Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/8724 E. 2026/5745 K. – İş Kazasından

Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/8724
Karar No
2026/5745
Karar Tarihi
Konu
İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/186 E., 2025/401 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Hatay 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/725 E., 2024/212 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmek ve davacı vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 28.04.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davacı adına Av. ... geldi. Davalı ... İnş. Taah. Nak. Tur. ve Tic. Ltd. Şti. adına gelen olmadı, vekilinin mazeret dilekçesi gönderdiği görüldü. Davalı ... Grup Gayrimenkul Emlak İnş. San. Tic. Ltd. Şti. adına gelen olmadı. Gelenin yüzüne karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklaması dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili asıl dava dosyasında özetle; davacının davalı ... İnş. Taah. Nak. Tur. ve Tic. Ltd. Şti. sigortalısı olarak .. ilinde bulunan konut kaba inşaatında kalıpçı ustası olarak çalıştığı sırada 26.11.2016 tarihinde inşaatın 3. katının kiriş kalıbını çakarken üzerine bastığı kalıp tahtasının yerinden çıkması nedeniyle yaklaşık 2,5 metre yükseklikten düşerek belinde kırıklar oluşacak şekilde yaralandığını, olayın iş kazası olduğunu ve kazanın davalının kusurlu davranışlarından kaynaklandığını ileri sürerek 3.000,00 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili birleşen dava dosyasında özetle; aynı iş kazası nedeniyle 150.000,00 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın davalı ... Grup Gayr. Eml. İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’den tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili, 15.02.2021 tarihli hesap raporunun tebliğinden sonra asıl ve birleşen dava dosyalarında talep ettiği maddi tazminat miktarını 323.400,00 TL’ye artırmış; daha sonra 27.02.2024 tarihli ek hesap raporu üzerine 04.03.2024 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini 2.467.026,71 TL’ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalılar vekilleri özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararda özetle; davacının 26.11.2016 tarihli iş kazası sonucu %38,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelmesinde davacının %20, asıl dava dosyası davalısı ... İnş. Taah. Nak. Tur. ve Tic. Ltd. Şti.’nin %40, birleşen dava dosyası davalısı ... Grup Gayr. Eml. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. ile ihbar olunan ... İnşaat şirketinin birlikte %40 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle asıl ve birleşen dava dosyalarında davacının maddi tazminat istemlerinin kabulüne ve davacı lehine 35.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı ... Grup Gayr. Eml. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. yönünden savunma hakkının kısıtlanması, tüm taraflar yönünden kusur raporuna itirazların değerlendirilmemesi ve hesap raporuna itirazların değerlendirilmemesi nedenleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen son kararında özetle; kaldırma kararı sonrasında alınan raporlar doğrultusunda davacının 26.11.2016 tarihli iş kazası sonucu %38,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelmesinde davacının %20, asıl dava dosyası davalısı ... İnş. Taah. Nak. Tur. ve Tic. Ltd. Şti.’nin %40, birleşen dava dosyası davalısı ... Grup Gayr. Eml. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. ile ihbar olunan ... İnşaat şirketinin birlikte %40 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle asıl ve birleşen dava dosyalarında davacının maddi tazminat isteminin son artırılan 2.467.026,71 TL üzerinden kabulüne ve davacı lehine 60.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 10.06.2024 tarihli son kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve 15.02.2021 tarihli hesap raporu doğrultusunda davacı lehine 323.400,00 TL maddi tazminat ile 60.000,00 TL manevi tazminatın hüküm altına alınmasına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; maddi tazminat hesabında hüküm tarihine en yakın tarihe kadar yürürlüğe giren ücret unsurlarının gözetilmesi gerektiğini, hesap raporlarına süresinde itiraz edildiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin maddi tazminat hesabına yönelik gerekçesinin yeterli ve isabetli olmadığını, ücret ve maddi tazminat tutarının hatalı belirlendiğini, asıl ve birleşen dava dosyaları yönünden karşı vekâlet ücretlerine ayrı ayrı hükmedilmesinin hatalı olduğunu ve hükmedilen manevi tazminatın az olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... Grup Gayr. Eml. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirket işçisi olmadığını, müvekkili şirketin kusurunun ve hukuki sorumluluğunun bulunmadığını, kusur oranlarının hatalı belirlendiğini, gerekçeli kararda müvekkili şirketin kusur oranının hatalı yazıldığını, davacının maluliyet durumunun ve maddi zararının hatalı belirlendiğini, ücretin ispatlanmadığını, pasif dönem hesabının ve ilk peşin sermaye değeri mahsubunun hatalı olduğunu ve hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... İnş. Taah. Nak. Tur. ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmediğini, teselsül hükümlerinin uygulanmasının hatalı olduğunu, maluliyete ilişkin itirazlarının karşılanmadığını, maluliyet ve kusur durumu netleştirilmeden manevi tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Taraf vekillerinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 110. maddesinde düzenlenen dava yığılmasının, diğer bir ifadeyle objektif dava birleşmesinin söz konusu olduğu hâllerde, her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacı vekilince asıl ve birleşen dava dosyalarında toplam 150.000,00 TL manevi tazminat talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince davacı lehine 60.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, Bölge Adliye Mahkemesince de bu miktarın değiştirilmediği anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesinin 27.02.2025 tarihli karar tarihi itibarıyla davacı vekili yönünden temyize konu edilen reddedilen 90.000,00 TL manevi tazminat miktarı ile davalılar vekilleri yönünden temyize konu edilen 60.000,00 TL manevi tazminat miktarı, uygulanması gereken temyiz kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL’nin altında kaldığından, taraf vekillerinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. 2.Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesinde Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından; .. ili, .. Mahallesi, 22013 Sokak, 7 39... parselde bulunan birleşen dava dosyası davalısı ... Grup Gayr. Eml. İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’ye ait arsa üzerinde yapılacak konut kaba inşaatı işinin ihbar olunan ... İnş. Şti.’ye, ihbar olunan ... İnş. Şti. tarafından da davalı ... İnş. Taah. Nak. Tur. ve Tic. Ltd. Şti.’ye verildiği, davacının davalı ... İnş. Taah. Nak. Tur. ve Tic. Ltd. Şti. sigortalısı ve kalıpçı ustası olarak çalıştığı, 26.11.2016 tarihinde inşaatın 3. katının kiriş kalıbını çakarken üzerine bastığı kalıp tahtasının yerinden çıkması nedeniyle yaklaşık 2,5 metre yükseklikten düşerek belinden yaralandığı, olayın Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edildiği, davacının sürekli iş göremezlik oranının %38,20 olarak belirlendiği, aşamalarda alınan 15.02.2021 tarihli ilk hesap raporunda, %20 müterafik kusur, %38,20 sürekli iş göremezlik oranı, PMF bakiye ömür tablosu ve yalnız odanın bildirdiği emsal ücret esas alınarak davacının maddi zararının 323.400,98 TL olarak belirlendiği, davacı vekilinin bu rapora süresinde ücret yönünden itiraz ettiği ve aynı gün asıl ve birleşen dava dosyalarındaki maddi tazminat istemlerini 323.400,00 TL’ye artırdığı, Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararı sonrasında alınan 10.11.2023 tarihli hesap raporunda, yıllara göre tespit edilen emsal ücretler esas alınarak davacının maddi zararının bu kez 1.943.911,65 TL olarak belirlendiği, davacı vekilinin bu rapora süresinde itiraz ettiği, Mahkemece verilen 08.01.2024 tarihli ara karar sonrasında alınan 22.01.2024 tarihli hesap raporunda ise pasif dönem dahil asgari ücretin 3,376 katı ücret üzerinden hesaplama yapıldığı ve davacının maddi zararının 4.337.017,43 TL olarak belirlendiği, anılan hesap raporunun 24.01.2024 tarihli celsede davacı vekiline elden tebliğ edildiği, davacı vekilinin beyanda bulunmak üzere süre istediği, mahkemece davacı vekiline aynı celsede beyanda bulunmak üzere süre 2 haftalık süre verildiği, davacı vekilince süre geçtikten sonra 09.02.2024 tarihli itiraz dilekçesinin ibraz edildiği, bu aşamadan sonra alınan 27.02.2024 tarihli ek hesap raporunda ise pasif dönem ücreti asgari ücrete çekilerek davacının maddi zararının 2.467.026,71 TL olarak belirlendiği, İlk Derece Mahkemesince bu tutar esas alınarak hüküm kurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince, kaldırma ilamından önce emsal ücret araştırması yapıldığı, ilk aktüerya raporunda İnşaatçılar ve Boyacılar Odasından gelen emsal ücret araştırmasına göre davacının asgari ücretin 1,947 katı ücret aldığı kabulünün doğru olduğu, kaldırma ilamı sonrasında yapılan emsal ücret araştırmasında emsal ücretlerin yakın geldiği, değişen yeni durum bulunmadığı ve bu yönlü kaldırma yapılmadığı gerekçeleriyle davalılar vekillerinin istinaf başvuruları kabul edilerek 15.02.2021 tarihli ilk hesap raporunda belirlenen 323.400,00 TL maddi tazminatın hüküm altına alınması gerektiğinden bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık maddi zararın belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesinin önceki kaldırma kararında hesap raporuna yönelik itirazların değerlendirilmemesi de kaldırma nedeni yapılmış olup, davacı vekilinin ilk karara karşı ibraz etmiş olduğu istinaf dilekçesinde maddi tazminat hesabına ve ücrete yönelik itirazları da bulunmaktadır. Bu nedenle, Bölge Adliye Mahkemesince, hesap raporu ve ücret tespiti yönünden kaldırma bulunmadığı ve değişen yeni durum olmadığı gerekçesiyle 15.02.2021 tarihli ilk hesap raporuna itibar edilerek sonuca gidilmesi isabetli olmamıştır. Öte yandan davacının kalıpçı ustası olarak çalıştığı sırada kazalandığı, davacının mesleki vasfı, yaşı, yaptığı işin niteliği ve dosyada ücret yönünden mevcut itirazlar birlikte değerlendirildiğinde, yalnız meslek odasından gelen emsal ücret cevabına göre davacının gerçek ücretinin belirlenmesi hatalıdır. Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş; sigortalının yaptığı iş, yaşı ve kıdemi belirtilmek suretiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından ve Türkiye İstatistik Kurumundan bilinen devrede sigortalının alabileceği ücretleri sormak, elde edilecek sonuçları dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirerek davacının gerçek ücretini tereddütsüz biçimde belirlemek, davacının maddi zararını yeniden hesaplatmak, düzenlenecek yeni hesap raporunda davacı vekilinin 22.01.2024 tarihli hesap raporuna süresinde itiraz etmediği gözetilerek anılan raporun bilinen (iskontosuz) ve bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerini değiştirmeden esas almak, diğer bir deyişle bilinen dönemin ileri çekilmemesi gerektiğini dikkate almak, davalı ... İnş. Taah. Nak. Tur. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ücret yönünden temyiz itirazı bulunmadığını ve taraflar yararına oluşan diğer usulî kazanılmış hakları da gözeterek sonucuna göre karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Taraf vekillerinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan REDDİNE, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz eden taraflara iadesine, Davacı avukatı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ın oyları ve oy çokluğuyla 28.04.2026 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY I. Temel Uyuşmazlık: 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “ilk derece mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi tazminata esas unsularından davacının daha önce rapora itiraz etmediği belirtilerek tarafların temyizi üzerine tazminata esas ücretin araştırılması yönünde bozulması üzerine bozmadan sonra tazminata esas ücretin asgari ücret oranlarındaki artış dikkate alınıp alınmayacağı, bu durumun davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır. II. Karşı oy gerekçesi: 2. Belirtmek gerekir ki Sayın ÖZEKES’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, .../ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).” 3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir. 4. sı: 2019/8609 Genel Kurul Kararı. R.G. Tarih ve Sayı: 20/5/2024-32551) son verdiği kararda açıkça; "Kural olarak tarafların ya da mahkemenin bir hukuk yargılamasıyla ilgili herhangi bir usul işlemi gerçekleştirebilmesinin ön şartı hukuken o yargılamanın başlaması, başka bir ifadeyle davanın açılmış olmasıdır. Dolayısıyla davanın açılması suretiyle yargılamanın henüz başlamadığı bir aşamada kişiler veya idari merciler tarafından gerçekleştirilen ya da dâhil olunan iş ve işlemlerin teknik olarak bir yargılama usulü işlemi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. ... Bu itibarla mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinde 6100 sayılı Kanun'un 281. maddesinin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir. Anılan Kanun hükmüne göre tarafların bilirkişi raporunun kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz etme, bu suretle raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını ya da yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep etme hakları bulunmaktadır. Keza mahkeme de aynı mülahazalarla resen bilirkişiden ek rapor isteme yoluna gidebilecek ya da gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bir bilirkişi görevlendirerek tekrar inceleme de yaptırabilecektir. Söz konusu hükmün gerekçesinde "Burada rapora itiraz için taraflara tanınmış bulunan onbeş günlük süre, kesin süredir; hak düşürücü bir nitelik taşır. Dolayısıyla, taraflar, bu süre içerisinde, itirazlarını dile getirmez ise bilirkişi raporu, onlar bakımından kesinleşir; yani taraflar rapora itiraz olanağını tümüyle kaybederler. Ancak, anılan hâl, mahkemenin, ihtiyaç duyuyorsa, bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yetkilerini kullanmasına, yani bilirkişiden re’sen ek rapor talep etmesine veya inceleme yaptırmak üzere yeni bir bilirkişi atamasına herhangi bir engel oluşturmaz." ifadelerine yer verilmiştir. Gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde söz konusu kanun hükmü ile bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz etmeyen tarafın artık rapora itiraz etme imkânını yitireceğinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna karşılık anılan hükmün usule ilişkin bir işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi hâline, rapora itiraz etmeyen tarafın maddi hukuka yönelik bir hakkını ya da o hakkı aynı davada talep etme imkânını sona erdirecek veya diğer taraf lehine bu nitelikte bir hakkın doğmasına yol açacak biçimde sonuç bağladığı söylenemez. Başka bir anlatımla bilirkişi raporuna itiraz biçimindeki usul işleminin yapılmamasının ortadan kaldırabileceği tek hak, yine usuli bir hak olan, rapora itiraz etme hakkıdır. Nitekim Kanun’un 94. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da ifade edildiği üzere tarafın kesin süre içinde yapması gereken bir işlemi süresi içinde yapmaması, sadece o işlemi yapma hakkını ortadan kaldırabilir. Aksi yöndeki kabul Kanun’un 281. maddesinin (3) numaralı fıkrasının mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceği biçimindeki hükmünü anlamsız ve işlevsiz kılacağı gibi kanunun kendi hükümleri arasında da çelişki oluşturacaktır. Dolayısıyla bilirkişi raporuna itirazla ilgili anılan usul kuralından bir tarafın alacağını talep edemeyeceği anlamının çıkarılması kuralın öngörülemez biçimde yorumlanması suretiyle ulaşılan bir sonuç olacaktır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 55). .... Yargılama sürecinde düzenlenen bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil edeceği sonucunun bağlanmasının yargılamanın taraflarca titizlikle takip edilmesi suretiyle usul ekonomisinin temin edilmesi amacına yönelik olduğu söylenebilir. Yargılama öncesinde düzenlenen ve hukuki delil olarak mahkemeye sunulan raporlar yönünden de aynı uygulamanın yapılması ise yargılama başladığında bu rapora dair itirazlarını dile getiren tarafın kendi itirazı dolayısıyla daha aleyhe oluşabilecek bir durumun önüne geçilmesine, başka bir ifadeyle rapora itiraz şeklinde bir usul işlemini yapan tarafın bu işleminden kendisinin değil karşı tarafın -itirazı yapan aleyhine- yararlanmasının engellenmesine ve bu suretle itiraz edenin haklarının korunmasına yönelik olabilir. Zira rapora itiraz eden taraf, kendi itirazı sonucunda itiraz öncesi duruma nazaran daha aleyhine olacak bir durumla karşılaşacak olursa bu onun itiraz hakkını kullanmaktan imtina etmesine yol açabilecektir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 59). ....Yargılama sürecinde düzenlenen bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil edeceği sonucunun bağlanmasının yargılamanın taraflarca titizlikle takip edilmesi suretiyle usul ekonomisinin temin edilmesi amacına yönelik olduğu söylenebilir. Yargılama öncesinde düzenlenen ve hukuki delil olarak mahkemeye sunulan raporlar yönünden de aynı uygulamanın yapılması ise yargılama başladığında bu rapora dair itirazlarını dile getiren tarafın kendi itirazı dolayısıyla daha aleyhe oluşabilecek bir durumun önüne geçilmesine, başka bir ifadeyle rapora itiraz şeklinde bir usul işlemini yapan tarafın bu işleminden kendisinin değil karşı tarafın -itirazı yapan aleyhine- yararlanmasının engellenmesine ve bu suretle itiraz edenin haklarının korunmasına yönelik olabilir. Zira rapora itiraz eden taraf, kendi itirazı sonucunda itiraz öncesi duruma nazaran daha aleyhine olacak bir durumla karşılaşacak olursa bu onun itiraz hakkını kullanmaktan imtina etmesine yol açabilecektir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 59). ... Hâkimin taraflardan birinin talebi ya da resen gördüğü lüzum üzerine aldığı bir bilirkişi raporunu, yargılama öncesinde alınmış bir bilirkişi raporuyla ilgili olarak karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle hükme esas alamayacağını kabul etmek hâkimin uyuşmazlığın çözümü için gerekli delilleri değerlendirmesi hususundaki takdirinin ortadan kaldırılması ve onun aslında bu deliller sayesinde tespit ettiği maddi bir gerçeği ve buna bağlı olarak oluşması gereken hukuksal durumu hüküm altına almasının engellenmesi sonucunu doğurur. Başka bir anlatımla böyle bir durumda bireyin hakkının varlığı dava sürecinde olgusal bir gerçeklik olarak da tespit edilmesine rağmen bu gerçeklik bizzat o hakkın teslimi amacıyla başvurulan yargı mercii tarafından yok sayılmış, görmezden gelinmiş olur. Kişinin maddi hukuka göre sahip olduğu bir hakkın dava vasıtasıyla elde edilmesi bir yana salt usuli gerekçelerle yargı kararıyla görmezden gelinmesi ise dava açma kavramının temel mantığıyla bağdaşmadığı gibi dava açılmasını anlamsız hâle getirir ve karşı tarafın gerçekte sahibi olmadığı bir hakkı usuli uygulamalar sayesinde elde etmesi gibi hakkaniyetsiz bir sonuca yol açabilir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. ... Özgan ve Şule Özgan, § 70)". 5. Nitekim Anayasa Mahkemesinin ilke kararlarını esas alan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'da son kararlarında "davacının hesap bilirkişi raporuna açık ve gerekçeli itirazının olmamasının raporu kabul ettiği anlamı taşımadığı, davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunun kabulüne olanak bulunmadığı ayrıca usule ilişkin bir işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesinin rapora itiraz etmeyen davacının maddi hukuka ilişkin bir hakkını sona erdirecek nitelikte yorumlanamayacağı" gerekçesi ile usulü kazanılmış hak olmayacağına karar vermiştir. (Y. HGK. 06.05.2026 tarih ve 2025/180 E, 2026/294 K. ,Y. HGK. 06.05.2026 tarih ve 2025/10-243 E, 2026/295 K., Y. HGK. 06.05.2026 tarih ve 2025/10-305 E, 2026/298 K. ve Y. HGK. 06.05.2026 tarih ve 2026/10-129 E, 2026/299 K. 6. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. 7. Usulü kazanılmış hakkın iki unsuru vardır. 7.1. Bunlardan birincisi, bir hakkın usulü kazanılmış hak oluşturması için bu hakkın doğması ve yargılama sırasında oluşması gerekir. Nasıl doğmamış bir hak için vazgeçilmeyeceğine göre doğmayan bir hak da usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Ücrete ilişkin veri kaldırmadan veya bozmadan sonra değiştiğine ve doğduğuna göre, usulü kazanılmış hakkın bu unsuru gerçekleşmeyecektir. 7.2. İkinci unsur ise uyulması zorunlu (sınırlandırılmış) olan bir hakkın varlığıdır. Hakkın doğmuş olması yanında, lehine hak doğan tarafın açıkça kendi-sini sınırlamış olması gerekir. Alınan kusur raporuna, sürekli iş göremezlik oranına ve ücrete itiraz etmeme, tarafın kendisini sınırladığı anlamına gelmez. Kısaca taraf kendini sınırlamış, kısaca uyulmasını zorunlu kılmış ise usulü kazanılmış hak oluşacaktır. Taraf maddi hakka ilişkin açıkça kendini sınırlayacak ve örneğin bu ücret üzerinden, bu kusur üzerinden hesabı kabul ediyorum şeklinde beyanda bulunması gerekir. Bozmadan önce doğru verilerle tazminat hesaplandığından, davacının kendisini sınırladığından söz edilemeyeceği gibi uyulmazı zorunlu bir hak da bulunmamaktadır. 8. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira; 9. Maddi tazminat hesapları yapılırken, işlemiş devrenin en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur. 10. Sürekli iş göremezlik oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz. 11. Belirtmek gerekir ki kaldırma veya bozma kararından sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf kaldırmadan veya temyizden önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret kaldırmadan veya bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı istinaf ve temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar istinaf veya temyiz nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak kaldırma veya bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Kaldı ki bilinen dönem dönem kural olarak kaza ile hükme esas alınan rapor tarihi arasındaki süreyi kapsamalı ve karar tarihine yakın tarihte rapor alınmalıdır. 12. Ayrıca yararın denkleştirilmesi kadar, zararın da denkleştirilmesi önemlidir. Bunun içinde işlemiş devrenin yargılama sonuna kadar yürütülmesi, usulü müktesep hakkın oldukça sınırlı uygulanması, tazminatın karar tarihine yakın tazminata esas veriler dikkate alınarak hesaplanması ve böylece tazminat alacaklısının munzam zararının giderilmesi gerekir. III. Sonuç: 11. Tazminatın asgari ücrete ilişkin işlemiş devrenin de ileri çekilmemesi yönündeki gerekçe yasal değldir. Zira kaldırma kararı sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından ortadan kaldırılan kararı davacının rapora etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır. Davacının bu yöndeki temyizi yerindedir. Çoğunluğun usulü müktesep hakkın gözetilmesi gerektiği yönündeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/8724, K. 2026/5745, T. 28.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2025-8724-e-2026-5745-k-49c4b5a39b8d