Yargıtay · 3. Ceza Dairesi
Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2022/10033 E. 2023/1313 K. – Silahlı Terör
Konu: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2022/10033
- Karar No
- 2023/1313
- Karar Tarihi
- Konu
- Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/96 E., 2020/122 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.10.2019 tarihli ve 2019/170 Esas, 2021/304 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir. 2. Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 11.03.2020 tarihli ve 2019/96 Esas, 2020/122 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik O yer Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 23.02.2022 tarihli ve bozma görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri özetle; 1. Sanığın örgüt talimatı ile Bank Asyaya para yatırdığına, 2. Sanığın örgüt ile iltisaklı kurumda SGK kaydının bulunduğuna ve örgüte müzahir sendikaya üye olduğuna, 3. Sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğuna, 4. Kararın sanık aleyhine bozulmasına, 5. Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü ‘Sanık ... ile ilgili yapılan araştırmalarda, kolluk tutanaklarından da tespit edildiği üzere; ByLock kullanıcı kaydının olmadığı, her ne kadar sanığın örgüte müzahir Safiye Eğitim Kurumları A.Ş. adlı şirket de çalıştığına dair SGK kaydının bulunduğu, örgüte müzahir Pak-İş Sendikasında 10.09.2014 tarihinde üyelik kaydının bulunduğu,, örgüte müzahir Bank ... Bankasında çağrı dönemleri içerisinde 6 adet yeni vadeli- vadesiz hesap açtığı, 27.01.2014 tarihinde hesabına 20.000,00 TL, 19.09.2014 tarihinde 4.400,00 Dolar, 19.09.2014 tarihinde 6,36 gram hurda altın, 10.12.2014 tarihinde 500 Dolar para yatırarak katılım hesapları açtırdığı, artan hesap hareketliliğinin bulunduğu iddia edilmiş ise de; sanık ile ilgili delillerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde; sanığın örgütsel faaliyetlere süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz edecek şekilde iştirak ettiğine ilişkin olarak yeterli olmadığı ve ayrıca sanık aleyhinde örgütsel faaliyetleri olduğu yönünde başkaca bir delil olmadığı dikkate alınarak, sanığın Bank ... Bankasında açılan yeni hesapların ve artan hesap hareketliliğine ilişkin olarak araba alım satım işiyle uğraşması sebebiyle hesaba olan ihtiyacından kaynaklandığına ilişkin savunmasının bulunması, buna ilişkin evraklarını dosyaya sunmuş olması, sanığın aksi sabit olmayan savunmalarına mahkememizce itibarla, aynı zamanda dosya arasında mevcut bulunan Bank ... bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere söz konusu bankanın TMSF devrinden sonra da sanığın artan hesap hareketlerinin bulunduğuna ilişkin tespitler de dikkate alındığında, sanığın örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilebilecek her hangi bir eyleminin tespit edilemediği, yukarıda yer verilen Yargıtay kararında da izah edildiği üzere; sanığın konum ve kişisel özellikleri nazara alındığında sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilebilecek bir eyleminin tespit edilemediği, sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olup örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket ettiğine dair mahkumiyet kararı vermeye yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin, yasal ve inandırıcı delilin elde edilemediği anlaşılmıştır. Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olup, "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılmasına karar verilebilmesi bakımından, göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. Bu itibarla; Ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak biçimde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkememizde her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeterli tam bir kanaat hasıl olmadığı, sanığın aşamalı olarak yaptığı savunmalarında üzerine atılı suçlamaları kabul etmediği, mevcut delil durumu itibariyle sanığın mahkumiyetine karar verilemeyeceği, Y.C.G.K. 19.04.1993,6-81/110 tarihli içtihadında "...Ceza Muhakemesi Hukukunun temel prensiplerinden birisi de şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesidir. Her hukuk devletinde kabul edilen ve masumluk karinesi ile sıkı bir ilgisi olan bu ilkeye göre, yapılan ceza muhakemesi sonunda fiilin sanık tarafından işlendiği, %100 belliliğe ulaşmadığı taktirde beraat kararı verilecektir. Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının, bir masumun mahkum olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile “masumluk” karinesidir. Keza, sanığın savunmasının aksinin kanıtlanması ondan beklenemez. Sanığa yüklenen suçun sübuta erdiği kuşkuya yer vermeksizin ortaya çıkarılmalıdır" denildiği, bu değerlendirmeler ışığında, iddiaların olayı temsil eden, taraflardan bağımsız, kesin delillerle desteklenmedikleri, mahkememizce de atılı iddiaları destekler bir delile ulaşılamadığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de göz önünde bulundurulduğunda yüklenen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sanık tarafından işlendiği sabit olmadığından, sanık hakkında 5271 sayılı CMK 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.’ B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Tüm dosya kapsamı incelendiğinde, sanığın örgüt ile iltisaklı kurumda SGK kaydının bulunması, örgüte müzahir sendikaya üye olması ve savunması ile uyumlu Bank ... hesabındaki rutin bankacılık işlemlerinden ibaret eylem ve faaliyetlerinin sanığın konum ve kişisel özellikleri nazara alındığında savunmasının aksini ortaya koyan, örgüte sempati ve iltisak boyutunu aşan ve örgüt üyesi olduğunu ispat eden faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği belirlenen, İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin kararlarında da bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılan sanık hakkında; Yapılan yargılama sonunda yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu anlaşılmakla; Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü temyiz sebepleri ve sair hususlar yerinde görülmemekle, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 11.03.2020 tarihli ve 2019/96 Esas, 2020/122 sayılı Kararında Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.03.2023 tarihinde karar verildi.