi Dairelerinden istendiği, .. Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından davacıya fatura kesen G-G Deri Mamülleri Ticaret Ltd Şirketi hakkında vergi müfettişi tarafından düzenlenen 15.06.2012 tarihli raporun gönderildiği, bu raporda anılan mükellef şirketin 04.06.2009 tarihinden sonra düzenlediği belgelerin bir emtia satımı karşılığı düzenlenmediği, ihtiyaç duyanlara belli bir bedel karşılığında verildiği, kesilen faturaların sahte fatura niteliğinde olduğunun belirtildiği, .. .. Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından davacıya fatura kesen .. Tekstil Limited Şirketinin sahte fatura düzenlediğine ilişkin vergi müfettişi tarafından düzenlenen 31.07.2014 tarihli raporun gönderildiği, anılan şirketin 2009-2012 yılları arasında sahte fatura işlemleri yaptığının tespit edildiği, .. Maslak Vergi Dairesi Müdürlüğünün, davacıya fatura kesen .. ... Giyim Limited Şirketi hakkındaki şirket bilgilerini gönderdiği, .. .. Vergi Dairesi Müdürlüğünün, davacıya fatura kesen .. Tekstil Limited Şirketi hakkındaki şirket bilgilerini gönderdiği, .. .. Vergi Dairesi Müdürlüğünün, davacıya fatura kesen .. ..'ın şirket bilgilerini gönderdiği, .. .. ve .. Vergi Dairesi Müdürlüğünün, davacıya fatura kesen .. Tektil Limited Şirketi hakkındaki şirket bilgilerini gönderdiği, buna göre davaya konu yangının meydana geldiği tarihte davacının depo olarak kullandığı işyerinde bulunduğu ve yangın nedeniyle zarar gördüğü iddia edilen emtianın davacı tarafça satın alındığı ticari şirketlerin bir kısmının kestiği faturaların sahte olduğuna ilişkin vergi denetim raporlarının bulunduğu, ancak mahkemece bu husus yeterince değerlendirilmeksizin, davacının sunduğu tüm faturaların gerçek olduğunun kabulü ile davacının zararının tespit edildiği görülmüştür. Şu durumda; davaya konu yangının meydana geldiği tarihte davacının depo olarak kullandığı işyerinde mevcut olduğu iddia edilen emtiaya ilişkin, emtianın davacı tarafça satın alındığı tüm şirketlerin belirlenmesi, davacı şirkete fatura kesen şirketlerin 2010-2012 yıllarına dair vergi soruşturmaları ve vergi raporları, yıllık gelir beyannameleri, geçici beyannameleri, KDV beyannameleri, BA-BS formlarının ilgili Vergi Dairelerinden istenerek dosya arasına alınması, daha sonra konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle davacının yangın nedeniyle zarar gören emtialarına ilişkin davalı ... şirketinden talep edebileceği miktarın tespiti ile varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu hatalı değerlendirmeyle yazılı olduğu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiştir. Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR 1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 17.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/12587, K. 2025/15332, T. 17.11.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2025-12587-e-2025-15332-k-6fb64ad13f2b