Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/5036 E. 2023/847 K. – Munzam Zararın
Konu: Munzam Zararın Tazmini
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/5036
- Karar No
- 2023/847
- Karar Tarihi
- Konu
- Munzam Zararın Tazmini
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan Ret Taraflar arasındaki munzam zararın tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.02.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ve davalı ...Ş. vekili Av. ... ile fer'i müdahil TMSF vekili Av. ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi tarafından Egebank A.Ş.'nin... Şubesi'ne 07.12.1999 tarihinde, 135.669,00 TL'nin vadeli olarak yatırıldığını, yatırılan paranın, davalı bankanın teşvik ve yönlendirmesi ile Egebank A.Ş. kontrolündeki Egebank Off Shore Bank Ltd. adlı bankaya ait hesaba aktarıldığını, 21.12.1999 tarihinde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından banka yönetimine el konulduğunu, alacaklarının ödenmediğini, sonrasında kesinleşen mahkeme kararı ile 18.04.2014 tarihinde paranın faiziyle tahsil edilebildiğini; ancak enflasyonun olumsuz etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki düşüş nedeniyle faiz ile karşılanmayan munzam zararın meydana geldiğini, müvekkilinin mevduat alacağı zamanında ödenmiş olsaydı, bu paranın yüksek gelir getiren bir yatırıma yönlendirilemese bile bankada TL veya döviz mevduat hesabı açılarak değerlendirilmiş olsa dahi, bu durumda faize faiz işletilmiş olacağından en azından parasının gerçek değerini ve satın alma gücünü koruyacağını, bu sebeple munzam zarar meydana geldiğini ve zararın hesaplanması mümkün olmadığından davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını ileri sürerek müvekkilinin 07.12.1999 tarihinde davalı bankaya yatırdığı 135.669,00 TL'nin o tarihteki satın alma gücü ile daha önce verilen ve hüküm altına alınan 18.04.2014 tarihinde tahsil edilebilen tutar bakımından oluşan munzam zararının tespitiyle şimdilik 1.000,00 TL'nin davalı bankadan hükmen tahsiline karar verilmesini, hüküm altına alınan alacağa tahsil edildiği tarih olan 18.04.2014 tarihinden itibaren temerrüt faizi işletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı süresinin dolduğunu, munzam zararın koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Feri müdahil TMSF vekili; amanaşımı süresinin dolduğunu, munzam zararın koşullarının oluşmadığını, davacının iddia ettiği zararını ve miktarını kanıtlanması gerektiğini savunrak davanın reddini istemiştir. 3.Feri müdahil OYAK vekili; davada asıl muhatabın TMSF olması gerektiğini, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini ve müvekkilinin sorumluğu bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların faizi aşan zararlarının olduğunu ve zararın miktarını, diğer bir anlatımla munzam zararın ne şekilde oluştuğunu somut olarak ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; munzam zararın tespiti hususunda somut ispatın aranmaması gerektiğini, delillerinin toplanmadığını, eksik inceleme ile gerekçesiz şekilde karar verildiğini, Anayasa Mahkemesinin munzam zararla ilgili emsal kararlarına aykırı bir karar verildiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ispat yükü üzerinde olan davacı alacaklının karineten veya soyut varsayımlara dayalı iddialarını somutlaştıramadığı, dosyaya somut deliller sunamadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, munzam zarar alacağının tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.Emsal Kararlar: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarih 2021/11-938 E., 2022/401 K. sayılı, Dairemizin 29.09.2022 tarih 2019/4249 E., 2022/6439 K. sayılı, 29.09.2022 tarih 2019/4251 E., 2022/6441 K. sayılı, 06.10.2022 tarih 2020/7117 E., 2022/6705 K. sayılı ilâmları. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince tüketici mahkemelerinde tüketici tarafından açılan davalar harçtan muaf olduğundan davacılardan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) MUHALEFET ŞERHİ Dava; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. Mahkemece; davacının alacağının faizi ile birlikte tahsil ettiği, faizi aşan zararını ispatlayamadığı gerekçesiyle dava ve davacının istinaf başvurusuda Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir. Kural olarak borçlu borcunu zamanında ödeseydi ödenen parayı davacı alacaklının somut bir yatırıma dönüştüreceği ileri sürüldüğü takdirde bu yatırımın yapılanmaması nedeniyle zararın oluştuğu iddiasını ispat yükü üzerinde olan davacı; somutlaştırdığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde bir somutlaştırma yapılıp ispat edilmemesine rağmen davacının faizi aşan bir zararının bulunmadığını kabul etmek özellikle yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybı gerçeği karşısında hakkaniyete uygun bir çözüm yöntemi olmaz. Çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince yüksek enflasyona bağlı olarak paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle oluşan bir zararın varlığının da ayrıca kanıtlanması gerekmez. Anayasa Mahkemesi'nin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 sayılı kararında da yerel mahkemenin munzam zararının somutlaştırılıp kanıtlanamadığı yönündeki kararını onayan Yargıtay Özel Dairesi'nin kararı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da emsal gösterilerek yüksek enflasyonun alacağın değer kaybına uğradamadan ödenmesinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir. Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 187 nci madesinin ikinci fıkrasında herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir. İspat zorluğunun bulunduğu durumlarda dahi 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi gereğince zararın hakim tarafından takdir edilmesi gerekmektedir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette dosyaya sunulu Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası değişik yatırım argümanlarına ilişkin verilerden yararlanması ve gerektiğinde bilirkişi raporu alması gerekmektedir. O halde mahkemece davalının temerrüdü nedeniyle alacağın geç tahsilinde kusurlu olduğunun kabulü ile yukarıda açıklanan hususlar gözetilerek zararın tayini gerekir iken davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp, Daire çoğunluğunun aksi yöndeki onama kararına katılmıyorum.