Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3454 E. 2026/1933 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3454
- Karar No
- 2026/1933
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/310 E., 2025/423 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Görele 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/536 E., 2024/202 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 07.04.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde taraflardan gelen olmaması nedeniyle işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalılara ait işyeri tabelasının üzerine düşmesi sonucu yaralanan müvekkilinin %10 oranında kalıcı maluliyete uğradığını ve bu nedenle maddi ve manevi zarara maruz kaldığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 5.000,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 05.07.2021 tarihli bedel artırım dilekçesi ile maddi tazminat talebini 594.416,00 TL'ye yükseltmiş, 19.04.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile de maddi tazminat talebini 1.454.736,62 TL olarak belirlemiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davacının tazminat alacağına konu olay nedeniyle Görele Asliye Ceza Mahkemesinde açılan ceza davası sonucu müvekkillerine kusur izafe edilebilecek bir durum olmadığı hususunun belirlendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 05.1.2021 tarihli kararıyla; alınan kusura ilişkin bilirkişi ek ve kök raporları ile hesap raporları doğrultusunda, davalıların iş yerlerinin önünde bulunan tabelayı insanlara zarar vermeyecek şekilde yerleştirmemiş olmaları nedeniyle kusurlu oldukları gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, 594.416,65 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 10.10.2022 tarihli kararıyla; kazanın meydana geldiği işletmenin vergi kayıtları, ticari sicil kaydı ve işletmenin bulunduğu dükkanın tapu kayıtları getirtilerek davalıların husumet itirazlarının değerlendirilmesi, maluliyete ilişkin olarak ise olay tarihine göre maluliyetin tespitine esas alınacak yönetmeliğin belirlenerek buna göre ek rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden inceleme yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesine karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Giresun İli Görele İlçesi ... Mahallesinde kain 2 71... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan dava dışı ... şirketinin sahibi olduğu ' ... Fırını' isimli tabelanın üzerine düşmesi sonucunda davacının yaralandığı, dava konusu taşınmaz maliklerinin davalı ... ile dava dışı 3. kişiler olduğu, bu nedenle davalı ...'in davacıya karşı sorumlu bulunduğu, ancak davalı ...'ın olayın meydana geldiği tarihte taşınmazda hissedar olmadığı ve davacıya karşı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, 13.04.2024 tarihli hesap bilirkişi raporunda davacının geçici maluliyet zararının 7.348,97 TL, sürekli maluliyet zararının ise 1.447.387,65 TL olduğunun, davacıya geçici maluliyet zararı ödendiğinin tespit edilemediğinin, dolayısı ile davacıya geçici ve sürekli iş göremezlik zararının tamamının davalı ... tarafından ödenmesinin gerektiğinin bildirildiği, söz konusu bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun bulunduğu, ancak daha önce verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran tarafın davalı ... olması sebebiyle, davalı ...'in usuli kazanılmış haklarının gözetilmesi gerektiği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, 594.416,65 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'den tahsiline, davalı ... aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece kaldırma kararı doğrultusunda olay tarihinde yürürlükte olan yönetmelik uyarınca maluliyet raporu hazırlanarak, yargı uygulamaları ile benimsenen TRH 2010 yaşam tablosu ve porgresif rant yöntemine göre değerlendirme yapılmasında ve ilk kararın davacı tarafça istinaf edilmemesi nedeniyle davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu hususunun değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ne var ki davalıların olay tarihinde tabela sahibi işletmenin ortakları olduğu, ceza mahkemesince kusurları nedeniyle haklarında mahkumiyet kararı verildiği, bu nedenle oluşan zarardan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49... . maddeleri uyarınca müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden 594.416,65 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; müvekkilinin uğradığı olay sonucu malul kalması ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle kaldırma kararı öncesinde hükmedilen alacağa dahi ulaşamaması karşısında, kaldırma sonrası ortaya çıkan yeni durum ve asgari ücretteki artışın kamu düzenine ilişkin olması sebebiyle tazminat hesabının yeniden yapılmasının zorunlu olduğunu, bu kapsamda dosyanın bilirkişiye tevdi edilerek alınan 15.04.2024 tarihli bilirkişi raporu ile zararın 1.454.736,62 TL olarak belirlendiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 107. maddesi kapsamında açılan belirsiz alacak davasında 22.04.2024 tarihli ikinci bedel artırım dilekçesinin sunulmasının hukuken mümkün olduğunu ve bu hususun iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadığını, ayrıca kamu düzenine ilişkin hususlarda usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceğini ve hâkimin bunu resen gözetmekle yükümlü olduğunu, kaldı ki söz konusu dilekçenin kabul edilmemesi halinde dahi ıslah olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu itibarla müvekkilinin tam olarak belirlenen 1.454.736,62 TL maddi zararının tahsiline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, yapı malikinin sorumluluğuna dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Usuli kazanılmış hak kavramı, anlam itibariyle bir davada Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Usuli kazanılmış hak müessesesi 6100 sayılı Kanunda düzenlenmiş olmamakla beraber, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı). Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03/12/2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.). 6100 sayılı Kanunun belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi “(1)Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” hükmünü içermektedir. Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklının hukuki ilişki ile asgari bir miktar ya da değer belirterek alacak davası açabilmesi belirsiz alacak davası ile mümkündür. 6100 sayılı Kanunun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasında davacının iddianın genişletilmesi yasağı olmadan ve karşı tarafın rızasına ve ıslaha da gerek kalmaksızın talep sonucunu artırabileceği kabul edilmiş, maddenin gerekçesinde de bu dava ile ilk dava tarihinde zamanaşımının kesileceği belirtilmiştir. Belirsiz alacak davası açan davacının davanın mahiyetinden kaynaklanan ilk dava hakkı, bedel artırım hakkı ve bilirkişi raporundaki miktar ve usuli müktesep hakla sınırlanmamış ise ayrıca ıslah hakkı bulunmaktadır. Davacı, sınırlama ve yasağa tabi olmadan, sadece talepte bulunmak suretiyle yeni miktar üzerinden yargılamaya devam edilmesini isteyebilecektir. Şüphesiz, alacağın belirli bir hale gelmesini müteakip ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilmişse, bundan sonra yeni bir arttırma isteği iddianın genişletilmesi yasağı ile karşılaşacaktır. Çünkü bu durumda belirsizlik değil, davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur (Ejder ... Islah, Ankara, Genişletilmiş 5. Baskı, 2021, s.230). Tazminat hesabında hüküm tarihine en yakın tarihteki ücretlerin esas alınmasının nedeni hesaplama yöntemiyle ilgili olup, tazminat miktarının belirlenmesi ileriye dönük varsayımsal hesaplamaları gerektirmesi ve gerçek belli iken varsayıma dayalı hesaplama yapılıp buna göre karar verilmesinin mümkün olmaması esasına dayalıdır. Hüküm tarihine en yakın tarihteki ücretlerin esas alınması mahkemenin vereceği ilk hükümle ilgili olup, bu hükmün yeniden rapor alınmasını gerektirmeyen bir nedenle bozulması hâlinde, yeni verilecek hüküm tarihini esas alan bir hesaplama yapılması gerekmeyecektir. Ancak, bozma veya iade nedeni tazminat hesabı için yeniden rapor alınmasını gerektiriyor ise, bu takdirde alınacak raporda sonradan değişen ücretler esas alınarak hesaplama yapılıp, önceki rapordaki miktar itibarıyla varsa usulî kazanılmış hak oluşturan durumların da gözetilmesi gerekecektir. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna yönelik maddi tazminat hesabı noktasında temyiz itirazı bulunmadığı veya Yargıtay Hukuk Dairesince maddi tazminat hesabı yönünden bir aykırılık görülmediği takdirde, bu raporun esas alınması gerektiği konusunda usulî kazanılmış hak oluşacağından farklı bir hesaplama içeren yeni rapora göre karar verilmesi, usulî kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/10-188 E., 2022/87 K. sayılı ilamı). Somut olayda; uyuşmazlığa konu dava belirsiz alacak davası olarak açılmıştır. İlk Derece Mahkemesinin kaldırma kararı öncesinde yaptığı yargılamada; maddi tazminatın hesabına yönelik 15.03.2021 tarihli bilirkişi raporu üzerine, davacı vekilinin 05.07.2021 tarihli dilekçe ile maddi tazminat taleplerini 594.416,65 TL olarak belirlediği, İlk Derece Mahkemesinin 05.11.2021 tarihli kararı ile de davacı lehine maddi tazminat talebinin tam kabulüne hükmedildiği, anılan hükmün davacı tarafça istinaf edilmediği, ne var ki davalı tarafça yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; ek rapor alınmak suretiyle yeniden inceleme yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesine karar verilmiştir. İade kararı sonrası yapılan yargılamada, yerleşik içtihatlar ve hukukun temel ilkeleri gereği bedensel zarar tazminatının gerçek zararı karşılayacak şekilde ve karar tarihine en yakın veriler esas alınarak belirlenmesi zorunluluğu kapsamında güncel hesap raporu alınmış, bu rapor doğrultusunda davacı tarafça yeniden bedel artırım dilekçesi sunularak, tamamlama harcının yatırıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince; ilk kararın davacı tarafça harcı yatırılmak suretiyle istinaf edilmediği ve bu nedenle usuli kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle bedel artırım talebinin reddine karar verilmiş ise de; davanın niteliği gereği zararın baştan tam ve kesin olarak belirlenmesinin mümkün olmadığı haller için öngörülen belirsiz alacak davası olarak açıldığı, bu bağlamda özellikle kusursuz sorumluluk ilkesine dayalı bedensel zarar tazminatlarında, zarar hesabının statik değil dinamik olduğu, zararın kapsamı ve miktarının ancak uzman bilirkişi incelemesiyle ve çoğu zaman ekonomik parametreler (özellikle asgari ücret, yaşam tabloları, iskonto oranları gibi unsurları) doğrultusunda güncellenmesi gerektiği, bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğu ve hâkim tarafından resen dikkate alınmasının zorunlu bulunduğu tartışmasız olup, belirsiz alacak davasında talep artırımının ıslah niteliğinde olmayıp kanundan doğan bir hak olduğu, bu nedenle iddianın genişletilmesi yasağına tabi bulunmadığı gibi, usuli kazanılmış hak kurumunun da bu kapsamda katı biçimde uygulanamayacağı açıktır. Kaldı ki; ilk kararın maddi tazminat hükmü açısından tam kabul olması nedeniyle, davacı tarafın istinaf yoluna başvurmasında hukuki yarar bulunmadığı gibi, bedensel zararların, sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanması da zorunlu olup, Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre bu hesaplamanın, "karar tarihine en yakın veriler" esas alınarak yapılması ve tazminatın tam ve eksiksiz olarak belirlenmesi kamu düzenine ilişkindir. Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince; iade kararı sonrası yargılamada ortaya çıkan yeni hesaplama ve güncel zarar miktarının, önceki hükümle bağlı kalınmasını engelleyen yeni bir hukuki durum yaratmakta olduğu dikkate alınarak, bu aşamada sunulan bedel artırım talebinin kabulü ile maddi tazminat talebi yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, tazminat hukukunun temel ilkesi olan “gerçek zararın tam giderilmesi” ilkesine aykırı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verild