Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/3356 E. 2025/5549 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/3356
- Karar No
- 2025/5549
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/427 E., 2023/56 K.
DAVA TARİHİ : 24.06.2013
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalı ...'nın sahibi olduğu ve... Medya Grubu adı altında faaliyet gösteren şirketler tarafından elde edilmesi gereken hasılatın önemli bir bölümünün, grup şirketleri arasında yapılan muvazaalı iş ve işlemlerle, gerek kayıt dışı ödemelerin finansmanında kullanılmak gerekse şirket sahip ve ortaklarının tasarrufuna bırakılmak suretiyle şirketlerin amaç ve gayelerine aykırı şekilde kullanıldığını ve grup şirketlerinde gizli bir ortaklık yapısının mevcut olduğunu, şirketleri en üst seviyede sevk ve idare eden kişinin .... olduğunu, oturduğu yalının kirasının dahi şirket hesaplarından ödendiğini, davalının kendisinin de vergi inceleme uzmanına gönderdiği dilekçesinde şirketlerin kendisinin de mensubu bulunduğu ... ailesine ait olduğunu kabul ettiğini,....nin gruba dahil bir kısım şirketler yönünden amme alacaklarına ilişkin olarak şahsi kefalet verdiğini, bu kapsamda kendisine gönderilen ödeme emirlerinin yargı kararlarıyla kesinleştiğini, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar soruşturma Bürosunun 2012/155111 soruşturma numaralı yazısında ... ... suçtan elde etiği gelirleri annesi ... banka hesabına aktardığı, hesaplara mahkeme kararıyla el konulduğu bilgisinin verildiğini, davalı ...'nin hesaplarına 6183 sayılı Kanunun 79. maddesi gereği haciz bildirisi gönderildiğini, vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin esas olduğunu ve bunun her türlü delille ispatlanabileceğini, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesine göre tüzelkişilerde vergi ödevinin kanuni temsilcilerine ait olduğunu, bu kişilerin ödevlerini yerine getirmemeleri nedeniyle mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağının belirlendiğini, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesinde ise tüzel kişinin malvarlığından tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının kanuni temsilcilerinin ve idare edenlerin şahsi malvarlığından müteselsilen tahsil edileceğinin öngörüldüğünü, ... Medya grubu için asıl ekonomik değer yaratan şeyin lisans şirketlerinin reklam-pazarlama işlerini yürütme hakkı olduğunu, grup içinde bu işlevi yürüten şirketlerin zaman içinde alacaklarını tahsil edemeyen ve büyük finansal yüklerle karşı karşıya bırakıldığını ve şirketlerin iflas etmelerinin hemen ardından reklam pazarlama hakkının kurulan yeni bir şirkete devredildiğini, iflas eden şirketin ise her gün artan borçlarıyla gruptan bağımsız ve grupla illiyeti yokmuş gibi kaderine terk edildiğini, şirketlerin asıl sahibi olan davalı ... ile .. ... şirketlerden tahsil edilemeyen vergi borçları nedeniyle şahsi mavarlıklarıyla sorumlu olmaları gerektiğini, ... hesabına yatırılan paranın da bu kişilere ait olduğu ve şirketlerin borçlarından mahsup edilmesi gerektiğini ileri sürerek, dilekçede belirtilen 12 şirketin davalılara ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili; tüzel kişilik perdesinin aralanmasının ancak eda davası içinde ileri sürülüp değerlendirilebileceğini, davacının sonuç itibariyle müvekkili (3.şahıs) ... banka mevduatından takip borçlarının tahsilini amaçladığını müstakil olarak bu davanın açılamayacağını, İstanbul 2.Vergi Mahkemesinin 2013/657 E. ve 2013/1413 E. sayılı dosyalarının bu dava ile irtibatlı olduğunu, vergi dairesi işlemlerinin vergi yargısında denetlenmesine ilişkin davalar devam ederken bu davanın açılamayacağını, vergi hukuku kapsamında yer alan iddialarla bir adli yargı mahkemesinden katalog halinde 12 adet şirketin müvekkillerine ait olduğunun tespit edilmesinin istenemeyeceğini, davadaki talebin dahi hukuksuz olduğunu, şirket tüzel kişiliğinin onu yönetene ait olduğunun ileri sürülemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 28.11.2023 tarihli kararıyla; uyuşmazlığın çözümünde vergi mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1.Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 22.03.2016 tarihli ilamıyla; İdarenin vergi alacaklısı olarak eldeki davayı açmakta hukuki menfaatı bulunduğundan mahkemece davanın esasına girilerek tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinden de yararlanılarak taraf delillerinin toplanması, borçlu ve üçüncü kişi davalılar ile dava dilekçesinde bahsi geçen şirketler arasında maddi ve hukuki organik bağ bulunup bulunmadığı, muvazaalı işlem ve nam ı müstear olarak yapılan işlem bulunup bulunmadığı belirlenerek, talebinde şirketlerin davalılara ait olduğunun tespiti ile alacağını almak için hukuki işlemler yapma isteği düşünülmesi sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yargı yolu bakımından davanın reddinin isabetli olmadığı gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; iddia, savunma, hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporları, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/15511 soruşturma numaralı dosyasına ait kesinleşmiş kovuşturmaya yer olmadığı kararı, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin bozma ilamında yer alan hususlar, İstanbul 11. Vergi Mahkemesinin 2013/1460 E. 2014/119 K., Danıştay 4. Dairesinin 2016/14939 E., 2018/14939 K. Sayılı ilamları ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında; yalnızca davacının bahse konu vergi tekniği raporunda yer alan genel nitelikteki beyanlarına ve şirket temsilcileri ve çalışanlarının ifadelerine dayanılarak davalıların şirketin kanuni temsilcisi olduğu sonucuna varılamayacağı, tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil ettiği, bilirkişi raporu ve tüm deliller tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinden de yararlanılarak incelendiğinde muvazaalı işlem ve nam-ı müstear olarak yapılan işlem bulunduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; vergi müfettişi ... ... ... tarafından düzenlenen 24.05.2013 tarihli ve 2013/A- 1351/5 sayılı (... Medya (....) Vergi Tekniği Raporunun 1 ila 4. sayfalarında davalıların gizli ortağı ve yöneticisi olduğu belirtilen 45 adet şirketin tam listesinin yer aldığını, görünüşte kanuni temsilcisi olduğu iddia olunan yöneticilerinin kimler olduğu belirtilen raporun 15,16,17,18,19,20,21,22,23 sayfalarında adı, soyadı, kimlik bilgileri, görevi (yönetim kurulu başkanı, başkan yardımcısı, yönetim kurulu üyesi, ortak , müdür vb) tablo halinde yer aldığını, .... grubu olarak adlandırılan şirketlerin ortaklık yapılarının tablo halinde özetlenmiş olup, buna göre en koyu olarak işaretlenen kişilerin şirketlerde imza yetkilisi olan yönetim kurulu üyeleri, koyu olarak işaretlenen yönetim kurulu üyelerine, geri kalanların ise yalnızca ortak olarak yer aldıklarının tespit edildiğini, şirket ortak ve yetkililerinin genelde ayrı kişiler olduğunun ve varyasyonlar halinde farklı şirketlerde ortaklık halinde bulundukları bir yapının mevcut olduğunun açıkça görüldüğünü, vergi teknik raporu ve ... ... 11.07.2005 tarihli dilekçesi ile ..... ve .... ...’ın İflas Halinde... Reklam Paz.İşl. ve Tek. Hiz. A.Ş. ve İflas Halinde ... ... Reklam Paz. ve Yay. A.Ş. ile grubun diğer şirketlerinin gizli ortağı ve kanuni temsilcisi olduğunun ve ...., ... Bankası Ulus Şubesi nezdindeki hesaplarında bulunan paranın gerçekte ... ... ve .. İhsan’a ait bulunduğunun ispatlandığını, Mahkemenin eksik incelemeyle hüküm kurduğunu belirterek, kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, aralarında organik bağ bulunan ve aynı medya grubuna ait olup aralarındaki muvazaalı işlemlerle vergi borçlarını kendi malvarlığıyla ödeyemeyecek duruma getirildiği iddia edilen ticaret unvanları belirtilen şirketlerin vergi borçlarından şahsen sorumlu tutulabilmeleri için, şirketlerin arasında organik bağ bulunduğu ve şirketleri en üst düzeyde sevk ve idare eden kişilerin davalı ... ile ... ... olduğu ile diğer davalıya ait banka hesabındaki paranın bu kişilere ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Tespit davaları, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesine ilişkin davalardır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 106. maddesi uyarınca tespit davasının açılabilmesi için, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararın bulunması gerekir.
Hukuki yararın bulunduğundan söz edilebilmesi için davacının bir hakkı veya hukuki durumunun güncel bir tehlikeyle tehdit edilmiş olması, bu tehdidindavacıya zarar verebilecek nitelikte bulunması ve verilecek tespit hükmünün bu tehdidi ortadan kaldırmaya elverişli olması gerekir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un 17. maddesine göre davacı idarenin tek taraflı işlemiyle ihtiyari tahakkuk yoluna gitmesi mümkünken, tespit davası açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır.
Bu nedenle Mahkemece; davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, sonucu itibariyle doğru bulunan Mahkeme kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek onanması 6100 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 saylı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 438/9 maddesi hükmü gereğidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Mahkeme kararının GEREKÇESİNİN DEĞİŞTİRİLEREK VE DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
1086 sayılı Kanunun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
20.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.