Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/2364 E. 2025/6084 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2364
Karar No
2025/6084
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1275 E., 2025/341 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/248 E., 2022/648 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle: kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili ile davalılar arasında 01.11.2013 tarihli adi ortaklık sözleşmesi imzalandığını, ortaklıkta müvekkili ve davalılar ... ile ...’ın sözleşme gereği belirlenen miktarda katılım payı ortaya koyarak satın alınan ve diğer davalı şirket adına tescil edilen ....... ve ...... plakalı araçlardan elde edilecek gelirlerin yine sözleşme gereği belirlenen oranda paylaşılması amacı güdüldüğünü, davalı şirketin katılım payı koymadığını ve gelir paylaşımında da hissesi bulunmadığını, davalı şirketin araçların işletilebilmesi için gerekli şartlardan olan taşıma belgesinin alınabilmesi adına araçların sadece kayden maliki olarak ortaklığa dahil edildiğini, diğer ortakların 1/3 oranında paya sahip olduğunu, davalı ...’ın davalı şirketin müdürü ortaklığın yöneticisi olduğunu, araçlar için .... Finansman A.Ş.ye ödenen bedel ile taşıma belgesinin alınabilmesi için harcanan miktarın toplamının 233.000,00 TL olduğunu, bu bedelin 100.000,00 TL'sinin müvekkili tarafından, 73.000,00 TL'sinin davalı ..., 60.000,00 TL'sinin davalı ... tarafından ödendiğini, müvekkilinin fazla ödediği 22.400,00 TL nin 31.06.2014 tarihine kadar diğer ortaklarca ödenmemesi durumunda.... plakalı aracın verileceği sözleşmede kararlaştırıldığı halde, bu miktar bugüne kadar ödenmediği gibi müvekkilinin adına tescilini talep etmesini engellemek amacıyla aracı 29.05.2015 tarihinde 170.000,00 TL bedel karşılığında dava dışı....Tur. Tic.A.Ş.ye satıldığını, aracın .... Finansman Türk A.Ş’ye kalan borcu olan 133.675,00 TL’nin adı geçen alıcı tarafından ödendiğini,....’in satışa muvafakat ettiğini, davalının bu satıştan elde ettiği gelirden ortaklığa veya müvekkiline ödeme yapmadığını, müvekkili tarafından ödenen 23.000,00 TL koltuk sigortası bedelinin de iade edilmediğini, araçların seyahat sırasında molada dinlenme tesislerinden elde etmiş olduğu gelirden de müvekkiline ödeme yapılmadığını, müvekkilinin araç taksitlerinin kendi payına düşenini ödediği gibi davalı ... yerine satış sırasında 18.000,00 TL daha sonra 13.000,00 TL ödeme yaptığını, yine müvekkilinin 1.500,00 TL satış masrafı ve 1.300,00 TL bandrol (MTV) ücretini ödediğini, davalı ...’ın ortaklıkla ilgili bilgi vermediği gibi kazançtan da pay vermediğini, ortaklığı tekeline aldığını ve şirket zarar ediyor bahanesiyle pay ödemekten kaçtığını, müvekkilinin ise bakiye satış bedelinden kendi payına düşenleri bandrol, bakım, onarım, sigorta vb. zorunlu giderler için ortaklık adına para ödemeye devam ettiğini, davalıların bu tutumunun müvekkili açısından adi ortaklığın devamını çekilmez hale getirdiğini, fesih ve tasfiye talep ettiği halde davalıların olumlu cevap alamadığını, davalı şirketin devir yasağına aykırı davranması nedeniyle tasfiye sonuna kadar elde edilecek kazanç kaybı zararından sorumlu olduğunu, davalı ... tarafından İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2016/85 sayılı dosyası ile adi ortaklığın feshi ve tasfiyesi talepli dava açtığını, iş bu davanın o dava ile birleştirilmesi gerektiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik adi ortaklığın feshi ile tasfiyesine müvekkiline düşen kısmının 10.000,00 TL'sinin avans faiziyle birlikte ortaklık mallarından tahsiline, mümkün olmazsa adi ortaklığın feshi ve tasfiyesine neden olan kusurlu ortaklardan müteselsilen ve müştereken tahsiline, adi ortaklığın faaliyetleri nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarardan şimdilik 100,00 TL'nin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 24.09.2022 tarihli dilekçesiyle talep sonucuna 65.000,00 TL’ye yükseltmiştir II. CEVAP Davalı şirket vekili; ortaklığın sona erme koşullarından hiçbirinin bulunmadığını, davacının bildirim yükümlülüğüne uymadığını, tüm ortakların fesih yönünden ittifakı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; davacının ve davalılardan ... ve ... arasında 01.11.2013 tarihli adi ortaklık sözleşmesi ile ortaklığın kurulduğu, ortaklığın son bulduğuna ilişkin taraf tasfiyesi veya mahkeme kararının mevcut olmadığı, davacının ortaklık payını ve fazlaca ödemiş olduğu bedeli talep ettiği, ilgili talebin ancak tasfiye ile mümkün olacağı, ortaklığın tasfiyesine ilişkin tüm kayıtların celp edildiği, taraflarca ortaklık hesabına ilişkin süreler verilmesine rağmen herhangi bir kayıt sunulmadığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 Sayılı Kanun) madde 644'de belirtilen usule göre tasfiyeye ilişkin bilirkişi raporları alındığı, 11/06/2022 tarihli raporun daha ayrıntılı ve usulüne uygun olması sebebiyle hükme esas alınabilir nitelikte olduğu, ilgili raporda özetle davacının katılım payını sunulan belgeler doğrultusunda talep edemeyeceğinin, katılım alacağı dışında ödemiş olduğu sigorta bedeli ve banka yolu ile ödemiş olduğu toplam 61.000,00 TL'yi davalılar ... ve ...'ın talep edebileceğinin tespit edildiği, adi ortaklık sözleşmesinin incelenmesinde davalı şirketin sözleşmede ortak olarak değil, ortaklığa konu araçları işletecek olan şirket olarak yer aldığı, ortaklığa herhangi bir katkısı veya ortaklık sonucu herhangi bir kar payı tahsisinin yapılmadığı, dolayısı ile ilgili ortaklık içerisinde yer almadığı gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, davacı ile davalılar ... ve ... arasında kurulan adi ortaklığın feshi ve tasfiyesine, 61.000,00 TL' nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...' dan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine, davalı şirkete yönelik davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanununun) 114/1-d maddesi gereği reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşme taraflarca imza edilmiş ise de otobüslerin taşıma belgesi nedeniyle davalı şirket adına alınmış olduğu, sözleşme kapsamında da bu şirkete ortaklık payının öngörülmediği, sözleşmenin (1.) maddesinde araçların şirket adına alınmış ise de 3 eşit payla diğer taraflara ait olduğu, otobüslerin gelirlerinin ortaklar arasında eşit bir şekilde pay edileceği, araç ruhsatları her ne kadar .... Otobüs işletmesine ait ise de mesul müdür ....ın diğer ortaklar .... ve ....' a araçların bu günki değeri kadar teminat senedi vereceği hususlarının düzenlendiği, sözleşmede davalı şirketin adi ortak olarak hak ve yükümlülüklerinin olduğuna dair düzenleme de olmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalı şirketin sözleşmenin tarafı olarak yer aldığını, ayrıca sözleşmede şirkete sorumluluk yükleyen düzenlemeler bulunduğunu, sözleşmede imzası bulunan şirketin zorunlu olarak davada yer alması ve lehine vekalet ücreti ile yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiğini, ortaklığa sermaye olarak para ve alacak dışında mal veya emeğin de getirilebileceğini, bu kapsamda davalı şirketin ortaklığa katkısının olmadığının söylenemeyeceğini, davadaki talebin doğrudan kendisini ilgilendirdiğini, ortaklık mallarının davalı şirket üzerine kayıtlı olmasının da davalının bu davada yer almasını zorunlu kıldığını, bu nedenle Mahkemenin husumetten red kararının hukuka aykırı olduğunu, öte yandan verilen kararın infazı kabil olmadığını, zira tasfiye işlemlerinin usulüne uygun bir şekilde yerine getirilmesi için gereken izahatın yapılmadığını, tasfiye kararının kanuni unsurları içermeyip icrasında tereddüt oluşacağını belirterek, kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. Adi ortaklık doktrinde, “Emeklerini veya araçlarını herhangi bir müsterek amaç doğrultusunda birleştirerek, bu amaca ulaşma konusunda birlikte çaba göstermeyi sözlesmeyle birbirlerine karsı yükümlenen kişilerce oluşturulan, tüzel kişiliği bulunmayan bir kişi topluluğudur” şeklinde tanımlanmıştır. Adi ortaklıkta müşterek amaç, iktisadî bir amaçtır veya daha dar anlamda kazanç paylastırma amacıdır. Ancak adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için ortakların müşterek bir amaç etrafında toplanmış bulunmaları yetmez. Ortakların ayrıca, ortaklığın amacının gerçekleşmesine yönelik faaliyetlere katılmayı, bu yolda diğer ortaklarla işbirligi yaparak, onlarla birlikte çaba sarf etmeyi de üstlenmiş olmaları gereklidir. Amaç, ortak araç veya güçlerle izlenmeli, taraflar amacın izlenmesinde birlikte etkin olmalıdırlar. Her bir ortak su veya bu sekilde amacın gerçeklesmesine katkıda bulunmak zorundadır. Birlikte çaba yükümlülüğü, bir yan edim yükümü olmayıp asli edim yükümü durumundadır ve adi ortaklıgın sürekli borç ilişkişi karakterine uygun olarak süreklilik arz etmelidir. Ortaklığın varlık sebebi olan amaç birlikteliğinin bir sonucu olarak, ortaklar arası ilişki karşılıklı güven ve iyi niyet temeline dayanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunun 10.04.1991 tarihli ve 1991/13-76 E., 1991/199 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; ortaklar öteki sözleşmelerden tamamen farklı şekilde, emeklerini ve sermayelerini ortak bir amaç için birlestirdiklerinden, aralarında sıkı bir işbirliği kurulur ve güvene dayanan bu işbirliği iliskisi nedeniyle ortaklar birbirlerinin vekili gibi, ortaklık islerinden dolayı özenle hareket etmek, ortakları zarara uğratmamak durumdadırlar. Buna bağlı olarak, adi ortaklığa esas dogruluk ve güven ilkesi, kanunda açıkça belirtilmemis olmasına rağmen, ortakların sadakat ve eşit islem borcunu da beraberinde getirir. Sadakat borcu gereği ortaklar müşterek amacı engelleyen her türlü davranıştan kaçınmalı, sadece kendi menfaatlerini değil ortaklığın amacını koruyabilmek için diğer ortakların menfaatlerini de gözetmelidir. Eşit islem borcu da, ortaklara ortaklıkla ilişkilerinde iradi olarak eşit olmayan bir şekilde davranılmaması anlamına gelir ve tıpkı sadakat borcu gibi dogruluk ve güven ilkesinin adi ortaklığa özgü tezahür şeklidir. Adi ortaklığın sona ermesinin en önemli sonuçlarından biri ortaklığın tasfiye aşamasına girmesidir. Zira, sona erme sebeplerinden birinin gerçeklesmesiyle birlikte, adi ortaklık hemen ortadan kalkmaz; sadece sona erme sebeplerinin varlığı ortaklık bünyesinde bir takım değişiklikler meydana getirerek, ortaklığın tasfiye asamasına girmesine neden olur. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiyenin tamamlanması ile ortadan kalkar. Bu bağlamda tasfiye; ortaklar arasındaki ilişkinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülür, borçlar ödenir, sermaye değerleri ortaklara iade edilir ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılır.

Tasfiye usulünü düzenleyen 6098 sayılı Kanunun 644. maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.". Aynı Kanunun kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise " Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır ( 6098 sayılı Kanun md. ) Keza, aynı Kanunun kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir. Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK'nın 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse,değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nın 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Bütün bu açıklamalar ışığında; İlk Derece Mahkemesince; uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi gerekirken, değinilen bu yönler dikkate alınmadan, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, ayrıca davalı şirketin sözleşmeye göre ortak olmadığı açık ise de, ortaklık malı araçların bu şirket adına kaydedildiği ve işletilmesiyle elde edilecek gelirlerin ortaklara paylaştırılacağının kabul edildiği gözetilerek, şirketin davada husumetinin olduğunun kabul edilmesi gerekirken davalı şirket hakkındaki davanın şirketin olmaması nedeniyle reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371.maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/2364, K. 2025/6084, T. 11.12.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-2364-e-2025-6084-k-7b3570b51466