Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/7245 E. 2026/4106 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/7245
- Karar No
- 2026/4106
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/237 Esas, 2025/1136 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/247 E., 2022/729 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/5661 D.iş sayılı 27.10.2016 tarihli kararı ile ... Fonuna (...) devredilerek şirkete kayyum atandığını, davalının 01.06.2015 tarihli genel kurul toplantısı ile 3 yıl süre ile şirkete temsil ve ilzama yetkili yönetim kurulu başkanı olarak seçildiğini, 01.01.2017-31.12.2017 tarihli şirket nizanına göre davacı şirketin kasa hesabına kayıtlı olan TL kasa karşılığı 99.876,31 TL, diğer stoklar hesabında kayıtlı 8.929.219,78 TL, tesis makine ve cihazlar hesabında kayıtlı 434.093,90 TL, demirbaşlar hesabında kayıtlı 137.369,90 TL bakiye bulunduğunun belirlendiğini, 02.10.2016 tarihinde polis nezaretinde şirkette arama yapıldığını, tutanak ve demirbaş listesinden anlaşılacağı üzere değinilen mal varlığı değerlerinin şirket kasasında veya hesaplarında bulunmadığını, 12.02.2018 tarihli yönetim kurulu kararı ile söz konusu kasa açığı sebebiyle yönetim kurulu üyesi hakkında dava açılmasına karar verildiğini, davalı hakkında konu ile ilgili suç duyurusunda bulunulduğunu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığını, şirket hesaplarına göre şirketin kasasında bulunması gerekirken fiili olarak şirket uhdesinde bulunmayan mal varlıklarından davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek 9.600.559,89 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının 01.06.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararla 3 yıl süre ile yönetim kurulu başkanlığına seçildiğini ancak davacı şirketin TMSF'nin 31.10.2016 tarihli kararı ile Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 27.10.20 16... /5661 D.iş dosyasından verdiği kararla fona devredildiğini ve şirket yönetim kurulunun fon tarafından belirlendiğini, 02.10.2016 tarihinde polis nezaretinde şirkette yapılan arama ve sonrasında düzenlenen demirbaş listesi ile polisin tuttuğu tutanağın münferiden kasa tespiti amaçlı bir tespit ve inceleme niteliğinde olmadığını, müvekkilinin mühürlenen şirket merkezine ve dolayısıyla eksik olduğu iddia edilen kasaya şirket defter ve kayıtlarına uluşmasının fiilen imkansız olup müvekkilinin sorumluluğundan ve kusurundan söz edilemeyeceğini, Fon tarafından 31.10.2016 tarihinden itibaren yönetim kurulu ve üyelerinin defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen el koyma fiilinden çok sonra 01.01.2017-31.12.2017 tarihli şirket mizanına göre değerlendirmede bulunularak şirketin Fona devrinden 1,5 yıl sonra 12.02.2018 tarihli yönetim kurulu kararı ile sadece müvekkiline dava açılmasının haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde şirketin kasa hesabının 31.12.2016 tarihinde 99.876,31 TL borç bakiyesi verdiği, 2016 yılı kasa hareketlerinde şirket faaliyeti ile ilgili ödeme ve tahsilat kaynaklı işlemler dışında yapılan aktarım işlemlerinin kim tarafından gerçekleştirildiği tespitinin yapılamadığının bilirkişilerce ifade edildiği, şirket defterlerinde 2015 yılından devir gelen ve bilirkişilerce bu tutarda altın bulundurulmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu ifade edilen 8.929.219,78 TL'nin altın noksanı hesabına aktarıldığı, 2015 yılından devir gelen tesis makine ve cihazlar hesabında bulunan 434.093,90 TL'nin sayım ve tesellüm noksanı hesabına aktarıldığı, 2015 yılından devir gelen demirbaşlar hesabında bulunan 137.369,90 TL'nin demirbaşlar sayım ve tesellüm noksanı hesabına aktarıldığı, bahse konu varlıkların hangi kalemlerden oluştuğu ve akıbetlerine ilişkin bilirkişilerce bir tespit yapılamadığının ifade edildiği, davacı şirketin 25.01.2018 tarihli 2018/01 sayılı yönetim kurulu kararına istinaden... Hesabına aktarılan ve dava konusu edilen toplam 9.600.559,89 TL yönünden şirketi kanuna ve anasözleşmeye uygun olarak yönetmesi gereken davalı yönetim kurulu başkanının görev yaptığı dönemde kasa açığının oluşmasıyla gerçekleşen şirket zararından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 9.600.559,89 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, anonim şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe 1. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin karara yönelik davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan husumete ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2. Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere dava, yöneticinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkin olup davacı, kasa açığı nedeniyle tazminat talep etmiş, davalı, usulüne uygun tutulmuş bir kasa sayım ve tespit tutanağı bulunmadığını, şirkete Mahkeme kararı ile kayyım atanıp TMSF tarafından el konulması nedeniyle şirketin defter ve kayıtlarına kendisinin ulaşmasının mümkün olmadığını savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, şirketin defter ve kayıtlarında bilirkişi incelemesi yaptırılarak davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince esastan ret kararı verilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 553. maddesinde, "...Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz..."hükmü düzenlenmiş, yine "Şirketin zararı" başlıklı 555/1 hükmünde "...Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler..." düzenlemesine yer verilmiştir. 6762 sayılı mülga Ticaret Kanunu'ndaki yönetim kurulu üyelerinin müteselsil sorumluluğu sisteminden farklı olarak, 6102 sayılı TTK'nın 557. maddesinde, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin olarak “farklılaştırılmış teselsül ilkesi” benimsenmiştir.
Somut olayda 02.10.2016 tarihinde polis nezaretinde davacı şirkette arama yapılıp tutanak tutulduğu ve demirbaş listesinin tespit edildiği, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2016/5661 D.iş sayılı 27.10.2016 tarihli kararı ile (Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/2 E. sayılı dosyasında verilen 25.04.2017 tarihli şirket isminin düzeltilmesine ilişkin karar gereğince) davacı şirkete TMSF'nin kayyum atandığı, Fon Kurulu'nun 31.10.2016 tarihli 2016/257 sayılı kararıyla şirket yönetimine atamalar yapıldığı, süreç içinde atanan yönetim kurulu üyelerinin değiştirildiği anlaşılmıştır.
Davacı şirketin 12.02.2018 tarihli 2018-04 sayılı yönetim kurulu kararının incelenmesinde; "......Fonuna devredilen davacı şirketin, 25.01.2018 tarihinde gerçekleştirilen Yönetim Kurulu Toplantısında alınan ... numaralı karar ile davacı şirketde mevcut olmayan ve 197 ... ve ... hesabında izlenmesine karar verilen 100- Kasa hesabında kayıtlı olan TL kasa karşılığı 99.876,31 TL bakiye ile 157-Diğer Stoklar hesabında kayıtlı 8.929.215,78 TL bakiye ve 253-Tesis, Makine ve Cihazlar hesabına kayıtlı 434.093,90 TL bakiye ile 255-Demirbaşlar hesabında kayıtlı 137.369,90 TL bakiyenin, şirkete iade edilmesini temin etmek ve şirketin uğradığı zararın tazminini sağlamak amacı ile Ankara I. Sulh Ceza Hakimliği'nin 27.10.2016 tarihli 2016/5661 Değişik İş numaralı kararından önce şirkette görev yapmakta olan Yönetim Kurulu üyeleri ve diğer sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulmasına ve dava açılmasına karar verildiği..." görülmüştür.
Yukarıda açıklandığı üzere davacı şirkette, 02.10.2016 tarihinde polis nezaretinde arama yapılmış, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 27.10.2016 tarihli 2016/5661 D.iş sayılı kararı ile ... kayyım atanmış, ...'nin 31.10.2016 tarihli kararı ile şirket yönetimine atama yapılmış, şirket yönetim kurulunun 25.01.2018 tarihli 2018/1 sayılı kararı ile dava konusu edilen kasa kalemlerinin, sayım ve tesellüm noksanları hesabında izlenmesine karar verilmiş, yönetim kurulunun 12.02.2018 tarihli kararı ile davalı hakkında sorumluluk davası açılmasına karar verilerek 02.04.2018 tarihinde de işbu sorumluluk davası açılmıştır.
Dairemizin yerleşik içtihatlarında kabul edildiği üzere davalının sorumlu olduğu dönemde kasa açığının mevcudiyetine ilişkin iddianın, şirkete el konulduğu tarih itibariyle kasa mevcudu inceleme ve sayım sonucuna göre düzenlenecek ayrıntılı tutanakla tespit edilmiş olması gerekir. Şirket yönetimi kayyum heyetine devredildikten çok sonra varlığı iddia edilen zarar ile davalı arasındaki illiyet bağının da kurulması gerekmektedir. (Dairemizin 23.12.2025 tarihli 2025/2942 E., 2025/7731 K. sayılı, 24.02.2014 tarihli 2013/1922 E., 2014/3381K. sayılı, 17.01.2013 tarihli 2012/4330 E., 2013/962 K. sayılı ilamları).
Bu durumda Mahkemece, yukarıdaki açıklama ve tespitler çerçevesinde davalının sorumluluğunun değerlendirilmesi gerekirken iddia konusu kasa açığının ne zaman, ne şekilde gerçekleştiği temellendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin husumete ilişkin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.07.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı oy) (Karşı oy)
K A R Ş I O Y
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyız.