Yargıtay · 11. Ceza Dairesi

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2011/7626 E. 2012/4877 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Ceza Dairesi
Esas No
2011/7626
Karar No
2012/4877
Karar Tarihi

Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204/1, 62/1. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Gölbaşı Asliye Ceza Mahkemesinin 01/02/2010 tarihli ve 2006/318 esas, 2010/42 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre; Gölbaşı Asliye Ceza Mahkemesinin 01/02/2010 tarihli kararının, 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre usulüne uygun tebliğ edilmediği ve kararda kanun yoluna başvuru süre başlangıcı ile başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin gösterilmemesi sebebiyle kesinleşmemiş bulunduğundan mahkemesine iade edilen dosyanın, anılan kararın kesinleştiğinden bahisle hiçbir işlem yapılmaksızın yeniden gönderildiği anlaşılmakla yapılan incelemede, 1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı birden fazla mahkûmiyetinin bulunması karşısında, 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin uygulanması için gerekli şartların mevcut olmadığının gözetilmemesinde, 2-Sahte olarak düzenlenen 14/03/2001 tarihli 2.500 Türk lirası çek bedelinin sanık tarafından ödenmediğinin anlaşılması karşısında, 5271 sayılı Kanun'un 231/6. maddesinde yer alan objektif unsurun gerçekleşmediği gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 09.04.2011 gün ve 2010/4017-18474 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.05.2011 gün ve KYB.2011/175541 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın kanun yararına incelenmesi olanaksızdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: "Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır" biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5571 sayılı CMK’nun 34. maddesinin 2. fıkrasında, "kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir" biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun'un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, "hüküm fıkrasında, 223 nci maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkca gösterilmesi gerekir" hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK’nun 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun'un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, "Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir" ikinci fıkrasına göre de "Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır" hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurma hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hüküm uyarınca, ilgililerin kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabiidir. Ayrıca 7201 sayılı Yasanın 35/son maddesindeki ayrık durum hariç olmak üzere, anılan madde uyarınca yapılacak tebligatların geçerli olabilmesi için aynı adreste önceden kanuna uygun bir tebligat yapılmış olması gerekir. Dosyanın incelenmesinde; sanığın ve şikâyetçi ...’in yokluğunda verilen 01.02.2010 gün ve 2006/318 esas, 2010/42 sayılı karara karşı başvurulacak yasa yolu ve süresi belirtilmesine karşın, yasa yoluna başvuru süresinin başlangıcı ile başvurulmadığı takdirde kesinleşeceği hususunun hüküm fıkrasında gösterilmemesi nedeniyle 5271 sayılı CMK’nun 232. maddesine aykırı biçimde hüküm kurulduğu ve sanık ile şikâyetçi ...’e yokluklarında verilen gerekçeli kararın, daha önce kanunun gösterdiği usullere göre yapılmış geçerli bir tebligat bulunmaksızın ve gerekli adres araştırması da yapılmadan, 7201 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca tebliğ edilerek kararın usulsüz olarak kesinleştirildiği ve tarafların henüz bu karara karşı başvuru hakkının ortadan kalkmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, Gölbaşı Asliye Ceza Mahkemesinin 01.02.2010 gün ve 2006/318 esas, 2010/42 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteminin bu aşamada REDDİNE, anılan tebligatların usulüne uygun şekilde tebliği hususunun mahkemesince ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 05.04.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2011/7626, K. 2012/4877, T. 05.04.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-ceza-dairesi-2011-7626-e-2012-4877-k-895d7405db2d