Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/10452 E. 2025/13446 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/10452
Karar No
2025/13446
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1184 E., 2023/1124 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/641 E., 2022/216

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin dava dışı ... Bankası A.Ş. ile kredi sözleşmesi imzaladığını, anılan sözleşmeye göre şirket yetkilisi ...’nun herhangi bir sağlık sorunu sebebiyle vefat etmesi halinde davalı şirket tarafından davacıya “vefat tazminatı” ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğunu, müvekkili şirket yetkilisi ...’nun geçirdiği kalp krizi sebebiyle ... Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde 26.03.2018 tarihinde vefat ettiğini, akdedilen kredi sözleşmesinden doğan tüm borçların şirket yetkilisi müteveffa ...’nun mirasçıları tarafından ifa edildiğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmede, poliçede belirlenen vefat teminatı tutarının, sigortalının sigorta süresi içinde vefatı halinde daini mürtehin var ise borcu kadar tutarın dain-i mürethine, daini mürtehine yapılacak ödemeden sonra kalan tutar var ise bu tutarın da evvelce tayin edilmiş lehtarına (veya lehtar tayin edilmemişse kanuni varislerine) ... Sigortası Genel Şartları dahilinde ödeneceğinin kararlaştırıldığını, dava dışı banka ile akdedilen kredi sözleşmesi ve ilgili poliçe hükümleri uyarınca müvekkili şirket yetkililerinin vefat tazminatına hak kazandığını, ancak davalı sigorta şirketinin ödenmesi gereken vefat tazminatını haksız olarak ödemediğini belirterek ve dilekçesinde açıkladığı diğer nedenlerle; fazlaya ilişkin talep, ıslah ve dava haklarını saklı tutarak, şimdilik 1.000,00 TL vefat tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; usule ilişkin olarak öncelikle husumet yönünden açılan davaya yönelik itirazlarının bulunduğunu, davacı tarafın dava açma hak ve yetkisinin bulunmadığını, ayrıca huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, esasa ilişkin olarak ise sigortalı ...’nun sözleşme başlangıç tarihinden önce mevcut kanser hastalığını, poliçe ilişkisinin kurulması aşamasında kendisine bu yönde soru sorulmasına rağmen ilgili sağlık beyan formunda beyan etmediğini, böylece sigortalının beyan yükümlülüğünü bilerek ve kasten ihlal ettiğini, bu nedenle de davaya konu edilen vefat tazminatı talebinin müvekkili şirketçe reddedildiğini, sigortalının sözleşmenin kurulma aşamasından sonraki tedavi süreçlerinde de bu hastalıkla ilgili bilgi verme ve beyanda bulunma yükümlülüğünü ihlal ettiğini, tedavi süreci ile ilgili olarak müvekkili şirketin hiçbir şekilde bilgilendirilmediğini, bu durumda TTK.’nun 1435, 1436, 14 37... . maddeleri ile ... Sigortası Genel Şartları kapsamında sigorta bedelinin ödenebilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin tarih ve sayısı yukarıda yazılı kararıyla; "...davaya konu poliçede lehtar olarak 1. sırada ... Bankası - ... Şubesi’nin, 2. sırada ise sigortalının kanuni varislerinin gösterildiği, davacı şirketin ise poliçede “sigorta ettiren” konumunda olduğu, “lehtar” ve/veya “kanuni varis” olmadığı, kredi veren dava dışı bankanın (... Bankası A.Ş.’nin) sigorta bedeli (vefat tazminatı) üzerinde dain-i mürtehin sıfatıyla 1. derecede hak sahibi olduğu, kredi borcunun tamamen kapatılmış olması durumunda dahi sigorta bedeli üzerinde davacı sigorta ettiren şirketin değil, sigortalı ...’nun kanuni varislerinin hak sahibi oldukları, sigorta ettiren sıfatını haiz olunmasının, sigorta bedeli (vefat tazminatı) üzerinde doğrudan doğruya talep ve hak sahibi olunduğu anlamına gelmediği, davaya konu ... sigortası poliçesinde “açıkça” hak sahiplerinin (lehtarların) belirlenmiş olduğu, bu nedenle eldeki davada davacı konumunda bulunan sigorta ettiren şirketin sigorta bedeli (vefat tazminatı) üzerinde hak sahibi olmadığı, lehtar sıfatının da bulunmadığı, sigorta bedelinin ancak lehtar tarafından talep ve dava edilebileceği dikkate alındığında ve 6100 sayılı HMK.’nun 114. maddesinde taraf ehliyetinin açıkça dava şartları arasında sayılmış olması ile aynı yasanın 115. maddesine göre dava şartı noksanlığının mahkemece davanın her aşamasında re’sen dikkate alabileceğine ilişkin düzenleme gözetildiğinde; davacı sigorta ettiren şirketin, davalı sigorta şirketi aleyhine eldeki davayı ikame edemeyeceği kanaatine varıldığı... " gerekçesiyle davanın 6100 sayılı HMK.'nun 114/1-d ve 115/2 maddeleri gereğince “aktif husumet yokluğu” nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince "...anonim şirket olan davacı şirketin tüzel kişiliği bulunduğundan, mahkemenin kabulünün aksine davacı şirket, taraf (hak) ehliyetine sahip olduğu gibi, ayrıca dava (fiil) ehliyetine de sahiptir. Ancak vefat teminatı talep hakkı kredi borcu tutarı kadar daini mürtehin bankaya, varsa kalan teminat tutarını talep hakkı ise sigortalının varislerine ait olduğundan, davacı şirketin vefat teminatını talep etme hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemenin kabulüne göre, davacı şirketin vefat teminatını talep hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumet (sıfat) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, davacı şirketin tüzel kişiliği bulunduğu ve bu nedenle taraf ehliyetine sahip olduğu gözetilmeden, davacının taraf ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi de doğru olmamıştır. Açıklanan nedenler ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davadan önce arabuluculuğa başvurma şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. ..." gerekçesiyle, davacının vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davacı şirket yetkilisi ...'nun herhangi bir hastalık sonucu vefat etmesi halinde davalı kurum tarafından davacı şirkete vefat tazminatı ödeneceği sözleşmeyle kararlaştırıldığı halde davalı kurumun haksız ve kötüniyetli olarak vefat sebebiyle kalan kredi borcunu ödemediğini, Bölge Adliye Mahkemesi'nin, dava şartlarının tamamlanabilmesi için davacıya süre verebilecekken doğrudan davanın usulden reddine karar vermesinin hukuki erişim hakkının kısıtlaması sonucunu doğuracağını, verilen kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı sigorta şirketince yapılan ... Sigortası poliçesi kapsamında tazminat talebine ilişkindir. 1. Taraf ehliyeti, 6100 sayılı HMK'nın 50. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup, bir davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Taraf ehliyeti, medeni (maddi) hukuktaki TMK'nın 8. maddesinde düzenlenen medeni haklardan yararlanma (hâk) ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır. Davacının gerçek kişi ise sağ olması, tüzel kişi ise tüzel kişiliğinin bulunması taraf ehliyetiyle ilgili olup 6100 sayılı HMK'nın 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarındandır. Dava şartlarının varlığının yargılamanın her aşamasında aranması gerekir. HMK'nın 115/2. maddesi gereğince dava şartı noksanlığı halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir ise de; aynı maddenin ikinci cümlesinde dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verileceği, bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davanın, dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddedilebileceği hükmü getirilmiştir. Bilindiği üzere ticaret ortaklıklarının tüzel kişiliği, ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişinin, tüzel kişiliğinin sona ermesi durumunda taraf ehliyeti de son bulur. Somut olayda dosya kapsamından, davacı şirketin tasfiyesinin tamamlanarak 31.10.2023 tarihli genel kurul kararına istinaden ticaret sicilden terkin edildiği ve kararın 06.11.2023 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı şirketin sicilden terkin edilmekle, tüzel kişiliği sona ermekte ise de ticari şirketlerin ve kooperatiflerin mahkemeden ihya kararı alarak tekrar tüzel kişiliklerini kazanmaları ve bu haliyle dava şartlarından olan taraf ve dava ehliyeti noksanlığının HMK.'nun 115/2. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca giderilmesi mümkündür. Mahkemece, bu konuda davacıya kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içerisinde ihya davası açılmaması ya da açılan davanın reddedilmesi halinde davanın usulden reddedilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir. 2.Bozma nedenine göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. VI. KARAR 1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2.Yukarıda (2) numaralı bentte davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/10452, K. 2025/13446, T. 02.10.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2024-10452-e-2025-13446-k-a1cac9b15581