Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2023/4347 E. 2024/11599 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2023/4347
- Karar No
- 2024/11599
- Karar Tarihi
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 22.03.2023 tarihli ve 2021/2484 Esas, 2023/605 Karar sayılı kararını temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü: Sanık müdafiinin, sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşme kararını temyizde hukuki menfaatinin bulunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı CMK'nın 298/1 maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak, sayın ... ve sayın ...'ın karşı oyu ile oy çokluğuyla REDDİNE, Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304/1 maddesi uyarınca Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.10.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sanık hakkında Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesince Çocuğun Soy Bağını Değiştirme suçundan mahkumiyetine ve 5 yıl süreyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen karar 24/04/2012 tarihinde kesinleşmiştir. Kesinleşme sonrasında Çanakkale 5.Asliye Ceza Mahkemesi'ne ait 2020/9 Esas-2020/418 Karar sayılı ihbar yazısı ile sanığın denetim süresi içerisinde 03/12/2014 tarihinde suç işlediğinden bahisle ihbarda bulunulmuş, yargılama sonunda sanığın denetim süresi içerisinde suç işlediği anlaşılmış olmakla hüküm aynen açıklanmıştır. Kararın sanık müdafi tarafından istinaf edilmesi üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi ''Her ne kadar sanık hakkında TCK 231/1 maddesi gereğince çocuğun soybağının değiştirme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de suç tarihinin 03.11.2008 , iddianame tarihinin 24/10/2011 olduğu, sanığın savunmasının 23.12.2011 tarihinde alındığı, sanığın ifadesi alındığı 23.12.2011 tarihinden sonra dava zamanaşımı süresini kesen herhangi bir işlem bulunmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 29.02.2012 tarihinde verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle duran süre de ( 2 yıl, 7 ay, 7 gün) dikkate alındığında suçun tabi bulunduğu olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleştiği anlaşıldığından TCK 66/1-e, 67/4 ve CMK 223/8 maddesi gereğince davanın zamanaşını nedeniyle düşürülmesine şeklinde yazılmak suretiyle, CMK'nın 280/1-a maddesi gereğince düzeltilerek istinaf başvurusunun reddine ' karar verilmiştir. Bu kez sanık müdafi tarafından yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet hükmü yeter derecede deliller ve kastın yoğunluğu tartışılmadığı, isnat edilen suçun oluştuğuna dair şüpheden arındırılmış kesin delille ispat olunmadığı ve dosya içeriğinde mevcut olan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.09.2015 tarih ve 2015/412 Esas 2015/286 Karar ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.02.2020 tarih 2017/15853 Esas 2020/1109 Karar sayılı kararlarında ayrıntılı olarak izah edildiği ve suçun oluşmasına dair vekil eden sanığın isnat olunan suç bağlamında fiillerinin çocuğun soy bağını değiştirmek suçuna yönelik maddi ve manevi unsurların oluşmadığı, bu hususun dosya içeriğindeki deliller ve beyanlarla sabit olduğu, zaman aşımı sebebiyle düşme kararından önce vekil eden sanık hakkında belirttiğimiz Yargıtay Ceza Genel Kurul ve yargıtay kararlarında açıklandığı şekilde beraat hükmü kurulması gerektiği bu sebeple Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi’nin 22/03/2023 Tarih ve 2021/2484 Esas- 2023/605 Karar sayılı kararının usul ve hukuka aykırılık oluşturduğu, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle hükmü temyiz etmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamede; 5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddi sebeplerinin bulunmadığı görülmekle, CMK’nın 288., 289. ve 294/2. maddeleri gözetilmek suretiyle yapılan temyiz incelemesinde; Sanığa yüklenen ''Çocuğun soy bağını değiştirmek'' suçunun Kanundaki cezasının türü ve üst sınırına göre, 5237 sayılı TCK'nin 66/1-e, 67/4 maddesinde öngörülen olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleştiği ve sanık hakkındaki kamu davanın düşmesine karar verilmesi gerektiği yönündeki hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre, sanık müdafisinin sanığın beraati yerine düşme kararı verilmesinin usul ve hukuka aykırı olduğuna ilişkin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden, temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nin 302/1. maddesi uyarınca esastan reddi talep olunmuştur. Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonunda; sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşme kararını temyizde hukuki menfaatinin bulunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı CMK'nın 298/1 maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla reddine, karar verilmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanık müdafiinin istinaf mahkemesince verilen zamanaşımından düşme kararını temyizde hukuki yararı olduğu ancak tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nin 302/1. maddesi uyarınca esastan reddedilmesi gerektiğine yöneliktir. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 24.12.2013 tarih ve 2013/8-333 esas , 2013/624 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere 5271 sayılı CMK'nun 223/8. maddesinde düzenlenen davanın düşmesi kararı mahkumiyeti önleyici sonuç doğurduğundan mahkumiyet ve ceza verilmesine yer olmadığına gibi hükümlere göre sanık lehine olan bir hüküm türüdür. Ancak kanunun 223. maddesinin birinci fırkasında sayılan hükümlerden sanık açısından en lehe olan hüküm ise hiç şüphesiz beraat kararıdır. Dolayısıyla hakkında davanın düşmesi kararı verilen sanık veya müdafiinin bu kararı, beraat kararı verilmesi gerektiği talebi ile temyiz etmelerinde hukuki yarar bulunmakta olup, bunun dışında davanın düşmesi kararını temyizde hukuki yarar bulunmamaktadır. Denilmek suretiyle sanık veya müdafiinin davanın düşmesi kararını beraat kararı verilmesi gerektiği talebi ile temyiz etmelerinde hukuki yararın olduğu kabul edilmiştir. Nitekim emsal olaya ilişkin Ceza Genel Kurulunun 27.09 2023 tarih ve 2023-6-7 esas , 2023-481 karar sayılı ilamında; dava zamanaşımının, önemli ölçüde, çeşitli sebeplerle muhakemenin yavaş işlemesi ve yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği düşünülecek olursa, bu durumda beraat yerine düşme kararı verilmesi, devletin üzerine düşeni yapmamasının sonuçlarının sanığa çektirilmesi anlamına gelecektir. Zira muhakeme, dava zamanaşımı süresi içerisinde sonuçlandırılabilseydi beraat edecek olan sanık, kendi dışında sebeplerle muhakeme uzadığı için beraat imkânından yoksun bırakılmaktadır. Böyle bir durumda beraat yerine düşme kararı verilmesi hem CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasının hem de sanık haklarından birçoğunun ihlali anlamına gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ikinci fıkrası; "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." şeklinde düzenlenmiş olup Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası da buna paralel olarak; "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." hükmüne yer vermiştir. Hukuk devletinin bir gereği olan bu ilke nedeniyle, bir kimsenin suçluluğunun kesinleşmiş yargı kararıyla ispat edilmiş olmasına kadar, o kişinin suçsuz olduğu varsayılacaktır. Bu şekilde suç isnadı altındaki kimselerin lekelenmemesi amaçlanmaktadır. Ceza yargılamalarında amaç, maddî gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; kuşkunun bulunması hâlinde, mahkûmiyet kararı verilmesi ceza hukukunun genel ilkelerine aykırıdır. Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun mahkûm olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir. Suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ve aralarında sıkı bir ilişki olan lekelenmeme hakkı kişinin toplum nezdinde onurunu, şerefini korumaya yönelik ve adil yargılanma hakkı kapsamında da önemli olan iki haktır. Lekelenmeme hakkı adil yargılanma hakkı kapsamındaki masumiyet karinesiyle yakından ilişkilidir. Yargılamanın soruşturma ve kovuşturma evrelerinde adil yargılanma hakkı kapsamındaki ilkelere dikkat edilerek hareket edilmelidir. Lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin korunması anlamında önemli olan durumlardan birisi de failin hakkındaki suçlamalar ile ilgili beraat kararı almasıdır. Anılan karar ile kişinin atılı suçu işlemediği sabit olup bu şekilde toplum nezdinde zarar görmesinin önüne geçilmektedir. Masumiyet karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise artık hakkında suç isnadı olan kişi statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı kabul edilmelidir. Beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmiş, dolayısıyla, sanık yada müdafiinin sanık hakkında verilen kararın beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle hukuki yararının bulunduğu benimsenmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında; sanık müdaafinin sanık hakkında Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince verilen düşme kararını beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle temyiz etmekte hukuki yararının bulunduğu kabul edilerek, temyiz talebinin 5271 sayılı CMK'nın 298/1 maddesi gereğince değil tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak 5271 sayılı CMK'nin 302/1. maddesi uyarınca esastan reddedilmesi gerektiği düşünüldüğünden sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyoruz.