Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/8959 E. 2026/5748 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/8959
- Karar No
- 2026/5748
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1709 E., 2025/585 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 5. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/1131 E., 2023/332 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmek ve duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 28.04.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı adına Av. .. .. ile davacı adına Av. .. .. geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkilinin davalı şirkete ait iş yerinde kamyon şoförü olarak çalıştığı sırada 05.06.2015 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğradığını, kazanın davalının kusurlu davranışlarından kaynaklandığını ileri sürerek sonuçta 1.186.889,92 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davacının 05.06.2015 tarihli iş kazası sonucu %38,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davacının %20, davalı şirketin %80 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle; davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulü ile 1.186.889,92 TL maddi tazminat ve 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur oranının hatalı tespit edildiğini, davacının ağır kusurunun illiyet bağını kestiğini, sürekli iş göremezlik oranının hatalı belirlendiğini, ücretin hatalı tespit edildiğini, bakiye ömür tablosu olarak PMF tablosunun kullanılması gerektiğini ve hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Davalı vekilinin manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 110. maddesinde düzenlenen dava yığılmasının, diğer bir ifadeyle objektif dava birleşmesinin söz konusu olduğu hâllerde, her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi 25.03.2025 olup, karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken temyiz kesinlik sınırı 544.000,00 TL’dir. Davacı lehine hükmedilen 50.000,00 TL manevi tazminat miktarı bu sınırın altında kaldığından, davalı vekilinin manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. 2.Davalı vekilinin manevi tazminat istemi dışında kalan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından davacının Kurum kayıtları ile ücret bordrolarındaki ücretinin asgari ücret düzeyinde gösterildiği, davacı vekilinin müvekkilinin aylık 1.400,00 TL net ücret aldığını ileri sürdüğü, tanık beyanlarına göre işyerinde yemek ve servis uygulamasının bulunduğu, 07.04.2021 tarihli kök hesap raporunda PMF yaşam tablosu esas alınarak hesaplama yapıldığı, davacı vekilince anılan rapora karşı PMF yaşam tablosu yönünden bir itiraz ileri sürülmediği anlaşılmaktadır. Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin kural olarak işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince alınan hesap raporlarında ücret yönünden ihtimalli hesaplamalar yapılmış ise de usulüne uygun emsal ücret araştırması yapılmadan sonuca gidilmesi yerinde görülmemiştir. Mahkemece yapılacak iş; davacı sigortalının yaptığı iş, yaşı ve kıdemi belirtilmek suretiyle Türkiye İstatistik Kurumu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve ilgili meslek odasından bilinen devrede sigortalının alabileceği ücretleri sormak, elde edilecek sonuçları dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirerek davacının gerçek ücretini tereddütsüz biçimde belirlemek, yeniden hesap raporu alınırken davacının kanun yoluna başvurmamış olması nedeniyle 20.02.2023 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz) ve bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi gerektiğini, bakiye ömür tablosu bakımından PMF-1931 tablosunun kullanılacağını ve diğer usulî kazanılmış hakları gözetmek, çıkacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davalı vekilinin manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE, 2.Davalı vekilinin manevi tazminat istemi dışında kalan hükümlere yönelik sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 3.Davalı vekilinin maddi tazminat hesabına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 4.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 5.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine, 6.Davalı avukatı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ın oyları ve oy çokluğuyla, 28.04.2026 tarihinde karar verildi.
(M)
G.B. K.Şefi: S. BİÇER
KARŞI OY
I. Temel Uyuşmazlık: 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “ilk derece mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi tazminata esas unsularından davacının temyiz etmemesi nedeni ile davalının temyizi üzerine tazminata esas ücretin araştırılması yönünde bozulması üzerine bozmadan sonra tazminata esas ücretin asgari ücret oranlarındaki artış dikkate alınıp alınmayacağı, bu durumun davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır. II. Karşı oy gerekçesi: 2. Belirtmek gerekir ki Sayın ÖZEKES’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu Kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, .../ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).” 3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi Mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir. 4. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. 5. Usulü kazanılmış hakkın iki unsuru vardır. 5.1. Bunlardan birincisi, bir hakkın usulü kazanılmış hak oluşturması için bu hakkın doğması ve yargılama sırasında oluşması gerekir. Nasıl doğmamış bir hak için vazgeçilmeyeceğine göre doğmayan bir hak da usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Ücrete ilişkin veri kaldırmadan veya bozmadan sonra değiştiğine ve doğduğuna göre, usulü kazanılmış hakkın bu unsuru gerçekleşmeyecektir. 5.2. İkinci unsur ise uyulması zorunlu (sınırlandırılmış) olan bir hakkın varlığıdır. Hakkın doğmuş olması yanında, lehine hak doğan tarafın açıkça kendi-sini sınırlamış olması gerekir. Alınan kusur raporuna, sürekli iş göremezlik oranına ve ücrete itiraz etmeme, tarafın kendisini sınırladığı anlamına gelmez. Kısaca taraf kendini sınırlamış, kısaca uyulmasını zorunlu kılmış ise usulü kazanılmış hak oluşacaktır. Taraf maddi hakka ilişkin açıkça kendini sınırlayacak ve örneğin bu ücret üzerinden, bu kusur üzerinden hesabı kabul ediyorum şeklinde beyanda bulunması gerekir. Bozmadan önce doğru verilerle tazminat hesaplandığından, davacının kendisini sınırladığından söz edilemeyeceği gibi uyulmazı zorunlu bir hak da bulunmamaktadır. 6. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira; 7. Maddi tazminat hesapları yapılırken, işlemiş devrenin en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur. 8. Sürekli iş göremezlik oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz. 9. Belirtmek gerekir ki kaldırma veya bozma kararından sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf kaldırmadan veya temyizden önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret kaldırmadan veya bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı istinaf ve temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar istinaf veya temyiz nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak kaldırma veya bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Kaldı ki bilinen dönem dönem kural olarak kaza ile hükme esas alınan rapor tarihi arasındaki süreyi kapsamalı ve karar tarihine yakın tarihte rapor alınmalıdır. 10. Ayrıca yararın denkleştirilmesi kadar, zararın da denkleştirilmesi önemlidir. Bunun içinde işlemiş devrenin yargılama sonuna kadar yürütülmesi, usulü müktesep hakkın oldukça sınırlı uygulanması, tazminatın karar tarihine yakın tazminata esas veriler dikkate alınarak hesaplanması ve böylece tazminat alacaklısının munzam zararının giderilmesi gerekir. III. Sonuç: 11. Tazminatın asgari ücrete ilişkin işlemiş devrenin de ileri çekilmemesi yönündeki gerekçe yasal değldir. Zira kaldırma kararı sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından ortadan kaldırılan kararı davacının temyiz etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır. Çoğunluğun usulü müktesep hakkın gözetilmesi gerektiği yönündeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.