Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2026/321 E. 2026/4088 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/321
Karar No
2026/4088
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3433 E., 2025/1112 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2014/338 E., 2024/133 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 23.06.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı asil ve vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...'nın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; dava konusu.... işyerinin 25.12.1996 tarihinde noter huzurunda yapılan kura sonucunda müvekkilinin murisi...'e tahsis edildiğini, muris ile davalı arasında mevcut bulunan adi ortaklık kapsamında işyerinin kullanım hakkının ortaklığa sermaye olarak konulduğunu, murisin vefatıyla adi ortaklığın sona ermesine rağmen taraflar arasında tasfiye yapılmadığını ve murisin mirasçılarına düşen ortaklık payının ödenmediğini, daha sonra taraflar arasında yeniden adi ortaklık sözleşmesi kurulmasına rağmen davalının ortaklık yükümlülüklerini yerine getirmeyerek ortaklık gelirlerini kendi adına tahsil ettiğini, ortaklık malvarlığını kötüye kullandığını ve müvekkilinin hak ve alacaklarına el koyduğunu, bu nedenle adi ortaklığın müvekkili tarafından haklı sebeple feshedildiğini, ancak davalının tasfiye işlemlerini gerçekleştirmeyip ortaklık gelirlerini tahsil etmeye devam ederek, müvekkilinin tasfiye ve miras payını ödemediğini ileri sürerek; adi ortaklığın tasfiyesi ile şimdilik 10.000,00 TL tasfiye payının tahsilini talep etmiş, 09.01.2024 tarihli dilekçesiyle dava değerini 2.659.405,57 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; taraflar arasında 15.09.2011 tarihinde kurulan adi ortaklığın 2011 mali yılı sonunda kâr değil toplam 114.206,84 TL zarar ettiğini ve bu zararın 57.103,42 TL'lik kısmının davacı hissesine isabet ettiğini, ayrıca muris...'e tahsis edilen ... işyerinin 1/2 kullanım hakkının noter düzenleme senediyle bedel karşılığında müvekkiline temlik edildiği savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; adi ortaklığın 15.09.2011 tarihinde kurulduğu ve taraflar arasında düzenlenen 09.10.2012 tarihli protokolle sona erdiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen satışlar ile malvarlığı değerleri esas alındığında ortaklığın toplam değerinin 5.532.211,14 TL olduğu, bu değerin yarısının davacıya ait bulunduğu ve bu tutarın davacıya ödenmesi suretiyle ortaklığın tasfiyesinin gerektiği gerekçesiyle; davanın kabulü ile taraflar arasındaki adi ortaklığın feshine, 2.649.405,57 TL ortaklıktan doğan tasfiye alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle tahsiline karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemenin vardığı sonuçta istinaf sebepleri yönünden usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; muris...'in vefatıyla .... işyerine ilişkin %50 kiracılık hakkının mirasçılara intikal ettiğini, mirasçıların davacıya yalnızca 15.09.2011-09.10.2012 tarihleri arasındaki adi ortaklık süresince ortaklık kurma ve miras payını işletme yetkisi verdiğini, işyerinin devrine ilişkin herhangi bir yetki verilmediğini, 2023 yılında işyerinin kesin olarak tahliye edildiğini, böylece kiracılık ve devir hakkının tamamen ortadan kalktığını, bu nedenle üçüncü kişiye devredilemeyecek bir işyeri için devir bedeli veya tasfiye payı talep edilemeyeceği gibi davacının tek başına bu bedeli talep hakkı da bulunmadığını, ayrıca hükme esas alınan 2021 tarihli bilirkişi heyetinin tarafsız olmadığını, bilirkişilerin teknik bilgi ve uzmanlığa sahip olmadıklarını, devir bedeli konusunda araştırma yapılmadan hatalı verilerle karar verildiğini, muris ile olan ortaklık dönemine ilişkin aleyhinde açılan davanın derdest olup mükerrer taleplerde bulunulduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi, kâr payı ve katılım payı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 630/1. ve 3. fıkralarında "Kanunun bu bölümünde veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça, yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir.(...) Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap döneminin uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ortaklığı yönetenin ortaklardan birisi olmaması durumunda da aynı kural uygulanır. " denilmiştir. 6098 sayılı Kanunun 630/3. fıkrası iç ilişkiyi ilgilendirmekle birlikte emredicidir ve yaptırımı kesin hükümsüzlüktür. Emrediciliğin üç boyutu vardır. İlki, yöneticinin hesap vermesi olup, burada kastedilen finansal tablonun çıkartılmasıdır. İhtiyaç duyulursa buna faaliyet raporu da eklenebilir. Emrediciliğin ikinci boyutu, hesap dönemi süresinin üst sınırına ilişkin olup, üçüncü boyutu ise, yılda en az bir defa kar payı dağıtımını sağlamaktır. (Kendigelen, A.; Kırca İ., Şirketler Hukuku Cilt 1, İstanbul 2021, s.105) 6098 sayılı Kanunun 644. maddesi uyarınca; sona ermesi ile birlikte adi ortaklık tasfiye aşamasına girer. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, katılım payları ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kâr ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır. Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında düzenlenen 06.07.2012 tarihli sözleşme ile 15.09.2011 tarihinde faaliyete başlayan ... Tarım Ürünleri ... ve Ortaklığı adlı işletmeye ilişkin mevcut adi ortaklık ilişkisinin yazılı olarak kayıt altına alındığı, buna göre ortaklığın sermayesinin 1.000,00 TL olup, katılımın ortaklardan ...'in 500,00 TL, ...'ün 500,00 TL sermaye koyarak gerçekleştiği, kâr ve zararın eşit olarak paylaşılacağının kararlaştırıldığı, ortaklığın ise 09.10.2012 tarihinde fiili olarak sona erdiği anlaşılmakta olup, davacı tarafça bu ortaklık ilişkisi kapsamında talepte bulunulduğu, ortaklığın tasfiyesi kapsamında Mahkemece hükme esas alınan tasfiye raporunda ise; ortaklık ilişkisinin 15.09.2011 tarihinde kurulduğu hususu tespit edilmiş olmasına rağmen, kâr payı hesabının 2011 yılının tamamına ilişkin ticari veriler esas alınarak yapıldığı, yine taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisi kapsamında değerlendirilemeyecek nitelikte olan ve davacının murisi ile davalı arasında 2003 yılında gerçekleştirilen işletme devir bedelinin 2021 yılı değerlerine güncellenmek suretiyle ortaklık hesaplamalarına dahil edildiği anlaşılmakta olup, rapor bu haliyle hüküm kurmaya ve denetime elverişli değildir. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, davalı yönetici ortağın, adi ortaklığın temsilcisi olarak diğer ortaklara karşı tıpkı bir vekil gibi özen, sadakat ve hesap verme yükümlülüğünün bulunduğu gözetilerek, öncelikle ortaklığın kurulduğu tarihten itibaren ortaklığın tüm muhasebesi ile ilgili defterler ve bu defterlerin dayanağı olan belge ve faturaların ibrazının sağlanması, yönetici ortak olduğu anlaşılan davalıdan yapılan tüm iş ve harcamalar ile gerekli görülecek olan diğer hususlarda hesap listesinin istenilmesi, verilmesi halinde defter kayıtları ve diğer belgelerle uyumlu olup olmadığının belirlenmesi; hesap listesinin verilmemesi halinde ise; yönetici ortağın hesap vermekten kaçınmış sayılacağının kabul edilmesi, taraflar arasındaki 06.07.2012 tarihli sözleşme hükümleri dikkate alınarak tarafların koydukları katılım payları, ortaklığa konu işletmenin konumu, vasıfları, devam süreci ve benzer işletmelerin gelir ve giderleri göz önünde tutulmak suretiyle ortaklığa konu işletmenin gelir ve giderlerinin, ortaklığın faaliyeti alanında uzman tasfiye memurunun da aralarında yer alacağı tasfiye kurulundan tasfiye işlemlerinin yerine getirilmesi ve son bilançonun düzenlenmesinin istenmesi, bu noktada talep edilen devir bedelinin hesaplamaya dahil edilemeyecek olması hususu da dikkate alınarak, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2026/321, K. 2026/4088, T. 23.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2026-321-e-2026-4088-k-21b3e9e71793