Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/17662 E. 2026/5076 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/17662
- Karar No
- 2026/5076
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/394 E., 2025/1484 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İpsala 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2023/272 E., 2024/277 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 01.03.1999-15.02.2000 tarihleri arasında çalıştığının tespitine, sigorta başlangıç tarihinin 01.03.1999 olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II.CEVAP 1.Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Şirketin 01.01.1999 tarihinde kurulduğunu, Şirketin tüm idari işleyişinin vefat edene kadar şirket yetkilisi ... tarafından yürütüldüğünü, şirket yetkilisi ..'in 03.05.2021 tarihinde vefatı ile idari işleyiş ve temsil yetkisinin kızı ...'a geçtiğini, kendisinin ancak 2016 yılı ve sonrası ile ilgili bilgi sahibi olduğunu, müvekkili şirketin idari işleyişinden sorumlu ...'ın davacının çalıştığını iddia ettiği dönem (01.03.1999-15.02.2000) ile ilgili herhangi bir bilgisi olmadığını karar verilmesini talep etmiştir. 2. Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, Hukuk Genel Kurulunun 2023/10-224 E. ve 2023/265 K. Sayılı ilamı ile içtihadın değiştiğini, işe giriş bildirgesi olsa dahi hak düşürücü sürenin kesilmemiş olduğuna karar verildiğini, dolayısı ile davacının davasını süresinde açmadığını, yazılı evraklarla talebin çelişkili olduğunu, davacının 2000 yılında davalı Şirket tarafından sigortalı gösterildiğini ve yaklaşık 23 yıldır sigortalı olduğunu, Kurum kapsamında ne kadar süreyle çalışmış olduğunun Kurum kayıtları ile sabit olduğunu, Kurum kayıtlarının karine olması sebebiyle de davacının bu sürekli çalışma iddiasının yazılı delillerle ispat edilmesi gerektiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Fer'i müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece hak düşürücü süre itirazlarına değinilmediğini, Kurum kapsamında ne kadar süreyle çalışmış olduğunun Kurum kayıtları ile sabit olduğunu, Kurum kayıtlarının karine olması sebebiyle davacının bu sürekli çalışma iddiasının da yazılı delillerle ispat edilmesi gerektiğini belirterek, temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre fer'i müdahil Kurum vekilinin aşağıdaki paragraflar kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık niteliği ise anılan Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine göre hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılmakla ve 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca (506 sayılı Kanun'un 2 ve 6) çalışmaya başladıkları tarihten itibaren edinilir. Söz konusu sigortalılık niteliği anılan Kanun'un 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca hizmet akdinin sonlandığı tarihte sona erer. 3. Anayasa'nın 60. maddesinde yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. 4. 506 sayılı Kanun'un mülga 79. maddesi uyarınca Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu düzenleme davaya konu bir kısım hizmetlerin geçtiği dönemde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinde de korunmuştur. Bu yönde, anılan maddelerde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. 5. Bir başka anlatımla sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi veya çalışmaların Kurum tarafından tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. 6. Sigortalı işçi ile işveren arasındaki işçilik alacağına ilişkin davalarda verilerek kesinleşen kararlar Sosyal Güvenlik Kurumu taraf olmadığından hizmet tespiti davalarında Kurum yönünden kesin hüküm oluşturmaz. Ancak Mahkemece göz önünde bulundurulması gereken bir güçlü delil niteliğindedir. 7.Somut olayda davacı 01.03.1999-15.02.2000 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde hizmet akdine tabi olarak kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Davacının davalıya ait iş yerinden 15.02.2000 - 30.06.2011, 05.07.2011 - 31.01.2015, 17.04.2015 - 27.12.2017, 28.12.2007 - 31.12.20 18... .11.2019 - 13.03.2025 tarihleri arasında bildirimleri bulunmaktadır. Davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, bildirime konu 15.02.2000 - 30.06.2011, 05.07.2011 - 31.01.2015, 17.04.2015 - 27.12.2017, 28.12.2007 - 31.12.20 18... .11.2019 - 13.03.2025 tarihleri dışında işveren tarafından Kuruma verilmediği, çalıştığının da Kurumca tespit edilmediği, davaya konu dönemde 506 (5510) sayılı Kanun kapsamında davalı adına tescilli iş yerleri olduğu açıktır. Ne var ki davacının çalışmasının başlangıç tarihi ve kesintisiz devam ettiği olgusu duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmiş değildir. 8.Davacının 15.02.2000 - 30.06.2011, 05.07.2011 - 31.01.2015, 17.04.2015 - 27.12.2017, 28.12.2007 - 31.12.20 18... .11.2019 - 13.03.2025 tarihleri arasında iş yerlerinden bildirimleri bulunmakta olup davacının çalışmasının kesintiye uğradığının anlaşılması halinde dava tarihine göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediğinin yapılacak yargılamada Mahkemece nazara alınması gerekir. 9.Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oy çokluğuyla 20.04.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık hizmet tespit davasında 01.03.1999-30.06.2011 tarihleri arasında blok çalışması daha sonra da kısa süreli ara verme olsa da 13.03.2025 tarihine kadar çalışmaları olduğunu iddia eden, ancak 15.02.2000 tarihinden sonra hizmeti kuruma bildirilen davacı sigortalının bildirim tarihi 15.02.2000 öncesi hizmetinin hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır. 2. Somut uyuşmazlıkta davacının hizmeti 15.02.2000 tarihinde davalı işveren üzerinden kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Mahkemece blok çalışmada davanın kısmen kabulü ile 20.06.1999-15.02.2000 tarihleri arası çalışmanın tespitine karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine ise Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir. 3. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine çoğunluk tarafından davacının 2025 yılına kadar ki çalışmalarında bildirimlerin aralıklı olduğu, kesinti kabul edilmesi halinde 15.02.2000 öncesi için hak düşürücü sürenin değerlendirilmesi gerektiği, gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. 4. Çalışmanın blok çalışma niteliğinde olması yani kesintisiz devam etmesi halinde hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi, mevsimlik çalışmanın bulunması ve bu çalışmanın yıllar itibariyle kesintisiz sürdüğünün kabulü halinde de çalışılmayan dönemde hizmet akdi askıda olduğundan hükme esas alınan 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak, mevsimlik çalışmanın sona erdiği yılın sonu esas alınması gerekir(Y. HGK. 01.07.2019 tarih ve 2016/21-1238 E, 2019/834 K). Belirtmek gerekir ki “hak düşürücü süre, bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörülmüştür. Belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti hâlinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir. Sigortalının kayda dayanan çalışması bildirilmiş veya kurumca saptanan çalışması var ise bu bildirilen veya saptanan hizmeti ile blok çalışmanın da zamanaşımına uğramadığı kabul edilmelidir. 5. Dairemizin 2021/10293 E, 2022/1056 Karar sayılı karşı oy gerekçelerinde ayrıntılı olarak açıklandığı gibi blok çalışmalarda kuruma bildirilen süre var ise sonraki çalışma için hak düşürücü süreye uğramaz kabulü önceki çalışma içinde kabul edilmeli ve hak düşürücü süre uygulanmamalıdır. Davacının 20.06.1999 tarihi ile sonrası kayda giren 15.02.2000 tarihini takip eden çalışmaları blok çalışmaya dayanmaktadır. Her ne kadar 2011 yılında beş gün, 2015 yılında yaklaşık 3 ay, 2018 yılında 10 ay ara verme var ise de 2011 öncesi blok olduğu gibi çalışmalar arasında başka yerde çalışmaları olmayıp, arada beş yıllık süre de geçmemiştir. Blok çalışmanın bölünmezliği söz konusudur. Bu nedenle çoğunluğun hak düşürücü süre yönündeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.