Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/21769 E. 2024/2031 K.

Konu: Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/21769
Karar No
2024/2031
Karar Tarihi
Konu
Maddi Ve Manevi Tazminat

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2078 E., 2021/910 K. DAVA TARİHİ : 19.02.2018 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi / Başvurunun Esastan Reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Simav Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/99 E., 2019/140 K.

Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı aleyhine Simav Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/269 Esas sayılı dosyası ile boşanma davası açtığını, boşanma davası devam ederken davalının müvekkilinin kısıtlanması için Simav Sulh Hukuk Mahkemesine talepte bulunduğunu, söz konusu talep üzerine sulh hukuk mahkemesince müvekkilinin vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin tespiti bakımından iki kez hastaneye rapor almak alması amacıyla gönderildiğini, söz konusu hastanelerin Uşak ve Eskişehir’de bulunduğunu, müvekkilinin biri davalı ile müşterek olmak üzere iki çocuğu bulunduğunu, müşterek çocuğun özel tedaviye ihtiyacı bulunduğunu, söz konusu süreçte bir kez Eskişehir, iki kez de Uşak'da bulunan hastanelere iki çocuğuyla birlikte gitmek zorunda kaldığını, iki çocuğu ile otel ve otobüslerde zorluklar yaşadığını, bir çok masraf ettiğini, bunun için etrafındaki tanıdıklarından borç almak zorunda kaldığını, doğru olmayan bir iddia yüzünden geçici olarak işlemlerini vasi eliyle yapmak zorunda kaldığını, akıl sağlığı yerinde olan müvekkili hakkında böyle bir iddiada bulunulmasının ağır bir iftira olduğunu, müvekkilinin maddi ve manevi olarak çok yıprandığını, davalının müvekkilinin akıl sağlığının yerinde olmadığı, çocuklara iyi bakmadığı konusundaki tüm beyanlarının asılsız olduğunu, bu hususta Sosyal Hizmetler Müdürlüğünden ayda üç kez müvekkilinin evine kontrole geldiklerini, davalının söz konusu olayları haber yapmak istediğini, son olarak müvekkilini bir gazeteci bayanın arayarak kendisini ve çocuklarını haber yapmak istediğini beyan ettiğini, kendisinin onaylayıp onaylamadığını sorduğunu, davacının rızası olmadığını beyan ettiğini, müvekkilinin hastaneden rapor alma süreci boyunca 20.000,00 TL borçlandığını, sosyal yardımlaşmadan aldığı cüzi bir miktar dışında geliri olmadığını, davalının eylemlerinin müvekkilinin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL maddi tazminat ve 150.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacının kısıtlanması için talepte bulunmadığını, müvekkilinin davacı ile müşterek çocuğunun vücudunda meydana gelen morluklar nedeniyle Simav Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğunu, davacıya vasi atanmadığını, davacının tazminat istemesinin kötü niyet göstergesi olduğunu, müvekkilinin tek amacının müşterek çocuğun velayetini almak olduğunu, müşterek çocuğun bakım ve tedavilerinin tam olarak yapılmadığını düşünerek velayetin kendisinde olmasını istediğini, davacının müşterek çocuğu darp ettiğine ilişkin Simav Cumhuriyet Başsavcılığı dosyasında darp raporu bulunduğunu, bu nedenle Sosyal Hizmetler Müdürlüğünden yetkililerin geldiğini ve çocuklar için sağlık tedbiri alındığını, müvekkilinin gazeteye haber vermediğini, davacının müşterek çocuğu davalıya göstermediğini, davacı tarafın borçlandığına dair elinde kesin bir delilin de bulunmadığını, davacının her ay düzenli olarak müvekkilinden nafaka aldığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın maddi tazminat istemini Sulh Hukuk Mahkemesi'ne yapılan ihbar nedeniyle yapılan yol, hastane ve konaklama masraflarına dayandırdığı, manevi tazminat istemini Sulh Hukuk Mahkemesi'ne yapılan ihbarın reddedilmesi ve 06.02.2016 tarihinde Milliyet gazetesinden haber yapmak için davacıyı aramalarına dayandırdığı, ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğu, ilk ispat etmesi gereken hususun ise Sulh Hukuk Mahkemesi'ne yapılan ihbar ile 06.02.2016 tarihinde Milliyet gazetesinden haber yapmak için davacıyı aramalarının haksız fiil teşkil edip etmeyeceği olduğu, Simav Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2017/86 esas sayılı dosyasının incelenmesinde Simav Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 19.01.2017 tarih ve 2016/269 Esas sayılı yazısı ile davacıya vasi gerekip gerekmediğinin talep ve ihbar edildiği, her ne kadar bu ihbar davalının talebi üzerine yapılmış ise de sonuç olarak mahkememizin yaptığı bir ihbar olduğu, 2016/269 Esas sayılı davanın taraflar arasındaki boşanma ve ferilerine ilişkin bir dava olup, ihbarın yargılama esnasında yapıldığı, ihbarın iddia ve savunma kapsamında kaldığı, tarafların hakaret boyutuna varmayacak şekilde iddia ve savunma özgürlüğü bulunduğu, iddia ve savunma özgürlüğü kapsamında bulunan beyanların haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceği, davalının iddiasının haksız fiil olarak nitelendirilmediği ve Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunduğu, Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddedilmesinin de bir yargılama işlemi olduğundan ihbar sebebini haksız fiil haline getirmediği, 06.02.2016 tarihinde Milliyet gazetesinden haber yapmak için davacıyı aramaları fiili hususunda ise davalının Milliyet gazetesine bildirmesi üzerine davacıdan onay alınmak istendiği ve davacının onay vermediği, dolayısıyla herhangi bir haberin yapılmadığı, davacının haber yapmak için aranmasının da başlı başına haksız fiil olarak nitelendirilmeyeceği, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarın bir yargılama işlemi olması ve iddia ile savunma özgünlüğü kapsamı içerisinde kalması nedeniyle haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceği, davanın reddedilmiş olmasının da bu sonucu değiştirmeyeceği, davacının onayı olmaması nedeniyle Milliyet gazetesinde haberin yapılmadığı, davacının haber yapılmak için aranmasının da başlı başına haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceği, davacı tarafça Sulh Hukuk Mahkemesine yapılan ihbar nedeniyle oluşan masraflara ilişkin herhangi bir delilin dosyaya ibraz edilmediği, tüm bunlar değerlendirildiğinde davacının dava sebebi olarak dayandığı nedenlerin haksız fiil teşkil etmeyeceği, ispatlanamayan davanın reddine ilişkin hüküm kurulduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı tarafından davacıya farklı olaylarda bir çok kez akıl sağlığının yerinde olmadığı söylenerek davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu, davalının boşanma davasında da davacıya aynı ifadeleri kullandığını, davacının yargı yoluyla haksız yere zor bir sürece girdiğini, bu olayda hakkın kötüye kullanıldığının açık olduğunu, davalının davacıya zarar vermek kastıyla söz konusu eylemleri yaptığını, telefonla haber yapılması için davacının aranmasının da bu olaydaki sınırların ne kadar aşırıya kaçtığını gösterdiğini, dava dilekçesindeki bir çok olayın mahkemece değerlendirilmediğini, davalının davacının akıl sağlığının yerinde olduğunu bildiği halde yanıltıcı beyanda bulunduğunu, dürüstlük ilkelerine aykırı davranıldığını, iddia ve savunma hakkının kötüye kullanıldığını, ayrıca yargılama giderlerinin adli yardım dolayısıyla davacıya yüklenemeyeceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.

C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dilekçesinde adli yardım talebinde bulunulmadığı, ancak harç vs. yatırılmadan işbu davanın açıldığı, yerel mahkemece adli yardım talebi varmış gibi değerlendirme yapıldığı, davanın adli yardım talebi kabul edilmiş gibi görülüp sonlandırıldığı, sosyo-ekonomik durumu ve boşanma davasında adli yardımdan faydalandırılması sebebiyle davacının bu davada da adli yardımdan yararlandırıldığı, adli yardım için dava dilekçesinde ve yargılama sırasında açıkça bir talep bulunmamasının ve yerel mahkemece açıkça adli yardım kararı verilmemesinin hukuka aykırı olmadığı, davacı tarafın istinaf başvurusu da adli yardım kapsamında değerlendirilerek işin esasına geçildiği, davalı tarafın boşanma davasında cevap dilekçesi sunarak davacının psikolojik rahatsızlığı bulunduğunu ileri sürdüğü, bunun üzerine yerel mahkemece davacının kısıtlanması gerekip gerekmediğinin araştırılması için Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunulduğu, ileri sürülüş biçimi itibariyle cevap dilekçesindeki iddianın yasal sınırlar içinde kaldığı, sınırın aşılmadığı, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği, davanın adli yardımdan faydalanan kişinin aleyhine sonuçlanması halinde yargılama giderlerinden sorumlu olacağı, bu konudaki itirazın da haksız olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf başvuru dilekçesine konu ettiği nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davalının davacı hakkında haksız yere kısıtlanma talebinde bulunduğu iddiasıyla davacı tarafından talep edilen maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Anayasa’nın 12, 17 ve 36 ıncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri.

3. Değerlendirme Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; özellikle, davalı vekilinin boşanma davasına karşı verdiği 22.08.2016 havale tarihli cevap dilekçesinde davacının psikolojik rahatsızlığı bulunduğunu, davalı eşine ve müşterek çocuğa kötü davrandığını, çocuğa bakamadığını, komşularıyla kavga ettiğini, davalının davacıyı psikoloğa götürdüğünü, ancak davacının o dönem hamile olması sebebiyle ilaç tedavisine doğumdan sonra başlanacağına karar verildiğini, davacının psikolojik tedavisinin devam etmesi halinde evliliklerinin devam edebileceğini, boşanmak istemediğini ileri sürdüğü, bu dilekçeye istinaden boşanma davasının görüldüğü Aile Mahkemesinin 19.01.2017 tarihli yazısı ile davacının kısıtlanmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması için Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunduğu, davalının davacının davacının kısıtlanması için açık bir talebinin bulunmadığı, Sulh Hukuk Mahkemesince davacının vesayet altına girmesinin gerekip gerekmediğinin tespiti bakımından ilgili hastanelerden rapor alındığı, söz konusu raporlarda davacının kısıtlanmasını gerektirir nitelikte olabilecek akıl hastalığı veya zayıflığının saptanmadığının bildirildiği, sulh hukuk mahkemesinin 25.05.2017 tarihli kararı ile davacının kısıtlanmasını gerektirir herhangi bir rahatsızlığının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davacının vesayet altına girmediği, dosya kapsamına göre davalının davacıya yönelik kişilik haklarına saldırı teşkil edecek herhangi bir eyleminin söz konusu olmadığı, davacının davaya konu olay nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını ispat edemediğinin anlaşılmasına göre karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Davacının adli yardım talebi Bölge Adliye Mahkemesince kabul edilmişse de HMK'nın 339 uncu maddesi gereğince temyizde haksız çıktığından aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/21769, K. 2024/2031, T. 26.02.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2021-21769-e-2024-2031-k-85eaee6888f4