Yargıtay · 12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/3522 E. 2024/7420 K. – Kişilerin Huzur
Konu: Kişilerin Huzur Ve Sükûnunu Bozma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2023/3522
- Karar No
- 2024/7420
- Karar Tarihi
- Konu
- Kişilerin Huzur Ve Sükûnunu Bozma
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/135 E., 2020/724 K. SUÇ : Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma KARAR : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.09.2020 tarihli ve 2020/135 Esas, 2020/724 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan, açıklanması geri bırakılan hüküm, 5271 sayılı CMK'nın 231/11. maddesi gereği açıklanarak, 5237 sayılı TCK'nın 123/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, söz konusu kararın, istinaf edilmeksizin 10.11.2020 tarihinde kesinleştiğine ilişkin kesinleştirme şerhi düzenlendiği belirlenmiştir. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 15.03.2023 tarihli ve 94660652-105-16-7091-2022-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.04.2023 tarihli ve KYB-2023/33390 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.04.2023 tarihli ve KYB-2023/33390 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "5237 sayılı Kanunu’nun 123/1. maddesinde yer alan 'Sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.' şeklindeki, Anılan Kanun’un 135/1. maddesinde yer alan 'Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.' şeklindeki düzenlemeler ile, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 18/05/2015 tarihli ve 2015/3846 esas, 2015/8333 karar sayılı ilâmında yer alan 'Katılanların, ayakta iken omuz omuza birbirlerine sarılarak birbirlerinin ellerinden tuttukları ana ait görüntülerin kameraya kaydedilmesi eylemininin, kişilerin huzur ve sükunun bozma suçunu değil, TCK’nın 134/1-2.cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu, bu görüntülerin disiplin soruşturmasında ifadesinin alındığı sırada ilgililere verme eyleminde ise, hukuka aykırılık bilinciyle hareket ettiği kabul edilemeyeceğinden TCK’nın 134/2.maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ifşa suçunun oluşmayacağı anlaşıldığından, tebliğnamede eylemin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bozma öneren görüşe iştirak edilmemiş,' şeklindeki açıklamalar göz önüne alındığında, Somut olayda, müşteki polis memurunun kimlik sorgusu yaptığı sırada şüphelinin müştekiyi rızası hilafına kameraya aldığı, bir kerelik kameraya çekme eyleminin kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunu oluşturmayacağı, söz konusu suçun oluşabilmesi için sanığın eyleminde ısrar etmesi gerektiği, kameraya çekme eylemi ile ilgili yukarıda zikredilen Yargıtay ilâmı ışığında kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunun değil kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden suç vasfında yanılarak yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 1. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının, 01.09.2016 tarihli ve 2016/17844 Esas, 2016/44471 Soruşturma, 2016/14705 İddianame numaralı iddianamesiyle sanık hakkında 03.06.2016 tarihinde işlediği kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 135/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına ve aynı Kanun’un 53. maddesi gereği hak yoksunluklarına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır. 2. Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.03.2017 tarihli ve 2016/687 Esas, 2017/174 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 03.06.2016 tarihinde işlediği kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 123/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi gereği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve aynı Kanun'un 231/8. maddesi gereği 5 yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulmasına karar verilmiş, söz konusu kararın, itiraz edilmeksizin 17.04.2017 tarihinde kesinleştiğine ilişkin kesinleştirme şerhi düzenlenmiştir. 3. Sanığın denetim süresi içinde 28.07.2019 tarihinde 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını, 02.01.2020 tarihinde genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu işlediği yönündeki ihbarlar üzerine, Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.09.2020 tarihli ve 2020/135 Esas, 2020/724 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan, açıklanması geri bırakılan hüküm, 5271 sayılı CMK'nın 231/11. maddesi gereği açıklanarak, 5237 sayılı TCK'nın 123/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, söz konusu kararın, istinaf edilmeksizin 10.11.2020 tarihinde kesinleştiğine ilişkin kesinleştirme şerhi düzenlenmiştir. 4. Hukuki süreci yukarıdaki şekilde özetlenen dava dosyasına göre sanığın, arkadaşı ile birlikte park halindeki araç içerisinde bulunduğu sırada, şüphe üzerine görevli kolluk görevlilerince kimlik kontrolü ve sorgulaması yapılması üzerine, şikâyetçi polis memurunun görüntüsünü rızası olmaksızın video olarak kaydettiği, durumu fark eden şikâyetçinin, "Niye bizi kameraya alıyorsun?" sorusunu, "Herhangi bir şey yapacak olursanız bu kamera kayıtlarını delil olarak göstereceğim için kayda alıyorum" şeklinde yanıtladığı iddia ve ve kabulüne konu olayda, sanığın sübutu kabul edilen eyleminin, 5237 sayılı TCK'nın 123/1. maddesinde tanımlanan kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunu değil, aynı Kanun'un 135/1. maddesinde tanımlanan kişisel verilerin kaydedilmesi suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek karar verilmesi nedenine dayalı olarak kanun yararına bozma isteminde bulunulduğu anlaşılmaktadır. 5. Kanun yararına bozma, 5271 sayılı CMK'nın 309 ve 310. maddelerinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenmiştir. 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde, hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir. Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. 6. Kanun yararına bozmaya, ancak istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilebilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık hâlinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Ciddi boyuta ulaşmayan ve sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi, bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır. Bu bağlamda delillerin takdir ve tercihinde hataya düşüldüğünden bahisle hükmün kanun yararına bozmaya konu edilmesinin, bu olağanüstü kanun yolunun amaç ve kapsamıyla bağdaşmayacağında kuşku bulunmamaktadır. 7.5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinde, kanun yararına bozma talebine konu edilemeyecek hâllerden bahsedilmemiştir. Buna karşılık 26.10.1932 tarihli ve 29-12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları dışında kalan, hâkimin kanaat ve takdirine ait fiili sorunlardan dolayı kanun yararına bozmaya gidilemeyeceği vurgulanmıştır. Aynı şekilde 14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile erteleme isteği hakkında olumsuz bir değerlendirme içeren ya da yasal gerekçe gösterilmeden bu isteğin reddine ilişkin olan kararlara karşı kanun yoluna başvurmanın olanaklı olmadığı kabul edilmiştir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 2008/5-19 Esas, 2008/31 Karar sayılı kararında, hâkimin takdir yetkisini hatalı kullanmasına bağlı olarak ortaya çıkan ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hukuka aykırılıkların, 23.03.2010 tarihli ve 2010/2-29 Esas, 2010/56 Karar sayılı kararında da, kabul edip etmemenin mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararların kanun yararına bozma istemine konu edilemeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 25.10.1993 tarihli ve 260/281 sayılı kararında, olaya ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirilmişse delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine noksan kovuşturma yapıldığından ya da takdirde yanılgıya düşüldüğünden bahisle kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağı ifade edilmiştir. 8. Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 13.03.2024 tarihli ve 2023/1-111 Esas, 2024/117 Karar sayılı kararında, "... YCGK'nın 14.11.1988 tarihli ve 427-466 sayılı kararında da; '...Sübut bulmayan veya yasal unsurları itibarıyla suç oluşturmadığı görülen bir eylemde, uygulamaya veya sair yasaya aykırılıklara ilişkin hususların yazılı emir üzerine incelenmesini mümkün görüp yargılamanın temelini ve esas amacını oluşturan sübut ve suçun tekevvün edip etmediğine ilişkin incelemeyi mümkün görmemek hukuken ve mantıken izahı mümkün olmayan bir husustur.' şeklindeki kabul ile suçun oluşup oluşmadığının bu yolla denetlenebileceği; 20.09.1993 tarihli ve 201-201 sayılı kararında ise, yargılama hukuku ile maddi hukuk kurallarına aykırılık yanında, mevcut delillerin mahkûmiyet için yeterli olmaması veya delil bulunmaması hâllerinde de bu yola başvurulmasının olanaklı olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır... Sanığa atılı suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığına yönelik kanun yararına bozma isteminin, hâkimin takdir ve kanaat hakkına ilişkin olmayıp maddi ceza hukukunu ilgilendiren ve başka yolla da denetlenme imkânı bulunmayan ciddi bir hukuka aykırılık iddiası taşıması karşısında, somut olayda mahkûmiyet hükümlerine esas teşkil edecek şekilde delil bulunup bulunmadığı ile mevcut delillerin yerinde değerlendirilip değerlendirilmediği, bu bağlamda suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı hususlarının, kanun yararına bozma talebine konu edilebileceği..." şeklindeki açıklamalar ile delillerin veya hukuk kurallarının yanlış değerlendirilmelerinden kaynaklanan, hüküm ve kararlardaki hukuki değerlendirme hatalarıyla ilgili olarak kanun yararına bozma yoluna başvurulmasının mümkün olduğu kabul edilmiştir. 9. Sonuç olarak kanun yararına bozma, olağanüstü, istisnai ve dar kapsamlı bir denetim yolu olup, hukuk güvenliği ve kesin hükmün otoritesinin korunması amacıyla, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümdeki her türlü hukuka aykırılık için değil, ancak uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları ve kanunda sınırlı olarak belirlenen nedenler üzerine gidilebilecek bir kanun yoludur. 10. Bu kapsamda kanun yararına bozma istemi değerlendirildiğinde; sanık hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı bulunmayan İlk Derece Mahkemesince, sanığın, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan ek savunması alınıp, yapılan yargılama ve delillerin usulünce değerlendirilmesi sonucu sanığa yüklenen ve sübut bulan "kamuya açık alanda izinsiz olarak ve rızası dışında polis memuru katılanın ses ve görüntüsünün kayda alınması" şeklindeki eylemde kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun unsurlarının bulunmadığının ve eylemin daha hafif bir ceza verilmesini gerektiren kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunu oluşturduğunun kabulü ile sanık hakkında bu suçtan mahkûmiyet kararı verildiği anlaşılmakla, delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine, sübutu kabul edilen eylemin kişisel verilerin kaydedilmesi suçunu oluşturmasından dolayı suçun vasıflandırılmasına ilişkin takdirde yanılgıya düşüldüğünden bahisle kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.12.2024 tarihinde karar verildi.