Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2026/15 E. 2026/4329 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/15
- Karar No
- 2026/4329
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/867 Esas, 2025/1848 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2022/161 E., 2024/34 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkiline 15.02.2016 keşide tarihli, 15.04.2016 ödeme tarihli, 1.450.000,00 TL tutarında senet tanzim ettiğini, ancak senedin vadesi geldiğinde davalının herhangi bir ödeme yapmadığını, davalı hakkında Düzce 5. İcra Müdürlüğünün 2018/14638 E. sayılı dosyasıyla icra takibi yapıldığını, davalı tarafından borca itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, ödeme günü geçmiş olmasına rağmen davalının kötüniyetli hareket ederek borcunu ödemediğini ileri sürerek davalının itirazlarının iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, takip dayanağı belgenin sonradan doldurulmuş sahte bir belge olduğunu, takip dayanağı belgedeki miktarın hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının kötüniyetli olarak icra takibi başlattığını, takip dayanağı belge üzerinde yer alan imzanın müvekkiline ait olmadığını savunarak davanın reddi ile takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından davalı aleyhine 15.02.2016 düzenleme, 15.04.2016 ödeme tarihli bono nedeniyle ilamsız takip başlatıldığı, davalının imzaya ve borca itiraz etmesi üzerine takibin durduğu, imzanın davalıya ait olduğu hususunda ispat yükü davacıda olup uyuşmazlığın da senetteki imzanın davalıya ait olup olmadığı noktasında toplandığı, senetteki imzanın davalıya ait olup olmadığı ile ilgili istinaf kaldırma kararı öncesinde alınan 20.07.2020 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda imzalar arasında benzerlik bulunmakla birlikte senedin ön yüzündeki imzanın kolaylıkla atılabilecek tarzda basit tersimli olmasından dolayı davalının eli ürünü olduğu konusunda menfi veya müspet değerlendirme yapılamadığının belirtildiği, istinaf kaldırma kararı sonrasında, içerisinde grafoloji uzmanı da bulunan 3 kişilik adli belge inceleme uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden alınan 18.08.2023 tarihli raporda senetteki yazıların davalıya ait olmadığı, imzanın ise davalının elinden çıkması kuvvetle muhtemel olduğu ancak senetteki borçlu imzası ile davalı imzalarının kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri içermemesi nedeniyle daha ileri bir kanaat beyanında bulunabilmesinin mümkün olmadığının belirtildiği, söz konusu raporda da net bir tespit yapılamadığından dosyanın bu kez İstanbul Kriminal Jandarma Laboratuvarına gönderildiği, 23.11.2023 tarihli raporda da senedin ön yüzündeki imzanın kolaylıkla atılabilecek tarzda, karakteristik özellik taşımayan basit tersimli olmasından dolayı davalının eli ürünü olduğu konusunda menfi veya müspet değerlendirme yapılamadığının belirtildiği, imzanın davalıya ait olduğu hususunda ispat yükü davacıda olup imzaların davalıya ait olduğunun davacı tarafından ispatlanamadığı, imza incelemesine ilişkin raporlarda menfi veya müspet bir tespit yapılamadığından davacının kötüniyetli olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, istinaf kaldırma kararı öncesi davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verildiği, verilen kararın ise sadece davacı tarafından istinaf edildiği, bu hususun davacı açısından kazanılmış hak oluşturduğu gerekçesiyle davanın reddine, davalının kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyaya gelen dört farklı raporda da imzanın davalıya ait olup olmadığının tespit edilemediği, “imzanın borçluya ait olduğunu” kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu nazara alındığında davacının dosya kapsamında alınan üç rapor ve soruşturma dosyasında alınan bir rapor olmak üzere toplam dört rapor ile dava konusu senetteki imzanın davalıya ait olduğunu ispat edemediği, yine 18.08.2023 tarihli heyet raporunda imzanın “kuvvetle muhtemel” davalıya ait olduğu değerlendirildikten sonra imzanın karakteristik hususiyetleri yeterince ihtiva etmemesi nedeniyle ileri derecede kanaat bildirilemediğinin belirtilmesi karşısında anılan raporun da imzanın aidiyeti konusunda kesin bir görüş bildiriminde bulunmadığı anlaşıldığından mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, dava tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 776. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi gereği zorunlu unsur olan düzenleme yeri bulunmayan icra takibine dayanak adi senet bedelinin tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemlerine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 07.09.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.