Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/5051 E. 2026/4064 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5051
- Karar No
- 2026/4064
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1072 E., 2025/1665 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/539 E., 2025/42 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 23.06.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat .....'ün sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalının 18.02.2011 tarihinde noterden düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile Muğla ili ........ ilçesi .... Köyü ...... Mevkiinde kain 1 04... parselde kayıtlı kargir ev ve arsası vasfındaki taşınmazdaki miras hak ve hisselerinin tamamını müvekkiline 10.000,00 TL (OnBinTürkLirası) bedelle satmayı vaad ve taahhüt edip, satış vaadi sözleşmesinde açıkça satış bedelini noterlik haricinde nakden ve tamamen aldığını beyan ve ikrar ettiğini, satış bedeli davalıya ödenmiş olmasına rağmen, davalının taşınmazı müvekkiline devretmediğini, taşınmazın tapuda 3. şahsa satışı yapıldığından ve bu nedenle akdin ifasıın mümkün olmadığını, taşınmazın tamamının müvekkile devrinin gerçekleştirilebilmesi için, müvekkili ile davalının şifahen anlaşarak diğer hissedarların hisse paylarının davalı üzerinde toplanmasına karar verildiğini, davalı taraf adına toplanan hisselerin karşılığı olarak, satıcılara müvekkil tarafından 20.000,00 TL'den toplam 80.000,00 TL ödeme yapıldığını, söz konusu hisselerin davalı üzerine devri için gerekli ödemelerin müvekkili tarafından yapıldığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı adına toplanan hisselerin karşılığı satıcılara ödenen 80.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ve davalı tarafın müvekkile noterde satmayı vaad ettiği hissenin şimdilik 10.000,00 TL'sinin 3. kişiye sattığı tarihteki rayiç değerinin işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle toplam 1.676.606,22 TL'nin faizi ile birlikte hissesi oranında davalıdan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili; satış vaadi sözleşmesine istinaden müvekkiline 10.000,00 TL ödenmediğini, tapuya şerh edilen bu satış vaadi sözleşmesine göre 5 yıllık süre içerisinde taşınmaz tapuya çevrilmediğini, bu sebeple de şerhin etkisinin ortadan kalktığını, 5 yıl içerisinde tapu devrine ilişkin hiçbir ödeme yapmayan ve tapu devrini gerçekleştiremeyen davacı tarafın bu sözleşmeye dayanarak talepte bulunamayacağını, tapu bedelini 5 yıl içerisinde alamayan müvekkilinin tapuyu 3. kişilere devrettiğini, söz konusu tapu için müvekkilinin davacıya karşı hiçbir sorumluluğu bulunmadığını, tapu bedelinin satış vaadinde belirtilen bedelin çok üzerinde olduğunu, davacının haksız kazanç elde etmeye çalıştığını savunarak; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi düzenlendiği, sözleşme kapsamında taşınmazdaki miras hak ve hisselerinin tamamını davacıya 10.000,00 TL bedel mukabilinde satmayı vaad ve taahhüt ettiği, sözleşmenin resmi şekilde yapılmış olduğu, sözleşme içeriğinde açıkça "satış bedelini noterlik haricinde nakden ve tamamen aldığı" yönünde beyanın yer aldığı ve davalının sözleşmede imzasının bulunduğu, davalı tarafından yazılı bir delil ile bedelin ödenmediği yönündeki iddianın ispatlanması gerektiği, ancak dosya kapsamında davalı tarafından bu yönde bir delil getirilmediği, dinlenen tanık anlatımlarının da bu iddiayı destekler nitelikte olmadıkları görülmekle, sözleşme kapsamında davacı tarafından bedeli ödenmesine rağmen taşınmazın davacıya devredilmemesi karşısında, davacının ifa yerine ödenen bedel kapsamında taşınmazın değerini talep etme hakkı bulunduğu, davalı tarafça verilen kesin süre içerisinde, usule uygun şekilde yapılan ihtarata rağmen yemin delili hususunda beyanda bulunulmadığı, bu hali ile yemin deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, her bir malike ayrı ayrı 20.000,00 TL ödemenin davacı tarafından yapılmış olduğu, ancak sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince, bu bedelin sebepsiz zenginleşen paranın ödenmiş olduğu maliklerden tahsilinin istenebileceği gerekçesiyle; davacının taşınmazın değerinin tahsili talebinin kabulüyle, 1.666.606,22 TL'nin ifanın imkansız hale geldiği tarih olan 18.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının 80.000,00 TL bedelin tazmini talebi yönünden davanın pasif husumet yokluğundan usulden reddine karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; taraflarca ileri sürülen delillerin toplanarak usulüne uygun olarak değerlendirilmesine, delillerin değerlendirilmesinin dosya kapsamına uygun bulunmasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; davacının dava ve ıslah dilekçesinde açıkça "davalı tarafın müvekkile noterde satmayı vaad ettiği hissenin" rayiç bedelini talep etmesine rağmen, mahkemenin, müvekkilinin 18.02.2011 tarihinde sadece kendi miras payı olan yaklaşık 256 m²'lik hisseyi satmayı vaat ettiği gerçeğini göz ardı ederek, yargılama sırasında diğer hissedarların sonradan müvekkiline sattığı ve böylece müvekkilinin payında birleşen toplam 804,78 m²'lik alan üzerinden ve yine müvekkiline hiç ödenmediği halde diğer hissedarlara ödendiği iddia edilen 80.000,00 TL'lik bedel üzerinden hatalı rayiç bedel hesaplaması yapan bilirkişi raporunu esas aldığını, müvekkilinin diğer hissedarların paylarından ve onlara yapılan ödemelerden sorumlu tutulamayacağını, davacının bu bedeli ödediği kişilere dava açması gerektiğini, bilirkişilerin talebin dışına çıkarak tüm hissedarlara ait bir hesaplama yapmasının ve müvekkilinin satmayı vaat ettiği tarihteki kök tapu yerine sonradan oluşan durumu baz almasının hukuka aykırı olduğunu, ayrıca dinlenen tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağını, ödemelerin diğer hissedarlara yapıldığını, müvekkilinin 18.02.2011 tarihli satış vaadi sözleşmesinde belirtilen 10.000,00 TL'lik bedeli davacıdan hiç almadığını, bu bedel ödenmediği için sözleşmenin geçerliliğinin ve davacının talep hakkının tartışmalı olduğunu, satış vaadi şerhinin tapuda 5 yıllık süre içerisinde tescile çevrilmediği için kanunen etkisini yitirdiğini, davacının ödemelere ilişkin sunduğu delillerin yetersiz olduğunu, deliller toplanmadan hüküm kurulduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmazın bedelinin fahiş hesaplandığını belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen Gayrimenkul Satış Vaadi sözleşmesinin ifasının imkansız olmasından kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. 1. Taraflar arasında düzenlenen 18.02.2011 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin noter tarafından kanuni geçerlilik şartlarına uygun olarak düzenlenmiş geçerli bir sözleşme olduğu, sözleşme ile davalının dava konusu taşınmazdaki hissesini davacıya sattığı, ancak sözleşmeye konu taşınmazın devredilmediği, bu durumda davacı alıcının, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi uyarınca uğradığı müspet zararı isteyebileceği, satış bedelinin alındığının sözleşmede yazılı olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2. Somut olayda; taraflar arasında düzenlenen satış sözleşmesinde davalının miras hissesinin davacıya satışı kararlaştırılmış olup bu durumda sözleşmenin düzenlendiği tarihte davalının satışa konu taşınmazdaki hisse miktarı tespit edilerek bu hisse üzerinden yapılacak hesaplama ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken Mahkemece, bu husus gözetilmeden hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.